KÜLTÜR VE DEĞİŞİM – IV: 'Sizi gidi basitler'den 'sizi gidi elitler'e

Moris CRESPİN Perspektif
30 Eylül 2026 Çarşamba

Kültür değişiyor. Değerler değişiyor. Hatta kimin ‘seçkin’ sayılacağı bile…

Dün kabul gören bazı ölçüler bugün sorgulanıyor. Bir zamanlar küçümsenen bazı davranışlar ise artık bir tür özgüven göstergesi olarak karşımıza çıkabiliyor. Ve sonunda soru şu noktaya geliyor: Kimi seçkin sayacağız, neye göre?

Benimki de böyle bir şans. Yazı dizisinin dördüncü bölümünün arifesinde, akşam saatlerinde beklemeyeceğimiz bir sebepten, asi görüntülü bir genç grup tarafından sopalanmamıza ramak kaldı. Sebep, aracımızın çıkışını engelleyen bir araç yüzünden bir saat beklemek zorunda kalmamız ve buna gösterdiğimiz sitemdi.

Yirmili yaşlardaki gençlerin cümlelerindeki basitlik ve anlatımlarındaki çiğlik ile saçlarına gösterdikleri titizlik, üzerlerindeki pahalı veya pahalı görünen trend elbiseleriyle takıları arasında ilginç bir tezat vardı.

Yaşanan diyalog ve kullandıkları sözler, olayı hatalı park saygısızlığından çıkarıp çok başka yerlere taşıdı. Hayatın değişmesinden, her sokağın park düzeninin farklı işlemesi gerektiğine, biz “güya elitlerin” devrinin sona erip tüm yaşam biçimlerine saygı duyulması gerektiğine kadar olayla ilgili/ilgisiz birçok konu, bize biraz tatlı, ama daha çok sert bir üslupla anlatıldı.

Benim anladığım ise, bu tepkinin arkasında yalnızca park meselesinin değil; kullandığımız dilin, oturduğumuz mahallenin ve belki de onların bizi temsil ettiğimizi düşündükleri yaşam biçiminin de payı olduğu.

Belki de kendisini ve çevresini uzun süre küçümseyen bir değer dünyasına karşı çıkarken, zamanla o dünyanın bütün ölçülerine ve değerlerine sırt çevirmişlerdi. Böyle bakınca, “kendince elitler” ve “bundan sonra böyle” sözlerinin altında yatan, elitin kim olduğu ve hangi değerlerle tanımlanması gerektiğiydi asıl mesele.

Türkiye'de bunun elbet tarihsel bir arka planı var; çatışma da yeni değil. Cumhuriyet’in ilk dönemlerinden itibaren Batılılaşma, eğitim, sanat ve yaşam biçimleri üzerinden şekillenen yeni kültürel kodlar, toplumun bazı kesimlerinde zaman zaman bir ‘üst kültür’ duygusuyla birlikte yaşandı. Burada neyin hedeflendiği ve buluşmanın sağlanamamasının sebepleri ise bu yazının konusu değil.

Önceki dönemlerde elit zümreye ait olma gayretiyle kendine de yabancılaşan, Batılı gibi olma çabasıyla Paris seyahatini ballandırarak herkese anlatan, başkalarına tepeden bakan, kibir ve gösterişe batanlar hepimizin malumu. Ancak elit olmakla elitizmi birbirinden ayırmalıyız. Kültürel birikim, eğitim ve nitelik insanı seçkin kılabilir; iyi eğitim, yabancı dil, sanat ve edebiyat bilgisi, iyi Türkçe, görgü ve nezaket de bunun altyapısını oluşturur. Ekonomik güç ise elbet önemliydi; ancak tek başına insanı seçkin kılmıyor, kültürel birikimle birlikte anlam kazanıyordu. Bütün bunları üstünlük ve dışlama aracına dönüştürmek ise elitizmdi. Bugün kendini ‘yeni elit’ olarak görenlerin bazıları ise eski elitizme karşı çıkmakla kalmayıp bu ölçüleri de sorguluyor gibi görünüyor.

Bunun yanına, hatta zaman zaman önüne başka göstergeler geçmiş gibi görünüyor: Pahalı araba, kıyafet, gidilen yerler, tüketim gücü, görünürlük… Böyle olunca iyi Türkçe kullanmak, görgülü olmak, sanata ve bilgiye değer vermek ya da belirli bir kültürel birikime sahip olmak eskisi kadar gerekli görülmeyebiliyor; hatta bazen eski elitizmin işaretleri olarak küçümsenebiliyor.

Sanki mesaj biraz değişmiş durumda. Eskiden “Ben bazı şeyleri biliyorum, anlıyorum; dolayısıyla benden öğrenilecek şeyler var” diyen bir seçkinlik anlayışı varken, bugün zaman zaman “Benim gücüm zaten ortada; sizin ölçülerinize ihtiyacım yok” diyen başka bir statü anlayışıyla karşılaşıyoruz. Eskiden insanlar bilgisiz görünmekten çekinir, gösteriş ve kabalık eleştirilirdi. Bugün ise “Ben kitap okumam” demek samimiyet, ‘lafını esirgememek’ kabalık yerine bir meziyet gibi sunulabiliyor.

Öncesinde elitizm yaparak başkasını küçümsemek elbette yanlıştı. Buna getirilen eleştiriler de özünde haklıydı. Ne var ki son yıllarda bir yanlışın başka bir yanlışla değiştirildiğine de maalesef şahit olmaktayız. Bazı yerlerde ‘elitizm’ sözcüğü, herhangi bir kalite ölçütünü savunan herkesi susturmak için kullanılan bir etikete dönüşmüş durumda. Örneğin biri “İyi Türkçe kullanalım” dediğinde ‘elitist’; “Bir kitabı gerçekten okumak, özetini okumakla aynı olmaz” dediğinde yine ‘elitist’ denebiliyor. Bir müzisyen “Emek verilmiş eserle tek kullanımlık tüketim ürünü aynı şey değil” dediğinde de aynı etiket karşımıza çıkıyor.

Sözün özü, elitizm artık bazılarınca kendi düşüncesini veya davranışını savunmak için kullanılan bir yaftaya dönüşmüş durumda. Böyle bakınca, eski elitizme karşı gelişen tepkinin bazı durumlarda bilgiye, emeğe, görgüye ve kaliteye mesafe koyan, hatta bunları küçümseyebilen başka bir anlayışa dönüşmesi de düşündürücü.

Herhalde olması gereken, eski ölçüleri olduğu gibi korumak ya da bütün ölçüleri reddetmekten ziyade farklı değerlere saygı duyarken, hepimizi bir arada tutabilecek ortak değerleri de koruyabilmek.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün