•27 Ekim 2026 seçimlerine ilişkin mevcut göstergeler, Netanyahu liderliğindeki sağ-Haredi blokun önceki hakimiyetini sürdürmekte zorlandığına, bununla beraber muhalefetin de istikrarlı bir hükümet çoğunluğunu henüz garanti edemediğine işaret etmektedir. Bu nedenle en muhtemel sonuç Likud veya Yashar´ın birinci geldiği fakat hiçbir blokun tek başına 61 sandalyeye ulaşamadığı parçalı bir Knesset tablosudur. Böyle bir sonuçta hükümetin kim tarafından kurulacağını partilerin sıralamasından çok Ra´am´ın konumu, küçük sağ partilerin baraj performansı ve Netanyahu karşıtı partilerin aralarındaki ideolojik farklılıkları ne ölçüde yönetebildiği belirleyecektir. •TUĞÇE ERSOY CEYLAN – www.setav.org
İsrailliler, dört sistemden oluşan gelişmiş hava savunma sistemlerine güveniyor: kısa menzilli füzeler ve insansız hava araçları için 'Demir Kubbe', seyir füzeleri için 'David'in Sapanı' ve balistik füzeler için 'Arrow-2' ve 'Arrow-3'. Ancak İran'la savaşın ardından stokları tükendi ve yetkililer Türkiye ile çatışmaya boş cephaneliklerle yaklaşıyor. Ayrıca, İran Devrim Muhafızları'nın İsrail'deki hedeflere yönelik son saldırıları, Türk istihbaratına güncel bilgiler açısından zengin bir kaynak sağladı. Ankara artık potansiyel rakibinin zaaflarının farkında.
İsrail hava kuvvetlerinin varlığını Amerikan bombalarının tedarikine borçlu olduğunu da unutmamalıyız. Ve ABD, Abu al-Duhur'a yapılan son saldırıları desteklemedi. Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, operasyonu "bölgedeki istikrarı hiçbir şekilde güçlendirmeyen gereksiz bir tırmanış" olarak nitelendirdi. Washington, Netanyahu'nun ordusunun alışkın olduğu desteğe güvenemeyeceğini fiilen kabul etti. Kendisini Türk ve Suriye güçleri, Lübnan Hizbullahı, Filistin Hamas'ı, Yemen Ensarullah’ı ve İran Devrim Muhafızları'ndan oluşan bir ittifakla savaşırken bulması daha olası. İsrail Başbakanı, iktidarda geçirdiği yıllar boyunca etkileyici sayıda düşman edindi ve şimdi hepsi intikam almak için doğru anı bekliyor.
Seçimlerden hemen önce, aylardır ilk kez, Netanyahu bloğu anketlerde 54'e 52'lik bir oranla öne geçti. Bu üstünlüğü; yeni aşırı sağcı güçler —Ofer Winter'ın partisi ile Moshe Feiglin ve Bezalel Smotrich arasındaki ittifak— ve Eisenkot'un Filistinli partileri koalisyona dahil edebileceğine dair oluşan panik havası yarattı.
Görünen o ki, ya Netanyahu başka partilerden kopan milletvekillerinin desteğiyle yeni hükümeti kuracak ya da mecliste çoğunluk sağlanamayacak ve yeni bir seçime gidilirken Netanyahu geçici hükümetin başında kalmaya devam edecek.
İktidarda kalma becerisi inanılmaz; üstelik Winter ve Feiglin'in de işin içine girmesi durumunda, kurulacak yeni hükümet mevcut olandan bile daha aşırı bir çizgide olabilir.

https://x.com/kinikli88/status/2100514771237847458
27 Ekim 2026’da İsrail’de gerçekleşecek seçimler 7 Ekim sonrasında derinleşen güvenlik ve yönetim krizinin gölgesinde yapılacaktır. Siyasal rekabet bir yanda Binjamin Netanyahu liderliğindeki Likud, aşırı sağ ve Haredi partilerden oluşan iktidar bloku, diğer yanda Gadi Eisenkot’un Yashar partisi, Bennett-Lapid ittifakı, Avigdor Lieberman ve Demokratların meydana getirdiği heterojen muhalefet arasında şekillenmektedir. Seçim kampanyasının başlıca tartışma eksenlerini 7 Ekim’in siyasi sorumluluğu, bağımsız bir devlet soruşturma komisyonunun kurulması, devlet kurumları ile yürütme arasındaki ilişkiler, Haredilerin askerlik yükümlülüğü ve Filistin meselesinin geleceği oluşturmaktadır. Bununla beraber taraflar arasındaki temel ayrım geleneksel sağ-sol karşıtlığından ziyade Netanyahu’nun kişiselleşmiş ve çoğunlukçu yönetim anlayışı ile kurumsal sorumluluğu öne çıkaran merkez sağ alternatifler arasında ortaya çıkmaktadır.
Mevcut kamuoyu araştırmaları Netanyahu liderliğindeki blokun hükümet çoğunluğunu korumakta zorlandığını ancak muhalefetin de kendi başına istikrarlı bir koalisyon kurabilecek düzeye henüz ulaşmadığını göstermektedir. Seçim sonucunu küçük sağ partilerin baraj performansı, Arap seçmenin katılımı, Ra’am’ın muhtemel bir hükümette üstlenebileceği rol ve Netanyahu karşıtı sağ seçmenin yönelimi belirleyecektir. Bu nedenle en muhtemel sonuç hiçbir blokun tek başına 61 sandalyeye ulaşamadığı parçalı bir Knesset ile uzayan koalisyon görüşmeleridir. Netanyahu’nun iktidarı kaybetmesi ise İsrail siyasetindeki milliyetçi, güvenlikçi ve ilhakçı yönelimin sona ermesi anlamına gelmeyecektir. Olası bir iktidar değişikliği kapsamlı bir ideolojik dönüşümden ziyade yönetim tarzı, kurumsal hesap verebilirlik ve devlet kapasitesi bakımından sınırlı bir yeniden merkezileşmeye yol açabilir.
27 Ekim 2026 seçimlerine ilişkin mevcut göstergeler, Netanyahu liderliğindeki sağ-Haredi blokun önceki hakimiyetini sürdürmekte zorlandığına, bununla beraber muhalefetin de istikrarlı bir hükümet çoğunluğunu henüz garanti edemediğine işaret etmektedir. Bu nedenle en muhtemel sonuç Likud veya Yashar’ın birinci geldiği fakat hiçbir blokun tek başına 61 sandalyeye ulaşamadığı parçalı bir Knesset tablosudur. Böyle bir sonuçta hükümetin kim tarafından kurulacağını partilerin sıralamasından çok Ra’am’ın konumu, küçük sağ partilerin baraj performansı ve Netanyahu karşıtı partilerin aralarındaki ideolojik farklılıkları ne ölçüde yönetebildiği belirleyecektir. Ayrıca bu seçim Netanyahu açısından yalnızca iktidarın korunması değil aynı zamanda uzun süredir merkezinde bulunduğu sağ blok üzerindeki liderliğinin sürdürülmesi sınavıdır.
Seçim aritmetiği özellikle üç gelişmeye karşı duyarlı olacaktır. Bunlardan ilki baraj çevresindeki sağ ve Arap partilerinin ittifak kurup kuramayacağıdır. İkincisi Arap seçmenin katılım düzeyi ve Ra’am’ın geleneksel tabanının ötesine geçme stratejisinin başarısıdır. Üçüncüsü de güvenlik alanında yaşanabilecek son dakika gelişmelerinin Netanyahu karşıtı sağ seçmeni yeniden Likud’a yöneltip yöneltmeyeceğidir. Bu değişkenlerin küçük oranlarda hareket etmesi dahi bloklar arasında birkaç sandalyelik fakat hükümet kurma bakımından belirleyici bir değişim meydana getirebilir. Dolayısıyla mevcut anketlerin kesin bir sonuçtan ziyade olası koalisyonların sınırlarını gösterdiğini söylemek yanlış olmayacaktır.
Seçimin sonucu ne olursa olsun İsrail siyasetinin temel yönelimlerinde keskin bir tersine dönüş beklenmemelidir. Güvenliğin siyasal gündem üzerindeki üstünlüğü, Filistin meselesinin çatışma yönetimi ve askeri kontrol çerçevesinde ele alınması, Haredilerin askerliği konusundaki gerilim ve Yahudi kimliği ile devletin “demokratik” niteliği arasındaki mücadele varlığını sürdürecektir. Netanyahu’nun iktidarı kaybetmesi de onun döneminde güçlenen milliyetçi, güvenlikçi ve ilhakçı yönelimin gerilemesiyle aynı anlama gelmeyecektir. Olası bir Eisenkot veya Bennett liderliğindeki hükümet kapsamlı bir ideolojik dönüşümden ziyade yönetim tarzı, kurumsal sorumluluk anlayışı ve devlet kapasitesinde sınırlı bir yeniden merkezileşmeye yol açabilir. Bu bakımdan 2026 seçimleri İsrail’in siyasal yönünü bütünüyle değiştirecek bir kırılma değil aynı yapısal eğilimlerin hangi liderlik, koalisyon ve kurumsal çerçeve altında sürdürüleceğini belirleyecek bir eşik niteliğindedir.
Tamamı : https://www.setav.org/2026-israil-secimlerine-dogru-kriz-yeniden-saflasma-ve-koalisyon-arayisi
Eğer şirket birkaç yıl önce Filistin asıllı Bella Hadid'i işten çıkartmış olmasaydı şimdiki bu reklam yüzü tercihine belki "acemilik, basiretsizlik" gibi bir tabir kullanabilirdik ama bu nokta artık bize gösteriyor ki yapılan iş "bile isteye stratejik bir tercih".
Belki de marka stratejik olarak kutuplaşan dünya üzerinden yeni bir manifestoyla yola devam etmeyi tercih etmiş olabilir, amenna.
Ancak asıl fiyasko bu noktadan sonra geliyor; zira sorun taraf seçmekte değil; seçtiği tarafın arkasında duramayacak kadar omurgasızlaşmasında yaşandı.
Bir karar verdiyseniz ve niyetiniz dünyanın belli bir kesimini feda edip diğer tarafına oynamaksa, buna "ticari bir tercih" der geçeriz.
Günün sonunda her kurum kendi müşteri profilini seçer; bedeline de katlanır. Tercihini İsrail yanlısı bir çizgiden yana kullanıp yola devam etseydi, tüketici olarak bize düşen tek şey sessizce o bağımızı koparmak ve alışverişi kesmek olurdu.
Fakat ne yaptılar? Tepkiler büyüyünce alelacele geri adım atıp özür dilediler.
İşte kriz yönetiminin bittiği, samimiyetsizliğin başladığı yer tam burası. Açıkçası İsrailsever bir tüketici olsaydım, o özür yüzünden bu kez ben kızar, ben küserdim markaya.
Bir duruş sergileyip ilk rüzgârda havlu atmak, iki tarafa da yaranamamak acıklı bir görüntü doğrusu.
En nihayetinde "Araf'ta" kalan dev bir marka var karşımızda. Hem küresel gücüne yazık etti hem de yıllardır o logosunu göğsünde taşıyan milyonların sadakatine.
🔹 Hamas'ın 7 Ekim 2023 saldırısından günler sonra İsrailli siyasi danışmanlar, kampanyacılar, etki operasyonu uzmanları, reklam profesyonelleri ve hükümet yetkilileri Katar'a karşı küresel bir sivil nüfuz kampanyası başlattı.
🔹 Kampanyanın amacı, Katar'a uluslararası boykot uygulanmasını teşvik ederek Hamas'ın elindeki rehinelerin serbest bırakılması için Doha üzerinde baskı oluşturmaktı.
🔹 Girişime yaklaşık 30 kişi katıldı; editörler, yazarlar, çevirmenler, pazarlama uzmanları ve hukuk danışmanları çoğunlukla gönüllü olarak çalıştı.
🔹 Grup, ABD ve Fransa'daki yasa koyucuların yanı sıra yabancı medya kuruluşlarındaki gazetecilerin görüşlerini etkilemeye çalıştı ve İsrail'deki hükümet karşıtı protesto hareketinden kişileri de dahil etmeyi planladı.
Bund'un Siyonizm karşısındaki siyasi yenilgisi tek bir kırılma anının değil, bir dizi tarihsel gelişmenin sonucu. Örneğin yazar, Bund'un uluslararası işçi dayanışmasına bağlılığının 1905 Rus Devrimi sırasında nasıl ciddi bir sınavdan geçtiğini hatırlatıyor.
1905 yılının ekim ayında Çar II. Nikolay, kitlesel grevler, köylü ayaklanmaları, askerî isyanlar ve siyasal reform talepleri karşısında Ekim Manifestosu'nu ilan ediyor. Manifesto, temel hak ve özgürlüklerin yanı sıra Devlet Duması adı verilen seçilmiş bir parlamentonun kurulmasını vaat ediyor, böylece Rusya'nın otokratik yönetimden uzaklaşabileceği umudunu yaratıyor. Bilindiği üzere Çar daha sonra bu tavizlerin önemli bir bölümünü sulandırdı; ancak manifesto ilk ilan edildiğinde siyasal rejimi dönüştürebilecek devrimci bir açılım gibi görünmüştü.
Ne var ki bu umut anını birçok Yahudi sosyalist açısından bir felaket ve derin düş kırıklığı izledi. Yahudi işçiler devrim sırasında Hristiyan işçi kardeşleriyle greve gitmiş, birlikte gösteri yapmış, Çarlık rejimine karşı ortak mücadelede acı çekmiş ve hayatlarını kaybetmişlerdi. Fakat Ekim Manifestosu'nun ardından başlayan pogromlarda çok sayıda Hristiyan işçi, Yahudi yoldaşlarına yönelik kitlesel şiddete ve yağmaya bizzat katıldılar. Yazar, bu ihanetin Yahudi sosyalistler üzerinde yarattığı sarsıntıyı Bundist lider Vladimir Medem'in sözleriyle aktarıyor: "Yıllardır o büyük bayram gününün gelişini bekliyorlardı; o gün nihayet geldiğinde masum Yahudi işçilerin kanından oluşan nehirlerin içinde boğuldular."
Pogromlar Bundistleri acı bir çelişkiyle yüzleşmeye zorluyor: sosyalizmin vaat ettiği evrensel dayanışmanın antisemitizmi ortadan kaldırmaya yetmediği gerçeği. Yine de tüm yaşananlara rağmen Bund, farklı topluluklardan işçileri birlikte örgütlemeye ve Siyonizme karşı mücadelesini sürdürmeye devam ediyor; aynı zamanda da Yahudi mahallelerini korumak amacıyla silahlı özsavunma örgütleri kuruyor. Yani Yahudilerin kolektif olarak hayatta kalması hedefi ile sömürüye ve otokratik yönetime karşı yürütülen daha geniş mücadeleyi bağdaştırma gayesinden ödün vermiyor.

8 Ekim 2023. Hamas saldırılarından bir gün sonra... Lior Raz, Gazze sınırındaki bir kibbutzda yaşayan kardeşinden “Kurtar beni” telefonunu alınca Romanya’dan ilk uçakla İsrail’e dönüyor. Kardeşi o gelene kadar güvenli bir yere ulaşmayı başarıyor. Raz da senaryo ortağı Avi Issacharoff’la birlikte kendini Gazze sınırına atıyor.
Roketler hâlâ atılıyor. Hamas saldırganlarının bir kısmı ortalıkta. İsrail devleti ortada yok. Raz, Fauda’dakine benzeyen elit bir gizli birliğin eski mensubu. Senaryo ortağı Issacharoff da Batı Şeria’da görev yapmış eski bir asker. Raz’ın SUV’uyla, bir haberdeki benzetmeyle, “kıyamette çalışan Uber şoförleri” gibi sivilleri tahliye ediyorlar.
Gece vakti bir kapıya dayanıyorlar. Korku içindeki kadın kapıyı açıp Raz’ı görünce “Doron?” diye soruyor. Onu Fauda’daki karakteri sanıyor. Raz, “Yok, ben Lior’um,” diyor ama ne fayda. Kadın arabaya bindikten sonra, kıyamet yerinden kaçarlarken soruyor: “Bir selfie çekebilir miyiz?”
Gerçeklik Fauda’nın, Fauda gerçekliğin içine bu kadar girmişken, Raz ve Issacharoff 7 Ekim’i anlatmadan edemiyor. Beşinci sezon için hazırladıkları hikayeyi çöpe atıp sezonu baştan yazıyorlar. “Bugüne kadar yazdığımız en önemli iş” dedikleri yeni sezonun teması ise tha’r yani intikam.
…
Dizide İsrail’in 7 Ekim’de yaşadığı gerçek ve anlaşılır travma var. Ama Gazze yok. BM’nin Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu’nun “soykırım” olarak nitelediği yıkım yok. Sınır kapıları, kontrol noktaları, gündelik aşağılanma, ev baskınları, gözaltılar, hapishaneler yok. Vurulan, öldürülen Filistinliler yok.
Bunlar kadrajın dışında kalınca çatışma, İsrail’in maruz kaldığı terör ve buna karşı yürüttüğü meşru mücadeleden ibaret görünüyor. Ve işte bütün mesele de burada.
Finalde evet, tha’r, yani intikam alınıyor. Ama en yakın arkadaşını kaybeden Doron çökmüş. Cenazedeki dini töreni yarıda bırakıp mezarlıktaki bir çeşmeye eğiliyor. Yüzünde haz veya zafer değil, çaresizlik ve yitiklik var. İntikam alınıyor ama ana karakter iyileşmiyor.
İşte Fauda’yı kaba bir propagandadan ayıran da bu. Sorun, meseleye tamamen İsrail açısından bakması. Yine de dizi Netanyahu İsrail’inin bir adım ilerisinde. En azından hâlâ hafif hafif sorgulamalar var.
Lior Raz da senaryo ortağı Avi Issacharoff da İsrailli, eski asker ve siyonist. Fauda bir İsrail anlatısı. Filistinli yazarların ekipte neden olmadığı sorulduğunda cevap şuydu: Filistinliler de gidip kendi hikayelerini yazsın.
İşgal altında yaşayan bir topluma bunu söylemenin ağırlığı bir yana, Filistinliler kendi hikayelerini anlatıyor. Filistinli ve İsrailli sinemacıların ortak yapımı ‘No Other Land’, 2025’te En İyi Belgesel Oscar’ını kazandı. Gazze’deki kıyımı İsrail askerlerinin tanıklıklarıyla anlatan NAZA ise Venedik’te 25 dakika ayakta alkışlandı. İsrail Kültür Bakanı, filmin İsrailli yönetmenlerini vatana ihanetle suçlayıp vatandaşlıktan çıkarılmalarını istedi.
Gazze’de sonu gelmeyen zulüm, Lübnan’a ve İran’a açılan savaşlar…
Fauda istemeden de olsa İsrail’in iyi yaptığı “hasbara”, yani propaganda işlevi görse bile İsrail dünya kamuoyunun vicdanındaki savaşı çoktan kaybetti.
Bugüne kadar hep “Fauda Filistinlileri yeterince humanize ediyor mu?” diye soruldu. Belki de bundan sonra sorulması gereken şu: Fauda İsrail’i humanize edebilecek mi?
Tamamı : https://gazeteoksijen.com/dunya/faudanin-thar-sezonu-israil-psikolog-koltugunda-289738
Kaynak dil: İngilizce
Balat’taki Ahrida Sinagogu, İstanbul’un en eski ve en önemli sinagoglarından biridir. 15. yüzyılda kurulan bu sinagog, şehrin Sefarad Yahudileri için bir merkez haline gelmiştir. Gemi şeklinde tasarlanmış binası, Yahudi mültecileri Osmanlı topraklarına güvenli bir şekilde ulaştıran gemileri çağrıştırdığı için sıkça bu şekilde yorumlanır.
