“A Ğ A T A K I L A N L A R”

•Sonuç olarak bildiğimiz anlamda geniş çaplı bir Türkiye-İsrail savaşı hâlâ düşük ihtimal. İki taraf da böyle bir savaşta ulaşılabilir bir siyasi hedef tanımlamakta zorlanır. Maliyeti olağanüstü yüksek, sonucu belirsiz olur. Üstelik Ankara şu aşamada gerilimi düşürmeye çalışıyor ve İsrail´de seçim sonrası dönemi diyalog için daha elverişli bir eşik olarak görüyor. Evren Balta – www.t24.com.tr

İzak BARON Diğer
26 Ağustos 2026 Çarşamba
  • İSRAİL SEÇİMLERİ EBU ZUHUR VE TÜRKİYE - NİLGÜN TEKFİDAN GÜMÜŞ

ANKETLERE bakılırsa aralıklarla toplamda 19 yıl İsrail’de iktidar olan Likud lideri Netanyahu için işler bu defa hiç de kolay değil. Anketlerde eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot’ın ittifakı başı çekiyor. İkinci sırada Netanyahu’nun Likud ve ortakları, üçüncü sırada Naftali Bennett’in ittifakı yer alıyor.

Ancak kimin iktidar olabileceğini hem ne kadar destek buldukları, hem de işler bir koalisyon kurup kuramayacakları belirleyecek. Diğer iki başbakan adayı da Netanyahu’dan daha az şahin isimler değil.

Tamamı :https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/nilgun-tekfidan-gumus/israil-secimleri-ebu-zuhur-ve-turkiye-43280003

 

  • İRAN GİTTİ, TÜRKİYE GELDİ: İSRAİL NEDEN HÂLÂ RAHATSIZ? – İZZET AKYOL

Son aylarda İsrail medyasında Türkiye hakkında yayımlanan analizleri yan yana koyduğumuzda bu kaygının izleri açık biçimde görülüyor. Israel Hayom şubat ayında Türkiye’nin Suriye, Doğu Akdeniz, Afrika ve diğer bölgelerdeki faaliyetlerini birbirinden bağımsız dosyalar olarak değil, genişleyen tek bir stratejik çevre içerisinde değerlendirdi. Kullanılan kavram dikkat çekiciydi: “Turkish perimeter doctrine” (Türk çevre doktrini). Türkiye’nin farklı bölgelerdeki askerî varlığı, nüfuz alanları ve ileri güç projeksiyonu aynı stratejik tablonun parçaları olarak okunuyordu.

Sonraki analizlerde İran’ın zayıflamasının Türkiye’ye yeni bir bölgesel alan açabileceği, Ankara’nın Suriye’den Doğu Akdeniz’e ve Afrika’ya uzanan nüfuzunun İsrail açısından yeni bir stratejik problem yarattığı tartışıldı. Türkiye’nin F-35 programına yeniden dönmesi ihtimali, artan deniz gücü ve lojistik bağlantıları da İsrail’in uzun vadeli stratejik hesaplarının konusu hâline geldi. Temmuz başında yayımlanan başka bir analiz ise Erdoğan’ın Türkiye’yi savunma sanayii, Afrika, Kafkasya ve diplomatik nüfuz üzerinden bir “bölgesel süper güce” dönüştürmeye çalıştığını ileri sürüyordu. Bunlar birlikte okunduğunda İsrail güvenlik çevrelerinin Türkiye’nin farklı alanlardaki kapasite artışlarını giderek tek bir bölgesel güç yükselişi olarak değerlendirdiği görülüyor.

Tartışma Türkiye’nin askerî kapasitesinin de ötesine taşıyor. Türkiye’nin limanlar, hava sahası, enerji, ticaret ve lojistik bağlantılar üzerinden oluşturabileceği stratejik nüfuza karşı İsrail’in alternatif bağlantı hatları geliştirmesi gerektiğini savunan analizler yayımlanıyor. İsrail’in yeni çıkarma gemilerinin tedariki tartışılırken dahi gelecekte ortaya çıkabilecek Türk tehdidinin askerî planlamada hesaba katıldığı yazılıyor. İsrail’de Türkiye dosyası artık yalnız Erdoğan’ın açıklamalarından veya diplomatik krizlerden oluşmuyor; Suriye, Doğu Akdeniz, Afrika, savunma sanayii, deniz gücü, ticaret koridorları ve bölgesel ittifaklar aynı stratejik çerçevede değerlendiriliyor.

Tamamı :https://medyascope.tv/2026/08/22/israil-neden-hala-rahatsiz/

 

  • NETANYAHU NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR? - ÖMER ÖNHON

Türkiye ile İsrail’in, doğrudan bir çatışmanın iki tarafa da büyük zarar vereceğini ve belki de geri dönülemez olaylara yol açacağının farkında oldukları için, belli bir noktanın ötesine geçmemeye dikkat ettiklerini düşünsek de, bu gibi durumlarda bir kaza kurşunu veya ölçünün aşılması riski bulunur.

Gerilim, her iki ülkenin de karşı taraftan kendisine tehdit gelmeyeceğine veya mevcut tehdit unsurlarına destek vermeyeceğine kanaat getirdiği takdirde ortadan kaldırılabilir.

Ekim ayında Netanyahu ve yandaşlarının seçimi kaybetmeleri ve onların yerine, Filistinlilerin hakları verilmeden bölgede barış olmayacağının ve İsrail’in yüz yüze olduğu en büyük tehdidin bizzat Netanyahu’nun politikaları olduğunun idrakında bulunan makul kişilerin gelmesi bölge için bir umut ışığı olabilecektir.

Tamamı :https://gazeteoksijen.com/dunya/omer-onhon-yazdi-netanyahu-ne-yapmaya-calisiyor-286626

 

  • İSRAİL’İN EBU ZUHUR SALDIRISI: GERGİNLİĞİN SADECE BİR ADIMI OLABİLİR Mİ? – SERHAT ERKMEN

Son olarak iki ülke arasındaki rekabette yapısal faktörlerin dışında konjonktürel bazı gelişmelerin de etkili olduğunu hatırlamak gerekiyor.

Netanyahu hükümeti uzun süredir güvenlikçi söylemi, salt bir dış politika aracı olmaktan çıkardı ve iç politikayı şekillendirmek için kullanışlı hale getirdi. İsrail’de 27 Ekim’de yapılacak seçim yaklaşırken Netanyahu’nun ve Likud’un karşı karşıya bulunduğu siyasi güçlükler, güvenlik merkezli söylemin daha fazla öne çıkmasına neden oluyor.  Bu noktada Türkiye’nin İsrail kamuoyunun belirli kesimlerini konsolide etmek için kullanıldığını görüyoruz. Elbette bunu sadece Likud ve koalisyon ortakları yapmıyor. Fakat İsrail kamuoyundaki tüm paydaşlar Türkiye konusunda aynı görüşe sahip değiller.

Bu söylemin seçim sonuçlarını nasıl etkilediğini göreceğiz. Büyük olasılıkla İsrail güvenlik bürokrasisinin ve siyasi çevrelerinin bir kısmı Türkiye’yi İran’dan sonra yeni bir “düşman” olarak tanımlarken bir kısmı da bu tavrın aşırılıkçı ve gerçekçi olmadığını düşünüyor. Fakat seçime daha 2 ay var. Bu süre zarfında tekrar edebilecek krizler yaşanabilir. Türkiye’yi de içerebilecek ancak Türkiye ile sınırlı kalmayacak bu krizlerin Suriye’nin güneyine odaklanması ihtimali daha güçlü.

Tamamı :https://fikirturu.com/jeo-politika/israilin-ebu-zuhur-saldirisi-gerginligin-sadece-bir-adimi-olabilir-mi/

 

  • İSRAİL TÜRKİYE’Yİ NEDEN İSTEMİYOR? – METİN DUYAR

Türkiye ile İsrail arasındaki bugünkü gerilimi tehlikeli yapan da budur. İki ülke doğrudan savaş istemiyor. Böyle bir çatışmanın askerî, ekonomik ve diplomatik maliyeti her iki taraf için de son derece ağır olur. Washington’un hızla devreye girerek çatışmasızlık mekanizması kurmaya çalışması da bunun farkında olunduğunu gösteriyor. Ancak savaş istememek, çıkarların çatışmadığı anlamına gelmiyor. Türkiye güçlü ve merkezi bir Suriye isterken İsrail, kendi güvenliğini sınırlayabilecek askerî kapasitenin Suriye’de yeniden oluşmasından endişe ediyor. Ankara Suriye’nin toprak bütünlüğünü vurgularken İsrail tampon bölgeler ve askerî hareket serbestliği üzerinden güvenlik arıyor. Aynı haritaya bakan iki ülke, giderek iki farklı Suriye görüyor.

Bu nedenle önümüzdeki dönemde Türkiye-İsrail ilişkilerini yalnızca Erdoğan-Netanyahu polemikleri ya da Gazze üzerinden okumak büyük resmi kaçırmamıza neden olabilir. Asıl mücadele daha sessiz ve daha kalıcı bir yerde gelişiyor. İran ve Rusya’nın gerilediği Suriye’de ortaya çıkan boşluğu kimin dolduracağı, yeni Suriye devletinin ne kadar güçlü olacağı ve hangi ülkenin güvenlik mimarisine yakın duracağı tartışılıyor.

Tamamı : https://medyagunlugu.com/israil-turkiyeyi-neden-suriyede-istemiyor/

 

  • ORTADOĞU'DA YENİ FAY HATTI: TÜRKİYE, İSRAİL VE AMERİKA – ZEYNEP GÜRCANLI

Uzun yıllar boyunca Washington’da İsrail’e destek, Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasında neredeyse tartışmasız bir mutabakat konusuydu. Ancak son dönemde, özellikle İsrail'in Gazze'ye yönelik soykırıma varan operasyonları ile ABD'yi adeta İran'a saldırmaya “mecbur bırakması”, bu tabloyu değiştirmeye başladı.

Son iki yılda İsrail ile ABD arasında kamuoyuna yansıyan çok sayıda tartışma ve olay yaşandı: 2025’te İsrail'in Katar’daki Hamas görüşmelerini hedef alması, aynı yıl yine İsrail uçaklarının Şam'a yönelik saldırıları, 2026’da İran savaşında gündeme gelen ve işlemeyeceği açık olan Kürt grupları İran savaşında kara gücü olarak kullanma planı, Netanyahu’nun Washington’a sunduğu İran dosyalarında saha gerçeklerinden çok İsrail'in “temennilerinin” olduğunun ortaya çıkması ve son olarak Abu el-Duhur saldırısı.

Tel Aviv yönetiminin ABD'yi hiç dikkate almadan, kendi çıkarları doğrultusunda hareket edip Washington'u da kendisini desteklemeye mecbur bırakması, İsrail konusunda Trump yönetimi içerisinde görüş ayrılıklarını belirginleştirmeye başladı.

Tamamı : https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/ortadoguda-yeni-fay-hatti-turkiye-israil-ve-amerika/913823

 

  • TÜRKİYE’NİN İSRAİL’E KARŞI CAYDIRICILIĞI SINANMAK İSTENİYOR – MEHMET ÖĞÜTÇÜ

Bugünkü sınama İsrail’den de Ebu Zuhur’dan da büyüktür.

Türkiye güçlü ve inandırıcı bir caydırıcılık oluşturamazsa İsrail Suriye’de yeni oldubittiler yaratabilir; Doğu Akdeniz’de hareket alanını genişletebilir, Yunanistan ve Güney Kıbrıs’la geliştirdiği askerî ilişkiler üzerinden Türkiye’nin stratejik alanını daha fazla sıkıştırmayı deneyebilir.

Bunun sonucu yalnız Türkiye-İsrail ilişkilerinin daha da bozulması olmaz.

Türkiye’nin bölgesel süper güç olarak itibarı ve hareket alanı aşınır.

Buna izin verilmemelidir.

Türkiye her provokasyona ateşle cevap veren bir ülke olmamalı. Ama hiçbir aktöre de “Türkiye konuşur, sonra mesele kapanır” rahatlığını vermemelidir.

Tamamı :https://yetkinreport.com/2026/08/22/turkiyenin-israile-karsi-caydiriciligi-sinanmak-isteniyor/

 

  • TÜRKİYE-İSRAİL: SAVAŞ YOK AMA KAVGA DAHA BÜYÜK – AYŞE KARABAT

Türkiye ve İsrail savaşa girer mi? İran Savaşı’nın benimsenmesi ve rutine girmesinden sonra canı sıkılan düşünce kuruluşlarının ortaya attığı en heyecan verici soru, bugünlerde bu.

Oysa yanıt basit: Hayır.

Çünkü dünyanın böyle bir sıcak savaşı kaldıracak gücü yok. Üstelik böyle bir savaş, her iki ülkenin de ağır yıkımı anlamına gelir.

Ama iki ülkenin dozu giderek artan bir hegomanya mücadelesine girdiği, haritası yeniden çizilen Ortadoğu’yu birbirlerine bırakmama arzusu doğru.

Bu mücadelenin temelindeyse, iki ülkenin kendi varlıklarını nasıl anlamlandırdığı konusundaki keskin görüş ayrılığı var.

İsrail, kendi güvenliğini ancak bölgenin istikrarsız olması durumda koruyabileceğini düşünüyor. Herkes kendi derdine düşerse, birbirleriyle çatışır ve rekabet ederse, kaynaklarını ve gücünü kendi sorunlarının çözümüne harcamak zorunda kalır. İsrail’in insanlığa karşı işlediği suçlarla ilgilenemez, Filistin sorununu çözmek için gerçek adımlar atamaz, ekonomik olarak da İsrail’i zora sokacak hamlelerde bulunamaz, ittifaklar kuramaz. Yani İsrail’in mevcut hükümeti için ne kadar çok bölgesel ve sınırların dışında kaos, o kadar mutluluk. Siz hiç İsrail Başbakanı Benjamin Netenyahu’dan bölgesel istikrar konulu bir açıklama duydunuz mu?

Hayır.

Duyduğunuz istikrar lafları da İran’ın yok edilmesi, İbrahim Anlaşmaları’na herkesin imza atması bağlamındadır. İran rejimi yıkılınca ortaya çıkması muhtemel koastan Tel-Aviv’e ne, değil mi?

Türkiye ise oldum olası, bölgesel istikrardan söz eder. Üstelik tüm samimiyetiyle. Zira, Türkiye’nin doğal enerji kaynakları yoktur, ekonomik kalkınmasının yolu, ticaretten geçer ve ticaret yapabilmek için istikrar lazımdır. İş birliği lazımdır.

Türkiye’nin de bazılarının yayılmacı dediği hevesleri yok mu? Var. Ama işgal ederek değil, yatırım yoluyla, nüfuzunu artırarak, moda deyimiyle yumuşak gücünü de devreye sokarak.

Ankara, Arap Baharı döneminde savrulup, daha fazla çıkar sağlayacağını düşünerek, hırslı bir politika izleyip, kendini yalnızlaştırdı mı? Evet. Fakat hızla ikili ilişkileri geliştirip, bölgesel işbirliklerini de ön plana çıkardı mı, kesinlikle evet.

Özetle varoluş formülleri birbirine taban tabana zıt iki ülkeden söz ediyoruz.

Tamamı :https://www.fayn.press/turkiye-israil-savas-yok-ama-kavga-daha-buyuk/

 

  • TÜRKİYE-İSRAİL SAVAŞI İHTİMALİ: DURUM SANDIĞIMIZDAN DAHA CİDDİ – İSMET BERKAN

Tel Aviv’de büyük bir askerî kışlanın ortasında, bir zamanlar ev olarak inşa edildiği belli iki katlı, mütevazı görünüşlü bir binadan içeri girdik.

Burası, İsrail’in “tarihî” (o tarih 1948’de başlıyor, çok da eski değil) başbakanlık ve savunma bakanlığı binasıydı. Bina sahiden küçük, bir zamanlar İsrail’in kurucusu Ben-Gurion’un ofisiymiş; biz o sırada İsrail Başbakanı olan Ariel Sharon’la görüşecektik.

Küçük bir odaya girdik, Sharon kapıda bizi karşıladı, ellerimizi sıktı. Makam masasına oturdu, biz de beş kişiydik, sandalyelerle o masanın karşısına dizildik. Odada hareket edecek yer kalmamıştı.

Çok uzun sohbetten bugün en çok aklımda kalan şey, Sharon’ın gençlik yıllarında Türkiye’yi nasıl adım adım gezdiğini, tek başına ülkede dolaştığını anlatmasıydı. “İsrail’de” dedi, “Hayatında en az bir kere Türkiye’ye gitmemiş tek bir kişi bulamazsınız.”

O zamanlar Türkiye-İsrail ilişkilerinin doruk yıllarıydı; sahiden Türkiye’ye İsrail’den sürekli uçaklar dolusu turist geliyordu.

Bugün, son üç yıldır Türkiye’ye İsrail’den uçak inmiyor. Gazze’de İsrail’in yürüttüğü savaş sırasında THY uçuşlarını durdurdu. Türkiye’ye zorunlu iniş yapan bir İsrail uçağına benzin verilmesi bile olaya dönüştü.

Ne oldu da Türkiye ile İsrail ilişkilerinde bir uçtan ötekine savrulduk?

Filistin savunusunun kolayca antisemitizme, Yahudi düşmanlığına kayabildiği bir kültürümüz var. O yüzden Türk ve İsrail halklarının ilişkisi Türk ve Yunan halklarının ilişkisinden çok farklı; Yahudilik söz konusu olduğunda biz kolayca ırkçılığa kayabiliyoruz. Bunu yapıyoruz ama bir yandan da içimizde İsrail’e ve Yahudilerin orada başardıklarına dair bir hayranlık duygusu da yok değil. Çünkü aslında Araplara karşı da içimizde güçlü bir ırkçı damar var.

Ama bütün bunlara rağmen tarih boyunca hiçbir zaman İsrail’i savaşmamız gereken bir düşman olarak görmedik. Bugün de böyle gören insan sayısı bence Türkiye’de bir hayli az.

Fakat İsrail’de durum böyle değil.

Defalarca İsrail’e gittim, kendime ve Türklere karşı bir ırkçılık hiçbir zaman hissetmedim. İsrailli Yahudilerin, en dindarından en sekülerine kadar, Türkiye ve Türkleri Araplardan tamamen ayrı bir yere koyduğunu gördüm. Araplara karşı ırkçılık çok açıktı ama Türklerin yeri ayrıydı.

Ancak bir süredir elle tutulur bir gerçek var: İsrail, artık Türkiye’yi kendine düşman görüyor.

Geçen hafta Suriye’de yaşanan olayı işte bu çerçeve içinde okumak gerekir ve ben de aynen Amerikan Büyükelçisi gibi düşünüyorum; iki ülkede de irrasyonel davranma ihtimali yüksek olduğu için bir askerî çatışmanın ucundan döndük ama bu dönüş gelecekte böyle bir şey olmayacağı anlamına gelmiyor.

Daha vahimi şu: İsrail’de Netanyahu seçim propagandası döneminde, Türkiye’de de her an seçim atmosferine girilebilir.

Ve iki tarafın liderleri de seçimde siyasi hayatları için bir ölüm kalım savaşına gireceği için, irrasyonel davranma, yani ülkelerini savaşa sürükleme olasılıklarına kimse güven içinde 0 (sıfır) diyemiyor.

Tamamı : https://10haber.net/yazarlar/ismet-berkan/ib-gundem/2026-08-23/

 

 

  • İSRAİL TÜRKİYE’YE SALDIRACAK KADAR DELİRDİ Mİ? – FATİH ALTAYLI

Herkesin sorduğu soru aynı: “İsrail Türkiye’ye saldırır mı, Türkiye-İsrail savaşı çıkar mı?”

Genç yaşlı, kadın erkek, herkesin kafasında bu soru var.

Yanıtı uzatmadan vereyim.

Merak etmeyin, savaşmazlar. En azından İsrail Türkiye topraklarına yönelik bir saldırı gerçekleştirmez, Türkiye de İsrail topraklarını vurmaz.

İsrail ile Türkiye arasındaki “görüntüdeki” gerginliği, geçmişteki Türk-Yunan gerginliğine benzetebilirsiniz.

Yani dış politikanın iç politikada iktidarların ömrünü uzatmak için kullanılması…

Uzun yıllar boyunca Yunanistan’da iktidardaki politikacılar sürekli olarak Türkiye karşıtı söylemler kullandılar.

Giderek batağa saplanan ve uluslararası politikada da iğrenç bir adam olduğu ortaya çıkan Netanyahu, dünyanın her tarafında, hatta en yakın müttefiki ABD’de bile yerle bir olan saygınlığını ve kaybettiği desteğini yeniden elde edebilmek ve daha da önemlisi, yolsuzluk suçlamaları ile yargılandığı ülkesinde popülaritesini yeniden kazanabilmek için sürekli bir Türkiye tehdidini gündeme getiriyor, bu girişimlerine yeterince karşılık alamazsa Suriye topraklarında Türkiye’nin damarına basarak olmayan bir tehdidi var etmeye çalışıyor.

Bunu yapmasının ve dozu giderek artırmasının nedeniyse bariz. Bu yıl ekim ayında, yani 2 ay sonra İsrail’de seçimler var. Seçimlere kısa süre kala Netanyahu’nun önderliğini yaptığı blok yaklaşık 8 puan geride. Rakibi ise eski Genelkurmay Başkanı Eisenkot. Onun politikaları da Netanyahu’dan daha barışçı ya da makul değil.

Bu yüzden de Türkiye karşıtlığını tırmandırmaktan başka bir çıkar yolu yok. Seçim yaklaştıkça bunu daha da tırmandırabilir. Ancak öylesine açmazda ki, bu tırmanış eski genelkurmay başkanının işine daha çok yarayabilir. Yine de ekim ayındaki seçimler öncesi İsrail’in Suriye’deki Türk varlığına yönelik artan tehditleri belki bir saldırı noktasına da evrilebilir ama ötesine geçecek kadar çıldırmış bir İsrail yok.

İsrail’in iç politika için Türkiye’ye yönelik bu tavrından, Türkiye’deki iktidarın da şikayetçi olacak hali yok.

Sonuçta her ikisi için de “win-win” durumu söz konusu.

Tamamı : https://fatihaltayli.com.tr/yazarlar/fatih-altayli/2026-08-23/israil-turkiyeye-saldiracak-kadar-delirdi-mi-23-08-2026

 

  • İSRAİL NEDEN DURAMIYOR? - PROF. DR. DENİZ ÜLKE KAYNAK

İsrail’in dış politika tutumunu yalnızca klasik jeopolitik çerçe­veden açıklamak yetersiz olacağı gibi, psikolojik saiklerle hare­ket eden irrasyonel bir yönetimin yönünü tayin etmekte de yanlışa götürebilir. İsrail patolojikleşmiş bir güvensizlik sarmalının etkisinden çıkamadığı için çevresindeki diğer siyasi aktörlerle normal bir ilişki geliştirme imkanını bulamıyor. Bu yüzden de güvenliğini sağlamak adına giriştiği tüm hamleler paradoksal bir biçimde daha da güvensiz bir ortamda hep savaşarak/çatışarak var olmasına yol açıyor. Kuşkusuz bu tutumunun psikolojik bir arka planı da var. Öncelikle devletler de tıpkı insanlar gibi geçmiş deneyimlerini hafızalarında muhafaza ederler. Korkuları, kaygıları, yasları, coşkuları, aşağılanmışlıkları ve kuşaktan kuşağa taşıdıkları travmatik anlatıları bulunur. Bunlar kimi zaman yüzlerce yıl tutuldukları bir sandıktan gün yüzüne çıkar ve güncel tehdidin kendisinden çok daha güçlü bir etki yaratırlar. İsrail’in kuruluş anlatısı mitolojik ve teolojik bir yapıya sahip olduğundan, geçmişin bütün yükü ve sorumluluğu “sürekliliği olan bir zaman çökmesi” halinde günlük davranışlarını belirler. Yahudiler, kendilerini Tanrı tarafından seçilmiş bir halk olarak görseler de daimi olarak sürgün, dışlanma, lanetlenme, soykırım gibi deneyimlerin merkezinde yaşamış bir halkın hafızasını taşırlar. O yüzden onlar açısından geçmiş ve şimdiki zaman birlikte yaşanır.

Tamamı : https://www.dunya.com/kose-yazisi/israil-neden-duramiyor/837360

 

  • TÜRKİYE VE İSRAİL NEDEN KARŞI KARŞIYA GELİYOR? – EVREN BALTA

Sonuç olarak bildiğimiz anlamda geniş çaplı bir Türkiye-İsrail savaşı hâlâ düşük ihtimal. İki taraf da böyle bir savaşta ulaşılabilir bir siyasi hedef tanımlamakta zorlanır. Maliyeti olağanüstü yüksek, sonucu belirsiz olur. Üstelik Ankara şu aşamada gerilimi düşürmeye çalışıyor ve İsrail’de seçim sonrası dönemi diyalog için daha elverişli bir eşik olarak görüyor.

Fakat asıl mesele savaş ihtimali değil. Karşımızdaki yalnızca iki tarafın birbirini yanlış okuyarak istemeden içine sürüklendiği klasik bir güvenlik ikilemi de değil. Türkiye ve İsrail, Esad sonrası Suriye’de ve İran’ın zayıfladığı bölgesel düzende kendi güvenlik alanlarını genişletmeye çalışan, çıkarları giderek daha fazla çatışan ve birbirilerini “ulusal güvenlik tehditi” olarak gören iki güç. İsrail kendi çevresinde rakip askeri kapasitenin oluşmadığı genişletilmiş bir güvenlik alanı yaratmaya çalışıyor. Türkiye ise Suriye’de merkezi kapasitesi yeniden kurulmuş, Ankara ile yakın ilişkili ve Türkiye’nin bölgesel erişimini güçlendiren bir düzen istiyor. Dolayısıyla çatışan yalnızca nüfuz alanları değil, iki farklı bölgesel düzen tasavvuru.

Asıl tehlike de burada. Bu yapısal rekabet, yanlış hesaplama ve tırmanma riskini giderek büyütüyor. Abu al-Duhur saldırısı bu nedenle sıradan bir hava harekâtı değil. İran’ın zayıfladığı, Amerikan güvenlik düzeninin gevşediği ve bölgesel güçlerin kendi güvenlik ağlarını kurduğu yeni Orta Doğu’da, Türkiye ile İsrail’in artık birbirlerini doğrudan askeri tehdit planlamalarının içine almaya başladıklarının işareti. Savaş olsun ya da olmasın, bu rekabet yeni bölgesel düzeni şekillendiren başlıca hatlardan biri olacak.

Tamamı : https://t24.com.tr/yazarlar/evren-balta/turkiye-ve-israil-neden-karsi-karsiya-geliyor,58700?_t=1787555053383

İbranice anahtar kelimelerle yapılan bir aramada İsrail’in Türkiye’ye saldırmak üzere olduğuna dair herhangi bir habere rastlanmıyor.

Aksine, İsrail kanalı Kanal 13’e konuşan İsrail Savunma Kuvvetleri’nden üst düzey bir yetkili “İhtiyacımız olan son şey Türk ordusuyla açık bir savaştır. Ortadoğu'da zaten yeterince açık cephemiz var.” ifadelerini kullanmış.

Yani, İsrail medyasında İsrail’in Türkiye’ye saldırmak üzere olduğunun yazıldığı iddiası doğru değil.

Tamamı : https://teyit.org/analiz/israil-medyasinda-israil-turkiyeye-saldirmak-uzere-mansetleri-atildigi-iddiasi

 

  • HAKAN FİDAN’IN İSRAİL HAKKINDA YAPTIĞI AÇIKLAMA GÜNCEL Mİ? - DİLARA MURATLI

Sosyal medyada, İsrail’in saldırısı ardından, Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın “Oyun oynamıyoruz, İsrail tahammül sınırlarını aştı. Sahipleri tasmasını eline almalı.” açıklamasının paylaşılması, Hakan Fidan’ın ilgili açıklamayı güncel gelişmelere istinaden yaptığı algısını yarattı.

Tersine arama sonucuna göre, Hakan Fidan ilgili açıklamayı 5 Ağustos 2024’te gerçekleştirdiği Mısır ziyaretinde yapmış.

Tamamı : https://teyit.org/analiz/hakan-fidanin-israil-hakkinda-yaptigi-aciklama-guncel-mi

 

  • Sinir uçları - Can Baydarol

Türkiye’nin sinir uçları ile açıkça oynayan bu saldırı ve açıklamalar karşısında gerçekliği tartışılır komplo teorileri de hemen üredi. Buna göre 27 Ekim’de yapılacak İsrail seçiminde kan kaybetmesi kaçınılmaz olan Netanyahu, Türkiye ile gerginliği tırmandırarak oy kazanmanın peşinde. Keza Türkiye’deki olası bir erken ya da öne çekilmiş seçimde iktidarı kaybetme endişesinde olan Cumhur ittifakının işine de gelecek bu tür bir gerilim, aslında perde arkasında desteklenen bir durum.  Seçim demişken yine 3 Kasım’da yapılacak ABD seçimlerini de hesaba katmak gerekiyor. Özellikle ABD’de topal ördek konumuna düşmek istemeyen Trump rejimi, İsrail lobisinin etkisini son raddeye kadar hesaba katmak zorunda.

Tamamı : https://www.muhalif.com.tr/kose-yazisi/5549/sinir-uclari

 

  • STRATEJİK SABIR… - MENSUR AKGÜN

Amerika kalır mı gider mi kestirebilmek güç. Fakat bizim rasyonel hareket etmemiz, ağaçlara bakarken ormanda kaybolmamamız, stratejik sabrımızı elden geldiğince korumamız şart. Duygularımıza değil aklımıza dayanmak, İsrail-Türkiye ilişkilerindeki dalgalanmaları satranç oynar gibi yönetmek, İsrail’i askerî olduğu kadar siyasi olarak da çevrelemek, iki devletli çözüm baskısıyla bunaltmak zorundayız.

Ancak İsrail’e olan öfkemiz bizi hiçbir zaman Yahudi karşıtlığı kolaycılığına, İsrail’in içinde yaşanabilecek değişikliklerle farklılaşmasının yaratacağı fırsatları görmezden gelmeye, iki devlet arasındaki sorunun Filistin kaynaklı olduğunu unutmaya sevk etmemeli. Türkiye eskiden olduğu gibi gelecekte de İsrail ile iyi ilişkiler kurabilme imkânına her zaman sahip olabilmeli. Zor ama imkânsız değil…

Tamamı : https://www.karar.com/yazarlar/mensur-akgun/stratejik-sabir-1608923

 

  • İSRAİL 2026 SEÇİMLERİ: AKTÖRLER, FAY HATLARI VE SENARYOLAR
  • İsrail seçimleri 27 Ekim 2026 tarihinde yapılacaktır. Son anketlere göre ne mevcut sağ-dindar koalisyon ne de muhalefetin tek başına hükümet kurmak için yeterli çoğunluk olan 61 milletvekili sayısına ulaşması beklenmemektedir.
  • 27 Ekim seçimleri, Binyamin Netanyahu için hayatta kalma sınavına dönüşmüştür. 2022 seçimlerinde 32 milletvekili çıkaran Netanyahu liderliğindeki Likud, güncel anketlerde 21-25 sandalye bandına gerilemiştir.
  • İsrail’in 7 Ekim’den bu yana sürdürdüğü savaşlar, ekonomi ve eğitim alanında gerilemelere yol açmış, ters göçe neden olmuştur. Hükümet ve muhalefet tarafından somut çözüm vaatlerinin sunulmadığı bu siyasi denklem, seçmenin temsil algısını zayıflatmıştır.
  • 7 Ekim sonrası yapılacak ilk seçim olma niteliği taşıyan 27 Ekim seçimlerinde İsrail’in son üç yılda biriktirdiği siyasi, kurumsal ve toplumsal gerilimler, seçmenin oy verme motivasyonunu etkileyecektir.
  • Eski Genelkurmay Başkanı Eisenkot’un liderliğinde Yashar partisi, anketlerde Likud partisi ve eski Başbakan Naftali Bennet ve Yair Lapid ortaklığında kurulan Beyahad ittifakını geride bırakarak ilk sıraya yerleşmiştir. Bu durum seçmen davranışının yalnızca tepkisel değil,aday temelli ilerlediğinin göstergesidir.
  • Seçimler, kurulacak hükümetin niteliğinden bağımsız olarak ordu-hükümet ilişkisi, yargı-yürütme dengesi, medyanın siyasallaşması ve din-devlet statükosu etrafındaki gerilimlerin sona erdiği değil, bilakis katmanlaşarak devam edeceği dönemin kırılma noktası olacaktır.
  • Haredilerin askerlik muafiyeti gibi tartışmalı yasalar İsrail toplumundaki kırılgan ideolojik fay hatlarını yeniden harekete geçirmiştir. Üç yıldır üç cephede savaşan İsrail, ordu personeli eksikliği yaşarken yeşivalarda eğitim gören Haredilerin askerlik hizmetini reddetmeleri, savaş yorgunu halk arasında tartışmalara yol açmaktadır. Bu durum hem sağ-dindar partiler hem de muhalefet partileri tarafından seçim kampanyalarının temel gündem başlıklarından biri hâline dönüşmüştür.
  • 2026 itibarıyla günde bir vakaya ulaşan Arap kentlerinde cinayetleri ve bakanlığını Itamar Ben Gvir’in yürüttüğü güvenlik bütçelerinin kasıtlı biçimde daraltılması, Arap partileri üzerinde tabandan gelen birleşme baskısı oluşturmaktadır. Arap partilerinin ortak listeyle seçime girmeleri durumunda elde edecekleri 12-15 sandalye, hükümetin kurulması aşamasında etki potansiyelleri ve hükümet içinde yer alma ihtimalini artırmaktadır.

Tamamı : https://orsam.org.tr/wp-content/uploads/2026/08/Dosya_No16-_Israil-2026-Secimleri-Aktorler-Fay-Hatlari-ve-Senaryolar.pdf

 

  • NETANYAHU YENİDEN İKTİDAR OLABİLİR Mİ? TÜRKİYE İLE TIRMANMA İŞİNE YARAR MI? – İSMET BERKAN

Seçime daha çok var, o yüzden anketler değişebilir. Netanyahu da seçmeni yeterince korkutmayı başarırsa şu an kötü giden durumunu düzeltebileceğini, iktidara son anda yeniden asılabileceğini düşünüyor.

 

İşte Türkiye sınırının dibinde, Türk askerinin burnunun dibinde yaptığı da bu. İstiyor ki Türkiye karşılık versin, mesela bir İsrail uçağını düşürsün ve böylece “Büyük tehdit Türkiye” söylemi bir anda kuvveden fiile geçsin.

Aman dikkat!

Tamamı :https://10haber.net/yazarlar/ismet-berkan/ib-gundem/2026-08-19/

 

  • Hakan Çelik@hakanchelik

Mevcut gelişmeler ve siyasi-askeri tırmanış ışığında

-Türkiye-İsrail gerginliğinin gelişimini nasıl yorumluyorsun?

-Bir sıcak çatışma ihtimalini ne kadar görüyorsun?

Bu sorularıma yapay zekanın verdiği yanıtı paylaşıyorum. 🇹🇷🇮🇱

https://x.com/hakanchelik/status/2091247403777114582

 

  • UGANDA, ÜLKEYE BASKIN DÜZENLEYEN NETANYAHU'NUN KARDEŞİNİN HEYKELİNİ DİKTİ

Tamamı :https://gazeteoksijen.com/dunya/middle-east-eye-uganda-ulkeye-baskin-duzenleyen-netanyahunun-kardesinin-heykelini-dikti-286816

 

  • ERKEN CUMHURİYET KİMİN İÇİN NE ZAMAN BİTTİ? – MUZAFFER EROL

Cumhuriyet’in ilk yıllarında birçok Yahudi aktör, yeni hukuk düzenine uyumun, Türkçenin benimsenmesinin ve ortak yurttaşlık kimliğine katılımın dinsel farklılıklardan kaynaklanan eşitsizlikleri zamanla azaltacağını düşünüyordu. Avram Galanti’nin Türklerle Yahudiler arasındaki tarihsel yakınlığı vurgulayan çalışmaları ile Moiz Kohen’in, daha sonra benimsediği adıyla Munis Tekinalp’in, isimlerden dile, eğitimden gündelik davranışlara uzanan Türkleşme programı bu beklentinin farklı ifadeleri olarak okunabilir. Bu girişimler aynı zamanda Yahudilerin yeni düzenin yalnızca nesnesi olmadığını, kendi konumlarını uyum ve müzakere yoluyla yönetmeye çalışan aktörler olduğunu da gösterir.

İzleyen yıllardaki gelişmeler, hukuki ve kültürel uyumun tek başına eşit yurttaşlık güvencesi sağlamadığını ortaya koydu. 1934 Trakya Pogromu Yahudilerin toplu şiddet ve baskıyla karşılaşabileceğini gösterirken, 1941’deki Yirmi Kur’a uygulaması gayrimüslim erkeklerin silah altına alınıp silahlandırılmadan Anadolu’da yol yapımı ve inşaat işlerinde çalıştırılmasıyla, onları savaş koşullarında ayrı bir güvenlik kategorisine yerleştirdi. 1942 tarihli Varlık Vergisi ise aynı ayrımın ekonomik alandaki karşılığıydı. Bu olaylar, kriz anlarında gayrimüslimlerin eşit yurttaşlık statüsünün kolayca sınırlandırılabildiğini ve siyasal gerilimin onları yeniden kuşku, sadakat ve farklılık kategorileri içinde konumlandırabildiğini gösterdi. Bu baskılar yalnızca yukarıdan, devletin hukuki ve idari aygıtı eliyle gelmedi. “Vatandaş Türkçe Konuş” kampanyasında olduğu gibi gündelik hayattan yükselen, aşağıdan gelen zorlamalar da azınlık yurttaşlığının sınırlarını çizen bir başka kuvvet oluşturdu.

Tamamı :https://progresiftr.com/2026/08/03/erken-cumhuriyet-kimin-icin-ne-zaman-bitti-muzaffer-erol/

 

  • ANKARA’NIN YAHUDİ MAHALLESİ: HARABEYE DÖNMÜŞ BİR GEÇMİŞ – TUĞÇE YILMAZ

Mahallenin bugünkü görünümünü belirleyen önemli kırılmalardan biri 1915-1917 yıllarında yaşanan yangınlar oldu. Mahallenin kuzey bölümü bu yangınlarda büyük zarar gördü. Ankara’nın başkent olmasıyla kentin gelişme yönü Çankaya’ya doğru kayarken Yahudi Mahallesi eski kent dokusunun içinde kaldı. 1930’lardan itibaren mahallenin toplumsal yapısı hızla değişmeye başladı. Ankara’nın yeni yerleşim bölgeleri, İstanbul’un sunduğu ekonomik olanaklar ve özellikle 1940’lardan itibaren İsrail’e yönelik göç, Yahudi nüfusunun mahalleden ve kentten ayrılmasını hızlandırdı. Varlık Vergisi’nin yarattığı ekonomik baskı da bu dönemdeki göç dinamiklerinden biri olarak değerlendiriliyor. 1930’larda başlayan ve sonraki yıllarda artan Ankara’dan Yeni Şehir’e, İstanbul’a, İsrail’e, Avrupa ve Amerika’ya göçler sonucunda Yahudi cemaatinin nüfusu giderek azaldı.

Bugün İstiklâl Mahallesi’nde Yahudi nüfusu bulunmasa da mahallenin en önemli yapılarından biri olan sinagog, bu tarihin bugün ayakta kalan en belirgin tanıklarından. Fügen İlter’in araştırmasına göre sinagog, Birlik Sokak’ta konutların arasında yer alıyor ve yapının üzerinde 1907 tarihini taşıyan İbranice bir kitabe bulunuyor. Sinagogun yanında bir dönem faaliyet gösteren Ravza-i Terakki adlı Yahudi mektebi ise günümüze ulaşamadı.

Mahalle, 1980’de Ankara kentsel sit alanı içine alındı. Ancak aynı yıl açılan Hasırcılar Caddesi, özellikle mahallenin batı kesiminde çok sayıda yapının yıkılmasına neden oldu. 1990’larda Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin eski Ankara’daki sokak yenileme çalışmaları kapsamında bazı konutlar restore edilmeye çalışılsa da koruma süreci mahallenin tamamına yayılmadı. Yakın dönemde ise mahallenin korunmaya çalışılmasına dair bir çalışma görülmüyor.

Tamamı : https://www.agos.com.tr/tr/haber/ankaranin-yahudi-mahallesi-harabeye-donmus-bir-gecmis-41577

 

  • SOYKIRIM MAĞDURLARI ÖLDÜRÜLMÜŞTÜ, 56 YIL SONRA AYDINLATILDI

Almanya'nın Münih kentinde 1970'te Yahudi Soykırımı (Holokost) mağduru yedi kişinin ölümüne yol açan kundaklamanın faili olaydan 56 yıl sonra belirlendi.

Tamamı : https://www.dw.com/tr/soyk%C4%B1r%C4%B1m-ma%C4%9Fdurlar%C4%B1-%C3%B6ld%C3%BCr%C3%BClm%C3%BC%C5%9Ft%C3%BC-56-y%C4%B1l-sonra-ayd%C4%B1nlat%C4%B1ld%C4%B1/a-78442605

 

  • Gabi Behiri@gbehiri

Babamın rahmetli teyzeleri Ladino'dan başka bir dili zor konuşurlardı. Türkçeleri oldukça aksanlıydı. Onlar Ladino'ya "Yahudice" derdi ve bu bana hep garip gelmişti. Nitekim Yahudice deyince akla İbranice geliyor. Burada da Ladino değil de Yahudice olarak yazıldığını görünce taşlar daha yerine oturdu.

https://x.com/gbehiri/status/2091567670856442173

 

  • Reuven Goldstein@curatorWH

Kaynak dil: İngilizce

1902 yılında, Brooklyn'de Yahudi şekerlemecileri Morris ve Rose Michtom, Başkan Theodore “Teddy” Roosevelt'in yakalanmış bir ayıyı vurmayı reddetmesinden ilham alarak pelüş bir ayı oyuncağı yarattılar. Yaratımları halkın hayal gücünü yakaladı ve dünya çapında sevilen Teddy ayısının doğmasına yol açtı.

https://x.com/curatorWH/status/2090568732489998719

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün