“A Ğ A T A K I L A N L A R”

Yaklaşık bir yıldır İsrael medyasında giderek artan bir Türkiye karşıtlığı görüyorum. Türkiye´nin her adımı tehdit, neredeyse her açıklaması İsrael´e yönelik bir mesaj olarak okunuyor. Türkiye tarafında da benzer bir dil giderek güçleniyor. Elbette Türkiye ve İsrael´in çıkarlarının çatıştığı alanlar var. Suriye başta olmak üzere iki ülke bölgesel rakip olabilir. Ama rakip olmak başka, düşman olmak bambaşka bir şey. İran 47 yıldır rejiminin temel söylemlerinden birini İsrael karşıtlığı üzerine kurmuş, İsrael´e karşı Hizbullah´tan Hamas´a çeşitli aktörleri desteklemiş bir ülke. Türkiye-İsrael ilişkilerinin tarihi ve yapısı bununla aynı değil. Ama sürekli “Türkiye İsrael için yeni İran”, “İsrael Türkiye´nin düşmanı” diye diye sonunda kendi kendini gerçekleştiren bir kehanet yaratılıyor. Siyasetçiler sert konuşuyor, medya bunu büyütüyor, karşı taraf cevap veriyor, kamuoyu daha da sertleşiyor ve sonra bu sertleşme yeni politikaların gerekçesi oluyor. Birileri gerçekten iki ülkeyi karşı karşıya getirmek istiyor mu bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var: Türkiye, İsrael için İran olmadı. Olmak zorunda da değil. Rakip olmak, düşman olmayı gerektirmiyor. Gabi Behiri - https://x.com/gbehiri

İzak BARON Diğer
2 Eylül 2026 Çarşamba
  • NETANYAHU’DAN SEÇİM SALDIRILARI - İPEK YEZDANİ

Daha önce de Barrack, “İsrail’in güvenlik ihtiyaçlarına yeterince duyarlı olmayan bir çizgiyi savunan ve zaman zaman uzaklık, hatta düşmanlık hissi uyandıran bir üslupla konuşan biri olarak” tanımlanmıştı. Anlaşılan o ki, İsrail bütün dünyanın kendisinin “güvenlik ihtiyaçları” ekseninde hareket etmesini doğal bir hak olarak görüyor, ayrıca “İsrail’in güvenlik ihtiyaçlarına yeterince duyarlı ol­mak” demek, söz konusu bütün bölgenin ateş çemberine dönüşmesi bile olsa İsrail’in tüm saldırılarını onaylamak anlamına geliyor.

Ancak artık kimse bu güvenlik masalını “yemiyor.” O nedenle de İsrail’deki genel seçimler öncesinde oyları konsolide etmek isteyen Netanyahu, artık ne yapacağını ve nereye saldıracağını şaşırmış durumda. Zira İsrail’de şu anda Netanyahu hükümetinin saldırgan politikalarının karşısında duran kesim de, Türkiye’ye yapılan bu saldırının da “gereksiz ve siyasi amaçlı” olduğunu söylüyor.

Tamamı: https://www.dunya.com/kose-yazisi/netanyahudan-secim-saldirilari/837497

 

  • ORTADOĞU KAOSUNUN İKİ KAZANANI: TÜRKİYE VE İSRAİL - İLHAMİ IŞIK

7 Ekim sonrasındaki Ortadoğu kaosu birçok aktörü zayıflatırken Türkiye ve İsrail’e önemli stratejik fırsatlar açtı.

Şimdi ise paradoksal biçimde tam da bu başarıları iki ülkeyi birbirine yaklaştırıyor.

Coğrafi olarak değil, rekabet alanları bakımından.

Tarih, büyük krizlerin kazananlarının bir süre sonra birbirlerinin rakibine dönüşebildiğinin örnekleriyle dolu.

Ortadoğu’daki son büyük altüst oluşun ardından da benzer bir soru önümüzde duruyor:

Kaosun iki kazananı Türkiye ve İsrail, yeni Ortadoğu’nun iki büyük rakibine mi dönüşüyor?

Tamamı: https://serbestiyet.com/gunun-yazilari/ortadogu-kaosunun-iki-kazanani-turkiye-ve-israil-247001/

 

  • Gabi Behiri@gbehiri

1 Mart’ta Türkiye–İsrael ilişkileriyle ilgili bu tweeti yazmıştım https://x.com/gbehiri/status/2028089247425499566?s=20 .Aradan geçen aylardan sonra maalesef değişen pek bir şey yok.

Yaklaşık bir yıldır İsrael medyasında giderek artan bir Türkiye karşıtlığı görüyorum. Türkiye’nin her adımı tehdit, neredeyse her açıklaması İsrael’e yönelik bir mesaj olarak okunuyor. Türkiye tarafında da benzer bir dil giderek güçleniyor.

Elbette Türkiye ve İsrael’in çıkarlarının çatıştığı alanlar var. Suriye başta olmak üzere iki ülke bölgesel rakip olabilir. Ama rakip olmak başka, düşman olmak bambaşka bir şey.

İran 47 yıldır rejiminin temel söylemlerinden birini İsrael karşıtlığı üzerine kurmuş, İsrael’e karşı Hizbullah’tan Hamas’a çeşitli aktörleri desteklemiş bir ülke. Türkiye-İsrael ilişkilerinin tarihi ve yapısı bununla aynı değil.

Ama sürekli “Türkiye İsrael için yeni İran”, “İsrael Türkiye’nin düşmanı” diye diye sonunda kendi kendini gerçekleştiren bir kehanet yaratılıyor.

Siyasetçiler sert konuşuyor, medya bunu büyütüyor, karşı taraf cevap veriyor, kamuoyu daha da sertleşiyor ve sonra bu sertleşme yeni politikaların gerekçesi oluyor.

Birileri gerçekten iki ülkeyi karşı karşıya getirmek istiyor mu bilmiyorum. Ama bildiğim bir şey var: Türkiye, İsrael için İran olmadı. Olmak zorunda da değil.

Rakip olmak, düşman olmayı gerektirmiyor.

https://x.com/gbehiri/status/2091868568027562002

 

  • İSRAİL SEÇİMLERİNDE ETNİK OY HARİTASI VE ETKİSİ - MUSTAFA MANSUR

27 Ekim’de yapılması planlanan Knesset seçimleri öncesinde, özellikle Netanyahu ile Yeshar Partisi lideri Gadi Eisenkot arasındaki rekabet bağlamında etnik oyların etkisi yeniden gündeme geliyor.

Siyasi değerlendirmeler ve kamuoyu yoklamaları, Doğu Yahudilerinin tarihsel olarak sağ partilere, özellikle Likud’a verdiği desteğin dönüşüm sürecinden geçtiğine işaret ediyor.

Mizrahilerin daha muhafazakâr ve milliyetçi kesimleri, ulusal kimlik vurgusu yapan sağ ve aşırı sağ partilere desteğini korurken; genç kuşaklardan ve eğitimli Doğu Yahudilerinden giderek daha fazla kişi merkez partilere ve yeni güvenlik odaklı siyasi hareketlere yöneliyor.

Bu durum, Likud’un yıllardır sahip olduğu Doğu Yahudileri üzerindeki siyasi hâkimiyetini tehdit ediyor ve Eisenkot’un güç kazanma ihtimalini artırıyor.

Bunun yanı sıra Netanyahu liderliğindeki aşırı sağ partiler açısından yeni bir etnik-siyasi sorun daha ortaya çıkıyor.

Bu sorun, Doğu Yahudileri ve Aşkenaz Yahudilerinin zorunlu askerlikten muafiyet yasasına yönelik tutumlarıyla bağlantılı.

Dindar Aşkenazları temsil eden Birleşik Tevrat Yahudiliği ile Doğu kökenli dindarları temsil eden Şas Partisi, kendi toplumsal çıkarlarını korumak amacıyla sağ blok içinde bağlılıklarını sürdürüyor.

Buna karşılık laik Rus göçmenler ve Batılı Aşkenaz Yahudileri, Haredilerin askerlikten muaf tutulmasına sert şekilde karşı çıkıyor.

Bu mesele, Avigdor Liberman liderliğindeki İsrail Evimiz Partisi’nin temsil ettiği Rus göçmen seçmen kitlesinde ve laik Aşkenazlarda ciddi tepkiye yol açıyor. Bu nedenle bu gruplar, Gadi Eisenkot liderliğindeki Yeshar Partisi ve Yair Golan liderliğindeki sol eğilimli Demokratlar Partisi gibi laik muhalefet partilerine yöneliyor.

Tamamı: https://www.fokusplus.com/odak/israil-secimlerinde-etnik-oy-haritasi-ve-etkisi

 

  • İSRAİL SEÇİMLERİNİ NE BELİRLEYECEK? SEÇİM BARAJI ETRAFINDAKİ MÜCADELE - N12 / MAKO, OFER HADAD

▪️ N12’nin analizine göre 2026 seçimlerinin sonucunu, büyük partilerden çok seçim barajı civarında bulunan küçük listelerin performansı belirleyebilir. İsrail siyasetinin iki ana blok arasında son derece dengeli olması nedeniyle birkaç bin oyun dahi hükümet çoğunluğunu değiştirme ihtimali bulunuyor.

▪️ İsrail seçimlerinde normalde iki veya üç parti yüzde 3,25’lik seçim barajı çevresinde mücadele ederken, bu seçimde bu durumda olan liste sayısı olağanüstü derecede yüksek. Haberde mevcut aşamada baraj çevresinde sekizden fazla siyasi liste bulunduğu vurgulanıyor.

▪️ 2019 seçimleri bunun çarpıcı örneklerinden biriydi. Yaklaşık 370 bin oy, yani ondan fazla milletvekilliğine karşılık gelen oy, baraj altında kalan partilere gitti. Naftali Bennett’in partisi barajı yalnızca 1.453 oy farkla geçemedi.

▪️ Aynı seçimde Bennett ve Moshe Feiglin’in listelerinin baraj altında kalması, Netanyahu blokundan yaklaşık yedi milletvekilliğine karşılık gelen oyun boşa gitmesine yol açtı. Bir sonraki seçimde Netanyahu bloku 60 sandalyeden 55’e geriledi.

▪️ 2022 seçimlerinde ise Netanyahu bloku ile karşıt blok arasındaki toplam oy farkı yalnızca yaklaşık 30 bin, yani bir milletvekilliğinden daha azdı. Buna rağmen sandalye dağılımı Netanyahu lehine 64’e karşı 56 gibi çok daha belirgin bir sonuç ortaya çıkardı.

▪️ Bu farkın temel nedeni Meretz ve Balad’ın seçim barajını geçememesi oldu. Meretz barajı yaklaşık 4 bin oyla kaçırdı. Sonuçta bloklar arasındaki yaklaşık 30 bin oyluk gerçek fark, baraj sistemi nedeniyle yaklaşık 300 bin “boşa giden” oya dönüştü.

▪️ 2026 seçimlerinde baraj çevresinde bulunan isim ve listeler arasında Ofer Winter, Bezalel Smotrich, Avi Maoz, Moshe Feiglin-Michael Ben Ari, Gilad Erdan-Yuli Edelstein, Hili Tropper-Yoaz Hendel, Benny Gantz ve Sharren Haskel bulunuyor. Ayrıca “HaTzibur HaHaredi” ve “HaKahal” adlı iki yeni Haredi liste de büyük ultra-Ortodoks partiler açısından risk yaratıyor.

▪️ N12’ye göre küçük listelerin önemli bölümü özellikle Netanyahu blokundan oy çekiyor. Bu nedenle sağ blok açısından temel mesele yalnızca toplam oy oranı değil, bu oyların baraj altında kalan çok sayıda parti arasında parçalanmasını önlemek.

▪️ Aday listelerinin kesinleşmesine kalan günlerde çok sayıda birleşme veya adaylıktan çekilme bekleniyor. N12, mevcut parçalı tablonun iki hafta sonra aynı şekilde kalmasının mümkün olmadığını, ancak blok liderlerinin baraj riskini azaltacak ittifakları hızla kurması gerektiğini belirtiyor.

▪️ 2026 seçimlerinde barajı geçmek için yaklaşık 160-170 bin oya ihtiyaç duyulabileceği tahmin ediliyor; bu rakam önceki seçimlerden daha yüksek. Bu nedenle birkaç küçük partinin yüzde 3,25’in hemen altında kalması, seçim sonucunu ve kurulacak hükümeti doğrudan belirleyebilir. N12, bu seçimleri son yılların en gergin ve tahmini en zor seçimlerinden biri olarak değerlendiriyor.

https://x.com/AnatolianLens/status/2092145727162011830

 

  • Gabi Behiri@gbehiri

Neye göre sağ veya sol? Shas partisi evet dindar bir parti ama, ekonomi politikaları açısından da sosyal demokrat. Shas ve Yahadut Hatora zorunlu askerliğe karşı. Yani bu açıdan da pek sağcı sayılmazlar. Belki de muhafazakarlık açısından sağ olabilir.

Raam mesela. Arap partisi diye solda gösterilmiş. Halbuki Raam partisi, Shas ve Yahadut Hatora'yla muhafazakarlıkta yarışır. Hatta daha da ileri götürürsek Raam, çoğunluğu Arap olan bir ülkede olsa aşırı sağa bile kayabilir.

İsminin hakkını gerçekten veren 3 parti bence solda Demokratlar, sağda da Yisrael Beitenu ile Dindar Siyonistler (Smotrich). Neredeyse tüm parti programları, savundukları fikirler sağ veya solla örtüşüyor.

Likud mesela sağ olarak adlandırılıyor ama içerisinde ekonomi politikaları açısından sosyalizme kayan milletvekilleri var. Bugün bazı Likud milletvekilleri yüzünden yumurta, süt, meyve, sebze gibi tarım ve çiftçilik alanında, ülke hala serbest piyasa şartlarına sahip değil. Zorla yerli üretim yumurta veya süt ürünlerine maruz kalınıyor.

Demem o ki İsrael'de sağ veya sol karman çorman olmuş kavramlar. Post-Netanyahu döneminde kişilere değil de, fikirlere ihtiyaç duyulduğunda bu kavramlar tekrar dönüşecektir.

https://x.com/gbehiri/status/2093035143900352757

 

  • UÇURTMALARLA BİLE KAVGA ETMEK - NİLGÜN TEKFİDAN GÜMÜŞ

İSRAİL’de yaklaşan 27 Ekim seçimleriyle birlikte Türkiye karşıtı retorik yükselirken İsrail savaş uçaklarının Türkiye sınırına yakın olan Ebu Zuhur’u bombalaması olası sıcak bir çatışma ihtimalini İsrail’de de tartışmaya açmış durumda. İsrail basınında bir yanda Binyamin Netanyahu hükümeti saldırı nedeniyle eleştirilirken Türkiye’nin NATO ülkesi olduğu, böyle bir gerilime hiç gerek olmadığı yorumları dikkat çekiyor, fanatik milliyetçi kanat ise Türkiye’yi hedef ülkeler arasında saymaktan vazgeçmiyor.

7 EKİM 2023 Hamas saldırıları ve rehine krizi belli ki, İsrail kamuoyunda ciddi travma yarattı ve bu travma henüz aşılmış değil. Gelinen noktada Netanyahu ve ahalisi 7 cephede savaş yürütmekle övünüyor.

İsrail basınında ise zaman zaman İsrail halkının da, askere çağrılan yedeklerin de ailelerin de bu bitmeyen savaş döngüsünden yorulduğu haberleri yer alıyor. İsrail ordusunun yerle bir ettiği Gazze Şeridi’nde hayatta kalma mücadelesi veren Filistinliler ise bin kez değil, yüzbinlerce kez daha yorgun.

Tamamı :https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/nilgun-tekfidan-gumus/ucurtmalarla-bile-kavga-etmek-43283985

 

  • Gabi Behiri@gbehiri

İsrael’in Gazze sınırındaki şehirlerinde çeşitli noktalarda Gazze’den gönderilen uçurtmalar bulundu. Uçurtmalarda herhangi bir patlayıcıya rastlanmadı. Ancak İsrael yönetimi, bunların fiber optik İHA’lar gönderilmeden önce yapılan bir deneme olabileceğini değerlendiriyor.

İsrael Başbakanı ve Savunma Bakanı ortak bir açıklama yaparak Hamas’ı uyardı. Açıklamada, İsrael’e yönelik fırlatmaların derhal durdurulmaması hâlinde İsrael Savunma Kuvvetleri’nin fırlatmalardan sorumlu olanlara karşı aldığı önlemleri artıracağı ve uçurtma, insansız hava aracı veya balonların fırlatıldığı bölgelerdeki nüfusun tahliye edileceği belirtildi.

https://x.com/gbehiri/status/2091568900765098333

 

  • SADECE REKABET Mİ KALICI DÜŞMANLIK MI? - ÖMER ÖNHON

Türkiye ile İsrail arasındaki gerilim sınırlı bir anlaşmazlık olmaktan çıkıp, Suriye’nin geleceği, Doğu Akdeniz’deki güç dengeleri, enerji nakil güzergahları ve bölgesel politikalar dahil muhtelif konuları kapsayan tehlikeli bir rekabete ve husumete dönüştü.

Söz konusu gerilimin arka planında, ABD ve İsrail’in Orta Doğu’yu yeniden şekillendirme çalışmaları bulunuyor. Türkiye, Mısır, İran ve Suudi Arabistan gibi her biri kendi çapında güçlü ve özellikli ülkeler de bu durum karşısında kendilerine göre tedbir alıyorlar.

Netanyahu hükümeti, gerilimin Türkiye’nin Hamas ve İsrail karşıtı diğer muhtelif unsurlara aktif destek vermesiyle başladığını ileri sürüyor ve geldiğimiz noktada, Türkiye’yi rakip olmanın ötesinde, stratejik planlarının önünde bir engel ve düşman bir ülke olarak görüyor, Türkiye’nin Suriye ordusuna yardımlarını ve bu ülkedeki bazı askeri üslerin rehabilitasyonuna katkı sağlamasını kendisini hedef alan hamleler olarak değerlendirerek tepki veriyor.

Tamamı :https://gazeteoksijen.com/dunya/omer-onhon-yazdi-sadece-rekabet-mi-kalici-dusmanlik-mi-287517

 

  • TÜRKİYE-İSRAİL İLİŞKİLERİ NETANYAHU GİTSE DE DÜZELMEZ - GALİP DALAY (METİN KAAN KURTULUŞ)

“Burada ayrım yapmamız lazım. Bir tarafta Netanyahu ve seçim takviminden kaynaklanan gerilim var. Diğer tarafta daha yapısal, tarafların bölge tahayyülünün çatışması ve İsrail’in her şeyi güvenlik riski zaviyesinden görmesinden kaynaklı gerilim var. Netanyahu ve seçim takvimi durumu daha öngörülemez ve riskli yapıyor, ancak gerilimi sadece buna indirgeyemeyiz. Çünkü iki ülkenin çatışan, birbirine taban tabana zıt bölgesel öncelikleri ve güvenlik doktrinleri var. Bu Netanyahu gitse de değişmeyecek. Belki yeni bir hükümet gerilimi yükseltmemeyi, diplomasiyi daha çok tercih edebilir. Ancak başka bir hükümet de olsa İsrail’in Suriye’deki öncelikleri değişmeyecek. İki ülke arasındaki tahayyül çatışması Netanyahu ve seçimleri aşan bir mahiyete sahip.

Netanyahu bunu daha riskli sulara sokuyor. Yönetilmesini zorlaştırıyor. Gerilimin düştüğü, daha sakin bir ortamda seçime girmek istemiyor. Türkiye şu anda bölgede güçlü aktör rolünde olduğu için Netanyahu’nun iç siyasette daha çok kullanabileceği bir başlık. İsraillilerin güvenlik kaygı ve korkularını daha rahat kaşıyabiliyor.”

Tamamı : https://gazeteoksijen.com/dunya/turkiye-israil-iliskileri-netanyahu-gitse-de-duzelmez-287519

 

  • TÜRKİYE İLE İSRAİL ARASINDA ÇATIŞMA ÇIKAR MI - ABDULKADİR SELVİ

Yazımın sonunda herkesin merak ettiği soruya değinmek istiyorum. Türkiye ile İsrail savaşır mı? Ankara, katil Netanyahu’nun planını biliyor. Türkiye büyük bir ülke olmanın refleksiyle hareket ediyor, yaptığı diplomatik hamlelerle İsrail’i köşeye sıkıştırıyor. İsrail’le aramızda çatışmasızlık mekanizması var. Ama karşımızda kana susayan Netanyahu’nun olduğunun farkındayız. Her şeye hazırız. Ama savaşı bir çare olarak görmüyoruz. “En büyük zafer, savaşsız elde edilen zaferdir” derler. Putin, Ukrayna tuzağına düştü. Trump, İran savaşına girdiğine bin pişman. Biz bölgenin yükselen gücü olarak Netanyahu’ya haddini bildirmekte ise kararlıyız. Ama zamanını, şeklini ve şartlarını bizim belirlediğimiz bir şekilde. Bu da Netanyahu’ya dert olsun.

Tamamı : https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/abdulkadir-selvi/turkiye-ile-israil-arasinda-catisma-cikar-mi-43285075

 

  • İSRAİL’İN GÜVENLİĞİ ABD’YE KAÇA PATLIYOR? – İZZET AKYOL

“İsrail artık ABD için stratejik bir yük haline geldi” hükmünü vermek için henüz erken. İsrail İran’ın dengelenmesi, istihbarat paylaşımı, askerî teknoloji ve bölgedeki Amerikan çıkarlarının korunması bakımından Washington’a hâlâ önemli imkânlar sağlıyor. Dünyanın en gelişmiş ordularından birine sahip, Amerikan askerinin doğrudan savaşmasına gerek kalmadan ortak tehditlere karşı büyük askerî güç kullanabiliyor. Yani İsrail’in ABD’ye fayda sağladığı noktasında kuşku yok ama ABD açısından konu İsrail’in sağladığı stratejik fayda ile İsrail’in mevcut güvenlik modeli arasındaki denge. Yani İsrail’i desteklemek ABD açısından bu desteğin çıkardığı faturaya değiyor mu?

Bu denklemde önemli olan yalnız İsrail’in değişmesi de değil. Amerika’nın da ihtiyaçları değişiyor. Soğuk Savaş sırasında ABD’nin esas rakibi Sovyetler Birliği’ydi ve Ortadoğu bu mücadelenin önemli cephelerinden biriydi. Bugün Amerika’nın esas rakibi Çin ve askerî rekabetin ağırlık merkezi Hint-Pasifik’e kayıyor. Dolayısıyla İsrail’in ABD’ye sağladığı fayda aynı kalsa bile İsrail için kullanılan Amerikan kaynağının fırsat maliyeti yükseliyor; bu maliyet arttığında İsrail’e verilen destek aynı kalsa bile ABD için daha pahalıya geliyor.

Tamamı : https://yeniarayis.com/yazi/israilin-guvenligi-abdye-kaca-patliyor-19780

 

  • KEDİ, KEÇİ’Yİ YEMEDEN: İSRAİL’İN MASAL DÜNYASINDA TÜRKİYE HANGİ ROLDE? – SALİH BIÇAKÇI

Peki, seçimlerde Netanyahu değil de eski Genelkurmay Başkanlarından ve güçlü adaylardan Gadi Eisenkot başbakan olarak çıkarsa bu stratejik yaklaşım değişir mi?

Bence değişim, tehdidin kendisinin tanımlanmasından çok tehdidin nasıl yönetileceği ve kararların nasıl alınacağı konusunda ortaya çıkacaktır.

Eisenkot güvenlik açısından ılımlı bir siyasetçi değil. Eski Genelkurmay Başkanı ve gerektiğinde son derece sert askerî güç kullanımını savunabilen şahin bir isim. Dolayısıyla İran’ın nükleer ve bölgesel kapasitesi, Hizbullah’ın yeniden silahlanması, Hamas’ın askerî kapasitesinin yeniden oluşması ve Suriye’den İsrail’e yönelik tehditlerin engellenmesi Eisenkot döneminde de temel güvenlik meseleleri olarak kalacaktır.

Aynı şekilde Türkiye’nin Suriye’de hava savunma sistemleri, radarlar, üsler veya başka askerî yetenekler üzerinden İsrail’in operasyon serbestisini sınırlandırması da muhtemelen bir güvenlik problemi olmaya devam edecektir.

İsrail’in ana akım güvenlik düşüncesinde Türkiye zaten “potansiyel referans tehdidi” olarak değerlendiriliyor. Fakat Türkiye’nin İran gibi İsrail’in bütün askerî yapılanmasını belirleyen bir düşman kategorisine sokulmaması gerektiği de özellikle vurgulanıyor.

Eisenkot döneminde asıl değişiklik burada ortaya çıkabilir.

Yaklaşım, “Türkiye’nin Suriye’de bulunmasını önle” düşüncesinden, “hangi Türk kapasitesi gerçekten kabul edilemez, bunu tanımla ve yönet” anlayışına kayabilir. Hava savunma sistemleri, stratejik radarlar veya İsrail’in hava operasyonlarını doğrudan engelleyen sistemler kırmızı çizgi olmaya devam edebilir. Ancak her Türk askerî faaliyeti otomatik olarak tehdit olarak görülmeyebilir.

İkinci önemli değişiklik karar alma mekanizmasında yaşanabilir. Eisenkot uzun süredir İsrail’in kurumsallaşmış bir Ulusal Güvenlik Stratejisi oluşturmasını savunuyor. Desteklediği yasa önerisi de yeni hükümetin ilk 150 günü içinde Millî Güvenlik Kurulu, güvenlik kurumları ve ilgili bakanlıkların katılımıyla ulusal güvenlik stratejisinin hazırlanmasını öngörüyor.

Türkiye açısından belki de en önemli değişiklik ise Netanyahu döneminde giderek kişiselleşen Erdoğan-Netanyahu rekabetinin yerini daha klasik bir devlet-devlet stratejik rekabetinin alma ihtimalidir.

Eisenkot Türkiye’yi dost olarak görmeyebilir. Ancak Türkiye’nin İran, Hamas veya Hizbullah ile aynı tehdit kategorisine yerleştirmekten kaçınması daha muhtemeldir. Böyle bir durumda Ankara ile kırmızı çizgilerin belirlenmesi, askerî iletişim kanalları ve Suriye’de çatışmasızlık mekanizmaları daha da önemli hale gelir.

Dolayısıyla Eisenkot kazanırsa İsrail daha az şahin olmayabilir. Asıl fark şahinliğin niteliğinde ortaya çıkabilir.

Netanyahu dönemindeki önleyici, siyasi olarak merkezileşmiş ve giderek genişleyen tehdit tanımına dayalı yaklaşım, Eisenkot döneminde daha kurumsal, askerî-profesyonel, seçici ve risk yönetimine dayalı bir stratejiye dönüşebilir.

Fakat bu, İsrail’in çocuklarını büyüttüğü Had Gadya şarkısının anlattığı dünyanın bütünüyle değişeceği anlamına gelmez.

Türkiye, Doğu Akdeniz’de de Körfez’de de İsrail’in önünde bir engel teşkil ettiği ölçüde stratejik rakip ve tehdit olarak görülmeye devam edecektir. Değişebilecek olan, bu tehdidin hangi araçlarla, hangi kurumlar üzerinden ve ne kadar erken aşamada yönetileceğidir.

Had Gadya’da olduğu gibi, bir güç diğerinin önüne geçmeye, diğeri de onu sınırlamaya çalışacaktır.

Günahlar işlenecek.

Selihot okunacaktır.

Tamamı :https://www.fayn.press/kedi-keciyi-yemeden-israilin-masal-dunyasinda-turkiye-hangi-rolde/

 

  • HAFIZAMIZDAKİ 9 NUMARA: MİKİ BERKOVİCH - NELLY BAROKAS

Benim hafızamdaki Berkovich yalnızca parkede gördüğüm o büyük yıldız değil... Dizengoff caddesinde bir spor mağazası vardı Miki’nin. 1980’li yıllarda bu tür dükkanlar günümüzde olduğu gibi yaygın değildi. Oğullarımı alır, onlara ayakkabı almak için o dükkâna giderdim senede birkaç kez. Dükkânın adını anımsamıyorum. Bazen Miki, bazen de ona inanılmaz çok benzeyen babası olurdu dükkânda… Miki’nin servis yaptığı günlerde alışverişin ayrı bir zevki ve heyecanı olurdu hem benim hem de onu yakından görmekten mest olan oğullarım için…

O günlerde bunun yıllar sonra hafızamda böyle özel bir yer tutacağını elbette bilmiyordum. İnsan bazı anların değerini o anda değil, yıllar sonra anlıyor. Bugün Miki Berkovich’in adını yeniden bu kadar sık duymamızın, gazetelerde, sosyal ağlarda rastlamamızın nedeni ise ne yazık ki bir basketbol zaferi değil…

Ailesi geçtiğimiz günlerde, Miki’nin yaklaşık iki buçuk yıldır Demans’la mücadele ettiğini kamuoyuna açıkladı. Aile bu zor süreci uzun süre kendi içinde yaşamış. Bugün ise Miki’nin artık sürekli gözetim ve bakıma ihtiyacı var.

Geçen hafta 24 Ağustos gecesi yayınlanan Niv Raskin’in hazırladığı “Miki’nin Sırrı” adlı belgeseli izleyenlerden hiçbirinin gözleri kuru kalmadı. Halen yakışıklı, eşi, çocukları ve torunları tarafından sevgiyle kucaklanan Miki’nin sevecen, güler yüzlü ancak dünyadan kopuk hali canımızı acıttı, yüreğimizi burktu. Oğlu Roy bu açıklamayı; “babalarına duydukları sonsuz sevgi ve bağlılık” nedeniyle yaptıklarını söyledi.

Tamamı : https://www.turkisrael.org.il/single-post/haf%C4%B1zam%C4%B1zdaki-9-numara-mi%CC%87ki%CC%87-berkovi%CC%87ch

 

  • RUHİ ÇENET HASİDİK YAHUDİLERİN KAPALI DÜNYASINA GİRDİ: İNTERNET YASAK, KURALLAR ÇOK KATI

https://onedio.com/haber/ruhi-cenet-hasidik-yahudilerin-kapali-dunyasina-girdi-internet-yasak-kurallar-cok-kati-1377508

 

  • AYNI SAKALA KİM İMAN, KİM YOBAZLIK DİYOR - MERVE ŞEBNEM ORUÇ

Hasidik, Haredi, Ortodoks ve Yahudi aynı şey değil özetle. İki büyük Hasidik grup olan Satmar ile Chabad'ın internete bakışı bile aynı değil: Biri neredeyse tümüyle yasaklıyor, öbürü dinî yayıncılıkta yoğun biçimde kullanıyor. İşte bu ayrımlara dikkat etmeden herkesi aynı sepete koyarak aynı sakala bakıp aynı İsrail’i gördüğümüzü sanıyor ve gerçeği de ıskalamış oluyoruz.

Tamamı :https://notbir.com.tr/yazar/merve-sebnem-oruc/ayni-sakala-kim-iman-kim-yobazlik-diyor

 

  • DİNİ VE ETNİK, SINIRLARIN ÖTESİNDEKİ GERİLİM: BEITAR JERUSALEM VS BNEI SAKHNIN

Bnei Sakhnin’in ev sahipliği yaptığı stadyumun adı Doha Stadyumu’dur. Bunun nedeni stadyumun ve kulüp altyapısının ciddi bir kısmının Katar Devleti tarafından finanse edilmiş olmasıdır.

İsrail ligindeki bir takımın Katar fonlarıyla stadyum yapması ve burada Beitar’ı ağırlaması siyasi gerilimi her maçta tırmandırır.

Yani Tel Aviv derbilerini ve Kudüs’ün şehir içi hesaplaşmalarını bir kenara bıraktığımızda İsrail futbolunun asıl fay hattı belirir: Teddy ile Doha Stadyumu arasındaki 180 kilometrelik hatta düdük çaldığında taktik tahtası susar, skor panosundan ziyade kimlikler oylanır ve iki ayrı dünya tek bir sahada yüzleşir!.

Tamamı :https://abcspor.com/dini-ve-etnik-sinirlarin-otesindeki-gerilim-beitar-jerusalem-vs-bnei-sakhnin/

 

  • 3 KİTAPLIK BURGAZADA YOLCULUĞU TAMAMLANDI – HÜLYA ÇELİK

Yazar Robert Schild’le görüşmemizde, bu üç kitabın yanı sıra halen YouTube’dan da izlenebilen, Yakın Ada, Uzak Ada-Burgazada başlıklı bir belgesel çalışması olduğunu da öğrendim. “Adamızın gittikçe yitirilen kültürel mirasına naçiz anıtlar dikebilmiş olmak, beni ziyadesiyle mutlu etmiştir” diyen Robert Schild’in çalışmaları, Burgazada tarihinin unutulmaya yüz tutmuş kişileri ve mekanları için kuşkusuz büyük bir şans. Bunu, son kitabın önsözünü kaleme alan, Adalar Müzesi kurucusu Halim Bulutoğlu da şu sözlerle dile getiriyor: “Schild’in sözlü tarih çalışmaları, müze bünyesinde oluşturduğumuz Adalar arşivine ya da veri tabanına müthiş bir destek sağladı. Şimdi bu üçleme, onu daha da geliştirmiş olacak.”

https://gazeteoksijen.com/yazarlar/hulya-celik/3-kitaplik-burgazada-yolculugu-tamamlandi-287544

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün