KÜLTÜR VE DEĞİŞİM-III Vasatlığın dayanılmaz hafifliği

Bayağılık, sığlık, saygısızlık ve kabalık önceden de vardı fakat günümüzde bunlar adeta ´meşruiyet´ kazandı…

Moris CRESPİN Perspektif
16 Eylül 2026 Çarşamba

Sohbetlerimizde kültür ve değişimden söz ederken sık sık sıradanlaşma, bayağılaşma ve nitelik/kalitenin yok olmasından söz eder olduk. Hatta bazılarımız daha ileri gidip, durumu bozulma, yozlaşma veya çürüme olarak değerlendirmekte. Benim için ise daha dikkat çekici olan sıradanlık ve vasatlığın yalnızca hayatımızda yer alması değil; zamanla daha az yadırganması, kabul görmesi ve bazı durumlarda adeta geçer akçe haline gelmesi. Bununla birlikte kabul sınırlarımızdaki bu değişimin, zamanla neyi değerli, neyi yeterli, neyi normal ve neyi kabul edilebilir bulduğumuzu da değiştirmesi.

Elbette söz konusu durum yalnızca bizim toplumumuza özgü değil. Bazı toplumlarda sıradanlık, vasatlık hatta bayağılık giderek daha fazla kabul görüyor; eskiden eleştirilen, yadırganan veya ayıplanan davranışlar bugün aynı tepkiyle karşılanmıyor. Daha da önemlisi, görünürlük ve popülerlik kazanan bu anlayışlar zamanla ‘geçer akçe’ haline geliyor. Eleştirinin azalması da bu süreci hızlandırıyor; çünkü çok görülen ve çok alkışlanan, zamanla normalimiz oluyor, hatta ‘değerli’ olanın yerine de geçebiliyor.

Neyi değerli bulduğumuz elbette zaman içinde değişebilir. Asıl üzerinde durmak istediğim ise değerlerin değişmesinden ziyade, iyi ile kötü, nitelikli ile vasat arasındaki farkı gözetme ölçümüzün silikleşmesi ve daha iyisini talep etme isteğimizin zayıflaması. Hayatta vasat da olacaktır, iyi de, çok iyi de; mesele bunların arasındaki farkı görebilmek. Bununla beraber, ‘idare eder’ ya da ‘yeterince iyi’ ile ‘çok iyi’ arasındaki farkı görme ve gözetme ihtiyacımızı giderek kaybettiğimizi düşünüyorum. Buradaki kaygım herkesin Beethoven dinlemesi, felsefe kitabı okuması veya aynı zevklere sahip olması elbette değil. Bir insanın neyi sevdiği mutlaka ki kendi tercihidir. Asıl mesele, hangi alanda olursa olsun daha iyisi ile daha kötüsü, özenlisi ile özensizi, niteliklisi ile vasatı arasında fark gözetebilmek.

Vasatlığın gündelik hayattaki karşılığını görmek için çok uzağa gitmeye de gerek yok. Duvar boyacısından tesisatçıya, doktordan öğretmene kadar hayatımızın pek çok alanında bunun örnekleriyle karşılaşıyoruz. İşini biraz özenle, biraz daha dikkatle ve bilgiyle yapanla yalnızca işi bir şekilde tamamlayan arasında elbette fark var. Fakat çoğu zaman bu farkı gözetmiyoruz (veya gözetemiyoruz) “İş görüyor mu? Görüyor” diyerek geçiyoruz. (Bazen de biz geçmesek bile, çaresizlikten geçmek zorunda kalıyoruz.) Oysa bazen iş bile görmüyor; yanlış bir tesisat büyük masraflara, özensiz bir iş zaman ve para kaybına, eksik bir eğitim ise yıllarca sürecek eksikliklere yol açabiliyor.

Daha da düşündürücü olan, işini daha iyi yapmaya çalışan insanın her zaman karşılığını bulamaması. Daha bilgili, daha dikkatli, daha özenli olanın yaptığı iş ile vasat olanın yaptığı iş aynı kefeye konulduğunda, nitelikli olmanın anlamı da zayıflıyor. Bir süre sonra yalnızca vasat olanın değil, vasatlığı kabul eden düzenin de güçlendiğini görüyoruz. Daha iyisini talep etmeyi bıraktığımızda, daha iyisini sunmanın da anlamı ve karşılığı azalıyor. Çünkü gelişme ve rekabeti yalnızca sunulan değil, talep edilen kalite de belirliyor. Nitelikli olana değer vermezsek, zamanla onu üretmek için gösterilen çaba da karşılığını bulmamaya başlıyor.

Bu alışkanlığın daha başka bir sonucu da var. Bazı şeye sürekli ‘idare eder’ diyerek tahammül ettiğimizde, yalnızca kalite beklentimiz değil, kabul sınırlarımız da değişebiliyor. Daha önce yadırgadığımız bazı davranışlar da böylece daha kolay kabul edilir hale geliyor; kabalık, görgüsüzlük, hadsizlik veya bencillik. Bunlar karşısında “artık herkes böyle” demeye başladığımız noktada alanlarını daha da genişletiyorlar ve adeta yeni ‘norm’lara dönüşüyorlar.

Elbette, bayağılık, sığlık, saygısızlık ve kabalık önceden de vardı. Fakat günümüzde bunlar adeta ‘meşruiyet’ kazandı. Daha görünür hale gelmeleri ve bunun yanında, zaman zaman ödüllendirilmeleri ve olumlu kavramlarla yeniden tanımlanmaları, bunların bazılarınca ‘yeni yükselen değerler olarak kabul edilmesine yol açıyor.

Gerçekten de bazı toplumlarda kurnazca davranıp haksız şekilde kendine avantaj sağlamayı ‘zeka’, sertlikle işini görmeyi ‘güç’, görgüsüzlüğü ‘doğallık’, kuralsızlığı ve başkalarına saygısızlığı ise ‘özgürlük’ olarak niteleyenler hiç de az değil. Tüm bunlar, ‘bayağılığın zaferinin ayak sesleri’ gibi. Ve daha da düşündürücü olan, bunları gördüğümüzde artık eskisi kadar şaşırmıyor, yadırgamıyor ve eleştirmiyor oluşumuz.

İster kültürel değişim olarak adlandıralım, ister kültürsüzleşme diyelim, yeni bir yaşam biçimine doğru sürüklenmekteyiz. İşin ilginç yanı ise bu sürüklenmeyi fark edebilmek için, kaybetmekte olduğumuz bazı değerleri hala taşıyor olmamız gerekiyor.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün