Orkinoslar Haliç´e geri gelmiş, yunuslar Kadıköy İskelesi´nde, Yaren Leylek nostaljik turluyor, gençliğimiz geri dönmüş, anılarımızı Coşkun Sabah ile yad etmeyelim mi? Tarabya´dan Yeniköy´e sahilde yürümeyelim mi? Aşiyan´da rahmetli İlhan İrem´i sevgiyle anıp, Bebek´ten Ortaköy´e “Sen geçerken sahilden sessizce, gemiler kalkar yüreğimden gizlice” demeyelim mi?
Hababam Sınıfı’nın Fenerbahçe maçlarına kaçtığı yıllardı onlar. “Aç kapıyı Veysel Efendi, Fener’in maçı var!” repliği hafızalara kazınsa da aslında kitapta Fenerbahçe’nin adı hiç geçmez. Ama Tanju mu, Rıdvan mı tartışması o güzel mazide kaldı artık. Düşünün, UEFA Kupası ve Süper Kupa üzerinden neredeyse 27 yıl geçti. Fenerbahçe yeniden Şampiyonlar Ligi’ne dönmüş; artık yeni bir Avrupa Kupası’nın vakti gelmedi mi?
Barış Manço, Moda, 7’den 77’ye, Adam Olacak Çocukların yıllarıydı onlar. Yoğurtçu Parkı’na aşağıya doğru inerken henüz Alex heykelinin olmadığı yıllardı onlar. İskele’ye doğru indiğinizde ise Reks Sineması, balıkçıların hemen ilerisinde Baylan, Akmar Pasajı… Kadıköy PTT, mektup ve bayramda tebrik kartı atılan yer. İlk kablolu TV ve telefon başvurusunun yapıldığı dönemler. Başvurudan kimi zaman 18 yıl sonra bağlanan hat. Şimdi aynı gün hat açılmazsa çağrı merkezine derdini anlatabilirsen, muhatap ve çözüm bulabilirsen aşk olsun.
Arkadaş Arıyorum, Arkadaş
Gençler bilmez. O zamanlar sosyal medya yok. Hatta internet yok. Bugün DM’den yürüyenler, o zamanlar telsizlerden yürüyor: “Arkadaş arıyorum, arkadaş, şu kanala gel, bekliyorum.” Arkadaşlar Altıyol Boğa Heykeli önünde buluşur. Cep telefonu yok ya, saat verilir, 15 dakika gecikme normaldir, beklenir. Baktın gelen hâlâ yok ya, çekip gidersin ya da ankesörlü telefon ile arkadaşının evinde telefon varsa arar, evden ne zaman çıktı diye sorar kontrol eder, şansını denersin. Hele bir 1987 kışı var ki bir ay evde kalmıştı insanlar, Saint Joseph Lisesi Moda’dan Acıbadem’e yürüyerek dahi gidemiyordun. Independenta tankeri desen Z kuşağı anlamaz neoliberalizm mottosu diye anlar, X kuşağı “I want to break free” söylerken.
Boğa Heykeli’nin aşağısından, eski Banker Kastelli’nin olduğu iş hanı önünde Bostancı dolmuşları kalkar. Hani o eski Yeşilçam filmlerindeki eski Amerikan arabaları… Bankerler sonrasında sermaye piyasası mevzuatına kavuşur, sonra da borsaya. Hisse yavruladı mı (yok, bu lepistes balığı değil, akvaryumdaki), kesersin kuponu, koşarsın aracı kuruma. Rüçhan mı verdi, gidersin Bankalar Caddesi’ne kuyruğa. Tahtaya üçgen atmak gerçek desen, bugün gençler nereden bilsin, gerçek tahtadaki emirlerin kalemle üstüne üçgen çizilerek kapatıldığını.
Sultanhamam, Aşirefendi, Tahtakale, Bahçekapı şubeleri ticaretin en civcivli olduğu banka şubeleriydi. Mahmutpaşa Yokuşu’ndan aşağıya Walkman ve MP3 alınan yıllardı onlar. Nike ve Adidas ayakkabı için Tahtakale, 501 Levi’s kot ve Lumberjack ayakkabı için Amerikan Pazarı vardı. Şimdiki gibi internetten televizyon siparişi verilmezdi, Doğubank gezilirdi. İthalat izne bağlıydı. Bankadan ithal müsaade belgesi almadan gümrükten malı çekemezdin. Yerli malı haftasında portakal ve muz gelirdi okula. Şimdi Anamur muzu yazlık oldu zeytinlikler gibi. Bodrum mandalinası, Mersin limonlukları, Antalya’nın portakal bahçeleri yerine şimdi çimento bahçeleri var.
“Bir alışveriş, bir fiş, bakkal amca” kamu spotuyla KDV zarflarının doldurulduğu günleri nasıl unutalım? “Yöneticimiz uyuyor mu?” çatı yalıtımı akla hemen Bizimkiler dizisindeki yöneticiyi getirir bir nesile. Nişantaşı’nda çok tarihi binalar vardı ama Maçka Palas bir başkadır mesela. Şimdi Nusret’in. Öncesinde Körfezbank Genel Müdürlük binasıydı, alt katında Armani Café vardı.
Karşısındaki Teşvikiye PTT Şubesi, PTTBank’ın ilk test hesaplarını açtığımız şubeydi. Sirkeci Büyük Postane Şubesi’nde de ilk test işlemlerini yapmıştık. Sirkeci’den vapura biner, Kadıköy’e geçerken, Haydarpaşa’da dolmuş yolculuğu gibi bir durak vardır. Yakında açılıyor çocukluğumuzun balık tuttuğu iskele. Bazen Yeldeğirmeni’ne, oradan yürüyerek geçersin. Yeldeğirmeni’ndeki Gazi Mustafa Kemal Paşa İlkokulu’ndan kimler mezun olmamıştır ki: Barış Manço, Ajda Pekkan, Bülent Ersoy, Duygu Asena.
GAP’ı Gaptırmam
Altı kere gitmiş, yedi kere gelmiş rahmetli Baba’nın fötr şapkasını kaptırmadığı gibi GAP projesini de gaptırmadığı dönemlerde, limon gibi sıkıldığımız yıllar denilen, enflasyonun bizi yine hiç terk etmediği günlerdir. Geçen bunca zamanda, gelişen bu kadar teknolojide, Almanya’da duvarlar örülmüş, SSCB’de yıkılmış, ABD’de şimdi yeniden duvarlar örülürken en sadık olan, bizleri hiç bırakmayan bir tek enflasyon. Ay’a ilk gidildiği yılda yörüngesinden hiç ayrılmayan, geçenlerde Ay’ın etrafından dolaşıp gelirken astronotlar varken bile “Ben sizi asla bırakmam” diyen enflasyon. Onu gençlere anlatmak son üç yazımızdakiler kadar zor olmayacak neyse ki.
Bodrum’un Bodrum olduğu dizelerdi. Yosi Gabay gibi mini bir set bırakalım şuraya. MFÖ, “Diday Diday Day” ile karışık kaset dolduran, kalemle kaset bandı düzeltenler el kaldırsın. “Dilek Taşı” ile gözümde canlanır koskoca mazi, sevgilim nerede, ben neredeyim, geceleri rüyamda ismini sayıkladım. Ağla Firuze, ağla. Tamirci Çırağı âşık olmuş, kimin umurunda. Bohemian Rhapsody bilmeyen var mı? Sir Elton John “I’m Still Standing” dese de Prenses Diana’yı kaybettiğimiz dönemdir o. Müzik listelerinde Thriller ile bir çığır açılmıştır. Live Aid ile Afrika’ya yardım konserinde kimler yoktur ki. Monaco Prensesi Stéphanie ile “Irresistible” yıllarıdır. Bugün Avrupa’da hâlâ 10 ülkeden fazlası krallık. Afrika’da 20’ye yakın ülkenin parasını hâlâ Fransız, Alman, ABD merkez bankaları basıyor. Yani çok şey değişirken pek değişmeyen şeyler var hâlâ finansal sistemde.
Nayır, Nolamaz
Cüneyt Arkın’ın “Dünyayı Kurtaran Adam”ı bugün bile film dünyasında kült olarak anılmaktadır. Yüzbaşı Volkan, Kıbrıs Barış Harekâtı, Zafere Uçuş bölümündedir. Zafere Kaçış filmi de Kwai Köprüsü gibi popülerdir. Kızılmaske Eden’de, Mandrake Xanadu’da yaşamaktadır. Mister No ise Amazon’da maceradan maceraya koşmaktadır. Bonanza kovboy maceralarını işlerken, Dallas kovboyların yeni versiyonudur. Spielberg filmleri, Stephen King romanları meşhurdur. Pinokyo ve BMX scooter gençliğine bir şey ifade etmez. Friends dizisi şimdi nostalji kuşağında kalıyor. Brad Pitt bile yaşlandı, bir Tom Cruise aynı.
Güzin Abla’ya derdini anlatanların, Hey dergisinden mektup arkadaşı bulduğu günlerden bugüne değişen şey, artık derdini yapay zekâya anlatabiliyorsun; sana mektup arkadaşı da oluyor. Gırgır süpürgelerin yerini robot süpürgeler aldı ama Gırgır dergisinin boşluğu dolmuyor yahu Selvi Boylum Al Yazmalım… Sigourney Weaver, Ellen Ripley rolü ile bilimkurgu dünyasında bambaşka bir sayfa açmıştır. Star Wars ile başlayan zamanda yolculuk, Matrix serisi ile devam etmiştir. Yani şimdi bu filmleri izleyince Avatar serisi Uykudan Önce çizgi filmi gibi kalıyor.

He-Man sonrası Voltran ile devam edelim. Tatlı Cadı burnunu oynatıp Jetgiller fütüristik hayaller kurdururdu. Uzay 1999, çocukluğumuzda çok uzak bir tarihti. Galactica ve Uzay Yolu, Mister Spock’ın Vulkan selamı ile Darth Vader arasında uzak, ama çok uzak bir galaksideydik sanki. Al Pacino ve Robert De Niro demezsek bir şeyler eksik kalır. Fedon denize düşmeden nasıl sezon açılmıyorsa Julio Iglesias, Enrico Macias, Dany Brillant şarkı söylemezse Akdeniz’de yazın bittiğini, sezonu ve yazlıkları kapamamız gerektiğini nasıl anlayacağız?
Matt Damon’ı sürekli bir yerden kurtarmak zorunda kalsa da Hollywood, Dirty Dancing, Grease, Meet Joe Black, When Harry Met Sally, City of Angels ile saf aşka inandık biz. “Özledim, hem de çok özledim, ezberledim beklemeyi” diyenler için karşılıksız çek, vadeli çek dünyada bir bizde var, kusura bakmayın.
İşte böyle yıllardı 2000’lerden öncesi, kiralık kasaları açtığımızda. Domatesin, çileğin doğalını yer; armut, dut, incir, erik için ağaca çıkardık. Sokakta gazoz kapakları ve misketle oynar, telli arabalarımızı süsler, elektrikler kesilince gaz lambası eşliğinde radyo dinlemeye çekilirdik, hatta kestaneyi bile sobada pişirirdik. Telefonun şarjı bitmezdi çünkü bizler mobildik cihazlar değil. Hachette Kitabevi kahveciler yerine uğrak noktaydı. Rafet El Roman’la macera doluydu o zamanlar da Amerika. Burak Kut ile belki yaşandı bitti saygısızca. Zordu, ulaşmak kolay değildi, bazen yokluktu gaz ve sana yağ kuyruğunda. Zeki Metin, Yasaklar vardı eğlenirdik, duygulanırdık, empati kurardık, komşuluk vardı, basit yaşardık; önümüze gelene bir tekme atar, zile basıp kaçardık Küçük İbo. Bozuk para ile külahta dondurma sanayi üretimi paketlilerden daha lezzetliydi. Forever Young o zaman.