Yılın tüm yorgunluğunu geride bırakmak üzere rotamızı Leros´a çevirdik. Ege´nin sularında denizin, güneşin ve ada yaşamının tadını çıkardığımız bir tatili daha geride bıraktık.
30 senedir birlikte seyahat ettiğimiz, BTS grubumuzun üyeleriyle bir araya geldiğimizde, en büyük keyfimiz, ileri tarihlerde yapmayı planladığımız seyahatlerin hayallerini kurup programını yapmaktır.
Aramızdan bir arkadaşımız Yunanistan’ın Leros Adası’nın çok keyifli olduğunu anlattı. Bu sene kaçamak yapıp Yunanistan'ın bu güzel adasına bir tatil yapalım fikrini ortaya attı. Eylülün ilk haftası için planladığımız seyahatin programı İstanbul-Bodrum uçak biletini almakla başladı. Salı sabahı İstanbul’dan Bodrum’a uçup o günü Bodrum'da geçirdikten sonra ertesi sabah Leros'a gitmeyi planladık. Sonrasında yapmamız gereken Bodrum Turgutreis’ten Leros'a giden İDO gemisine yer ayırmaktı. O iş de tamamlandı. Daha önce giden arkadaşımızın çok gitmek istediği ama doluluk yüzünden bir türlü yer ayıramadığı Alinda Otel’e e-posta gönderdik. Şansımız yaver gidiyor işlerimiz yolundaydı. Alinda Otel’den de o tarihler için okey gelmişti. Her zaman olduğu gibi sohbet ve şakayla başlayan bu hayalimizin ilk adımını atmıştık.
Ertesi gün, ilk işim Bodrum Turgutreis Marina’sında bir otel ayarlamaktı. Sabah 09.00 feribotuna yetişmemiz için kalacağımız yerin uzak olmaması gerekliydi. Araştırmalarımda tam marinanın karşısında, feribota 400 metre yürüme mesafesinde küçük, sempatik güzel bir otele rezervasyon yaptım. Daha sonra Leros Adası’ndaki rent-a-car sitelerinde dolaşıp araba kiralamak için araştırmalara başladım. Beş gün için 200 Euroya araba buldum. İki rezervasyon yaptım.
Tüm rezervasyonlar hallolduktan sonra sırada Leros’ta yapılacakların programı vardı. Her zamanki gibi önce YouTube'dan Leros Adası ile ilgili programları izlemeye başladım, ardından gezilecek, yemek yenecek ve gidilecek plajları not almaya başladım.

Gemi Agia Marina’ya yanaşıyordu. Otelimiz Alinda bölgesindeydi. Pandelli bölgesinin denizini, plajlarını, restoran ve kafelerini çok beğeniyorlardı. Adanın arka tarafındaki Lakki bölgesi mimarisi ile daha çok İtalyan tarzındaymış. Her bölgede farklı ve çok güzel restoranları, aynı zamanda harika gün batımı izlemek için tavsiye edilen barları notlarıma ekledim.
Leros’ta ilk gün
Beklenen günün sabahı Bodrum’da uyanıp kahvaltı etmeden marinaya yollandık. Otelden erken çıkacağımızı duyan resepsiyon görevlisi, yolluk sandviçler hazırladı bizlere. Marinaya vardığımızda önce check-in işlemini yaptırıp gemiye biniş saatini bekledik. Saat tam 9.00’da hareket ettik. Otelden ikram edilen sandviçlerimizi gemiden aldığımız çay ile seyir sırasında yedik. Yaklaşık 55 dakika sürdü yol. İniş, gümrük, pasaport derken yaklaşık 45 dakika daha zaman geçti. 11.00’e doğru Agia Marina’dan çıktığımızda kapıda kiraladığımız araçlar görevli ile bizi bekliyordu. Otele girişimizi yapıp çantaları odaya çıkardıktan sonra kendimizi otelin önündeki sahile atıp şezlonglara yerleştik. Deniz pırıl pırıl, hava sıcak ancak esen rüzgâr sıcağı hissettirmiyordu. Gün boyunca deniz, güneş ve atıştırmalıklarla zaman geçirdik. Akşam yemeğine kadar valizimizi yerleştirip duşumuzu alıp dinlendik. Saat 20.30’da otelimizin restoranı Xenonas’a indik. Cuma ve cumartesi akşamları canlı müzik olduğundan ilk akşamımızı müzik eşliğinde otelde yedik. İlk akşam heyecanı ile klasik mezeliklerimizi ısmarladık. Tzaziki, Feta Sağanaki, Grek Salat, bir iki deniz mahsulü tuzlu balık ve fırında üstü kaşerli soslu patlıcan… Bu meze hepimizden 10 numara almıştı. Tekmili fava ile başladık, tabii ki söylemeye gerek yok bunların eşlikçisi mavi etiket ‘Ouzo Barbayanni’. Klavye ve buzukiden oluşan üç kişilik orkestra harika şarkılar çalıp turist ve adada yaşayan restoranın müdavimlerini harika eğlendirdi. Keyifli ve mutlu bir şekilde geceyi sonlandırdık.

Güne keyifli bir başlangıç
Leros’taki ikinci günümüze otelde yaptığımız kahvaltıyla başladık. Bize çok ilginç gelen ama çok da hoşumuza giden bir uygulama vardı kahvaltıda. Garson ne istediğimizi yazdı; örneğin yumurtayı nasıl istersiniz, peynir, zeytin, domates, salatalık ister misiniz gibi… Örneğin ben domates söğüş istedim; bir başka arkadaş domates, salatalık ve biberden oluşan salata istedi. Kimimiz pancake, kimimiz kızarmış ekmek, bazıları taze ekmek tercih etti. Anlayacağınız ortaya serpme kahvaltıyı koyacağına israfı önlemek için istediklerimizi getirdi. İki çeşit reçel ve bal her seferinde masaya kondu. Paskalya çöreği gibi bir kek her sabah servis edildi. Ağaçlar altında sabah serinliğinde harika bir kahvaltı ettik. Kahvaltı sonrası otelden hareket edip adanın arka tarafında denizin içindeki bir kaya üstüne inşa edilen Agios İsidoros Şapeli’ne gittik. Çok ilginç, farklı bir şapeldi.
Şapelden ayrılık günümüzü geçireceğimiz Pantelli bölgesine gittik.

Yan yana sıralanan plajlardan birine havlularımızı serdik. Otelimizin önündeki deniz ve plajdan pek farkı yoktu. Ancak yeni bir yer görmek amaçlı değişik bir bölge gezmek için gidilebilir Pandelli’ye. Akşamüstü 18.00 gibi çıktık plajdan. Otoparktaki arabamıza giderken yol üstündeki pastaneden İtalyan tarzı dondurma ‘gellato’ aldık. Akşam yemeğimizi bu kez Agia Marina bölgesinde yapmaya karar vermiştik. Bu bölgedeki birkaç restorana göz attıktan sonra Bristo Molo Cucina Italiana’da karar kıldık. Gerek rezervasyonumuzu yapıp izahat veren garson kızın yaklaşımı gerek mekânın şirinliği gerekse menünün zenginliği hoşumuza gitti. Otele dönerken bu restorana rezervasyon yaptık. Akşam saat 20.30 civarı önce Agia Marina sokaklarında gezindik daha sonra rezervasyon yaptığımız restoranın caddeye bakan yuvarlak masasına yerleştik.
Başlangıç olarak bruschetta söyledik, salata olarak caprese salatası tercih ettik. Arkadaşların kimi et kimi deniz mahsulleri linguini söyledi. Sevgili Refika’mla güzel bir mantarlı pizza siparişi verdik. Kocaman geleceğini yan masaya yapılan servisten gördüğümüzden ikimiz için bir tane söyledik. Garsonun tavsiye ettiği beyaz şarap eşliğinde harika bir yemek yedik. Yemek sonrası tatlı tercihimizi yolda gördüğümüz Niki Patisserie’den yaptık. Kadayıf, baklava, tiramisu gibi farklı şeyler alıp otele döndük. Plaj kısmında masaların olduğunu görünce tatlılarımızı mehtap ışığında denizin şırıltıları eşliğinde keyifle kaşıkladık.

Lakki’de günbatımı
Adadaki üçüncü günümüzde kahvaltı sonrası Lakki’ye yol aldık. Bölgeye giriş yaptığınızda karşınıza kocaman bir marina çıkıyor. Kasabanın içine doğru yol aldığınızda belli aralıklarla dizilmiş plajları görüyorsunuz. Yaptığım araştırmalara göre Lime Beach’in bu bölgenin en özel plajı olduğunu gördüm. Localar halindeki şezlonglarımıza kurulup kendimizi serin sulara attık. Şu ana kadar adada girdiğimiz en güzel deniz ve plajdı. Localar adeta kendinize özel, denizin suyu akvaryum gibiydi. Denizde yüzerken karşınızdaki ormanlığın görüntüsü koyun güzelliğine güzellik katıyordu. Her güzelin bir kusuru vardır derler ya plajın mutfağı ve yemekleri güzel değildi. O yüzden öğle vakti karnımızı grek salat yiyerek ve bira içerek doyurduk. Adanın en önemli müzelerinden ‘Savaş Müzesi’ Lakki bölgesindeydi. Üç dakika mesafedeki müzeye tek başıma gittim. Gezdikçe bir taraftan savaşın soğuk yüzünü izlerken geriliyor, diğer taraftan bu müzeyi gezmenin keyfiyle coşuyordum. Bir saatlik bir müze molası sonrası tekrar plaja döndüm. Deniz, güneş ve manzara üçlemesinden ayrılmak istemiyordum. Ancak saat 18.30 için Harris Bar’a gün batımını izlemek için rezervasyon yapmıştık. Otele dönüş yapıp tam vaktinde 18.30’da Harris Bar’a vardık. Nefesleri kesen bir manzaraydı, adeta Leros ayaklarınızın altındaydı. Kokteylleri, içkileri unutup peş peşe fotoğraflar çekmeye başladık. Manzara bizi bizden almıştı. Gelenler çok şık, mekân on numaraydı. Müziğiyle, karşılamasıyla Leros’a gideceklerin mutlaka uğraması gereken bir bar. İster gün batımını izlemeye gidin ister yemek sonrası panoramik olarak gece ışıkları altında içkinizi yudumlayın, her saati ayrı güzel.

Akşam yemeği için Panteli’ye indik. Yemek öncesi gün batımının son anlarını izleyip randevu saatimize kadar yemek yiyeceğimiz restoranın birkaç metre mesafesindeki Ammos Bar’da oturup birer kadeh ile yemek öncesi aperatifimizi aldık. Apostolis Psaropoula’da tam denizin üstünde bir masa ayırmıştık. Denizin üstünde yemek bana çok cazip geldiğinden buraya ayırmıştım. Mezeleri, servisi ve konumu harikaydı. Yemek sonrası bir gece evvel otelin önündeki yaptığımız tatlı keyfi çok hoşumuza gittiğinden dönüşte Panteli’deki Niki Patisserie’den tekrar güzel bir tatlı çeşidi alıp otele döndük.

Tatilimizin dördüncü günü listemizde yazılı olan birçok beach, restoran, bar ve kilise, değirmen gibi turistik mekanları görmüştük. Sadece adanın tepesindeki Platanos bölgesindeki Panagiya Kalesi’ne çıkmamıştık. Hatta otelimizin birkaç metre yürüme mesafesindeki kale görünümündeki şimdilerde müze olarak hizmet veren Pyrgos Mpelenh malikanesini fotoğraflamıştık.
O günümüzü Alinda bölgesinde geçirelim dedik. Bir gün evvel Harris Bar dönüşü yolumuzun üstünde harika manzarası olan ve listemde yer alan Dimtris o Karaflas restoranına uğrayıp rezervasyon yapmak istedik. Çok dolu olduğunu istersek iç bölümde masa verebileceğini söyledi. Oraya kadar gitmişken manzarası olmayan kapalı bölümde yemek istemedik. Akşam için yemeği için gün için de başka bir yer ayarlarız dedik. Kahvaltı öncesi Agia Marina’ya gidip arkadaşlar inmeden güzel bir börek çeşidi yaptık. Kahvaltı sonrası otelimizin bölgesi Alinda’nın farklı bir koyunda Alidian Oteli’nin plajına yerleştik. Denizi aynı ancak şezlonglar ve şemsiyeler biraz daha lükstü. Bugün de böyle olsun dedik. Keyifli bir günü, akşam üstü ısmarladığımız birlikte happy hour yaptığımız martini, cin tonik ve aperolle taçlandırdık. Alidian Oteli’nin hemen yanında bulunan To Steki Taverna’ya akşam için rezervasyon yaptım. Bu tavernada listemde vardı. Ancak et yemeği tercih eden arkadaşlar gelen etlerden memnun kalmadı. Aslında Yunanistan’daki adalarda güzelim mezeler ve balık yemek varken et tercih etmek bana göre yanlış seçim ancak müdahale etmek istemedim. Çok zevk ve keyif alamadığımız yemek sonrasında otelimizdeki canlı müziği dinlemek için fazla oyalanmadan Xenonas Restoran’a döndük.
Pazar günü dönüş günümüzdü. Odaları 12.00’de teslim etmemiz gerektiğinden son günümüzü otelin plaj ve restoranında geçirdik. Saat 16.00’da araçları teslim ettikten sonra 17.00’deki hareket saatine kadar Agia Marina’da feribotların kalktığı yerin karşısındaki kafede bir şeyler içip zaman geçirdik. Eylülde Leros gerçekten çok güzel bir seçimmiş. Yaz kalabalığı biraz azalmış oluyor, deniz hala sıcak ada çok sakin. Seni tanımak keyifliydi Leros Yasas komşu, Efharistopoli.
Bir Tutkudur Seyahat…