“Gençler kendilerini tek bir alana hapsetmesin”

Sanatın birçok dalındaki yeteneğinin yanı sıra fen ve matematik alanlarında aldığı eğitimde başarısını gösteren Jim Sparkes ile kısa ama etkileyici hayat yolculuğunu konuştuk. Aynı anda farklı alanlarda yol alınabileceğini gösteren Jim ailesinin, öğretmenlerinin ve birlikte çalıştığı insanların da desteğini unutmuyor.

Virna GÜMÜŞGERDAN Söyleşi
26 Ağustos 2026 Çarşamba

Sevgili Jim, öncelikle seni tanıyabilir miyiz?

2007’de ABD'nin Virginia eyaletinde doğdum. Babamın NATO görevi nedeniyle bulunduğumuz Belçika'da, Flemenkçe eğitim veren bir anaokuluna gittim. İlkokul dördüncü sınıfa kadar Virginia’daki Halley Elementary School’da devam ettim. 2016’da annem Vivet Sparkes ve kardeşim Adam ile İstanbul’a taşındık.

Türkiye’ye geldikten sonra Estreyikas d’Estambol Çocuk Korosu’na katıldım. Burada Ladino ve İbranice geniş bir repertuvar edinme fırsatı buldum. Henüz ilkokuldayken, Ulus Özel Musevi Okulları’nda (UÖMO) 19 Mayıs töreninde seslendirdiğim Atatürk şarkısıyla okul içinde tanınmaya başladım. Beşinci sınıftayken ‘Stone Soup’ oyununda ilk başrol deneyimimi yaşadım. Yıl sonu şölenlerinde İngilizce, Türkçe, İtalyanca ve İbranice şarkılar söyleme fırsatı buldum.

Profesyonel tiyatro yolculuğum ise 2018’de Zorlu PSM’de sahnelenen Damdaki Kemancı müzikali için seçmelere katılmamla başladı. Seçmeler sırasında sahnenin benim için hayalden öte, hayatımın vazgeçilmez bir parçası olduğunu hissettim. 2018-2020 arasında bu yapımda yer aldıktan sonra, Sadri Alışık ve Çolpan İlhan Tiyatrosu yapımcılığında sahnelenen 1923 Müzikalinde (2023-2025) rol aldım. Bu süreçte Mehmet Ali Kaptanlar, Binnur Kaya, Özgür Çevik, Özge Özder, Ece Dizdar ve Kerem Alışık gibi değerli isimlerle aynı sahneyi paylaşma şansı yakaladım. Ayrıca İngiltere’de de tiyatro yönetmenliği yapan Mehmet Ergen, Yekta Kopan ve Tuluğ Tırpan gibi çok kıymetli sanatçıyla çalışmak unutulmaz bir deneyim oldu.

Sanat yolculuğum devam ederken eğitim hayatımı da aynı disiplinle sürdürdüm. UÖMO’daki tüm AP derslerini yüksek başarıyla tamamlayarak dönemimde en fazla AP dersi alan öğrenci oldum. Mezun olmadan önce ise benim için çok özel bir projeye imza attım. Damdaki Kemancı müzikalini yeniden düzenleyerek dijital efektlerle destekledim, yönetmenliğini üstlendim ve lise son öğrencileriyle birlikte İngilizce olarak sahneye koyduk. Bu çalışmalarım sayesinde okulun en prestijli ödüllerinden Head of School Outstanding Student Award'a layık görüldüm.

Üniversite başvurularım sonucunda George Washington Üniversitesi Honors College'a Corcoran Music Scholar olarak kabul edildim. Başarılı seçmelerimin ardından, her yıl, üç binden fazla öğrencinin kabul edildiği üniversitede müzik bursu kazanan yalnızca dört öğrenciden biri olma gururunu yaşadım. Bu burs sayesinde Honors College öğrencilerine ayrılan özel yurtta, kendime ait bir odada konaklama imkânı elde ettim. En sevdiğim ayrıcalıklardan biri, aynı binadaki prova ve orkestra odalarında piyano çalışabilmek oldu. Müziğe tutkum sayesinde elde ettiğim bu fırsat, hem akademik hem de sanatsal gelişimime büyük katkı sağlıyor.

Kendimi bildim bileli kitap okumayı, fizik ve matematik çalışmayı seviyorum. Piyano çalıyorum; ayrıca sinagog musikisinin önemli geleneklerinden Maftirim ve makam çalışmalarıma da devam ediyorum. Tabii ki şarkı söylemek benim vazgeçilmezim.

 

Başka hangi yapımlarda sahne aldın?

Bu soru benim için çok anlamlı çünkü üniversite için Amerika’ya döndükten yalnızca sekiz hafta sonra katıldığım ilk seçmelerden birinde kabul edilerek Washington’da John F. Kennedy Center Opera House sahnesinde profesyonel olarak yer alma fırsatı yakaladım. Zorlu PSM’den sonra Kennedy Center gibi dünyanın saygın sahnelerinden, özellikle seyirci kontenjanı binlerce kişiyi aşan bir sahnede bulunmak benim için tarif edilmesi güç bir mutluluktu. Ancak hangi sahne olursa olsun, her performans benim için ayrı bir anlam taşıyor.

Benim için unutulmaz deneyimlerden biri de yurt dışında sahnelenen ‘Kula 930’ oyunuydu. Cemaatimizin yakından tanıdığı Jojo Eskenazi yani Moiz ile aynı sahneyi paylaştım. Oyunda yoksul ve üzgün bir çocuğu canlandırıyordum. Bir sahnede, paramparça olmuş ayakkabılarımla sinagoga gitmek istemediğim için ayağımı kaldırdığım anda ayakkabı fırlayarak ön sırada izleyen Hahambaşı Rav İsak Haleva’nın önüne düştü̈. O an yaşadığım heyecanı ve kalp çarpıntısını bugün bile unutamıyorum. Sahnenin canlılığı ve sürprizleri, tiyatroyu benim için bu kadar özel kılan şeylerden biri.

UÖMO’da sahnelenen ‘Joseph and the Amazing Technicolor Dreamcoat’ müzikalinde Joseph karakterini canlandırdım. Annemin İngilizce sunuculuğunu yaptığı, kardeşimin ise canlı trompet performansıyla eşlik ettiği bu gösteri ailece paylaştığımız unutulmaz anılarımızdan biri oldu.

Mayıs ayında George Washington Üniversitesi Corcoran School of the Arts & Design bünyesinde sahnelenen ‘Heathers’ müzikalinde Dorothy Betts Marvin Theatre’da rol aldım. Aynı dönemde Corcoran topluluğuyla iki yüzyıllık tarihi The Historic Corcoran Museum Flag Building’ta konser verme fırsatı buldum. Yıl sonunda Hammer Auditorium’daki piyano resitalim de büyük ilgi gördü.

Daha önce de bahsettiğim üzere lise son sınıfta ise en gurur duyduğum projelerden birini gerçekleştirdim. UÖMO’da Damdaki Kemancı müzikalinin yönetmenliğini üstlendim. Oyunda lise son sınıf öğrencilerinin yüzde 75’inden fazlası rol aldı. Yönetmenliğin yanı sıra Tevye karakterini de canlandırdım. Sahne tasarımı tamamen bana aitti. Kısıtlı bütçemiz nedeniyle kostümlerin önemli bir kısmını yaratıcı çözümlerle hazırladık; örneğin yer silme paspaslarının iplerinden yaptığımız tsitsitleri anneannem kostümlere dikti. Bu küçük ama yaratıcı dokunuşlar oyuna farklı bir kimlik kazandırdı.

 

Okuduğun bölüme nasıl karar verdin? Gelecekte ne gibi adımlar atmayı hedefliyorsun?

Çocukluğumdan beri en sevdiğim dersler fen bilimleri ve matematikti. Özellikle deneyler, formüller ve problemlerin arkasındaki mantığı anlamak bana her zaman büyük keyif verdi. Lisede fizik derslerinde matematiğin fiziksel olayları açıklamak için nasıl kullanıldığını görmek beni daha da heyecanlandırdı. AP Fizik dersleri sayesinde analitik düşünme becerimi geliştirdim.

Üniversitede Corcoran School of the Arts and Design tarafından verilen şan bursu sayesinde fizik eğitiminin yanında müzik alanında da kendimi geliştirme fırsatı buluyorum. Birçok kişi fizik ile müziğin aynı anda nasıl yürüdüğünü şaşkınlıkla karşılıyor. Oysa matematiksel düşünce ile müzikal yetenek arasında güçlü bir ilişki olduğunu ortaya koyan pek çok bilimsel araştırma bulunuyor. Sanırım çocukluğumdan beri sahnede hissettiğim heyecan ile bilime duyduğum merak bugün beni bulunduğum noktaya taşıdı.

Gelecekte hem bilimsel çalışmalar yapmayı hem de sahne sanatlarından hiçbir zaman kopmamayı hedefliyorum. Akademik kariyer ile sanatı birlikte sürdürebileceğim bir yaşam en büyük hayalim.

 

Hobilerin neler? Boş zamanlarında neler yapıyorsun?

Aslında fazla boş zamanım olduğunu söyleyemem. Çift anadal programı, müzikaller, provalar ve ezberler günlerimin büyük bölümünü̈ dolduruyor. Bunun yanında piyano çalışmalarımı aksatmamaya çalışıyorum.

Bir itirafta bulunmam gerekirse, üniversite arkadaşlarımla video oyunları oynamayı çok seviyorum. Bazen bunun için uykumdan bile fedakârlık yaptığım oluyor. Arkadaşlarımla Washington DC’yi keşfetmeyi çok seviyorum. Birlikte fırsat buldukça müzeleri geziyor, konserlere gidiyor ve şehrin tarihi, kültürel atmosferini keşfetmeye çalışıyorum. Georgetown’da gezerken Nişantaşı’nı hatırlatan sokakları görünce kendimi evimde hissediyorum.

Sanatın hangi alanlarını seviyorsun?

Sahne sanatlarının hayatımdaki yeri çok özel. Türkiye’ye geldiğim günden bu yana çok farklı insanlarla aynı sahneyi paylaşma fırsatı buldum. Her yeni proje bana farklı bakış açıları kazandırdı.

Özellikle müzikallerin hazırlık sürecindeki ekip ruhunu çok seviyorum. Büyük bir prodüksiyon ortaya çıkarken herkes aynı hedef için emek veriyor ve zamanla gerçek bir aile ortamı oluşuyor. Bu birlik duygusu, sahnede olmaktan aldığım mutluluğun en önemli nedenlerinden biri. Nitekim, 1923 Müzikali seçmelerinde jüri karşısına çıktığımda duyduğum “Jim, hoş geldin. Ne kadar da büyümüşsün!” sözleri, yıllar sonra hatırlanmış olmak ve emeklerimin görülmesi açısından benim için çok özel bir an oldu. Bu cümle beni hem gururlandırdı hem de sanat yolculuğumda doğru bir yolda olduğumu hissettirdi.

Şarkı söylemek ise bana çocuk yaşta İzzet Bana tarafından aşılandı. Damdaki Kemancı müzikalini öneren de kendisiydi. Müzikal tiyatrosuna duyduğum sevgiyi keşfetmemi sağlayan, sahnenin büyüsünü bana hissettiren kişi olduğu için kendisine her zaman teşekkür ediyorum. Bugün sahnede yaşadığım heyecanın temelinde onun kazandırdığı bu bakış açısının büyük payı olduğuna inanıyorum.

Müzik eğitimim boyunca çok değerli hocalarla çalışma fırsatı buldum. Türkiye'de ilkokul yıllarımdan itibaren ses eğitimi ve piyano alanında bana rehberlik eden, Melih Kibar ve Ferhat Göçer gibi önemli isimlerle de çalışmış olan Nazım Kerkez Hocamın müzikal gelişimimde çok özel bir yeri var. Geldiğim noktada emeği büyük olan Nazım Hocama her zaman gönülden teşekkür ediyorum.

Üniversitede ise dünyaca tanınan opera sanatçısı ve şan hocamla çalışıyorum. Prof.Dr. Robert Baker, 35 yılı aşkın kariyeri boyunca başta Washington'daki Kennedy Center olmak üzere dünyanın birçok önemli sahnesinde, ayrıca Ankara ve İzmir Devlet Operalarında sayısız kez sahne aldı. Böylesine deneyimli sanatçılardan eğitim almak benim için büyük bir ayrıcalık.

Ses sanatlarına ve piyanoya tutkuyla bağlıyım. Bana göre insan sesi, en etkileyici ve doğal müzik enstrümanıdır; piyano ise duyguları en zengin şekilde ifade edebilen çalgılardan biridir. Bu nedenle her ikisini de hayatım boyunca geliştirmeyi ve sanat yolculuğumun vazgeçilmez bir parçası olarak görmeyi hedefliyorum.

Kendini geliştirmek için neler yapıyorsun?

Bol bol kitap okuyorum. Üniversitelerin ücretsiz paylaştığı ders notları ve kaynaklardan yararlanarak özellikle fizik ve matematik alanlarında kendimi geliştirmeye çalışıyorum. Bunun yanında müzik çalışmalarımı, piyano eğitimimi ve ses çalışmalarımı düzenli sürdürüyorum. Akademik gelişim ile sanatsal gelişimin birbirini beslediğine inanıyorum ve bu iki alanı birlikte ilerletmeye büyük önem veriyorum.

Gençlere ne tavsiye edersin?

En önemli tavsiyem, kendilerini tek bir alana hapsetmemeleri olur. İnsan hem bilimle hem sanatla ilgilenebilir; farklı ilgi alanları birbirini zayıflatmaz, aksine güçlendirir. Fizik okurken aynı zamanda müzikallerde sahne alıyor ve bu iki alanın birbirini beslediğini her gün görüyorum.

Bir diğer tavsiyem ise başarısız olmaktan korkmamaları. Hayatta her zaman istediğiniz sonucu alamayabilirsiniz. Önemli olan vazgeçmemek, çalışmaya devam etmek ve her deneyimden yeni bir şey öğrenebilmek.

Son olarak, kendilerine inanan insanlarla birlikte olmalarını tavsiye ederim. Ailem, öğretmenlerim ve birlikte çalıştığım insanlar bana her zaman destek oldu. İnsan tek başına çok şey başarabilir ama doğru insanlarla yürüdüğünde hayallerine ulaşması çok daha kolay oluyor.

Sana yol gösteren başka kimse oldu mu?

Yahudi dini eğitimimde birçok değerli hocamın emeği var. Bar-mitsva derslerimi Amore Şelomo Çiprut'tan aldım. Bana ilk kez peraşayı tanıttı ve öğrettiği taamlar sayesinde bu alana ilgim giderek arttı. Ortaköy Sinagogu'na gitmeye başladıktan sonra, bir gün Hazan Yakup Seryano beni yanına çağırdı ve “Bir şeyler öğretmemi ister misin?” dedi. Ben de kendisiyle çalışmaya devam ettim.

Dualar konusunda ilerledikçe Rabi Nafi, yoğun temposuna rağmen bana her zaman vakit ayırdı. Bir gün beni tevanın başına çıkardı, hadi oku dedi; yanımda durarak bana güven verdi ve cesaret kazandırdı. O gün, dinimize olan bağlılığımın ve sevgimin daha da güçlendiğini hissettim. Müziğe ve şarkı söylemeye ilgimi gören Rabi Alaluf ise bana öncülük ederek makam geleneğini tanıttı. Bilgi ve birikimini büyük bir cömertlikle paylaşarak bende makam sevgisinin filizlenmesine vesile oldu. Hala her fırsatta bana destek veren, sevgili Amorelerime bana kattıkları tüm değerler için gönülden teşekkür ediyorum.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün