2009 Nobel Kimya Ödülü sahibi dünyaca ünlü bilim insanı Prof. Ada Yonath, 87 yaşında hayatını kaybetti. Hücresel protein fabrikası ribozomun yapısını aydınlatarak modern antibiyotik araştırmalarında çığır açan Yonath, bilime ve gelecek nesillere ilham veren zengin bir miras bıraktı.
Ada Yonath, 22 Haziran 1939’da Kudüs’ün Geula mahallesinde, Polonya’dan göç eden Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası Hillel bir bakkal işletiyor, annesi Esther ise örgün eğitim almamış bir ev hanımıydı. Ada Yonath dört odalı bir daireyi üç ailenin paylaştığı oldukça zorlu ve kalabalık koşullarda büyüdü. Henüz beş yaşındayken balkonun yüksekliğini ölçmeye çalışırken düşüp kolunu kırmasıyla sonuçlanan ilk ‘bilimsel deneyi’ için eşyaları üst üste dizdiğini tebessümle anlatan Yonath, "O deneyin sonuçları hâlâ bilinmiyor" sözleriyle bilime olan merakının çocukluk yıllarına dayandığını aktarırdı.
Babasını henüz 11 yaşındayken kaybeden Yonath, eğitimine devam edebilmek için ev temizliği, çocuk bakıcılığı ve özel ders gibi işlerde çalışarak annesine destek oldu. Tel Aviv’deki Tichon Hadash Lisesi’ndeki eğitim masraflarını sıra arkadaşlarına matematik dersi vererek karşıladı. Kudüs İbrani Üniversitesi’nde kimya lisansını (1962) tamamladıktan sonra Weizmann Enstitüsü’nde doktorasını (1968) aldı ve ABD’de Pittsburgh ile MIT’de uzmanlık eğitimlerini sürdürdü. 1970 yılında protein kristalografisi laboratuvarını kurarak bilimsel çalışmalarını üst seviyeye taşıdı.

25 bin denemenin ardından imkansızı başaran azim
1970’lerin sonunda bilim dünyasının ‘imkansız’ olarak gördüğü ve ‘hayalperestlik’ olarak nitelendirdiği bir hedefe odaklanan Yonath, hücrelerin protein üretim merkezi olan ribozomun üç boyutlu yapısını haritalandırmak için yola çıktı. Kutup ayılarının kış uykusu mekanizmasından ve Ölü Deniz’deki ekstremil bakterilerin yapısından ilham alarak biyolojik kristalleri aşırı hızlı donduran kriyo-biyokristalografi tekniğini geliştirdi.
Bütçe kesintilerine ve meslektaşlarının şüpheci yaklaşımlarına rağmen vazgeçmeyen Yonath, tam 25 bin denemenin ardından 1980’de ilk ribozom kristallerini elde etmeyi başardı. 2000’li yılların başında Weizmann ve Hamburg’daki ekipleriyle ribozomun alt birimlerinin yapısını ve antibiyotiklerin bu yapıya nasıl bağlandığını dünya üzerinde ilk kez gösterdi. Bu keşif, antibiyotiklerin bakterileri insan hücrelerine zarar vermeden nasıl hedef aldığını gözler önüne sererek yeni nesil ilaçların akılcı tasarımında ve antibiyotik direnciyle mücadelede tarihi bir dönüm noktası oldu.
Yonath, bu çalışmaları sayesinde 2009 yılında iki diğer bilim insanı ile birlikte Nobel Kimya Ödülü’ne layık görüldü. Yonath, Kimya Nobel Ödülü’nü kazanan tarihteki dördüncü kadın ve 45 yıl aradan sonra bu ödüle ulaşan ilk kadın bilim insanı oldu.
“Kıvırcık saç, ribozom dolu bir kafa demektir”
Görkemli bilimsel başarılarının yanı sıra sempatik ve mütevazı kişiliğiyle de tanınan Ada Yonath, ikonik kıvırcık saçlarıyla popüler kültürde de unutulmaz bir yer edindi. Nobel Ödülü’nü kazanmasının ardından halk arasında "Kıvırcık saç, ribozom dolu bir kafa demektir" söylemi yaygınlaşmış; geleneksel Purim karnavalında onun belirgin buklelerini temsil eden peruklar büyük ilgi görmüş ve insanlar Yonath kılığına bürünmüştü. Kendisi de bu sevimli ilgiyi büyük bir neşeyle karşılar, sunumlarını ve konuşmalarını sık sık kendisini bu saç modeliyle tasvir eden karikatürlerle sonlandırırdı.
Uluslararası alanda kazandığı Wolf Ödülü, L'Oréal-UNESCO Ödülü ve onlarca fahri doktora unvanına rağmen, evinin baş köşesinde torunu Noa’nın kendisine yazdığı "En iyi büyükanne" notunu taşıdığını ve bunun kendisi için dünyadaki en değerli ödül olduğunu dile getirirdi.
Özellikle genç kızların bilime kazandırılması için uluslararası konferanslarda ilham veren konuşmalar yapan Prof. Yonath, genç araştırmacılara şu unutulmaz mesajı bırakmıştı: "Eğer birisi size hem bir kadın, hem bir anne, hem bir büyükanne, hem bir bilim insanı olup Nobel kazanamayacağınızı söylerse, buna inanmayın. Ben yaptım.” 31 Ağustos'ta vefat eden Ada Yonath, ardında kızı Dr. Hagit Yonath ile torunu Noa Yonath-Komarov'u ve yoksulluktan Nobel'e uzanan ilham verici bir yaşam öyküsü bıraktı.