Geçen haftaki yazı ilgi görünce nostaljik yaz turumuza devam edelim, sezon kapamadan önce. O zamanlar “sezonu kapamadan önce” gibi “uykudan önce” vardı kuzucuklarım (derdi bizlere). Sezen Aksu ise bir “git” der, bir “gitme, ne olursun” der, sonra “geri dön” derdi.
Borsa yeni kurulmuştu. Karaköy Liman Lokantası Caddesi'nde taburelerin üstünde hisse senedi alınıp satıldığı günlerdi. Teksir kâğıdına kapanış fiyatları yazılır, koşarak Karaköy İskelesi'ne kadar 1 TL’ye satılırdı. Kim hızlı koşuyorsa asimetrik enformasyondan o kadar az etkilenirdi. Çünkü cep telefonu yoktu; olan birkaç brokerdekilerde sahra telsizi gibiydi. Gençler bilmez, bırak cep telefonunu, internet yoktu. İlk bağlantılarda alan kodlu santral numaraları çevrilir, “dıızzzzttt, bııızzzztt, düüüüüütt, düllllülüüllüüü” sesi alınıp bağlantı gelince 32 KB hız ile sörf yapılırdı. Şimdi Reels kaydıran gençlere bunu anlatamazsınız. Hatta Kaan vardı, tekneleri çok seven, onun haberdeki deyimiyle “Anlayamazsınız”. Bakmayın şimdi 5G var ama Ege’de, Çanakkale’de çoğu yerde 3G görünümlü şahin gibi. Modem mi düştü, iddia edilen fiber hat ama servis beş haftada rica minnet geliyor; evde bulamadı mı da geçmiş olsun. Aynı servis veya şikâyet kaydını neden tekrar açtırdığınız belli değil, 3G hızındaki çağrı merkezine 5G hızında kayıt açtırmaya çalışsanız da nafile ama faturalar şahane.
Tipitip sakız vardı. Karikatürleri meşhurdu. Hele “Kukurikuuuu!!!” En Kahraman Rıdvan, peki. Cuma günleri Gırgır’ı beklerdik. Cem Yılmaz o zamanlar henüz karikatüristti. Zeki Alasya, Metin Akpınar oyunları vardı. Gülerdik hâlimize. Kemal Sunal, Hababam Sınıfı’nda Hayta İsmail ve Güdük Necmi ile bizleri hem güldürür hem düşündürürdü. Hele o “kopya çekiyoruz” diye sınıfa çağırtıp Mahmut Hoca’nın önünde tüm Hababam Sınıfı’nın “Gençliğe Hitabe”yi ezbere okuduğu sahne... Ortadirek Şaban, Banker Bilo, Süt Kardeşler. Ama Tosun Paşa’da Tellioğulları ve Seferoğulları mücadelesi her stat, maç girişinde hâlâ devam ediyor kapılarda. Fakat “Atla Gel Şaban” olmazsa olmaz. “Şiki şiki baba, Hayni hayni yaba” ile minibüs sahnesini unutmak mümkün mü? Şimdi metrobüste benzer sahneler var. Koltuk kapma yarışı aynı hızla devam.
Yaşandı Bitti Saygısızca
Enflasyon da yine sizlerin bildiği gibi. Limon gibi sıkılan yıllar denirdi o zamanlar. Şimdi “limonu çok talep etmezseniz enflasyon olmaz” diyen ana akım ekonomi yorumcuları sağ olsun, piyasa kanallarında sıkılmıyoruz sayelerinde, 80’li yılların amfi tipi iktisat öğretilerini nostaljik neoklasik sürekli hatırlatmaları sayesinde. Kemal Sunal kadar komik duruma düşen bu yorumların kaydına artık online platformlarda ulaşmak mümkün. Oysa eskiden VHS kaset olmazsa film yoktu. Betamax ile kavgası en az “Acid müzik mi, Metal müzik mi?” kadar sertti. Betamax’çılar kaybetti. Şimdi film platformlarından alınıyor filmler, müzikler.
Akmar Pasajı gibi Opera Pasajı’nda geçen günlerde Japon kot ve vatka en çok arananlardı. Kovboy çizmelerin içine beyaz çorap giyilirdi. Sezen Cumhur Önal yegâne müzik programıydı. Çikolata renkli şarkılardan Julio Iglesias’lı yaz gecelerine kadar geniş yelpazede, Hey ve Blue Jean dergilerinden çıkan posterler odaları süslerdi. Büyükler ise gazetelerden kupon biriktirir, AnaBritannica ansiklopedisi alırdı. Şimdiki nesil Wikipedia veya herkesin kayıt attığı sözlükleri temel bilgi kaynağı sanıyor. Neyse ki yapay zekâ çıktı da biraz daha derinlemesine bilgiye ulaşmak artık mümkün, halüsinasyon kısmını da çözdük mü?
Aboneyim Abone
Avşa Adası Babalar Vapuru vardı cuma akşamları. Herkes iskeleye toplanır, cümbüşle 6 saatlik yolculuğun finaline eşlik ederdi. Uğurlama seanslarında iskeleden denize atlamak modaydı. Tanz Disco’da “Hotel California” olmasa da ilk danslar yapılırdı. Tarkan bile ilk sahnesini orada almıştı. Tom Cruise Goose ile uçarken “Take My Breath Away”, Rocky “Adrian” diye bağırırken “Eye of the Tiger” listelerde uçuyordu. Rocky gazı ile Blood Sport, Jean-Claude Van Damme olmaya hevesli gençlik, tornetlerden henüz elektrikli scooter’a geçememişti, çünkü elektrikler günde en az 3 kere kesilirdi. Televizyonu açmadan önce regülatörü açmak desen, şimdi 7/24 her mobil cihazdan ulaşma imkânı olsa da TV seyretmeyen bir nesle anlatmak çok zor bunları, öyle değil mi gençler?
Bizimkiler dizisi, Perihan Abla henüz Akasya Durağı, Arka Sokaklar yokken en büyük eğlenceydi. TV’ler yeni renklenmiş, özel kanallar yeni açılmıştı. Cine5 vardı mesela. “Radyomu İstiyorum” hareketinden sonra Power FM dinlemek mümkün oldu. Power FM Minimix yoksa nasıl olacaktı? Stüdyo 54, Pasha bir dönemin fenomenleriydi. Mister No, Kızılmaske, Mandrake yazlıkların olmazsa olmaz başucu kitabıydı. Tommiks, Teksas bilmeyenlere Yüzbaşı Volkan desen hiç anlamazlar. Bonanza, E.T., Alien, Predator, Terminator, Tonton Ailesi, Clémentine, Godfather, Dallas. Chuck Norris'i Cüneyt Arkın yener. Malkoçoğlu vardı. Çizeri rahmetli Ayhan Hoca, Saint Joseph Lisesi’nde İngilizce hocamızdı. Saint Joseph Lisesi’nin o zaman ortaokulu vardı. İsak Abudaram, Mişel Tagan’da mikrokozmos, makrokozmos arasında Fransız edebiyatında gezinen gençlik; Montesquieu, Rousseau, Rabelais yazarları, Le Cid ve Gavroche dışında Gargantua ve Pantagruel karakterleri ve romanları arasında gezinirdi. Pentagram vardı. Metallica, Iron Maiden yıllarıydı.
Bir Efsaneydi
Eraycı mısın, Melihçi mi? Biri Bizi Gözetliyor ile reality show programları başladı. Maslak’tan, Beylikdüzü’nden sonrası şehir dışıydı. Bahçeşehir o zamanlar düzlüktü. Şehir Hatları vapurlarında 1. sınıf bölüm vardı. Gazete okurdu insanlar. Ada vapuru hafta sonları hep dolu olurdu. Hele İstanbul’un lodosu... Kaptanlar biraz aksiyon olsun diye mendirek dışından gitti mi, roller coaster gibi bedava eğlence çıkardı. İlk roller coaster Galleria’daydı. Şimdi önünden geçenler niye boş, anlamıyor. Printemps mağazası açıldığında okunuşu için gazetelerde ilan verilmişti. Anadolu Yakası’nda ilk açılan Capitol idi. Bostancı adı gerçek bostanlardan gelirdi. Süreyya Plajı çevresi hep bostandı. Süreyya Plajı’nda insanlar sabah denize girer, trenle işine giderdi, hafta sonları adalara kadar yüzenler olurdu, Maltepe’de evde balkonda kahvaltı edilirken yunuslar izlenirdi. Neyse, bu aralar yine geldiler de gençlere bir de yunus balığı nedir anlatmak zorunda kalmıyoruz.
İzel Çelik Ercan’lı yıllarda “senle beraber olmak bir efsaneydi” diyenler için Modern Talking, Depeche Mode, A-ha, Pet Shop Boys, Duran Duran, Alphaville olmazsa olmaz. Cem Karaca, Barış Manço ile Anadolu rock hayatımıza girerken Ajda Pekkan, Sezen Aksu “Seninle Bir Dakika” umutlandırıyor beni dedirtmiyor mu hâlâ? Eurovision ve yılbaşı gecelerine hazırlık bir hafta önce başlardı. Gazinolar modaydı. Caddebostan ve Taksim Maksim ilanları tam sayfa gazetede yer alır, sahne alacak solist ve assolistler sokak arasında gezen arabalardan anons edilirdi. İzmir’de Fuar bir başkaydı. Yazlık sinemalar vardı. Ay çekirdeği ile aile gazinolarında sohbetler vardı. Şimdi her şey WhatsApp’ta. En büyük gazino orası artık. Okula giderken beslenme çantası, plastik kutuyu hatırlamayan var mı? Bankada para transferi için provizyon telefonla alınırdı. Şifre kartonlarında şubeler arasında güvenlik sağlanırdı. Şimdi sosyal medyada dolandırıcılık o kadar kolaylaştı ve yoğun ki insanlar ortak hesap sahibi gibi neredeyse.
Gümbet deyince akla Halikarnas Balıkçısı’nın geldiği yıllardı onlar, lahmacunun fiyatı yerine. Beach’lere izinsiz girilebiliyordu ama ithalat izne bağlıydı, arabada ayna opsiyoneldi belki, çamaşır makinesi evin içinde gezerdi ama mutluydu, eğlendirdi yine de insanları Küçük Ceylan. Berlin Duvarı yıkıldı, küreselleşme başladı, bir sabah Kuveyt’te yine petrolün varil fiyatı fırladı, daha önce Ajda “Aman Petrol” ile neyse ki şarkısını yapmıştı, Asya ve Rusya’da finansal kriz çıktı. “Batsın Bu Dünya”, “Arkadaşlar Hazır Mısınız?” diyen enflasyonlu yıllar yine vardı ama bir özlem, bir duygu seli, bir katarsis hâlâ var o döneme karşı: “Size baba diyebilir miyim, Ömercik?”