Özellikle Kış Olimpiyatlarında son yıllarda dikkat çeken bir spor dalı olan biatlon, Kuzey Avrupa´nın askeri eğitimlerinden doğan ilginç bir tarihe sahip…
Spor severler için Olimpiyat Oyunları her zaman özeldir. Birçoklarının sadece Olimpiyatlarda izlediği sporlar vardır. Mesela normalde kimse ‘curling’ karşılaşmalarını umursamazken bir anda Olimpiyatlarda curling uzmanı olanlar vardır. Jimnastik, koşu yarışları ve gülle atma gibi sporlar bunların en güzel örnekleri sayılabilir… Son iki Kış Olimpiyatları’nda benim için bu spor biatlon: Avcı tüfeğiyle yapılan bir kayak yarışı. Duyulduğu kadar vahşi değil; yarışçılar yarış sırasında belli aralıklarla durup aynı okçuluk gibi bir hedefe ateş ediyor. Vahşi olmasa da duyulduğu kadar havalı olan bu spor aynı zamanda bir o kadar da ilginç bir tarihe sahip.
Biatlon tarihi
Triatlon, art arda yüzme, bisiklet ve koşu yarışlarından oluşur. İsmini Yunancadaki ‘tri’ (üç) ve ‘athlon’ (yarışma) kelimelerinden alır. Biatlon ismini duyanlar, isim benzerliğinden dolayı ‘bi’ (iki) sporun beraber yapıldığını anlıyor. Ama bu iki spor sadece koşu veya bisiklet yerine kayak yarışı ile tüfek atışı. İlginçtir ki tarihte kayak üzerinde avlayan ilk insanın resmi yaklaşık 4000 yıl önce bir mağarada resmedilmiş. İskandinav ülkelerinde asırlardır yaygın olan bu av türü, tetikli silahların icadının ardından yeni bir hal aldı. İskandinav askerleri zamanla kayarak silah kullanmayı öğrendi.
İlk kimin aklına geldiği bilinmese de 1767’de İsveçli askerler, Norveçli askerlerle sınırda karşılaştılar. Askeri bir savaş yerine, bu askerler dağda tarihin ilk kaydedilen biatlon yarışını gerçekleştirdi. İlerleyen yıllarda hem biatlon sporu hem de askeriye bilimi ilerledi. Norveç ilk resmi biatlon kulüplerini kurdu. 1924’te tarihin ilk Kış Olimpiyatları Fransa, İsviçre ve İtalya’yı bağlayan Chamonix bölgesinde gerçekleşti. Askeri Devriye (Military Patrol) ismiyle oynanan spor biatlonun atası sayılır. Sadece ilk Kış Olimpiyatlarında olan bu branşın altın madalyasını İsviçre evine götürdü.
İlerleyen yıllarda resmi bir oyun olmak yerine, bu spor bir gösteriye döndü. II. Dünya Savaşı ile askeriyeye yapılan yatırımlar bu sporu ileri götürse de insanların (doğal olarak) görmek istediği son şey daha fazla silah ateşiydi. Bunun yüzünden sporun gelişimi biraz yavaşlasa da 1950’lerde tekrardan biatlon adı altında resmileşti. (İsminin askeri devriye yerine biatlona çevrilişi onu genel halka daha kolay pazarlanabilir yapmış olabilir.)

Olimpiyatlar ve biatlon
1960’larda biatlon Olimpiyatlara geri döndü. İlk bireysel yarışmada altın madalyayı İsveçli Klas Lestander kazandı. En hızlı kayan olmasa da en isabetli atışları yaptı ve bütün izleyicilere bu sporun ne kadar kompleks olduğunu gösterdi. İlerleyen yıllarda bireysel yarışın üzerine bayrak, takip, karma ve toplu start gibi branşlar da eklendi. Sovyetler dağıldı, spora kadınlar eklendi ve sonunda biatlon bildiğimiz halini aldı. Bütün branşların kolektif en başarılı ülkeleri Norveç, Almanya, Rusya ve Fransa. İlginçtir ki II. Dünya Savaşı sırasında Sovyetlere geçit vermemeleri ile Finlandiya dağ askeri birimleri büyük övgü toplamıştı. Bu askeri ekol günümüze kadar daha bir altın madalyayla sonuçlanmadı.
Biatlonu, her spor gibi özel kılan taktikler var. Bu taktiklerden belki de en özeli sporcuların kalp atışlarını yönetmesi. Otoyolda giden bir arabanın hızında kayak yaptıktan sonra hemen sakince bir golf topu boyunda birkaç hedefi tek denemede vurmaları gerekiyor. Doğal olarak o hızın ardından kalpleri dakikada 180 atıyor. Profesyonel sporcular bu ritmi dinleyip kalp atışları arasında tetiği çekiyor. Bu sayede nabzın ellerini bir milimetre bile oynatmasına izin vermiyorlar.
Tarihi avlanmaya ve savaşmaya dayalı biatlon bence Olimpiyatlarda yer alan en ilginç sporlardan biri. 300 yıl önce bunu adeta bir askeri antrenman olarak yapan İskandinav askerler acaba günümüzdeki sporu görseler ne düşünürdü. Bir başka soru: Acaba 300 yıl sonra yaptığımız hangi aktivite kendini Olimpiyatlarda bulacak?