Klasik ekonomi söylemlerinde kesin doğrularmış gibi sunulan faiz, rezerv ve bütçe açığı kurallarının küresel uygulamalarla çelişmesi, bize geleneksel finans ezberlerini sorgulamamız gerektiğini gösteriyor.
Heterodoks dönem olarak nitelenen, aslında ortodoks olmayan uygulamaların olduğu, pandemi çıkışına denk gelen dönemde, ana akımda görünenden, ortodoks söylemlerde anlatılanlardan çok farklı olarak, bilimde aslında olmadığı söylenen konular bizzat bilimde yer almaktadır. Bazı var denilenler ise tam tersi yer almamaktadır.
Mesela swap hariç net rezervi önce ele alalım. Literatürde, uluslararası kurumlarda böyle bir hesaplama ve formül bulunmamaktadır. Piyasada trader veya analistlerin kendi yaptıkları hesapları veya formülleri bilimin kendisi ve doğrusu olarak sunmak yanlış olandır. Sonuçta herkes kendine göre bir formül geliştirebilir. Mesela isterseniz sermaye hariç özkaynaklar veya çek hariç kambiyo senetleri, banka borçları hariç kasa hesabı gibi tanımlar oluşturulabilir. Ancak bu tanımlar ve formüller hiçbir muhasebe veya finans kitabında yer almaz. Ayrıca, CFR hesaplamalarına göre pandemi döneminde dünyada 82 merkez bankası, döviz likiditesine müdahale etmek ve rezervlerini yönetmek için aralarında swap hattı kurdular. Zaten merkez bankaları bu swap işlemlerini aralarında ve ticari bankalarla hep yaparlar. Bugün hâlâ 70'in üstünde merkez bankasının karşılıklı swap hattı ve anlaşması var. Ancak hiçbir yerde, sunumda, raporda, terminalde bu merkez bankalarının swap hariç net rezerv rakamını göremezsiniz. Çünkü dünyada rezervlere brüt bakılır. Ulusal bankalarla yapılan swaplar, BPM6 varken hele, hiç rezervden düşülmezdi. Kaldı ki swaplar, Bank of England The Centre for Central Banking Studies (CCBS) makalesine göre dünyada rezerv biriktirmek için kullanılan üç yöntemden biridir.
Belki ilk defa denk gelenlere ilginç gelecek ancak faiz sebep, enflasyon sonuç olabilir. Uluslararası literatürde finansal represyon, Minsky Hipotezi, Gibson Paradoksu, Modern Para Teorisi, Post-Keynesyen Görüş, Wicksell Süreci, Keynesyen Karşıtlık, Neo-Fisherian Yaklaşım gibi birçok farklı görüş, okul ve (hipo)tez faizin doğrudan veya dolaylı enflasyona neden olabileceğini yazar. Bizim merkez bankamızın reel sektör istatistiklerinde finansman giderlerinin kârlar üzerinde daha baskın olduğu görülebilir. Kambiyo kâr ve zararı şirketlerde paçalda genelde yönetilebilir durumda görünmektedir, 1 milyon civarı şirketin konsolide gelir tablosunda. Yönetilemeyen ise faiz giderleri kalemi olarak durmaktadır. Dolayısıyla faiz maliyeti fiyatları olumsuz etkileyebilir.
Başka bir iddia, negatif reel faizin bilim dışı olduğu, deney yapıldığı. Taylor Kuralı, 1993'te formülünü yazdığı makalede merkez bankalarının enflasyona karşı para politikasını matematiksel bir denkleme oturtmak istemiştir. Faiz konusunda tek yaklaşım olmadığı gibi aynı makalesinde arz şoklarında ve gerekli hallerde politika yapıcının bundan feragat edebileceğini de yazmıştır. Bu şekilde reel faizin para politikasında kullanılabileceğini göstermiştir. Ancak Taylor Kuralı’nda formülde nötr faiz ve hedef çıktı açığı gibi iki gözlemlenmesi veya gerçekleşmesi neredeyse imkânsız değişken vardır. Dolayısıyla varsayıma dayalı bir kuralın salt doğru kabul edilmesi bir yana, pandemi döneminde 140 ülke, hâlihazırda ise 50 ülke hem politika hem de tahvil faizlerine göre negatif reel faiz bölgesindedir.
Yorucu ama daha bitmedi, bir diğeri para arzı artışının enflasyon yarattığı iddiasıdır. Monetarist bir söylem olarak Friedman'ın neoliberalizmin 1970’ler sonrasında baskın olmaya başladığı yıllardaki "Enflasyon her zaman ve her yerde parasal bir olgudur" cümlesine dayanmaktadır. Friedman ölmeden bir süre önce FT demecinde bu cümlesinde artık eskisi kadar ısrarcı olmayacağını söylemiştir. Daha önemlisi pandemiden bu yana en az 15 gelişmiş ve gelişmekte olan ekonomide para arzı artarken enflasyon düşmüştür. Kaldı ki mevduatları (parayı) ticari bankalar kredi verdiğinde yaratır. Bu, BOE, Fed, SNB gibi merkez bankalarının makaleleri dışında, 1930'da Keynes'in ‘A Treatise on Money’ kitabında da yazar.
Başka bir ezber ise kamu harcamaları ve bütçe açığının enflasyon yarattığı iddiasıdır. Türkiye özelinde veriler (Yasin Karadeniz, 2025, Artvin Çoruh Üniversitesi Uluslararası Sosyal Bilimler Dergisi), 1979-2023 arasında tam tersine kamu harcamalarının (cari ve yatırım) dezenflasyonist olduğunu göstermektedir. Kaldı ki bugün gelişmiş ve gelişmekte olan en az 30 ekonomide kamu harcamaları yüksek ve bütçe açığı varken enflasyonları düşüktür.
Bir diğer husus, kamu personeli ve maaşlarının bizde yüksek olduğu ve enflasyonist olduğudur. OECD, AB, İskandinav ülkelerine göre istihdam ve nüfusa göre hem adette hem oranda ortalamaların altında kaldığımız gibi, maaşlar da ortalamaların ya altında ya da yakınındadır. Düşük olan asgari ücrettir ve asgari ücret de her zaman enflasyonist değildir. Çünkü Türkiye'de en emek yoğun sektörde dahi işgücü maliyetinin payı %30'u geçmez. EYT’nin bütçeye yük yarattığı ve enflasyonist olduğu da yine bir başka iddialı cümle.
Yetmez ama evet Philips Eğrisi de dünyada tartışmalı. Yani enflasyon ile işsizlik arasında ters yönlü ilişki eğrisi yani korelasyon var kabulü. Ortodoks politikalarda çıktığı açığı ve işsizliğin artışı enflasyonu düşürür kabulü olsa da öncelikle korelasyon başka şey, nedensellik başka şeydir. Kaldı ki Fed başkanı Warsh dahi artık bu eğriyi ret etmektedir. Bu da şu demek, enflasyonu düşürmek için acı reçete içmek zorunda değilsiniz.
Son olarak, Eugene Fama, Etkin Piyasalar Hipotezi’ndeki kabullerden olan rasyonel insan ve rasyonel piyasa iddiasını bizzat kendisi FT demecinde düzeltmiş ve insan irrasyoneldir demiştir. Bu yüzden dünyada son yıllarda nöroiktisat ve heterodoks iktisat ön plandadır. Prestijli olarak kabul gören uluslararası akademik endekslerde heterodoks iktisat çalışmaları sayısı bibliyometrik analizlerde ortodoks iktisat çalışmaları sayısından fazladır. Deneysel iktisat, Avusturya Okulu, neoliberalizm ile heterodoks iktisat altında yer alırken, Avusturya Okulu kurucularından Mises'ın 1933 tarihli ‘Epistemological Problems of Economics’ kitabı vardır.
Özetle, bilim dışı denilen konuların bilimin içinde olması şaşırtıcı olan değil, bunlara salt doğrudur veya yoktur diyerek kesin iddia koyanların bilimin sınırları ve kurallarından haberdar olup olmadığı, haberdar iseler niye epistemolojik olarak sorgulamadıkları analize muhtaç durumdur.