İlhan Gencer ile hayata, müziğe ve anılara dair…

İki dev sanatçının, İlham Gencer ve Ayten Alpman´ın gölgesinde veya desteğinde çocuk olmak, evdeki müzik sesleri, provalar veya misafirliğe gelen dönemin efsane isimleri acaba İlhan Gencer´in çocukluk hafızasında nasıl yer aldı… Babanın sahnedeki disiplini ve enerjisi ev hayatına da yansır mıydı? Değerli sanatçı İlhan Gencer´e yaşamı, ailesi ve kariyeri ile ilgili merak ettiklerimi sordum. Gelin hep beraber kendisine kulak verelim!

Dora NİYEGO Söyleşi
2 Eylül 2026 Çarşamba

Sanatçı İlhan Gencer, hayatının ilk yıllarına ait hatırladıklarını söyle paylaşıyor:

“Annemle babam, ben çok küçük yaşlardayken ayrıldıkları için aynı evde uzun zaman beraber yaşadığımızı söyleyemem. Bu ayrılıktan sonra babaannem ve dedem, kardeşimle beni yanlarına aldı. Sadece Maçka Tuncer Apartmanı’ndaki doğduğum evde babamın dört yaşında bana piyano dersleri vermesini hatırlıyorum.”

Müzik mirası ve kariyer

“Kariyerimde anne ve babamın müzik mirasını taşımak bana tabii ki büyük bir sorumluluk yüklemiştir. Onların izinden gitmek benim için kolay değildi. Kısa bir konservatuar hayatından sonra piyano hocam Rana Erksan ile klasik piyano eğitimimi geliştirmeye çalıştım. On altı yaşıma geldiğimde düğün salonu orkestralarında piyano çaldım. Yirmi bir yaşlarında babamın Türkiye’ye getirdiği piyanist şantörlük geleneğini muhtelif otellerde sürdürmeye devam ettim. Babamın müzik tarihine yaptığı en büyük katkı, çok sayıda solist ve yorumcu yetiştirmek, o zamanki genç müzisyenlere kendi açtığı Çatı isimli kulüpte fırsat vermekti.”

Mesleklerine adanmış hayatlar

“Müzik dünyası o tarihlerde, İstanbul’daki sayılı gece kulüplerinde dönemin genç müzik gruplarını ağırlardı. Babam ve annem, TRT İstanbul Radyosu’nda haftalık canlı caz programları yaparlardı. Annem, o zaman dünyada trend olan caz şarkılarını icra ederdi. Babamın sahnedeki disiplini ve bitmez tükenmez enerjisi İstanbul’un gece hayatına damga vurmuştu.”

Babamın izinde

“Müzik kariyerimi, o günden bugüne önce orkestralarda piyanistlik, 1974 yılından sonra ise tek başıma piyanist-şantörlük yaparak babamın Türkiye’ye getirdiği bu geleneği devam ettirerek sürdürüyorum. Şefik Uyguner, Yavuz Özışık, Şevket Uğurluer, Ergun Özer ve Ferdi Özbeğen, bu sektörün hâlâ hatırlayıp andığım isimleridir. Bazı meslektaşlarımın ve babamın etkisinde kalmış olmam kaçınılmazdı.”

Dönemin eğlence merkezleri: Gece kulüpleri

“Geçmişteki efsane kulüpler arasında babamın işlettiği Site sinemasının en üst katındaki Çatı Kulüp başta olmak üzere Sevinç Tevs’in eşinin açmış olduğu Kulüp Orhan Gold Finger, İzmir’de fuar içindeki Kulüp Borivaj ve Kübana Kulüplerini, annem ve babamın sahne aldığı mekânlar olarak hatırlarım. Babam, dört yaşında bestelediği ‘İlham Vals’ ile müzik yaşamına adım atmıştı. Piyano hocası olan babaannem Nihal Hanım’ın katkıları ile yıllarca çok büyük bir repertuar oluşturmuştu. Caz müziğinin çok beğenilip ve dinlendiği o yıllardan sonra bir aranjman furyası başlamış ve yabancı müziklere Türkçe söz yazılarak yeni bir akım ortaya çıkmıştı. Babamın Türkçe sözlerle dinleyicilerin beğenisini kazanan ilk şarkısı, Fransızca bir şarkı olan ‘C’est ecrit dans le ciel’di. Parçayı, ‘Bak bir varmış bir yokmuş’ olarak Fecri Ebcioğlu’nun sözleri ile icra etmişti. O yıllarda annem İsmet Sıral Orkestrası’yla İsveç’te çalışmaktaydı. Babam ise ikinci evliliğini yapmıştı. Annem yedi-sekiz sene sonra İsveç’ten yurda dönerek Türkçe şarkılardan oluşan plaklar yapmaya başladı ve piyanist Ümit Aksu’yla hayatını birleştirip o dönemin ünlü gazino ve kulüplerinde müzik hayatına devam etti. Ben, caz ve klasik müziğe hayran ve yatkın olmama rağmen 1975 senesinde Tarabya Sevillanas isimli restoranda yerli ve yabancı repertuarımla müzik hayatıma devam ediyordum. O zamanın Türk bestekârları arasında Selmi Andak, Ergüder Yoldaş, Yaşar Güvenirgil, Şerif Yüzbaşıoğlu, söz yazarları olarak da Ülkü Aker, Fikret Şeneş vardı. Onların yazdıkları unutulmaz güfteler, annem Ayten Alpman, Ajda Pekkan, Rüçhan Çamay ve Sevinç Tevs gibi sanatçıların şarkılarının çok dinlenmesini sağlamıştı. O zamanki besteler ve güfteler çok insani duygulara tercüman oluyordu. Müzik kalitesi çok yüksek sınırlardaydı. Günümüzde, yapay zekâ ya da bilgisayar üretimi popüler müzikleri dinlediğimizde bazı şeylerin eksik kaldığını hissediyoruz. 1975 - 1990 seneleri arasında değerli yapımcı Mustafa Özkent ve Nuray Demirci’nin katkılarıyla bir longplay ve bir kaset ile müzik yaşamımda bir şeyler yapmaya çalıştım.”

Yaşam felsefesi ve zamansızlık

“Babam İlham Gencer’in uzun hayatında, spor çok büyük bir yer tutmuştur. Alkol almaması ve sigara içmemesi gerek müzik hayatına gerekse uzun yaşamına çok etki etmiştir. Çatı Kulübü, adeta bir müzik okulu gibi o zamanın genç müzisyenlerine destek olmuştur. Ajda Pekkan Çatı Kulübü’nde Los Çatikos adlı grubun solistliğini yaparak piyanoda babam, davulda Ali Çetinkaya, kontrbasta Mehmet Karatosun ile birlikte sanatseverlere unutulmaz geceler yaşatmışlardır. Pazar matinelerinde Fikret Kızılok, Cem Karaca ve Nino Varon gibi şimdinin büyük müzik dehalarını ağırlamıştır. Eğer imkânım olsaydı, o zamanın kulüp kültürünü bugünün kuşaklarına aktarmak isterdim.”

İlhan Gencer’in keşke’leri ve mutlulukları…

“Şu anki yaşımda (72) geriye dönüp baktığımda bu iki büyük sanatçının evladı olduğum için gururluyum. Babamın nota bilmediği tamamen doğru değildir, bunu onun mütevazılığına veriyorum. Her türlü şarkıyı her tondan çalabilme becerisi, nota bilmeyen bir müzisyen için zor olmalıdır. Ben, gençlik yıllarımda İstanbul’daki Hilton, Maçka Oteli, Divan Oteli, Dedeman Oteli gibi ünlü sahnelerde sanatımı icra etme imkânını buldum. Babamın son yıllarda Pera Palas gibi tarihi bir otelin içinde müzik yapması, İstanbul’un değerli müzik severlerin piyano başına toplanmasına vesile olmuştur.”

Caz vokalistliği ve enstrüman ilişkisi

“Kendimi caz piyanisti olarak tanımlamak istemem; klasik eserler, dünya müzikleri ve komersiyal (ticari) müzik yapan biri olmaya daha yakın hissederim. Annemden ve babamdan miras kalan iyi bir müzik kulağına sahip olduğumu sanıyorum. Şarkı söylerken bağırmanın iyi bir teknik olduğunu düşünmüyorum. Türk müzik dünyasında halen faal olarak müzisyenlik ve yorumculuk yapmaktayım. Bunun takdirini müzik severlere bırakırım.

Bana bu röportaj fırsatını veren Dora Hanımefendi’ye ve Şalom Gazetesine teşekkürlerimi bir borç bilirim.”

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün