Hukuktan makyaja: Cesur bir kariyer dönüşümü

Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu Dilber Vanessa Kohen, avukatlık yaptıktan sonra kariyerini makyaj artistliğine yöneltti. Bugün gelin ve özel gün makyajları yapan, aynı zamanda workshoplar düzenleyen Kohen, hukukla başlayan kariyerini tutkusu doğrultusunda yeniden şekillendirdi. Kohen, makyajın ötesinde; “insana doğrudan temas etmenin” ve yeniden başlamanın yollarını anlatıyor.

Liana YAKAR Söyleşi
23 Eylül 2026 Çarşamba

Sayfanızda makyaj dışında birçok farklı içerik görüyoruz. Aslında bir makyajdan daha fazlasını anlatıyorsunuz. Bu içerik dünyasını oluştururken takipçilerinize nasıl bir duygu ve ilham vermek istiyorsunuz?

Aslında sayfam zaman içinde benimle beraber değişti ve gelişti. Makyaj tabii ki işimin ve içeriklerimin çok önemli bir parçası ama ben kendimi sadece makyaj anlatan biri olarak görmüyorum. Annelik var, iş hayatı var, bazen yetişememek var, yeniden başlamak, öğrenmek, yaş almak, kendine iyi bakmak var yani gerçek hayatın içindeki pek çok şeyi paylaşıyorum. Takipçilerime vermek istediğim en önemli duygulardan biri de güven. Özellikle bir ürün önerirken kendime hep çok basit bir soru soruyorum: “Annemin buna para harcamasını ister miyim?” Eğer cevabım evetse gönül rahatlığıyla öneriyorum çünkü sosyal medyada güvenin çok kolay kaybedilebildiğini ama uzun zamanda kazanıldığını düşünüyorum.

Bir yandan da beni takip eden birinin “Ben de yapabilirim”, “Ben de başlayabilirim” ya da sadece “Bugün kendime biraz daha iyi davranabilirim” diye düşünmesini istiyorum. Her şeyin mükemmel olması gerekmiyor. Kendine yatırım yapmak, yeni bir şey öğrenmek ya da hayatında bir şeyi değiştirmek için hiçbir zaman geç değil. Kendi hayatımda bunu deneyimledim. O yüzden bir kişi bile paylaştığım bir şeyden cesaret alıyorsa, benim için içerik üretmenin en güzel taraflarından biri bu.

“Eksik kalan bir şey vardı”

Hukuk eğitimi almış ve avukatlık yapmış biri olarak sizi makyaj sanatçılığına yönelten kırılma noktası neydi?

Ben uzun yıllar kurumsal hayatta ve hukuk alanında çalıştım. Sevdiğim ve bana çok şey katan bir meslekti ama zaman içerisinde eksikliğini hissettiğim bir şey vardı: İnsana doğrudan temas etmek.

İkinci çocuğumdan sonra makyaj alanında Türkiye’de ve yurt dışında eğitimlere, workshoplara katılmaya başladım. Eğitim aldıkça yüz anatomisini, renkleri, farklı teknikleri öğrendim ve makyajın benim için sadece yaratıcı bir alan olmadığını fark ettim. Burada insanla birebir iletişim halindesiniz; ona dokunuyorsunuz, sohbet ediyorsunuz ve sonunda aynaya baktığında gördüğü kişiden memnun olmasını sağlıyorsunuz. Bunun bana çok iyi geldiğini fark ettim.

Sanırım asıl kırılma noktası buydu. Hem yaratıcı tarafımı besleyen hem de insanlarla çok daha iç içe olduğum bir alan bulmuştum. Bir de kendi hikâyemde en sevdiğim şeylerden biri şu: Yıllarca başka bir mesleği yapmış olmak, sonrasında başka bir alanda yeniden başlayamayacağınız anlamına gelmiyor. Bazen hayatınızın farklı bir döneminde sizi çok daha fazla besleyen başka bir tarafınızı keşfedebiliyorsunuz.

Sizin için ‘güzel makyaj’ ile ‘kişiye yakışan makyaj’ arasındaki fark nedir?

Bence teknik olarak kusursuz bir makyaj her zaman kişiye yakışan makyaj olmayabilir. Benim için iyi makyajın en önemli noktası, önce karşındaki kişiyi görebilmek. Yüz anatomisi, cilt yapısı, göz şekli, kişinin tarzı, hatta o makyajı taşırken kendini nasıl hissettiği bile önemli. Ben kişinin başka birine dönüşmesinden çok, kendi en iyi versiyonunu görmesini seviyorum.

Hatta ten makyajında benim için en güzel sonuç şu: İnsanlar “Yüzünde hangi fondöten var?” diye sormak yerine “Cildin ne kadar iyi görünüyor” desinler. Benim makyaj anlayışım biraz bunun üzerine kurulu. ‘Second skin’ dediğimiz, cildi tamamen kapatmayan, kişinin kendi dokusunu ve karakterini koruyan ama güzel taraflarını öne çıkaran bir görünüm.

Kısacası güzel makyaj baktığınızda güzel olabilir; kişiye yakışan makyaj ise önce kişiyi gösterir, makyajı değil.

Makyajın kişinin özgüveni üzerinde gerçekten dönüştürücü bir etkisi olduğuna inanıyor musunuz?

Tabii ki. Bunu yaptığım işte birebir gördüğüm için çok net söyleyebilirim ama burada benim için önemli bir ayrım var. Makyajın dönüştürücü gücünü makyajsız halimiz yeterli değil gibi bir yerden hiç görmüyorum. Tam tersine, makyaj benim için bir zorunluluktan çok kendimizi ifade etmenin ve bazen kendimize ayırdığımız küçücük bir zamanın aracı. Bazen sadece biraz allık, maskara ya da sevdiğiniz bir ruj bile o gün aynaya baktığınızda hissettiğiniz şeyi değiştirebiliyor. Workshoplarda da bunu çok görüyorum. İnsanlar bazen “Ben bunu yapamam” diyerek geliyor. Sonra kendi yüzlerinde birkaç doğru tekniği uyguladıklarında aynaya başka türlü bakmaya başlıyorlar. Bence dönüştürücü olan sadece makyajın kendisi değil. “Bunu ben yaptım ve kendimi böyle çok sevdim” hissi.

Bugüne kadar takipçilerinizden aldığınız yorumlar arasında aklınızda kalan veya sizi mutlu eden herhangi bir yorum var mı?

Çok var ama yakın zamanda aldığım iki mesaj özellikle kalbime dokundu:

Bir takipçim, önerdiğim uygun fiyatlı bordo bir farı aldığını ve onu sürdüğünde kendisini yeniden 18 yaşındaki hali gibi hissettiğini yazdı. Gençliğinde Almanya’da çalışan bir yakınının getirdiği bordo farın onun için çok özel anıları varmış. Aslında ben sadece bir far önermiştim ama o ürünün birinin geçmişindeki güzel bir duyguya, bir anıya dokunabileceğini hiç düşünmemiştim. Bu mesaj beni gerçekten çok etkiledi. Bir başka takipçim de içerik üreticisinin çok olduğu bir dünyada, kaliteyi sadelikle bir arada tutmamın ve insanlarla gerçekten iletişim kurmamın beni onun gözünde farklı bir yere koyduğunu yazdı. Bu iki mesaj bana neden bu işi yaptığımı tekrar hatırlattı. Çünkü benim için takipçilerimle aramdaki güven çok önemli. Bir şey önerdiğimde karşımdaki insanın zamanını da parasını da önemsiyorum ama aslında tek bir yorumdan ziyade beni çok etkileyen bir yorum biçimi de var. Bazen makyajla hiç ilgisi olmayan bir içeriğimin ardından “Bunu bugün duymaya ihtiyacım vardı” ya da “Seni izledikten sonra ben de uzun zamandır ertelediğim bir şeye başladım” gibi mesajlar geliyor.

Sosyal medyada rakamlar, izlenmeler ve beğeniler çok kolay merkeze oturabiliyor. Ama ekranın diğer tarafında gerçek bir insan olduğunu ve söylediğiniz küçücük bir şeyin onun gününe, bazen bir anısına, hatta aldığı bir karara dokunabildiğini fark ettiğiniz an, bence bütün rakamlardan daha değerli. Sanırım aldığım en güzel geri dönüş, insanların yalnızca önerdiğim ürünü beğenmesi değil; bana güvendiklerini ve onlara gerçekten dokunabildiğimi hissettirmeleri.

Rahatsız edici herhangi bir yorumla karşı karşıya kaldınız mı?

Şu oluyor mesela… Geçen gün 40-50 yaş için bir öneride bulundum ama bu önerinin karşılığında “Yok ki kırışıklığınız, anlatmak bedava” gibi bir yorum geldi. Orada yapıcı bir yorum yok. Belki mankeniniz olayım dese, tatlı tatlı gelse… Bazen gerçekten o tarz şeyler oluyor ama hiçbirini şahsi algılamıyorum.

Kamera kapandığında sosyal medyada gördüğümüz ‘Dilber’ ile günlük hayattaki ‘Dilber’ arasında herhangi bir fark var mı sizce?

Çok büyük bir fark olduğunu düşünmüyorum. Zaten sosyal medyada sürdürülebilir olabilmenin yolunun da çok başka bir karakter yaratmamaktan geçtiğine inanıyorum. Tabii ki kamera açıkken anlatmak istediğiniz şeyi daha derli toplu anlatıyorsunuz. Günlük hayatta ise benim de koşturduğum, çocuklara yetişmeye çalıştığım, WhatsApp’lara dönemediğim, bazen hiçbir şeye yetişemediğim günler var.

Ama enerjim, konuşma şeklim, sevdiğim şeyler ve hayata bakışım oldukça aynı. Hatta zaman geçtikçe sosyal medyada da kusursuz bir hayat göstermeye çalışmaktansa o gerçek tarafı paylaşmayı daha çok seviyorum çünkü bence insanlarla asıl bağ tam olarak orada kuruluyor.

Workshoplar da düzenliyorsunuz, bu buluşmalar sizin için nasıl bir deneyim?

Workshoplar yaptığım işin en sevdiğim taraflarından biri olabilir. Çünkü sosyal medyada binlerce kişiye bir şey anlatıyorsunuz ama karşınızdaki insanın o anda ne hissettiğini göremiyorsunuz. Workshoplarda ise o etkileşim birebir.

Genellikle küçük gruplarla çalışmayı seviyorum. İnsanların sorularını dinlemek, kendi yüzlerinde uygulama yaptırmak ve “Ben yıllardır bunu yanlış yapıyormuşum” ya da “Bu kadar kolay olduğunu bilmiyordum” dedikleri anları görmek çok keyifli. Ben workshopların sadece bir makyaj eğitimi olmasını da istemiyorum. Birkaç saatliğine herkesin kendine vakit ayırdığı, yeni bir şey öğrendiği, biraz sohbet ettiği ve iyi hissederek çıktığı bir alan olmasını seviyorum. Belki de hukuk hayatından sonra bu işi bu kadar sevmemin sebeplerinden biri yine burada ortaya çıkıyor: insanla birebir temas. Karşınızdaki kişinin bir şeyi öğrendiğini, uyguladığını ve aynaya baktığında mutlu olduğunu o anda görebiliyorsunuz.

Aslında benim için işin özeti biraz burada: Makyajı öğretmek ama makyajdan biraz daha fazlasını bırakmak.

Karşınızdaki kişiye bakarken sizde nasıl bir algıda seçicilik oluyor? İlk dikkatinizi çeken detay ne oluyor?

İlk baktığım şey cilt. Geçen gün birine “cilt lekeleriniz açılmış” dedim. İsmini hatırlamıyordum ancak cildindeki lekeyi hatırlıyorum çünkü direkt odağım cilt; iyi bir cilt olmadan iyi bir makyaj olamıyor. Önce iyi bir cilt bakımı gerekiyor daha sonra cildi makyaja hazırlamak gerekiyor. Üç aşağı beş yukarı hangi markanın ve hangi renk tonunun yakışacağını anlıyorum, ama en sevdiğim şey kişinin kendi yüzünü tanıması ve o kişiyle temas halinde bulunmak.

Sayfayı ilk açtığınızda içerik paylaşımı yaparken herhangi bir çekinceniz olmuş muydu?

Aslında hep bir “Galatasaray hukuk mezunuyum, avukatım” deme gereği oldu. Sanki zekamı öyle kanıtlamak zorundayım gibi. Bir insan işini tutkuyla yapınca doğru yerde olduğunu biliyor ve kim ne düşünürse düşünsün, umurunda olmuyor.

Avukatlığı tamamen bıraktınız mı?

Tamamen bırakmadım, aile işlerini ve kendi şahsi işlerimi yapıyorum. Onun dışında dışarıdan başkasının dertlerini almıyorum.

Annelik nasıl gidiyor? Kendi işinizi yürütüyor olmak, annelik-iş dengesini kolaylaştırdı mı?

Annelik çok güzel gidiyor; besleyen ve büyüten bir şey. Annelik ve iş hayatı dengesi olarak bakarsak, daha az çalışacağımı düşünürken çok daha fazla çalıştığımı fark ettim. Eskiden üstümde biri vardı, açıklama yaptığım biri vardı, şimdi sabah kalktığımda ne yapmam gerektiğine karar veren benim. Açıkçası, bambaşka bir disiplin gerektiriyor. Kendimi geliştirmeyi çok sevdiğim için kendime bir alan yaratmak benim için rahat oluyor.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün