“A Ğ A T A K I L A N L A R”

•Savaş resmen bitti. Soru: Filistinlilerden yana davaya gönül koymuş Türkiye´nin bu ahval ve şerait altında siyasi, askeri ve iktisadi amacı ne olmalı? İsrail ile tüm ilişkileri kesip icabında İsrail´e karşı savaşmak mı, yoksa Filistin halkının refah ve huzur içinde yaşaması için İsrail ile ilişkileri onarmak mı? Ben ikinci yolu öneriyorum. Çünkü Türkiye İsrail ilişkilerinin kötü olması Filistinlilere hiçbir şey kazandırmaz. Kalıcı çözümdür diye sıkça tekrarlanan “1967 öncesi sınırlarla iki devletli bir yapı kurulması” önerisi aslında savaş bitmesin demenin bir başka şeklidir. Çünkü İsrail asla, savaşarak kazandığı topraklardan savaşmadan çekilmez. Türkiye´nin ABD ve AB´ye karşı izleyeceği politika İsrail ile olan ilişkiler belirlenmeden dizayn edilemez.EGE CANSEN - SÖZCÜ

İzak BARON Diğer
7 Ekim 2026 Çarşamba
  • İSRAİL’DE EİSENKOT DÖNEMİ TÜRKİYE İLE BUZLARI ERİTİR Mİ?

İsrail siyasi tarihi, güvenlik konusunda sert kimliği bulunan liderlerin gerektiğinde beklenmedik politika değişiklikleri yapabildiğine ilişkin örnekler içeriyor.

Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Ariel Sharon.

İkinci İntifada'nın başlamasındaki rolü nedeniyle Filistinliler açısından son derece tartışmalı bir isim olan Sharon, 2005 yılında İsrail’in Gazze’den tek taraflı çekilmesini gerçekleştirdi.

Sharon sonrasında Ehud Olmert döneminde oluşan siyasi ortam, Ankara’nın İsrail-Filistin hattında ve hatta İsrail-Suriye arasında arabuluculuk yapmasına olanak sağlamıştı.

Bu açıdan bakıldığında Eisenkot’un askeri geçmişi, diplomatik açılımın önünde mutlaka bir engel olmak zorunda değil. Tam tersine, güvenlik konusunda sahip olduğu kredibilite ona daha pragmatik kararlar alabilmek için siyasi alan sağlayabilir.

Türkiye açısından İsrail ile ilişkilerin yeniden normalleşmesinin temel şartları da bütünüyle ulaşılamaz değil.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın ortaya koyduğu temel koşullar, Gazze’de kalıcı bir ateşkes sağlanması ve insani yardımların engelsiz biçimde bölgeye ulaştırılması üzerinde yoğunlaşıyor.

Bu şartların yerine getirilmesi Türkiye’nin İsrail’e uyguladığı ticaret ambargosunun kaldırılmasının da önünü açabilir.

Ancak Netanyahu açısından böyle bir uzlaşma son derece zor.

Başbakan'ın iktidarda kalabilmesi, mevcut koalisyonundaki aşırı milliyetçi ve dini partilerin desteğine bağlı. Bu partiler ise Gazze konusunda taviz verilmesine şiddetle karşı çıkıyor.

Eisenkot liderliğindeki farklı bir koalisyonda ise aynı siyasi engel ortadan kalkabilir.

Bu, Türkiye ile İsrail’in kısa sürede eski ilişkilerine döneceği anlamına gelmiyor. İki ülke arasında Gazze'den Hamas'a, Suriye'den bölgesel nüfuz mücadelesine kadar çok sayıda ciddi anlaşmazlık var.

Fakat Netanyahu sonrasında kurulabilecek daha pragmatik bir İsrail hükümeti, en azından Ankara ile yeniden konuşmaya başlayabilir.

Eisenkot'un olası başbakanlığı İsrail'in bölgesel stratejisini kökten değiştirmeyebilir. Ancak bazen dış politikada büyük değişimler stratejiden önce üslupla başlar. Savaş meydanlarından gelen pragmatik bir general, Türkiye ile İsrail'in uzun süredir aradığı çıkış rampasını sağlayabilir.

Tamamı : https://www.paraanaliz.com/haberler/israil-de-eisenkot-donemi-turkiye-ile-buzlari-eritir-mi

 

  • GERSHON BASKİN İSRAİL SEÇİMLERİNİ MEDYASCOPE’A DEĞERLENDİRDİ: “AMERİKALILAR YENİ BAŞBAKAN GÖRMEYE HAZIR” - EMİR BERKE YAŞAR

Batı’daki İsrail algısının değişmesi için yeni hükümetin Filistinlilerle barış yolunda adımlar atması gerektiğini vurgulayan Baskin, “İsrail, dışlanan bir devlete dönüşüyor. Bunu ancak Filistinlilerle ilişkileri değiştirmeye ve İsrail’i onlarla barış yoluna sokmaya çalışan yeni bir hükümet tersine çevirebilir. Netanyahu’nun politikalarını sürdüren, Gazze’nin yeniden inşasına izin vermeyen ve Barış Kurulu’yla çalışmayan yeni bir hükümet, Batı’nın İsrail’e bakışını değiştiremez. İsrail dışlanan bir devlet olmaya devam eder. Filistinlilerle ve Filistin Yönetimi’yle ilişkilerinde köklü bir değişime ihtiyacı var. Elbette Filistin seçimleri de çok önemli olacak. Filistinliler İsrail’le barıştan söz eden liderler seçerse bu büyük bir fark yaratır” dedi.

İsrail’in Batı’da dışlanmasına ilişkin değerlendirmesini ABD ile ilişkiler üzerinden sürdüren Baskin, Trump ile Netanyahu arasında belirgin bir mesafe bulunduğunu söyledi:

“Bugün Trump ile Netanyahu’nun arasında belirgin bir mesafe var. Amerikalılar İsrail’de yeni bir başbakan görmeye hazır gibi. Netanyahu’ya yatırım yapmıyorlar. Ne olacağını göreceğiz. Şu anda Amerikalılar Gazze’ye ilişkin planlarını dondurdu. Barış Kurulu’nun çalışmaları da durmuş durumda. Her şey uygulamaya hazır, fakat Gazze’de hiçbir şey değişmiyor. İsrail seçimlerinden sonraki gün bunların değişmesi bekleniyor.”

Tamamı : https://medyascope.tv/2026/10/01/gershon-baskin-israil-secimlerini-medyascopea-degerlendirdi-amerikalilar-yeni-basbakan-gormeye-hazir/

 

 

  • İSRAİL’DE NETANYAHU’YU ZORLAYAN İSİM: ÜNİFORMADAN İKTİDARA GADİ EİSENKOT - SALİH BIÇAKCI

Eisenkot ile Netanyahu birbirine tamamen zıt iki güvenlik anlayışını temsil etmiyorlar.

Her ikisi de İran’ı İsrail’in başlıca dış tehdidi olarak görüyor, gerektiğinde önleyici askerî harekâtı destekliyor ve İsrail’in tek başına hareket edebilme kapasitesini koruması gerektiğini düşünüyor. Eisenkot, 2026 seçim kampanyası sırasında kendi kuracağı hükümet döneminde Filistin devletinin ortaya çıkmayacağını açıkça ilan etti.

Bununla birlikte, Eisenkot ilhakın ve milyonlarca Filistinlinin kalıcı olarak İsrail yönetimi altında tutulmasının ülkenin Yahudi ve demokratik karakterini tehdit ettiğini düşünüyor. Onun yaklaşımı tam egemen bir Filistin devletinden çok, Filistinlilerle siyasi ve coğrafi ayrışmayı, Filistin bölgelerinin askerden arındırılmasını ve Ürdün Vadisi gibi kritik alanlarda İsrail güvenlik kontrolünün sürmesini öngörüyor. Bu model, iki devletli çözüm ile kalıcı işgal arasında belirsiz bir alanda yer alıyor. Nihai statü kararını erteleyebilir, fakat İsrail’in güvenlik kontrolü ile Filistinlilerin egemenlik ve siyasi hak talepleri arasındaki temel çelişkiyi çözmeyecektir. Bu nedenle Eisenkot’un Netanyahu’dan farkı, Filistin meselesinin nihai çözümünden çok, ilhakın sınırlandırılması ve çatışmanın daha kontrollü biçimde yönetilmesi konusunda belirginleşiyor.

Daha açık farklılık liderlik tarzında karşımıza çıkıyor. Netanyahu siyaseti kendi kişiliği, iletişim gücü ve vazgeçilmez liderlik iddiası etrafında kuruyor. Dış tehditleri yalnızca güvenlik sorunları olarak değil, iç siyasi desteğini koruyan unsurlar olarak da kullanıyor. Bu modelde savaşın hedefleri, koalisyonun devamı ve liderin siyasi geleceği arasındaki sınır bulanıklaşabiliyor.

Eisenkot ise liderliği sorumluluk almak, kurumları çalıştırmak ve kişisel bir örnek oluşturmak olarak tanımlıyor. 7 Ekim hakkında soruşturma komisyonu kurulmasını, siyasi ve askerî sorumluluğun incelenmesini, kabinenin gerçek karar merkezi hâline gelmesini ve ordunun açık siyasi direktiflerle yönetilmesini savunuyor. Toplumsal parçalanmayı, askerlik yükünün eşitsiz dağılımını ve devlet kurumlarına duyulan güvenin azalmasını da ulusal güvenlik sorunu olarak görüyor.

Bu yaklaşım siyasi gerilimden yorulan seçmenlere güven verebilir. Fakat askerî komuta ile demokratik siyasi liderlik aynı şey değildir. Orduda komuta zinciri ve kurumsal disiplin vardır. Koalisyon siyasetinde ise pazarlık, parti çıkarları, ideolojik farklılıklar ve kamuoyu baskısı belirleyicidir. Eisenkot’un askerî alandaki sakin ve kontrollü liderliğinin, siyasi destek üretmek ve birbirine uzak partileri yönetmek için yeterli olup olmadığı henüz sınanmadı.

Netanyahu karmaşık gelişmeleri seçmenin kolayca takip edebileceği bir tehdit ve liderlik anlatısına dönüştürme konusunda son derece başarılı. Eisenkot’un dili daha ölçülü ve daha teknik bir üslup tercih ediyor. Bu durum onu güvenilir gösterebileceği gibi, siyasi enerjiden yoksun bir aday olarak algılanmasına da yol açabilir. Askerî itibar önemli bir siyasi sermaye ancak tek başına seçim kazanmayı veya hükümeti yönetmeyi garanti etmez.

Tamamı : https://fikirturu.com/jeo-politika/israilde-netanyahuyu-zorlayan-isim-uniformadan-iktidara-gadi-eisenkot/

 

  • İSRAİL SEÇİMLERİNDE NETANYAHU'NUN ESKİ-YENİ TAKTİKLERİ VE JEOPOLİTİK MANEVRALARI – FAİK BULUT

Saha araştırmalarına göre 27 Ekim'deki milletvekili seçiminin kendi aleyhine olacağını anlayan ve muhalif partilerin iktidarı devirmek için ittifak arayışına girdiklerini gören Başbakan Binyamin Netanyahu, eski klasik taktiklerle oyunu bozma gayretine düşmüştür.

Reuters haber ajansının 29 Eylül 2026 tarihli yorumuna göre Netanyahu, on yıllarca kullanıp başarılı olduğu geleneksel seçim taktiklerine başvurmak suretiyle bir yandan iktidarını korumayı, diğer yandan muhalefet partilerini karalayıp alt etmeyi planlıyor.

Mesajı esas olarak şöyle:

  • Düşmanlarla sarılmış bir coğrafyada İsrail'in biricik güvencesi benim!

Liderliğini yaptığı Likud Partisi ise "Netanyahu asla teslim olmadı!" şiarıyla kampanyayı sürdürme niyetinde. Video görüntülerinde Başbakan'ı İsrail'in askeri karargâhlarından birinde göstermek suretiyle düşmanların seçimden önce ülkeye saldıracağına dair bir algı yaratmayı hedefliyorlar.

Nitekim Netanyahu bahsi geçen karargâhta gözdağı niteliğinde caydırıcı bir konuşma da yapıyor ve tehditler savuruyor:

  • Bizimle boş yere uğraşmayın; kolumuz her yere ulaşabiliyor, nerede olursanız olun yakanıza yapışıp hesabını soracağız!

Saha gerçekliği ise daha farklı. Anketler, Likud Partisi'nin "Parlamentodaki sandalyelerinin üçte birini kaybedeceğini" gösteriyor. Çünkü seçime yaklaşık 4 hafta kala bile Hamas'ın 7 Ekim 2023 tarihli kanlı baskınını unutmayan İsrail kamuoyu, eylem olacağını duymasına ve askeri-sivil istihbarat yetkililerinin bu husustaki ikazlarıyla Mısır istihbarat şefinin bizzat bunu dillendirmesine rağmen uyarılara aldırmayan Netanyahu'ya bir türlü güvenemiyor.

Öte yandan Netanyahu, eskiden yaptığı gibi bu seçimde de siyasi rakiplerini "İsrail düşmanlarının mavallarına ve karalamalarına kanarak bize saldıran biçare solcular, kendilerini eleştirenlere yanıt vermekten aciz kimseler" şeklinde kısa video konuşmalarında tasvir etmektedir.

Muhalif Haaretz gazetesine göre Netanyahu, seçim manevraları çerçevesinde emniyet-güvenlik meselesini gündemin ana konusu haline getirmek suretiyle sağcı partilerle yakın çevreleri etkileyip yanına çekmeye çalışıyor.

Emniyet kurumuna bağlı uzman, siyasetçi ve askeri kesimler ise onun bu fırsatçı ve eyyamcı tavrını tehlikeli buluyor; adeta ateşle oynayan bir taktik gütmenin hem ülke hem de bölgede ters tepebileceğini, kendisiyle çevresinin uluslararası kamuoyunda "savaş kışkırtıcısı" olarak algılanabileceğini düşünüyorlar.

Tamamı : https://www.indyturk.com/node/783348/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/i%CC%87srail-se%C3%A7imlerinde-netanyahunun-eski-yeni-taktikleri-ve-jeopolitik

 

  • ANLAMAK – EGE CANSEN

O günden sonra birkaç Arap-İsrail savaşı oldu. Hepsini İsrail kazandı. Bunun sebebi belki de Mişel’in dediği gibi Yahudilerin, bir kez yenilirlerse bir daha ayağa kalkamayacaklarının bilinciyle “ölesiye gaddarca” savaşmasıydı. Arap devletleri başlattıkları 1967 savaşında fena mağlup oldu. Bu yenilginin intikamını almak için 1973 savaşını çıkardılar. Yine yenildiler. Bu yenilgiden sonra sırasıyla Mısır, Ürdün, Irak ve Suriye hatta El Fetih-Yaser Arafat, savaşmak yerine İsrail’le anlaşmayı tercih etti. (Nitekim bu devletler yanı başlarında cereyan eden son Gazze savaşına karışmadı.) Savaştan vazgeçen Arap devletlerin yerini 1979’da İslam Devrimcisi Humeyni’nin İran’ı aldı. “İsrail’i haritadan silme” andı içti. İsrail’e karşı merkezinde Hamas ve Hizbullah olan bir cephe oluşturdu. Onları eğitti ve donattı. 7 Ekim 2023’te 1200 Yahudi’yi öldürüp 250’sini rehin alan Hamas, İran’ın desteği ile İsrail’e karşı “zaferle bitecek” son savaşı başlattı. Araplar bu savaşı da kaybetti.

Sonuç Filistinliler için felaket oldu. Netanyahu liderliğindeki İsrail Savunma Kuvvetleri, 2.3 milyon insanın yaşadığı Gazze’yi yaşanmaz hale getirdi. Belki 100 binden fazla insan öldü. Netanyahu Lahey’de “Savaş Suçlusu” ilan edildi. Ama tüm devletler “İsrail’in, Hamas’ın saldırılarına karşı kendini savunma hakkı olduğunu” kabul etti. Sadece yapılan gaddarlıkları kınandı. Günün sonunda Gazze ile İsrail arasında sözde anlaşmaya varıldı. Savaş resmen bitti. Soru: Filistinlilerden yana davaya gönül koymuş Türkiye’nin bu ahval ve şerait altında siyasi, askeri ve iktisadi amacı ne olmalı? İsrail ile tüm ilişkileri kesip icabında İsrail’e karşı savaşmak mı, yoksa Filistin halkının refah ve huzur içinde yaşaması için İsrail ile ilişkileri onarmak mı? Ben ikinci yolu öneriyorum. Çünkü Türkiye İsrail ilişkilerinin kötü olması Filistinlilere hiçbir şey kazandırmaz. Kalıcı çözümdür diye sıkça tekrarlanan “1967 öncesi sınırlarla iki devletli bir yapı kurulması” önerisi aslında savaş bitmesin demenin bir başka şeklidir. Çünkü İsrail asla, savaşarak kazandığı topraklardan savaşmadan çekilmez. Türkiye’nin ABD ve AB’ye karşı izleyeceği politika İsrail ile olan ilişkiler belirlenmeden dizayn edilemez.

SON SÖZ: Netanyahu gider, İsrail kalır.

Tamamı : https://www.sozcu.com.tr/anlamak-p365864

 

  • SAVAŞIN SONUNDA İSRAİL'İN KAYBETTİKLERİ - DR. OSMAN GAZİ KANDEMİR

Savaşın İsrail açısından en önemli sonucu belki de caydırıcılık alanında ortaya çıktı.

Caydırıcılık, büyük ölçüde gücün kullanılmasından önce yaratılan tehdide dayanır. Rakip, karşılaşacağı bedelin büyüklüğünden emin olmadığı için geri adım atar. Fakat tehdit uygulandığında ve rakip ağır bir saldırıyı atlattığında durum değişebilir.

İran tam da bunu yaptı.

İsrail'in askerî kapasitesi savaş boyunca açık biçimde görüldü. Ancak İran, bu kapasiteye rağmen ayakta kaldı. İsrail'in İran'a ağır hasar verebildiği ortaya çıkarken İran'ın davranışını değiştirmeye zorlanamadığı da görüldü. Bu durum İsrail'in İran'a karşı caydırıcılığının zayıflaması riskini beraberinde getiriyor.

Burada savaşın paradoksu ortaya çıkıyor. İsrail gücünü göstererek caydırıcılığını artırmayı hedeflerken, kullandığı güç

İran'ın saldırıya dayanabileceğini de gösterdi.

İsrail'in sorunu artık İran'ı vurabilecek güce sahip olup olmadığı değildir. Asıl sorun, bu gücün İran'ı davranış değişikliğine zorlamaya yetip yetmediğidir.

Tamamı :https://www.indyturk.com/node/783338/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/sava%C5%9F%C4%B1n-sonunda-i%CC%87srailin-kaybettikleri

 

  • SÜRPRİZ STRATEJİSİ VE PSİKOLOJİK HARP BOYUTUYLA AKSA TUFANI - NİHAT ALİ ÖZCAN, DR.EROL BAŞARAN BURAL

Aksa Tufanı’nın İsrail açısından iç ve dış politikada güçlü bir siyasal söylem kaynağı hâline geldiği görülmektedir. Saldırının yarattığı korku, öfke ve güvensizlik ortamı, savaşın sürdürülmesi ve askerî operasyonların kamuoyuna gerekçelendirilmesi bağlamında İsrailli siyasi aktörlerin söylemlerinde merkezî bir yer edinmiştir. 7 Ekim’in yarattığı travmanın siyasal söylemde sürekli yeniden üretilmesi ve yer yer köpürtülmesi, hükümetin güvenlik politikalarını

meşrulaştırmasına ve savaş öncesinde derinleşmiş olan iç siyasal bölünmelerin geçici olarak geri plana itilmesine hizmet eden bir çerçeve oluşturmuştur.

Bu söylemsel çerçeve, İsrail toplumunun tarihsel hafızasında merkezî bir konuma sahip olan Holokost travması ve “bir daha asla” anlayışıyla da birleşmiştir. 7 Ekim sonrasında İsrailli üst düzey yöneticilerin saldırıyı Holokost ile ilişkilendiren benzetmelere sıklıkla başvurması, yaşanan güvenlik şokunun tarihsel travma üzerinden anlamlandırıldığını göstermektedir. Bu bağlamda İsrail’in Gazze’ye yönelik askerî harekâtı, resmî söylemde yalnızca 7 Ekim’e verilen bir karşılık olarak değil, “Yahudilerin yeniden savunmasız bırakılmayacağı” düşüncesi

üzerinden varoluşsal bir güvenlik mücadelesi olarak çerçevelenmiştir. Bu da İsrail iç politikasını biçimlendiren psikolojik savaşın öteki yüzüdür.

Sonuç olarak Aksa Tufanı’nın asimetrik çatışmalar açısından ortaya koyduğu temel görünüm şudur: “daha zayıf olan aktörün sürpriz yoluyla güç asimetrisinin etkisini geçici olarak aşabilmesi ile bu anlık avantajı sürdürülebilir stratejik kazanıma dönüştürebilmesi iki ayrı sorun alanıdır.” Hamas’ın hazırlıklarını İsrail’in gözünden ve kulağından gizleyebilmesi ve İsrail’in yerleşik algılarından yararlanabilmesi, saldırının ilk aşamasındaki operasyonel sürpriz etkisine katkıda bulunmuştur. Ancak bu durum iki taraf arasındaki yapısal güç dengesini ortadan kaldırmamıştır. Sürpriz etkisi sönümlendiğinde ortaya çıkan ise İsrail’in verdiği ölçüsüz tepkinin uzun vadede İsrail’in meşruiyetini ve uluslararası itibarını erozyona uğratan bir sürece dönüşmesidir.

Tamamı: https://tepav.org.tr/tr/haberler/s/11326

 

  • BALTALI SALDIRI, ÖLÜM DALIŞI VE GÜVENLİK AÇIĞI: FLYDUBAİ’NİN DUBAİ-TEL AVİV SEFERİNDE YAŞANAN KRİZE DAİR NELER BİLİNİYOR? - DAMLA UĞANTAŞ

Yanıtsız sorular

ü  Yaşanan krize dair en kritik sorularının önemli bölümü henüz yanıtlanmış değil. Yardımcı pilotun saldırıyı neden gerçekleştirdiği, herhangi bir örgüt veya kişi tarafından yönlendirilip yönlendirilmediği ve eylemin ne kadar önceden planlandığı bilinmiyor. BAE'nin “terör saldırısı girişimi” değerlendirmesine karşın saldırının ideolojik motivasyonunun ayrıntıları henüz kamuoyuyla paylaşılmadı.

ü  Radikal içerikli internet siteleri nedeniyle Oman Air’de uçuş görevinden uzaklaştırıldığı yönündeki iddiaların Flydubai tarafından işe alınırken neden ortaya çıkmadığı da açıklığa kavuşmuş değil.

ü  Aynı şekilde Umman vatandaşı olduğu belirtilen bir pilotun İsrail'le diplomatik ilişkisi bulunmayan bir ülkenin vatandaşı olmasına rağmen Tel Aviv rotasında nasıl görevlendirildiği ve mürettebat listesi uçuş öncesinde İsrail makamlarına ulaştığı halde bunun neden engel oluşturmadığı da araştırılıyor.

ü  Uçuşun teknik tarafında ise uçağın ilk toparlanmasının ardından neden ikinci kez hızla irtifa kaybettiği ve oluşan yapısal hasarın boyutu henüz kesin olarak açıklanmadı. Soruşturma sürüyor.

Tamamı : https://gazeteoksijen.com/dunya/baltali-saldiri-olum-dalisi-ve-guvenlik-acigi-flydubainin-dubai-tel-aviv-seferinde-yasanan-krize-dair-neler-biliniyor-291626

 

  • TÜRK DEVLETLERİ İSRAİL’LE NEDEN YAKINLAŞIYOR? – OĞUL TUNA

“Azerbaycan ve Orta Asya’nın İsrail politikası” gibi tek ve değişmez bir bütünmüş gibi söz edemeyiz. Yine de İsrail'in Orta Asya açılımının son yılların önemli bir fenomeni olduğu ortada.

Azerbaycan açısından enerji, savunma, İran ve Karabağ Savaşı belirleyici. Bakü-Tel Aviv ilişkileri yalnızca Aliyev dönemine de ait değil. İlişkilerin temelleri bağımsızlığın ilk yıllarında, Ebülfez Elçibey döneminde atıldı. Nitekim Elçibey, dönemin Moskova Büyükelçisi Aryeh Levin'in iddiasına göre "Ben Siyonist'im" demiş ve iki farklı milliyetçi proje arasındaki benzerliklere dikkat çekmişti.

Kazakistan enerji kaynakları, teknoloji transferi ve uluslararası diplomasi bakımından öne çıkıyor. Astana bir taraftan İsrail’le ilişkilerini derinleştirirken diğer taraftan Filistin konusunda iki devletli çözümü savunmayı sürdürüyor. Bugün sayıları az olsa da özellikle Aşkenaz Yahudilerinin Kazakistan'la bağları bulunuyor. Dünyadaki en geniş Yahudi cemaati olan Habad'ın (Chabad) son "mesih"i Schneerson'un babası Stalin tarafından Almatı'ya sürülmüş ve burada ölmüştü.

Özbekistan için Buhara ve Semerkant’taki Yahudi mirası daha belirgin. Ekonomik ilişkiler Kazakistan kadar büyük olmasa da tarım, turizm, kültür ve teknoloji önemli alanlar.

Türkmenistan ise daha kapalı bir örnek. Burada ekonomik ve kültürel ilişkilerden çok İran sınırı, diplomatik temsil ve güvenlik boyutu dikkat çekiyor.

Kırgızistan ve Tacikistan’ın İsrail’le ilişkileri daha sınırlı olsa da tarım, sağlık, eğitim ve güvenlik alanlarında belirli işbirliği kanalları bulunuyor.

Tamamı : https://x.com/sogultuna/status/2082482355160117614

 

  • Eve Barlow@Eve_Barlow

Kaynak dil: İngilizce

Bugün İspanyol Yahudi topluluğu için muhteşem bir hikaye. Arkadaşım Juan Caldes, orijinal adı Matajudios (Yahudileri öldürmek anlamına gelen) olan bir kasabanın antisemitizmin IHRA tanımını kabul etmesini başardı. Oradaki belediye başkanı, Yahudilerin 300 yıl orada yaşadığı için kasabanın adını Mota De Judios ("Yahudilerin tepesi") olarak değiştirdi. Tarihi bir gün. Bu yıl İspanya'da IHRA'yı kabul eden dördüncü şehir. Vamos 🇪🇸

https://www.instagram.com/p/Dd9bUEJERQT/?stkn=MWVjbjRkMzd0anJmdw%3D%3D

https://x.com/Eve_Barlow/status/2105718317122269626

 

  • HEİDENAU’DA YENİ TÖKEZLEME TAŞLARI İÇİN YASAK: CDU-AFD İŞ BİRLİĞİNE TEPKİ

Heidenau’daki karar, siyasetçilerden, Yahudi kuruluşlarından ve anma çalışmalarını yürüten çevrelerden tepki gördü. CDU’lu Federal Eğitim Bakanı Karin Prien, yasağı “skandal” olarak niteledi. Prien, Yahudi yaşamının izlerini kamusal alandan mezarlıklara taşımanın, Nazi zulmünün kurbanlarını bir kez daha görünmez kılacağını söyledi.

Holokost’tan sağ kurtulan, Münih ve Yukarı Bavyera Yahudi Cemaati Başkanı Charlotte Knobloch da kararı eleştirdi. Taşların üzerine basılmasına öteden beri karşı çıkan Knobloch, buna rağmen anma yerlerinin kent yaşamından uzaklaştırılmasının yanlış olduğunu vurguladı. CDU’lu temsilcilerin AfD’nin girişimine destek vermesinden duyduğu tepkiyi dile getirdi.

 

İsrail’in Berlin Büyükelçisi Ron Prosor karardan utanç duyduğunu belirtirken, Uluslararası Auschwitz Komitesi Başkan Yardımcısı Christoph Heubner, girişimi Nazi kurbanlarını bir kez daha kentten dışlama çabası olarak değerlendirdi. Yeşiller Eş Başkanı Felix Banaszak ise üzerine basılmasını gerekçe göstermenin anlamsız olduğunu, asıl ayaklar altına alınanın kurbanların hatırası olduğunu söyledi. Projenin kurucusu Gunter Demnig de CDU’nun tutumunu Hristiyan demokrat değerlerle bağdaşmayan, kabul edilemez bir yaklaşım olarak niteledi.

Tökezleme taşlarına ilişkin itirazlar Heidenau ile sınırlı değil. Münih, 2004’ten bu yana belediyeye ait kamusal alanlara bu taşların yerleştirilmesine izin vermiyor. Buna karşılık belediye yönetimi, kurbanların fotoğraflarını ve hayat hikâyelerini taşıyan, göz hizasındaki levha ve anma sütunlarıyla kamusal anma sürdürülüyor. Heidenau’da ise yeni taşlar yasaklanırken onların yerini alacak anma biçimi henüz somutlaşmış değil.

Tamamı : https://perspektif.eu/2026/10/02/heidenauda-yeni-tokezleme-taslari-icin-yasak/

 

  • FRANSA: BARDELLA’YA YÖNELİK ANTİSEMİTİZM SUÇLAMALARI

Sağ popülist Rassemblement National partisinin lideri Jordan Bardella, gençliğinde sarf ettiği bazı sakıncalı sözlerden ötürü itham altında: Araştırmacı gazetecilik portalı Mediapart’ın aktardığına göre, Bardella 2013 ila 2015 yılları arasında siyasi bir aktivist olarak kısa mesajlarında defalarca “obsesif antisemit” ifadeler kullanmış. RN’nin bugün 31 yaşında olan genç yıldızı suçlamaları reddederken, yayın organına karşı hukuki yollara başvuracağını belirtti.

Tamamı :https://www.eurotopics.net/tr/364847/fransa-bardellaya-yoenelik-antisemitizm-suclamalari

 

  • 61 YIL SONRA BİR İLK: İSRAİL CASUSU ELİ COHEN'İ YAKALATAN SİNYAL 134 ORTAYA ÇIKTI

Suudi Arabistan merkezli Al Majalla'da beş bölüm halinde planlanan röportaj dizisinin yayımlanan ilk üç bölümünde, İsrail casusu Eli Cohen'in yakalanmasında önemli görev üstlenen Said Caviş, operasyonun bilinmeyen yönlerini aktardı.

…

Cihazın bulunmasının ardından Cohen'in çöktüğünü belirten Caviş, "Anahtarı öptüm, o anı hatırladıkça hala sevinç hissediyorum. Sonra ona dönüp 'Bay Kamil, biz uyuşturucuyla mücadele birimi değiliz, biz karşı casusluk birimiyiz.' dedim. Cihazı gördüğünde yatağa oturdu ve bir daha ayağa kalkamadı. Yıkıldı" diye konuştu.

Caviş, "Ona 'Artık ölü sayılırsın. Yaşamak istiyor musun?' dedim. 'Evet' dedi. Kendisine, bizimle dürüstçe işbirliği yaparsa ve karşı taraf onun yakalandığını bilmediği sürece hayatta kalacağını söyledim" diyerek o anları aktardı.

Kapıyı tekrar kilitlediklerini, böylece komşuların kapıyı kırdıklarını fark etmediğini söyleyen Caviş, Cohen'in bulunan vericinin yedek olduğunu, asıl cihazın ise masada durduğunu bildirdiğini kaydetti.

Caviş, "Üzerinde yeşil deri kaplı bir kağıt tutucu vardı. Cohen köşesindeki bir parçaya bastı; mekanizma açılınca verici ortaya çıktı. Ayrıca günlük iletişim takviminin dışında dilediğinde kullanabileceği bir acil durum frekansı, frekans kristalleri ve her güne ait şifreleri içeren bir kod kitabı vardı" dedi.

Dizel yakıt kokusunun kendisini hasta ettiğini iddia ederek ev sahibinden banyoya odunla ısıtılan bir cihaz takmasını istediğini belirten Caviş, "Sanırım (Cohen) delil sayılacak kağıtları yakmak için bunu istemişti" diye ekledi.

Tamamı : https://gazeteoksijen.com/dunya/61-yil-sonra-bir-ilk-israil-casusu-eli-coheni-yakalatan-sinyal-134-ortaya-cikti-291513

 

  • Cem Türktekin@cemturktekin

6 Gün Savaşları’nın ilk günü olan 5 Haziran 1967’de İsrail Mısır uçaklarının konuşlu olduğu toplam 11 hava üssünü vurdu. Vurulan ilk üslerden biri Nasır’ın 2 hafta önce Mısırlı pilotlarla birlikte kameralar önüne geçip büyük bir özgüvenle “savaşa hazırız, İsrail gelirse ‘ehlen ve sehlen’ der, gereğini yaparız” dediği Jifjafa’ydı. Bu özgüvenin altı boş sayılmazdı, zira Mısır’ın elinde 500’e yakın muharip uçak varken İsrail’de bu sayı sadece 192’ydi. Mısır’ın yanında savaşa katılan Suriye, Ürdün ve Irak’la birlikte Arap ordularındaki toplam muharip uçak sayısı 600’ü geçerken İsrail tam bir ateş çemberi içine alınmıştı.

Nasır’ın özgüven dolu açıklama yaptığı Jifjafa Hava Üssü, bu sembolik öneminin yanı sıra Sina Yarımadası’nda bulunması sebebiyle İsrail’e en yakın üslerden biriydi, dolayısıyla ilk hedeflerden biri burası oldu. İsrail’in ‘Odak Operasyonu’ adını verdiği harekatın amacı Arap ordularının sayıca ezici üstünlüğe sahip olduğu savaş uçaklarını yerden kalkamadan yok etmekti. İsrail pilotları Mısır hava savunma sistemlerine yakalanmamak için Akdeniz üzerinde sadece 20 metre yükseklikte, telsizleri kapalı halde uçarak radarları alt etmeyi başardı. Pilotlar için olağanüstü dikkat gerektiren ve en ufak konsantrasyon kaybında yere ya da denize çakılma sonucunu doğuracak olan bu uçuş hatasız tamamlandı ve 5 Haziran sabahı Mısır’ın Sina Yarımadası’ndaki üsleri dakikalar içinde pistlerinde ya da hangarlarında bulunan uçaklarla birlikte yok edildi. Bununla yetinmeyen İsrailli pilotlar rotayı Kahire yönüne çevirerek bu fotoğrafın çekildiği Ansaş üssüne hareket etti ve Mısır’ın uyarı/alarm sistemlerinden önce üsse ulaşarak bir toplu uçak kırımını da burada gerçekleştirdi. Savaştan sonra Ansaş başta olmak üzere Mısır’ın saldırıya uğrayan tüm üslerindeki disiplin zafiyeti büyük eleştiri konusu olurken İsrail ordusu 20. yüzyıl savaşlarında niteliğin nicelikten daha belirleyici olduğunu tüm dünyaya ispatladı. Buna karşılık Mısır, sadece birkaç saat içinde yok olan yüzlerce savaş uçağının satın alımından kaynaklanan devasa borcu on yıllar boyunca, Sovyetler Birliği dağılıncaya kadar ödemeye devam etti.

İsrailli pilotlar Mısır’ın kalbine kadar sessizce sızarak sadece birkaç saat süren Odak Operasyonu sonucunda 400’e yakın Mısır uçağıyla birlikte hava üslerinin kalkış rampalarını tamamen yok ederken 6 Gün Savaşları’nın kaderini de belirlemiş oldu. Bu operasyon sonrası hava desteği alamayan Arap orduları toz şeker gibi dağıldı ve bugünkü İsrail’in en güçlü temel taşı dikildi. Odak Operasyonu’na dair çarpıcı bir diğer not da harekattan iki hafta önce Nasır’ın “ehlen ve sehlen” şovunu yaptığı Jifjafa üssünün kroki ve karşı koyma planlarının aylar önce İsrail istihbaratı tarafından ele geçirilmiş olmasıydı. Yani Nasır’ın ilk kez savaştan iki hafta önce gittiği üssü İsrailli pilotlar avuçlarının içi gibi biliyorlardı, bütün uçakların yerde imha edildiği baskın da üssün en savunmasız olduğu anda gerçekleştirildi.

https://x.com/cemturktekin/status/2106463813222412796

 

  • BİR İNANCIN SOFRAYA YANSIMASI: YAHUDİLİKTE BESLENME - Dyt. Zelihanur Can

https://www.haberlerturkiye.com.tr/yazarlar/zelihanur-can/inanctan-tabaga-dinler-ve-beslenme/314784

 

  • MNFPL@musicnewsfactpl

Kaynak dil: Lehçe

Zara, çocuklara yönelik toplama kamplarındaki mahkûm kıyafetlerini andıran giysileri web sitelerinden kaldırıyor.

https://x.com/musicnewsfactpl/status/2106438853233905835

 

  • Melike Karaosmanoğlu@DritaEsadi2

Hiçbir fırsat kaçmaz her türlü mesele itina ile Yahudi'ye bağlanır bizim memlekette. Güler misin ağlar mısın?

"Kuçuradi'nin en yakın dostu, Bilge Karasu’ydu ve o bir Yahudi olarak Holokost ağıtçısıydı. Bana arkadaşını söyle sana…."

https://x.com/DritaEsadi2/status/2106742485275783504

 

  • BAKÜ’DEKİ YAHUDİ OKULUNDA ÖĞRENCİ SAYISI 100’Ü AŞTI

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün