Hollywood'un en iyileri

Vizyondan dijital platformlara, eylül ayına uygun bir Hollywood seçkisi…

Sunny DOVEK Kültür
2 Eylül 2026 Çarşamba

The Invite / Davet

Evliliği senelerdir iyi gitmeyen bir çift, egzantrik ve gizemli üst komşularını bir akşam yemeğe davet ederler. Basit bir toplanma hızla çığrından çıkan, iki aykırı çiftin bir gecelik çatışması ve bir ilişkinin tamamen kırılmasına yol açar.

Sadece birkaç saati tek bir apartmanda anlatan yapım, kısıtlı alanı mükemmel kullanarak tiyatrovari bir üslupla mekanı adeta bir karaktere dönüştürüyor. Renk tonlarından kadraj seçimlerine, dar alana rağmen geniş vizyonlu bir çekim stili ve kurgu işliyor. Sahnelerdeki orkestral müzik ise her sahneye hak ettiği heyecan ve gerilimi aşılıyor.

Bütün performanslar şahane, Seth Rogen'ın komedisi, Edward Norton'un sempatik tuhaflığı, Olivia Wilde'ın patlayıcı anksiyetesi ve Penélope Cruz'un dokunaklı çekiciliği. Karakterlerin doğallığı ve sinerjisi çok uyumlu, aynı zamanda güçlü bir senaryo sayesinde hikayenin iniş ve çıkışları çok akıcı ilerliyor. Seyircinin hisleriyle anbean oynayan, kaotikliğin içinde duygusal anları ve söylenmemiş sözleri, bastırılmış yaşanmışlıkları iğneleyen bir film.

Kesinlikle zamanın nasıl geçtiğini anlamayacağınız, ikinci el utanç hissini her sahnede hissedeceğiniz, sesli güldürdüğü kadar da ağlatan bir yapım olmuş. Yönetmen Olivia Wilde ise sınırlı ve daha az iddialı bir film üstlenerek, yönetmenlik koltuğunun ilk defa bu kadar hakkını vermiş.

ARŞİVDEN

Bad Shabbos

Merceğimizde bir sofra gerilimi daha mevcut, ama bu sefer mevkii Şabat masası.
Karma evliliğe adım atmaya hazırlanan Katolik ve Yahudi nişanlılar, ailelerinin ilk defa tanıştığı bir cuma akşamı, hiç beklemedikleri bir durumla karşılaşır.
Aileler bu evliliğe karşılardır ve aralarındaki çalkantılı ilişki ilk sahneden yemek masasına yansır. Biraz gergin ve atışmalı başlayan akşam yemeği, olasılıksız bir olayın gerçekleşmesiyle çok ayrı bir boyut alır.
Hepsinin başının belaya gireceği ve odadaki herkesin sırayla fark etmeye başladığı bu olay patlak verince, her şey hızlıca çığırından çıkar.
Bad Shabbos kara komik olduğu kadar da eğlenceli, mükemmel oyunculuğu ve senaryosuyla öne çıkan bir yapım.
Oyuncu kadrosunun kimyası, sonundan başına akıcı olan diyalog ve klostrofobik kısıtlı alana rağmen geniş hissettiren konusu önemli artılar.
Masada edilen politik tartışmalar, aile ilişkileri ve kültürlerin çatışması ise işin kaymağı.
Tanıdık gelen muhabbetler ve dinamikler, panik dolu ve absürt bir olayla harmanlanınca, ortaya her yaşın kahkahalarla ağzı açık izleyeceği bir film çıkıyor.

DİJİTAL PLATFORMDA

HBO MAX / MUBI
The Fabelmans

Steven Spielberg film sanatına senelerini vermiş, bu piyasada hayal gücü ve teknik yeteneği ile tanınan bir duayen. Önceki yazımda son filmi Disclosure Dayi yazmıştım, fakat yakın zamanda son on senede çevirdiği en iyi film olan Fabelmansi tekrar izleme şansım oldu.

Çocukluğun hem masumiyeti hem de acısıyla dolup taşan, yönetmenin kendi geçmişinin kurgullaşmış, kendi sinema diliyle kendi hikayesini aktardığı bir eser. Yahudi bir genç olarak tamamen Katolik olan bir okul ve kasabada gördüğü ayrımcılığı, bunlarla yüzleşmesini ve aidiyet hislerini ele alıyor. Tutkularının kabul görmediği fırtınalı aile yapısını, tabii ki sinemaya olan çocukluk aşkı, çektiği ilk filmlerin yeniden canlandırması ve hayattaki amacını keşfeden bir gence dönüşümü filmin en keyifli unsurları. Kişisel olduğu her özenli karesinden hissedilen, sahne sahne duygularıma engel olamadığım, en çok kalbime dokunan filmlerden biri oldu son senelerde.

Paul Dano maskülinite ve sorumluluk dertleri içinde boğulan, duyarlı ama uzak babayı sevecenlik ve ciddiyetle canlandırırken, karakterine zıt bir şekilde, (yine) Seth Rogen kaygısız ve komik amcayı hayata geçiriyor.
Michelle Williams ise melodramatik, iki adamın arasında kalmış, ayakları yere basmayan, gitgelli annesini ustalıkla canlandırıyor.
Spielberg'in içtenlikle işlediği yapım, bir kariyer kutlamasına nazaran, onu bugün bildiğimiz büyük sanatçı yapan gençliğinin özgün ve nostaljik yansıması. Oscar'larda kesinlikle hak ettiği ilgiyi ve övgüyü görmedi.

YAKINDA

TONY

Özellikle biyografi filmlerinin hayranı değilim, ama ‘The Bear’ ve ‘The Menu’ gibi yemek temalı filmlerin popüler olduğu piyasada, hem gerçek hayat hikayesi hem de muhteşem lezzetler ve görseller içeren filmler taze bir eklenti olabilir.
En ünlü seyahat ve yemek yazarlarından Anthony Bourdain'in mutfakta çalıştığı yıllarını anlatan film Tony, tam bu senteze çok güzel ayak uyduracağının umudunu veriyor. Hızlandırılmış ve sadece büyük anlardan oluşan Hollywood filmlerinin aksine, Bourdain'in olduğu insani ve bir yaz boyunca yaşadığı küçük anları ekrana sunan film, karakterlere ve mekana odaklanan bir semi-biyografi havasındaymış. Otantik ve kendine özgü bir estetik eşliğinde, komedi ve mükemmel tarifler eksik olmadan, bir de ileride yaşadığı hayata gereksiz referansta bulunmayan bir özgün senaryoyla, film başarılı olacaktır.
Genç aktör Dominic Sessa ses getiren oyunculuğuyla çoktan adını duyurmuş olsa da, onu bu zorlayıcı rolde görmek de oldukça açıklayıcı olacağa benziyor.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün