Taht boş kaldı

Teniste bir çağ kapanıyor. Fakat yeni çağın kimin çağı olacağını henüz kimse bilmiyor.

Mete YAYLALI Spor
2 Eylül 2026 Çarşamba

Bir zamanlar Grand Slam’den önce soru belliydi: Federer mi, Nadal mı, Djokovic mi? Cevap zemine göre değişirdi. Çime Federer, toprağa Nadal, sert korta Djokovic… Bazen üçünü birden. O kadar.

Bir dönem vardı; Grand Slam başlamadan önce kura çekilir, sonra hesap yapılırdı. Federer’in yolu kimle kesişiyor? Nadal hangi yarıda? Djokovic nerede? Aslında hesap yapmaya pek gerek yoktu. Çünkü tenis dünyasının üç patronu vardı. Diğerleri tenisçiydi. Onlar ise devir teslim memuruydu.

Kupa bazen başkasının eline geçerdi. Andy Murray aldı, Stan Wawrinka aldı, Juan Martin del Potro aldı, Daniil Medvedev aldı, Dominic Thiem aldı. Ama bir süre sonra kupa yine aynı adrese dönerdi. Grand Slam kupalarının tapusu Federer, Nadal ve Djokovic’in üzerindeydi.

Bu üçlünün büyüklüğü yalnızca kazandıkları kupaların sayısıyla ölçülemez. Tenisin kendisini değiştirdiler. Federer oyunun estetik tarafını yeniden tanımladı. Nadal fiziksel sınırları başka bir yere taşıdı. Djokovic ise savunmayı saldırıya, return’ü neredeyse başlı başına bir silaha dönüştürdü. Üçünün farklı oyun karakterleri, rekabeti yalnızca sonuç üzerinden değil, tarz üzerinden de izlenebilir hale getirdi.

Üstelik mesele yalnızca üç oyuncunun aynı dönemde ortaya çıkması değildi. Aynı zamanda birbirlerini daha iyi olmaya zorladılar. Federer’in Nadal’a karşı çözüm araması, Nadal’ın Djokovic’e karşı oyununu geliştirmesi, Djokovic’in Federer ve Nadal’ın güçlü taraflarına karşı yeni cevaplar üretmesi, yaklaşık yirmi yıl boyunca erkek tenisinin seviyesini sürekli yukarı taşıdı.

Gözler New York’ta

Şimdi New York’a bakıyorum.

Taht boş! Bu kez gerçekten boş.

Jannik Sinner yok. Geçen yılın şampiyonu Carlos Alcaraz aylar süren sakatlık döneminden sonra korta dönüyor. Novak Djokovic 39 yaşında. Turnuvanın 1 numaralı seribaşı ise Alexander Zverev.

Birkaç yıl önce böyle bir tabloyu görsek ‘geçiş dönemi’ derdik. Bugün ise geçiş döneminin kendisini yaşıyoruz.

Sinner’ın yokluğu bu nedenle önemli. Çünkü tenis dünyası Federer-Nadal döneminin ardından nihayet yeni bir büyük rekabet bulduğunu düşünmüştü: Sinner ve Alcaraz… Biri oyunun hızını, topa erken müdahaleyi ve sertliği; diğeri atletizmi, yaratıcılığı ve doğaçlamayı temsil ediyordu. İkisinin birbirini kovaladığı yılların başlayacağı düşünülüyordu.

Üstelik ikisi de henüz çok genç. Bu yüzden karşılaşmaları yalnızca bugünün maçı olarak görülmüyordu. Her maçın geleceğe dönük bir anlamı vardı. Birinin kazandığı Grand Slam, diğerinin kaybettiği bir fırsat olarak yorumlanıyordu.

Sonra tenis yine bildiğini yaptı: Sakatlık!

Sinner yok. Alcaraz uzun süre yok. Yeni düzen daha kurulmadan tadilata girdi.

Alcaraz New York’ta. 23 yaşında; yedi Grand Slam şampiyonluğu var. Normal şartlarda bu cümle onu turnuvanın en büyük favorilerinden biri yapmaya yeter. Fakat tenis normal şartlarda oynanan bir oyun değil.

Beş aydan uzun süre tekler maçı yapmayan bir oyuncunun yeniden Grand Slam atmosferine girmesi, antrenmana çıkmaktan çok farklıdır. Antrenmanda 5-5’te kimse servis kırmaya çalışmaz. 30-30’da ikinci servisinize bütün gücüyle saldırmaz. Maç sayısında topu çizginin bir santim içine bırakmanız gerektiğinde karşınızda boş kort bulunmaz.

Antrenman başka, maç başka…

Alcaraz’ın New York’taki en büyük rakibi belki de karşısındaki oyuncu olmayacak. Kendi ritmi olacak. Kendi bedeni olacak. Bir de kritik puanlarda ortaya çıkan o küçük tereddüt.

Sonra Djokovic.

Novak Djokovic…

39 yaşında…

“Gençler geliyor.” Tamam. “Yeni jenerasyon geliyor.” Tamam. “Artık kazanamaz.” Tamam.

Yıllardır bu cümleleri duyuyordu. Yıllardır cevap aynıydı: Çıkıyor, kazanıyor, herkes yeniden hesap yapmaya başlıyor.

Bu kez değil.

Pazar akşamı, New York’ta, Mariano Navone karşısında beş set sürüyor. 7-6, 5-7, 4-6, 6-2, 6-1. Dört saat 36 dakika. Djokovic’e kramp giriyor, kusuyor, sahada gözle görülür biçimde acı çekiyor.

Ve kaybediyor…

US Open’da ilk turda hiç kaybetmemişti. 19-0’dı. Herhangi bir Grand Slam’de açılış maçını en son 2006 Avustralya Açık’ta kaybetmişti —yirmi yıl önce. Bu kez tarih onu korumadı.

Djokovic’in kendi cümlesi belki de en doğru özet: “Kortta berbat bir histi.” 39 yaşında, 24 Grand Slam’in sahibi, bir dönemin son büyük temsilcisi — ve o dönem, tam da bu yazının konuştuğu boş tahtın önünde, ilk turda kapandı.

Taht yalnızca metaforik olarak boş değilmiş.

Gerçekten boşmuş.

Bir de Alexander Zverev var. Turnuvanın 1 numaralı seribaşı ve artık Grand Slam şampiyonu. Yıllarca onun için aynı cümleyi kurduk: Çok iyi oyuncu ama Grand Slam kazanamıyor. Sonunda kazandı.

Şimdi başka bir sınav başlıyor.

İlk Grand Slam’i kazanmak başka, ikincisini kazanmak başka. İlk şampiyonluk size “yapabiliyorum” dedirtir. İkinci şampiyonluk ise başkalarına “Artık beni de hesaba katın” dedirtir.

Zverev’in New York’taki asıl sınavı bu.

Çünkü tenis tarihinde bir Grand Slam kazanıp sonra kaybolan çok oyuncu gördük. Büyük oyuncu olmakla büyük turnuvaları düzenli kazanmak arasında ciddi bir fark var. Zverev şimdi o farkı kapatmaya çalışıyor.

Kadın tenisinde durum

Kadınlarda ise durum daha da ilginç.

Orada tahtın boşalmasını beklemiyoruz.

Taht zaten dönüşümlü.

Aryna Sabalenka dünya 1 numarası, üst üste üçüncü US Open şampiyonluğunu istiyor. Onun sınavı Zverev’inkiyle aynı: Bir numaralılığı bir sezonluk parlaklık olmaktan çıkarıp kalıcı bir üstünlüğe çevirmek. Sabalenka’nın büyük finallerde yaşadığı gerilim — kazanılan maçlar kadar, kritik anlarda geri düşülen setler de — bu sınavın henüz bitmediğini gösteriyor.

Aryna Sabalenka

Coco Gauff artık 'genç yetenek’ değil. Şampiyon. Favori. Ama Gauff’un asıl hikâyesi forehand’i. Kariyerinin en büyük zaafı hâlâ orada ve rakipleri bunu biliyor. Bir oyuncu bu seviyede, bu kadar uzun süre bilinen bir zaafla şampiyonluk toplayabiliyorsa, sorulması gereken soru şu: Zaaf gerçekten telafi mi edildi, yoksa rakipler henüz onu yeterince zorlamıyor mu?

Iga Swiatek toprak kortun kraliçesiyken sert kortta hep bir arayış içindeydi. Wimbledon’daki dönüşü bu resmi biraz değiştirdi. New York’ta asıl mesele artık teknik değil, güven: Toprağın dışında da favori olabileceğine kendisinin inanıp inanmadığı.

Elena Rybakina’nın hikâyesi bambaşka bir yerden ilerliyor — ekip istikrarsızlığı, sakatlık molaları, form dalgalanmaları. Yeteneği hiçbir zaman tartışma konusu olmadı; sürdürülebilirlik oldu.

Arkadan gelenleri saymıyorum bile: Mirra Andreeva, Linda Noskova, Alexandra Eala, Victoria Mboko…

Kadın tenisinde genç oyuncuya “geleceğin yıldızı” demek giderek anlamsızlaşıyor. Çünkü gelecek dediğimiz oyuncular bugün maç kazanıyor.

Bu da kadın tenisinin belki de en önemli özelliği haline geldi. Bir oyuncunun uzun süre rakiplerine üstünlük kurması zorlaştı. Birkaç ay önce bir oyuncunun formundan söz ederken, bugün bir başkasının Grand Slam favorisi olduğunu konuşabiliyoruz.

Zeynep Sönmez’in ilk turda Gauff’un karşısına çıkması da bu nedenle önemli. Bir tarafta dünyanın en büyük tenis ekonomilerinden birinin yetiştirdiği, kendi ülkesinde oynayan bir yıldız var. Diğer tarafta Türkiye’den çıkıp dünyanın en önemli turnuvalarının ana tablosunda kendisine yer açan bir oyuncu.

Zeynep Sönmez

Zeynep’in maçının sonucunu bu yazının yayımlandığı gün zaten biliyor olacağız. O nedenle skora takılmanın anlamı yok.

Ben başka bir şeye bakıyorum.

Zeynep artık sürpriz değil.

Bu cümle aslında Türk tenisi açısından son derece önemli.

Eskiden bir Türk tenisçi Grand Slam ana tablosuna kaldığında haber olurdu. Birinci turda kazandığında daha büyük haber olurdu. İkinci tur ise neredeyse ulusal başarı ilan edilirdi.

Şimdi Zeynep’in Grand Slam’de olması yavaş yavaş normalleşiyor. Asıl mesele de burada başlıyor.

Bir oyuncu çıkarmak kolay değil. Ama bir oyuncudan sonra ikinciyi çıkaramıyorsanız, o oyuncu sistemin başarısı değil, sistemin istisnasıdır.

Türkiye’de sistem

Türkiye’nin tenis problemi yıllardır bu.

Biz oyuncu arıyoruz.

Tenis ülkeleri sistem kuruyor.

Bir yetenek ortaya çıktığında hemen “Bu çocukta iş var” diyoruz. Sonra çocuk başarı kazandığında hepimiz etrafında toplanıyoruz. Koç, menajer, sponsor, kulüp, federasyon… Herkes bir şekilde hikâyenin parçası oluyor.

Ama çocuk ilk 100’ün kapısına geldiğinde işler değişiyor.

Çünkü artık yalnızca yetenek yetmiyor.

Daha iyi antrenman gerekiyor. Daha iyi ekip gerekiyor. Daha iyi seyahat planlaması; daha fazla maç; doğru turnuva seçimi gerekiyor. Fiziksel hazırlık, mental dayanıklılık gerekiyor. Ve bütün bunların birkaç ay değil, birkaç yıl boyunca sürdürülebilmesi gerekiyor.

İşte sistem dediğimiz şey tam olarak bu.

Bir oyuncunun çıkmasını sağlamak değil, o oyuncunun seviyesini yükseltmesini sağlayacak ortamı yıllarca korumak.

Büyük tenis ülkeleri bunu yapıyor.

Biz ise hâlâ bir sonraki yıldızı bekliyoruz.

US Open’ın Türkiye açısından asıl hikâyesi bu nedenle Zeynep’in Gauff karşısında kaç oyun aldığı değil. Zeynep’ten sonra ne olacağı…

Çünkü dünya tenisi değişiyor.

Yeni yıldızlar geliyor. Yeni rekabetler kuruluyor. Federer-Nadal-Djokovic döneminin oluşturduğu büyük gölge yavaş yavaş çekiliyor.

Ve boşalan tahtın çevresinde çok sayıda oyuncu bekliyor.

Belki Alcaraz.

Belki Sinner.

Belki Zverev.

Belki bugün kimsenin ciddi biçimde konuşmadığı başka biri.

Kadınlarda Sabalenka olabilir. Gauff olabilir. Swiatek olabilir. Rybakina olabilir. Arkadan gelenlerden biri çıkıp bütün hesabı bozabilir.

İşte güzel olan da bu.

İlk defa uzun zamandır gerçekten bilmiyoruz.

Federer-Nadal-Djokovic döneminde tenis olağanüstüydü. Ama aynı zamanda acımasız biçimde tahmin edilebilirdi. Büyük maçların çoğunda hikâyenin başrol oyuncularını biliyorduk.

Şimdi bilmiyoruz.

Belki tenis bundan dolayı yeniden biraz daha heyecanlı.

Çünkü sporun en güzel tarafı sonucu bildiğiniz maçı izlemek değildir. Sonucu bilmediğiniz maçı izlemektir.

US Open 2026 tam da böyle bir turnuva.

Eski kral gitti.

Yeni kral henüz belli değil.

Kadınlarda kraliçenin kim olduğu konusunda ise kimse söz vermeye cesaret edemiyor.

New York’ta ışıklar yanıyor. Kortlar hazır. Seyirci hazır. Oyuncular hazır.

Bir çağ kapanıyor.

Yeni çağ ise henüz adını koymadı.

Taht boş kaldı.

Ve ilk kez uzun zamandır, o tahta kimin oturacağını gerçekten bilmiyoruz.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün