Son dönemde yaşadığımız maneviyatın; yani Roş Aşana´yla başlayıp Kipur ile derinleşen ve Sukot´la taçlanan manevi maratonun 2, 3 ve 4 Ekim günleri, adeta bu yolculuğun final ayaklarının birleşme noktası gibiydi. İlk bakışta her biri farklı ritüellerle dolu ayrı bayramlar gibi görünse de aslında bu üç gün, insan ile Yaradan arasındaki sevgi bağının adım adım yükseldiği muhteşem bir üçlemedir; manevi bir yolculuğun zirve noktasıdır.
Her şey Oşana Raba ile başlar. Sukot Bayramı’nın yedinci günü, yani 2 Ekim; Roş Aşana’yla başlayan, Yom Kipur ile derinleşen o büyük içsel hesaplaşma ve tövbe döneminin artık nihai olarak mühürlendiği son andır. Kelime anlamı ‘Büyük Kurtuluş’ olan bu özel günde, sinagoglarımızda ellerimizde dört türle; yani lulav, etrog, hadas ve arava ile yedi tur döndük. Peki neden yedi tur? Tarihte Eriha surlarının yedi tur sonunda mucizevi bir şekilde yıkılması gibi, biz de bu yedi turla Yaradan ile aramıza giren tüm manevi engelleri ve sert kararları yıkmayı hedefleriz. Aynı zamanda Kabala’ya göre bu yedi tur, ruhumuzun derinliklerine yaptığımız bir yolculuktur; insanın içindeki yedi temel duygusal gücü, yani yedi Sefirot’u sevgiyi, adaleti, merhameti, kararlılığı, tevazuyu, bağ kurmayı ve eylemi tek tek arındırmayı ve Yaradan’ın bereketiyle dengelemeyi simgeler.
Turlar bittiğinde ise lulav ve etrogu kenara bırakıp, sadece en mütevazı bitki olan söğüt dallarını elimize alırız. Söğüt ne tadı ne de kokusu olan, derin bilgisi veya büyük sevapları olmayan sıradan insanı simgeler. Bu dalları yere beş kez vururuz. Çünkü biliriz ki o dallar yere vuruldukça yapraklarını dökerken, bizim de hatalarımız, egolarımız ve üzerimizdeki sert hükümler toprağa karışıp yok olur; yerini yeni yılın can suyuna, yağmuruna ve bereketine bırakır. Maddi dünyaya bu şekilde arınarak adım atarız.
Oşana Raba’nın bu yoğun manevi ve hukuki atmosferinin ardından, ruhumuzu dinlendiren 3 ekimde Şemini Atzeret geldi. Kelime anlamıyla ‘Sekizinci Gün Toplantısı’ veya ‘Alıkoyma Günü’dür. Bilgelerimiz bu özel gün için çok dokunaklı bir benzetme yapar: Bir kral, çocuklarını günler süren büyük bir şölende ağırlar. Şölen bitip çocuklar tam evlerine dönecekken kral onlara, "Birlikte çok güzel günler geçirdik, şimdi gitme zamanınız geldi ama sizden ayrılmak bana zor geliyor. Gelin, baş başa bir gün daha kalalım, sadece biz bize olalım" der.
İşte Şemini Atzeret; kurallardan, büyük ritüellerden ziyade, Yaradan ile kul arasında baş başa kalıp o saf sevgiyi hissetme günüdür. Artık suka, yani çardak zorunluluğu bitmiştir; çünkü aradaki tüm mesafeler kalkmış, Tanrı’nın varlığı doğrudan kalbimize, evimize yerleşmiştir. Şemini Atzeret, sadece sevilmenin ve Tanrı ile baş başa olmanın tadını çıkarma günüdür. Aynı zamanda Yahudi takviminde resmen yağmur mevsiminin başladığı ve toprağın can suyu için duaların edildiği ilk gündür. Ve nihayet, Şemini Atzeret’te içimize çektiğimiz o saf sevgi ve yakınlık bağının getirdiği büyük coşku, ertesi gün Simhat Tora ile adeta bir patlamaya dönüştü. Simhat Tora, ‘Tora’nın Sevinci’ demek. O gün, Tora’nın yıllık okuma döngüsünü tamamlarız. Ama hikâyemiz orada bitmez; hiç vakit kaybetmeden, aynı an içinde en başa, Bereşit yani Yaratılış bölümüne döneriz. Çünkü bizim için öğrenmek, büyümek ve Yaradan’ın kelamıyla bağ kurmak asla bitmeyen sonsuz bir döngüdür.
Simhat Tora’da sinagoglarda Tora rulolarını kollarımıza alıp şarkılarla dans ettik. O gün Tora’yı açıp okuyarak değil; onu sarıp sarmalayarak, onunla dans ederek kutladık. Çünkü Tora sadece entelektüel bir kitap değildir; o ruhumuzdur, bizi biz yapan değerlerdir, geçmiş ve geleceğimizdir. O dans halkasında zengin, fakir, bilge veya sıradan herkes eşittir. Herkes aynı Tora ile aynı neşeyle döner.
Kısacası sevgili dostlar; Yaradan ile Oşana Raba’da bağımızı mühürledik, Şemini Atzeret ile saf sevgide dinlendik ve bereketi istedik, Simhat Tora ile de bu sevgiyi tüm hayatımızı aydınlatacak büyük bir yaşam coşkusuna dönüştürdük. Şimdi ekimle birlikte yeni bir Tora döngüsüne girdiğimiz gibi, sonbahar yaprakları dallarından düşerken kış ayına da göz kırptı adeta. Yazlıkçılar evlerine, çocuklar okullarına döndü; mayolar çekmecelere kaldırıldı, eşofmanlar giyilmek üzere yerlerini aldı. Hepimiz köşelerimize çekildik, "evli evine, köylü köyüne" hesabı... Bayramların getirdiği psikolojik rahatlık, yerini hayatın kaçınılmaz mücadelesine ve kışın gerçeklerine bırakıyor adeta. Yazın tatlı gevşekliği, açık havanın hafifliği geride kaldı. Önümüzde; havaların soğumasıyla birlikte kabaran faturalar, kışlık gardırop telaşı, mutfak masraflarının ve ekonomik dar boğazın her geçen gün biraz daha ağırlaşan yükü var. Mutfağın, evin, işin ve geçim derdinin o görünmez ama her gün omuzlarımızda hissettiğimiz gerçekleriyle yüzleşme vakti...
Peki, tam da bu kış kapıdayken, önümüzdeki çetin mücadeleye hazır mıyız?
İşte tam bu noktada durup geriye, daha birkaç gün önce yaşadığımız o muazzam üçlemeye bakmamız gerekiyor. Oşana Raba’da yere vurduğumuz söğüt dallarını hatırlayın; ne demiştik? “Tüm egomuz, kibrimiz, umutsuzluğumuz o yapraklar gibi dökülsün.” Orada aslında içimizdeki direnci tazeledik. Şemini Atzeret’te Tanrı ile baş başa kaldığımızda, hayatın tüm gürültüsünden uzakta o saf sevgiyi depoladık. Ve Simhat Tora’da o Tora rulolarını kucaklayıp dans ederken, yarın ne olursa olsun bizi biz yapan değerlere sarıldığımız sürece ayakta kalacağımızı öğrendik. Demek ki bu bayramlar sadece manevi bir huzur verip gitmedi; bizi önümüzdeki o sert kışa, hayatın o çetin şartlarına hazırladı. Bayramın coşkusu sinagogların kapısında kalmamalı; mutfağımıza, bütçemize, sabrımıza ve birbirimize sevgimize taşmalı. Kış ne kadar soğuk olursa olsun, içimizde tutuşturduğumuz o birlik ve inanç ateşi bizi ısıtmaya yeter. Ekonomik zorluklar, hayatın getirdiği yükler elbette olacak; ama unutmayalım ki bizler asırlardır fırtınalardan geçmiş, her defasında en baştan tıpkı Bereşit gibi başlamayı başarmış bir geleneğin mirasçılarıyız. Yaradan’dan dilediğimiz o ilk yağmurlar; sadece toprağımıza değil, evlerimizin bereketine ve en önemlisi de birbirimize gösterdiğimiz anlayış ve dayanışmaya cansuyu olsun.
Evlerimize, köşelerimize çekildiğimiz bu kış günlerinde başta sağlık olmak üzere; yuvamızdan sıcaklık, soframızdan bereketine ve Yaradan’dan muhabbet kalbimizden ise Simhat Tora’da yaptığımız o neşeli dansın yankısı hiç eksik olmasın.
Sevgi ve saygılarımla…