Antik çağlardan itibaren, Yahudiliğin en kutsal nesnesi olan Tevrat tomarını korumak amacıyla bez pelerinler veya özel kutular (tikim) kullanılmıştır. Tik geleneğine özellikle İspanya ve İspanyol diasporasında, Kuzey Afrika, Ortadoğu ve Yunanistan’daki Romaniyot topluluklarında rastlanır. Türkiye’de ise Urfa ve Antakya gibi şehirlerde bu tür Tevrat kutuları kullanılmıştır.
Tik içine yerleştirilen Tevrat rulosu dikey konumda tutulur ve üzerindeki ahşap çıtalar aracılığıyla açılıp kapanır. Kumaşla korunan Tevrat rulolarından farklı olarak tik, sert yapısı sayesinde hem taşımayı kolaylaştırır hem de Tevrat tomarına daha fazla koruma sağlar. Bu örnek, Sefarad geleneğinde kullanılan tiklerin karakteristik özelliklerini yansıtır.
Müzenin Judaica bölümünde sergilenen bu Urfa tikin üzerinde yer alan levhada 1839 yılı yazmakta.
Ahşap üzeri kadifede olan eserin üstü kaplama bitkisel desenli kadifeden oluşmakta, gipur bant raptiyelerle sabitlenmektedir. Açılıp kapanan bölümünde, gümüşten dört figüratif süslemeli levha bulunuyor. Levhaların her iki yanında İbranice yazıtlar yer alıyor. İç kısmı iyi korunmuş durumda. Yüksekliği 91 cm, çapı 27,5 cm’dir. İçinde, deri üzerine İbranice yazılmış bir Tevrat rulosu bulunmaktadır.
Tikin üst bölümünde, armudi formlu, desenlerle bezeli gümüş bir süsleme yer alıyor. İç üst bölümde bulunan On Emir gümüş bir levha üzerine yazılı.
Tikin üzerinde yer alan dört gümüş levhada, Urfa Sinagogu’na Yakov Bozok’un merhume kızı, yeni gelin Camila adına yapılan teberruya; Şlomo Hamuz’un eşinin ruhunun selameti için yaptığı bağışa; evlenemeden vefat eden genç bir adamın anısına ve Rafael Bozo’nun eşi Ahlula Latife’nin ruhuna ithaf edilen bağışlara ilişkin yazıtlar yer almakta; levhalarda sırasıyla 28 Heşvan 5600, 11 Kislev 5684, Tamuz 5665 ve 26 Elul 5682 tarihleri bulunmaktadır.