Sinagog ve kaşer restoranlar yazı dizisinde önce dünya ülkelerinde gittiğim, sonraki yazımda ise İstanbul´da gördüğüm sinagogları anlatmıştım. Şimdi ise Türkiye´de gezdiğim sinagogları anlatıp paylaşmak istiyorum.
Yıllar içinde önce İzmir, daha sonra Edirne, Antakya, Gaziantep, Adana, Ankara, Çanakkale ve son olarak Bursa Sinagoglarını ziyaret ettim. Bazen iş seyahatlerinde, bazen Sinagog İlahileri Korosu ile konserlere gittiğimizde, bazen de turistik gezilerimizde bu şehirdeki sinagogları görmek için kendime fırsat yarattım.
Uzun yıllar işim gereği İzmir’e neredeyse her ay giderdim. İstanbul’dan sonra en beğendiğim şehirdi İzmir. Denizi ile, Kordon’uyla, yemek kültürü ve Ege mutfağıyla, modern yaşantısıyla tam benlik bir şehirdir İzmir. Gide gele birçok Musevi esnaf ve arkadaş edinmiştim İzmir’de. Onlar vasıtası ile birkaç sinagoga gitmiştim. İş yerleri Kemeraltı’nda olduğundan yürüyerek Havra Sokağı’na doğru gider, buradaki açık olan sinagogları gezdirirlerdi. Zaman zaman Minha (İkindi) duası için gider, mevlüt yaparlardı. Havra Sokağı’nda birçok sinagog vardır. Portekiz Sinagogu, Bikur Holim, Bet Hilleli ve Sinyora Sinagogları bunlardan bazılarıdır. Bu bölgede 4-5 sinagog daha vardır. Kimisi kapalı, kimisi bakımsız kaderine terk edilmiş. İzmirli Musevilerinin genellikle oturdukları semt Alsancak’tır. Popülasyonun yoğun olduğu Konak, Alsancak bölgesinde de bir sinagog yapmak kaçınılmaz olmuştu. Şaar Aşamayim Sinagogu bu amaçla kurulmuş iki katlı bu yapı içinde gençler için Kültür Derneği de barındırmaktadır. Bir düğün için İzmir’e davetliydik. Tören Karataş bölgesindeki Bet İsrael Sinagogu’nda yapılmıştı. Ritüelleri İstanbul düğünlerinden farklıydı. Gözlerimle adeta fotoğraf çekiyor, yaşananları bir gün kaleme alırım diye hafızama not ediyordum. Çello, keman, flüt gibi müzik aletlerinin canlı çaldıkları eserlere, gelinin girişi, ailelerin oturma düzeni ve Ketuba denilen evlilik akdinin okunması çok değişik ve ilginçti. İzmirli Yahudiler düğün töreni sonrası Kezada dedikleri bir geleneksel ritüellere sahiptir. Gelin ile damat yan yana oturtulur, başları üzerinde kumru kuşu ve yuvası şeklinde Badem şekeri (Masapan) kırılır ve genç evlilere mutlu, bereketli, sağlıklı çocukları ile huzurlu bir yuvaları olması için dualar edilir. Alsancak’taki sinagogun dışındakiler diyebilirim ki tarihî denecek dekor ve görünümdeler. Harika tahta işlemeler, vitraylar ve eski zamana uygun oturma yerleri vardır.
EDİRNE

Edirne Sinagogu 1909 yılında açılmış, Türkiye’nin en büyük Avrupa’nın 3. büyük sinagoguydu. 1960 yıllarına kadar aktif olan ibadethanenin, Edirneli Museviler ağırlıklı olarak İstanbul’a ve farklı ülkelere göç edince zaman içinde bakımsızlıktan çatısı çöktü. Vakıflar Müdürlüğü’nün katkıları ile yeniden restore edilen sinagog 2015 yılının mart ayında harika bir törenle tekrar açıldı. O gün, eski Edirneliler ve tarihe meraklı İstanbullu Museviler sabahın erken saatlerinde otobüslerle yola çıktık. Açılış töreni için Dilaver Mahallesi, Maarif caddesi 75 numaradaki Edirne Büyük Sinagogu’na geldiğimizde hepimiz çok heyecanlıydık. Edirne doğumlu dostlarımız bu avluda nasıl oturup sohbet ettiklerini, çocukların bahçesinde koşuşturduklarını, hahamlarını sinagog görevlilerini anıp yad ettiler. Sinagog çok güzel restore edildi. Orijinaline sadık kalarak Türkiye’nin bir kültürü olarak tarihi miras kazandırılmış oldu. Emeği geçen herkese teşekkürler. Açılı programında Sinagog İlahileri Korosu olarak ufak bir konser ile katkıda bulunmaktan ayrı bir keyif alıp gururlandık.
GAZİANTEP
Uzun zamandır yurt içi turları yapmamız için sevgili eşim Diana ısrar ediyordu. “Birçok ülkeye gittik, farklı kültürlerle tanıştık, burnumuzun dibindeki harikaları henüz gitmedik” deyince bu sefer rotamı Türkiye’ye çevirdim.
Çok istediğim GAP turunu planladım. Gaziantep, Urfa, Mardin ve Diyarbakır’ı içeren turumuzun Gaziantep bölümünde yeni restore edilen sinagogu da programımıza aldım. Bunun için İstanbul’da yaşayan Antep kökenli Murat Nehmad Abimizi arayıp sinagogu ziyaret için planlama yaptık. Randevulaştığımız saatte sinagoga vardık. Girişte bizleri karşılayıp, sinagogun tarihçesi hakkında bilgiler verdi. 1855 yılında Ortadoğu ülkeleri Suriye, Lübnan’dan Türkiye topraklarına gelip bu şehre yerleştikten sonra ihtiyaca cevap vermek için inşa edilen sinagog 1970’li yılların sonuna kadar hizmet vermiş. Yörenin Musevi vatandaşları İstanbul’a göç edince sinagog bakımsızlıktan kullanılmaz hale geldi. Daha sonra gönüllü dindaşlarımızın katkılarıyla sinagog restore edildi. 2019’un aralık ayında bir Hanuka Bayramı günü tekrar açıldı. Bu yeni restore edilmiş tarihî sinagogu ziyaret edince çok keyif aldık. Yeterli kalabalıkla gidince, birlikte Minha (İkindi) duası yapıp mekândan ayrıldık.
ANKARA

Turizm ve Kültür Bakanlığı’nın düzenlediği Kültür Yolu Festivali kapsamında Sinagog İlahileri Korosu olarak Ankara’ya davet edilmiştik. Daha önce birkaç kez gitmeme rağmen hakkıyla şehri gezememiştim. Bu sefer turistik gezi yapmaya fırsat bulduk. Anıtkabir, Eski Meclis başta olmak üzere birçok semti gezdik, Tunalı Hilmi Caddesi’ndeki meyhanelerinde yemek yedik.
Koro arkadaşımız Natan Siliki Ankara Sinagogu’nun görevlisini tanıdığından kendisini arayıp sinagogu ziyaret etmek istediğimizi iletti; sağ olsun kırmadı bizi ve Ankara’nın Şengün Hamamı sokağındaki sinagoga gittik. Görevliden tarihçesi hakkında bilgiler aldık. Yaklaşık 750 yıldır açık olan sinagogu gezerken çok etkilenmiştik. Mimarisi, mermerden ehali, ahşap oymalı tevası ve özellikle kadınların oturduğu Azara bölümü ve önündeki (Bekar kızların oturması için yapılan) küçük balkon çok anlamlı ve ilginç geldi.
ANTAKYA
İş yerinde Antakyalı bir arkadaşımız vardı. Her fırsatta doğup büyüdüğü bu şehri allandıra ballandıra anlatır. Tarihinin çok eskilere dayandığını, üç semavi dinin tarihi merkezi olduğunu, gastronomisinin Gaziantep’le yarışacak lezzette olduğunu söylerdi. Uygun bir zamanı ayarlayıp Antakya seyahati yapmaya karar verdik. Tabii ki mihmandarımız Şaul Cemal’di. Antakya’yı adım adım, karış karış gezdik diyebilirim. Havaalanından direkt The Museum Hotel’e gittik. Otelin yapılışı sırasında arkeolojik eserler bulunduğundan otel raylar üzerinde kaydırılmış. Adeta bir müze gibi otelin tabanından camekan halinde bu kazıları ve tarihi eserleri gördük. Daha sonra Hatay Arkeoloji Müzesi’nden tutun, Saint Pierre Kilisesi’ne, Habib-i Neccar Cami’den, Samandağ bölgesindeki Arap Alevileri’nin kutsal saydıkları Hızır Türbesi’nden Musa ağacının bulunduğu dere kenarındaki meydana, Harbiye şelalerinden, Uzun Çarşı’ya her yeri üç günde gezdik. İstanbul’dan getirdiğimiz kaşer kıyma ile Antakya’nın meşhur tepsi ve kağıt kebabını çarşıdaki kasaba yaptırdık. Harbiye bölgesinde Asi Nehri’nin bir kolu olan Harbiye Çayı manzarasında Hidro Restoran’ta öğle yemeğimizi yerken parmaklarımızı bile yutacaktık. Antakyalıların kahvaltı geleneği sıcak humus ve baklayı pide eşliğinde sıyıra sıyıra bitirdik. Fırından aldığımız, sıcak sıcak yediğimiz biberli ekmek, muhteşemdi. Künefe derseniz damak çatlatan cinstendi. Tarihi Affan kahvesinde yediğimiz haytalı 10 numaraydı. Bu güzellikleri sinagog ziyaretiyle taçlandırdık. 1890 yılında inşa edilen tarihî bu sinagogu Şaul kardeşimizin babası Haron Cemal Abimiz gezdirip tanıttı. Bir rehber edası ile en ince detaylarına kadar keyif alarak anlattı. Ehalin içindeki 600 yıllık Tora rulolarına adeta bir sevgiliye sarılır gibi tutup gösterirken Antakyalı olmanın gururu gözlerinden okunuyordu. Ne yazık ki Şubat 2023’te yaşanan deprem sonrası taş taş üzerinde kalmamış bu yıkımdan doğal olarak sinagog da nasibini aldı.
ADANA

‘Aile Arasında’ filmini izleyen sevgili eşim Adana’ya bir program yapar mısın deyince oturup dersimi çalışmaya başladım. Kapsamlı güzel bir gezi olsun dedim ve Adana - Mersin turu hazırladım. Uçakla Adana’ya gidip ordan bir araba kiraladıktan sonra Mersin’e geçtik. Hiç tahmin etmediğim kadar ilginç ve güzel bir destinasyon oldu Mersin. Şehire girdiğimizde, Mersin İdmanyurdu Stadını ve Kushimoto Japon Parkı’nı fotoğrafladık. Atatürk Parkı, Kız Kalesi, Cennet Cehennem Obruğu, Meryem Ana Kilisesi, Astım Mağarası, Kayacı Vadisi Kanyonu, Karacaoğlan Şelalesi’ni gezdik. Adana’da Taş Köprü, Sinema Müzesi, Atatürk Evi Müzesi, Sabancı Cami, Büyük Saat Kulesi, Tren Garı, gezdiğimiz yerlerdi. Dönüş gününe Adana Çarşısı, Bebekli Kilise ve Adana Sinagogu’nu ziyarete ayırdık. Adana'daki ilk sinagog 1920'li yıllarda kurulmuş. Cemaatin 1981-1983 yıllarında taşındığı bugünkü iki katlı ve avlulu bina, 2007 yılında Neve Şalom Vakfı’na bağışlanmış. Bu sinagogun anahtarları gittiğimizde Albert Mizrahi de bulunuyordu. Kendisini arayıp sinagogu ziyaret etmek istediğimizi söylediğimde değerli büyüğümüz Albert Bey işini gücünü bırakıp başkasını yollayıp açtıracağına gelmeyi kendine vazife bildi. Sinagog ve Adana Musevileri hakkında bilgiler verdi. Bir sinagogdan çok, evin salonunun sinagoga çevrilmesi hissi verdi bana. Küçük ancak çok samimi ve sıcak bir görüntüsü vardı. Albert Bey’in Ocak 2026’da 97 yaşında vefat ettiğini öğrendiğimde gerçekten çok üzülmüştüm. Bir film Adana’ya gelmemize vesile olurken, çok değerli bir kişiyi tanımaktan mutlu olmuştuk.
ÇANAKKALE

Yine bir konser için Kültür Bakanlığı’nın davetlisi olarak Çanakkale’ye gitmiştik. Bu vesile ile yeni bir şehri gezip tanıma fırsatı bulduk. Sahildeki Truva Atı Heykeli önünden gemiyle Kilitbahir’e geçtik. Dönüşte, Büyük Hamam Sokak’taki Mekor Hayim Sinagogu’na yöneldik. Daha dış kapısından bizleri etkilemeye başlamıştı. Bakımlı, boyalı, iki sokağın birleştiği köşede “burası bir ibadethanedir” der gibiydi.
İçeri girdiğimizde bizi karşılayan görevli kızın güler yüzü içimizi ısıtmış, yeni bir coğrafyada, bir sinagog ile tanışmanın coşkusunu yaşıyorduk. Senede birkaç kez ibadete açılmasına rağmen tertemiz, pırıl pırıl, mis gibiydi. Gördüğüm bu güzellikler karşısında memnuniyetimi ifade eden birkaç satır yazıp anı defterine imzamı attım. Bu duygularla mutlu bir şekilde sinagogdan çıkıp eskiden Yahudilerin oturduğu “Yahudi Mahallesi” denen sokakları gezinmeye başladık. Halen Çanakkale’de oturan Eski Havra Sokak ya da şimdiki adıyla Büyük Hamam Sokak’ta bulunan Sabetay Kohen’in fırınına gittik. Sabetay Bey’in eşi rahatsızmış, o gün işe gelmemiş. Buradan Kent Müzesi’ne daha sonra, Aynalı Çarşı içindeki Helvacı Kadir Usta’nın dükkanına uğrayıp Çanakkale spesiyali tatlısı Höşmelim tatlısı aldık. Sokaklarda dolanırken gözümüze bir sokak ismi takıldı: Yaşar Yohay Sokak. Çanakkaleliler eski dostlarına bu şekilde vefa borcunu ödüyorlardı.
BURSA
Bursa Sinagogu’nu birçok Bursalı dindaşlarımız tarafından dinlemiş ancak hiç görmemiştim. Bunu fırsat bilip keyifli bir hafta sonu geçirmek için Bursa’ya gitmeye karar verdik. Cuma sabahı yola çıkıp 1,5 saatlik yolculuk sonrası Soğanlık Botanik Bahçesi’ne vardık. Göletleri, çiçek bahçeleri, cins ağaçları ile harika bir bahçeyle karşılaştık. Yemek sonrası Tofaş Arabaları Müzesi, Ulu Cami, Kozahan turu sonrası akşam yemeği için Arap Şükrü Sokağı’ndaki meyhanelerin birinde keyif yaptık.
Sabahına Bursa’ya gelme amacımız olan sinagoga gittik. Geruş Sinagogu’nda Şabat duasına geldik. Sinagogun harika bir mimarisi var. İnsanın içini açan gün ışığı aydınlatması, sinagogun duvarlarını çepeçevre saran oturma bankları ve bizleri sıcacık misafirperverlikle ağırlayan Bursalı dindaşlarımız, dua sonrası önce kahvaltı salonunda sohbet ettikten sonra, diğer sinagog Mayor’a götürdüler. O da çok bakımlı pırıl pırıl görüntüsü ve ahşap, mermer kombinasyonu ile dekore edilmiş şirin bir sinagog. Bursalı dostlarımızla vedalaştıktan sonra eksik kalan turumuzu tamamlamak için Kapalı Çarşı, Uzun Çarşı ve birkaç tarihi hanı da gezdik. Buraları gezerken sokak lezzetlerini de tatmayı ihmal etmedik. Tahinli pide ve buna bandırarak yenen saç örgüsü şeklinde simit, cantık pidesi ve süt tatlısını yiyip damaklarımızı şenlendirdik.
Bir Tutkudur Seyahat…