Elimde bir roman var. Beni çok etkileyen bu kitabın adı ´Mazal-Kısmet´. Mazal, hem kayınvalidemin adı hem de günlük hayatta sıkça kullandığım bir kelime. Okuyorum bir solukta… Ve sizlerle paylaşıyorum…
Yazar Rahel Çela Behar ile kitabı yazma sürecini, göç hikayesini ve bekleyen yeni projelerini konuştuk.
Rahel Çela Behar kimdir?
Türk Sefarad Yahudi’si bir ailenin ilk çocuğu olarak İstanbul’da doğdum. Aslında beni tanımlayan özellikler, aldığım eğitimler, unvanlar ya da yaptığım işler değil; beni asıl anlatan, çocukluğumdan beri içimde yaşayan okumayı çok seven, aceleci, sorgulayan ve hayatı anlamaya çalışan, duygusal bir küçük kızdır. Hayatın akışı içinde pek çok sorumluluk üstlendim; bazen gereğinden fazlasını da ve ancak yazmaya zaman bulabildim. Bugün şehrin kalabalığından uzak, doğayla iç içe yaşayan, toprağa dokunmayı, ağaç dikmeyi seven, hayvanlara karşı büyük sevgi besleyen biriyim. Yıllarca içimde birikenleri kelimelere döktüğüm için buradayım. Eğer yazdıklarımla birinin hayat yolculuğunu biraz olsun kolaylaştırabilir, bir sorusuna ışık tutabilir ya da ona yalnız olmadığını hissettirebilirsem; işte o zaman “Ben kimim?” sorusunun cevabını gerçekten bulmuş olurum.
Bu, üçüncü kitabınız. Romanlarınızın ortak bir noktası var mı? ‘Mazal-Kısmet’in adının öyküsünden söz eder misiniz?
İlk kitabım ‘Elimi Tut’. Pandemi döneminde 2021-2022 yıllarında yazdığım bu kitabın ardından ‘Gardrop’ geldi; 2026 yılında ise ‘Mazal-Kısmet’ ile okurlarla buluştum.
Kitaplarımın ortak noktası; üçünün de İstanbul’da geçmesi ve merkezinde bir kadının hayat yolculuğunu anlatan hikâyeler olması. Her biri farklı dönemleri, farklı kadınları ve farklı yaşamları anlatsa da, aslında hepsi bir kadının kendi dünyasını, mücadelelerini ve varoluşunu keşfetme yolculuğuna odaklanıyor.
‘Mazal-Kısmet’in adına gelince, hikâye aslında bilinçaltıma yerleşmiş, çocukluğumdan beri duyduğum bir kültürel mirastan geliyor. Çevremdeki Sefarad Yahudi’si büyüklerimin günlük hayatlarında ‘mazal’ kelimesine ne kadar güçlü bir anlam yüklediklerine tanıklık ederek büyüdüm.
Bildiğiniz gibi ‘mazal’ın Türkçedeki karşılığı ‘kısmet’tir; bir anlamda insanın payına düşen kaderdir. Düğün, nişan, doğum, sünnet gibi güzel olaylarda dudaklardan dua gibi ‘Mazal Bueno’ sözleri dökülürdü.
Ben de romanımın ana temasına, kahramanımın hayat yolculuğuna ve taşıdığı anlama çok yakıştırdığım için ona ‘Mazal-Kısmet’ adını verdim.
Kitapta en dikkat çeken konulardan biri ‘Bazen kalmak da bir hikâyedir’ kavramı. Siz de göç etmiş bir kişi olarak bu kavramı nasıl açıklarsınız?
Göç etmek, benim için sadece yer değiştirmek değildi. Bir gün kabıma sığamadığımı hissederek, alıştığım çevreden, dilimden, kültürümden uzaklaşıp bambaşka bir ülkede yeni bir hayat kurdum. Geçen yıllar içinde, göçün hem kazandırdığı hem de insandan aldığı pek çok şeyle yüzleştim. Zaman zaman kendime şu soruyu da sormadım değil: “Acaba olduğum yerde kalsaydım, nasıl bir hikâyem olurdu?”
Göç ettikten sonra, babamın hastalığı döneminde ve vefatında yanında olamadım. Elini tutmam gereken o son yolculuğunda orada değildim. Belki de, “Bazen kalmak da bir hikâyedir” derken anlatılmak istenen tam olarak budur. Hayatta seçtiğimiz her yol bize bir şeyler kazandırırken, başka şeylerden de uzaklaştırır.

LA KULA
Kitabın en ilgi çeken bölümlerinden biri Kula’nın konuşması. “Bir kule susmaz” diyorsunuz. Sizce mekânların insan hayatındaki yeri nedir?
Galata Kulesi, yani benim için ‘La Kula’… Aslında o, çocukluğumdan beri benimle konuşan biri gibiydi. Galata’ya çeşitli nedenlerle her gittiğimizde -genellikle halamın evini ziyaret ederdik- Kula, sanki o sessiz ve vakur duruşuyla, evin içindeki bayram telaşını, çocukların seslerini, sohbetleri ve o kalabalığın içindeki hayatı izlerdi. Mekânlar, sadece içinde yaşadığımız alanlar değildir; bizi büyüten, şekillendiren, hatıralarımızı taşıyan tanıklarımızdır. Tıpkı geçen zamanı ve hayatımızı gözlemleyen bekçiler gibi...
Kitabın tanıtımında; “Sizi gülümsetmeyecek ama umudu hatırlatacak; çünkü umut saklanmayı sever” ifadesi geçiyor. Bunu açıklar mısınız?
Şöyle düşünün… Gece vakti evde, salonda oturuyorsunuz. Hiç beklemediğiniz bir anda elektrikler kesiliyor. Daha önce eve mum ve kibrit almışsınız, ama nereye koyduğunuzu hatırlamıyorsunuz. Bulmanız neredeyse imkânsız gibi. Çaresizlik içinde ışığın geri gelmesini beklemeye başlıyorsunuz.
Oysa ışık, hemen yanı başınızda mevcut, koltuğun altında bir kutuda. Kutunun içinde karanlığı aydınlatacak bir ışık topu saklı. Elinizi uzatıp kutuyu açsanız etrafınız aydınlanacak. Ama o an bunu düşünemiyor ve karanlığın içinde beklemeye devam ediyorsunuz.
İşte hayatımızdaki umut da biraz böyledir. Aslında çoğu zaman içimizde, yanı başımızda saklıdır; ancak onu bulmak, fark etmek ve ortaya çıkarmak için bizim harekete geçmemiz gerekir.
Kitabın yazım aşamasında, Mazal haricinde sizi en çok zorlayan karakter hangisi oldu? Tabiri caizse yazarken bile yüreğinizi titreten sahneler hangileriydi?
Selim’i kolay yazdığımı söyleyemem. O, benim için zorlayıcı bir karakterdi. Çünkü bazı roman kahramanları sadece kurguyla oluşmuyor; insanın onlara derinlemesine bakması, anlamaya çalışması gerekiyor.
Roman ilerleyip ilk düzeltmeler yapılmaya başladığında, artık benim için bu hikâye sadece bir roman olmaktan çıktı. Karakterler zihnimde yaşamaya başladılar. Öyle ki her biri, geçmişte tanıdığım insanların izlerini taşıyan, zaman zaman karşıma çıkan tanıdık ruhlar gibi benimle dolaşmaya başladılar.
Romanda, yazarken yutkunduğum, durup düşündüğüm, duygulandığım birçok sahne var. Ancak beni en çok etkileyen anlardan biri, kitabın tamamlandığı ve son düzeltmelerin yapıldığı dönemde yaşandı.
Alışverişte idim. Hiç beklemediğim bir anda romanın son sahnesi zihnimde yazdığım ve bitirmiş olduğum sahneden tamamen farklı bir şekilde belirdi. Hemen cebimdeki not defterimi çıkardım, o an aklıma gelenleri kısaca not aldım. Eve döndüğümde o sahneyi geliştirerek bilgisayarımdaki dosyaya eklerken kendimi artık tutamadım. Yazdım, ağladım… Tekrar yazdım, tekrar ağladım.
Kitabınızın, okurun zihninde veya kalbinde nasıl bir duygu bırakmasını istersiniz?
İsterim ki, okuyucu kitabı bitirdiğinde, insanlara ve hayata daha farklı bir pencereden bakmayı hatırlasın. Birbirimize yalnızca kimliklerimiz, inançlarımız, kültürlerimiz ya da ait olduğumuz gruplar üzerinden değil; her şeyden önce insan olarak yaklaşmanın önemini hissetsin. Çünkü herkesin kendine ait bir kader çizgisi, seçimleri, mücadeleleri ve görünmeyen hikâyeleri vardır. Belki de birbirimizi anlamanın ilk adımı, kendimizi karşımızdakinin yerine koyabilmekten geçer.
Aynı coğrafyada yaşayan, farklı kültürlerden ve farklı inanışlardan gelen insanların; azınlık ya da çoğunluk kavramlarının, siyasetin ve önyargıların ötesinde birbirlerini anlamaya çalışmasını diliyorum.
‘Mazal-Kısmet’in okuyucuda bırakmasını istediğim en büyük duygu; farklılıklarımızın bizi ayıran değil, insanlığımızı zenginleştiren unsurlar olduğunu hatırlatmasıdır. Sevginin, anlayışın ve empatinin olduğu yerde, insanlar arasında gerçek bir bağ kurulabileceğine inanıyorum.
Bu hikâyenin senaryo hâline gelmesi veya yabancı dillere çevrilmesi gibi bir hayaliniz var mı?
Elbette böyle bir hayalim var. Romanın İngilizceye çevrilmesi için çalışmalar başladı. Senaryo olarak hayata geçmesi ise beni çok heyecanlandıracak bir gelişme olurdu. Geçtiğimiz günlerde katıldığım bir kitap okuma atölyesinde, kitabımın İngilizce özetini kısaca paylaşmıştım. Toplantıda bulunan, film yapımcılığı yapmış bir bey; romanın konusu, tarihsel arka planı, mekânları ve karakterleriyle çok ilgilendiğini ifade etti. Hikâyenin sinema diline çok uygun olduğunu ve İngilizce kopyasını merakla beklediğini söylemesi benim için çok değerliydi. Bir yazar olarak, yazdığınız hikâyenin farklı dillerde ve farklı sanat dallarında başka insanlara ulaşma ihtimali elbette çok heyecan verici.
Masanızın üzerinde yeşermeyi bekleyen yeni fikirleriniz var mı?
Üzerinde çalıştığımız ve oldukça ilerlediğimiz bir masal kitabı projem var. Şu anda resimlendirme aşamasında. İnşallah sonbahar döneminde okuyucuyla buluşmasını hedefliyoruz. ‘Aya Merdiven Dayayan Kız’ adlı bu kitap, hem Türkçe hem İngilizce olarak yayımlanacak. Kanada ve Amerika'daki kitapçılara ve kütüphanelere ulaşması için çalışmalar planlanıyor.
Bunun dışında yazmak istediğim bir konu daha var. Ancak biraz dinlenmeye, hayatın içinden yeni hikâyeler biriktirmeye ihtiyacım olduğunu hissediyorum. Şimdilik biraz tatil, biraz gözlem zamanı…
Bu güzel sohbet için değerli yazar arkadaşımız Feride Peliton’a çok teşekkür ederim. Sorularıyla yalnızca kitabımı değil, yazma yolculuğumu, düşüncelerimi ve duygularımı paylaşma fırsatı verdi.