Yeni sezon için hazırlanmış, kaçırılmaması gereken üç çalışma
Müthiş başarılı bir tek kişilik oyun
‘Uzun Mesafe Koşucusunun Yalnızlığı’
Modern İngiliz edebiyatının önemli yazarlarından 1950’lerin ‘öfkeli genç adamlarından’ Alan Sillitoe’nun 1959 tarihli erken dönem kısa öyküsü ‘The Loneliness of the Long Distance Runner’ Türkiye'de ilk defa, ‘Uzun Mesafe Koşucusunun Yalnızlığı’ adıyla Tiyatro NOK tarafından Tufan Afşar yönetiminde sahneye uyarlandı. Tek kişisi, 16 yaşındaki işçi çocuğu, güler yüzlü, neşeli, kurnaz, küfürbaz ve sert mahalle çocuğu geleceği belirsiz yoksul genç Colin Smith’i Erdi Güçlü canlandırdı.
Gelecek korkusundan duygusal ve fiziksel olarak kaçabilmek amacıyla uzun mesafe koşusuna yönelmiş, bu konuda başarı kazanmış Colin, bir fırını soyduğunda yakalanarak ıslahevine gönderilmiştir. Essex Islahhanesinin müdürü, ıslahevleri arası kros koşu yarışmasında kazandığı takdirde büyük geleceği olacağını, ıslahhanedeki son altı ayını da çok rahat geçireceğini söyler.
Yarış öncesi ısınma sırasında başlayan ve yarışın sonuna kadar süren ‘Uzun Mesafe Koşucusunun Yalnızlığı’nda, fiziksel yeteneğinin farkındalığıyla kazanacağını bilen ve kısa sürede tüm koşucuları geçen Colin sekiz kilometrelik parkuru grubun çok önlerinde, keyifle tek başına koşmaya girişir. Kendisine ve sınıfına dayatılan umutsuz yaşam hakkında hiç kafa yormamış olan Colin koştukça, hem nefesi hem kişisel düşünce yetenekleri açılmaya başlar. Tesadüfen müdürün beklentisinin, yönettiği ıslahhanenin yarışı kazanmasının getireceği halkla ilişkiler başarısıyla büyük prestij kazanmak ve mesleğinde çok yükseklere ulaşmak olduğunu öğrenmiş olduğundan, yarışı kazandığı takdirde kendisi birazcık daha iyi şartlarla sürünmeye devam ederken adamın en tepelere doğru yol alacağını fark eder. Bunu engellediğinde müdürün ıslahhanedeki son altı ayını cehenneme çevireceğini bile bile, özgür ruhu bağımsızlığın bedelini ödemeyi yeğler ve bitiş çizgisine yüz metre kala kasten durur…
Tufan Afşar uyarlamasında İngiliz işçi sınıfının küfürbaz aksanını, İstanbul ve Ankara varoşlarının kendine has diliyle ustalıkla yansıtmış. Parlak yönetmenlik çalışmasında oyun alanını bomboş bırakarak koşu parkuru olarak kullanmış, neredeyse tamamını çiğ ışık altında izlettiği oyunda ara ara Colin’in ruh hâlini müzik, sesler ve ışıklarla yansıtmış. Erdi Güçlü oyun alanına girip birkaç dakika ısınma hareketleri eşliğinde izleyicilerle gevezelik ettikten sonra 70 dakikalık oyun boyunca koşuyor; koşarken de durmaksızın konuşuyor. Tabii ki sadece konuşmuyor anlatının kimi zaman komik, kimi zaman kızgın, kimi zaman hüzünlü her bir anını başarıyla canlandırıyor. Koşmak kolay değil, koşarak oynamaksa bayağı zor iş. Zorun zoruysa konuşarak, oynayarak sahnede 8 kilometreyi yerinde sayarak koşmak. Güçlü, benzersiz bir enerji, olağan dışı bir beden kullanımı ve dört dörtlük bir oyunculukla finale vardığında, nefes nefese izlemiş seyirciler kadar bile soluksuz kalmıyordu.
Sağlam metnin bu usta işi sahnelemesi ve benzersiz yorumu aslında önümüzdeki sezon için hazırlanmış bir performans. Sezonda mutlaka izleyin derim.
Sezon sonunun etkileyici sürprizi
‘Kırıldığımız Yerde Bi’ Boşluk’

Craft Oyunculuk Atölyesi mezunu gençlerin kurduğu Tiyatro Cora’nın ilk oyunu ‘Kırıldığımız Yerde Bi’ Boşluk’, dış dünyaya kapalı, insanların birbirleriyle duygusal bağ kurmasının yasak, herkesin aynı olmasının zorunlu, empati yapmanın suç olduğu ülkede, özgürlük arayışıyla geçen yılların, verilen zor kararların ve bu kararların kaçınılmaz bedellerini omuzlayan iki kız kardeşin birbiriyle duygusal bağlarını yansıtıyordu.
Hamile kadınlar doğurur doğurmaz, bebekleriyle iletişim kurmalarına fırsat verilmeksizin, iğne ile öldürüldüklerinden hiçbir çocuk, anneye, ikiz değilse kardeşe sahip olamazdı. Kanunların ve yasakların öğretildiği eğitim kurumlarında geçen sürenin sonunda bireyler ayrı ayrı evlere yerleştirilir ve artık kimse birbirini göremez. İkiz oldukları için birlikte yaşayan, eğitimleri bitip 18 yaşına geldiklerinde devlet tarafından ayrılacak kız kardeşler Nexium ve Ritalin çocukluktan yetişkinliğe uzanan zaman aralığında, birbirlerine bağları ile, özgürlük, sadakat, ihanet ve sevgi arasında sistemle ve birbirleriyle hesaplaştıkları geri dönüşü olmayan bir yolculuğa çıkıyorlar. İnsanın en savunmasız anına, kırıldığı yere bakan bu yolculukta doğru ile yanlış iç içe geçiyor; kurtuluş ile mahvoluş arasındaki sınır giderek belirsizleşiyordu. Çünkü herkesin kırıldığı yerde bir boşluk vardır...
Kimyaları müthiş uyuşan Selena Demirli ile Nazlı Ocakcı’nın performansları çok başarılı. İkizlerin sevgi / nefret ilişkisinin büyük inandırıcılık ve doğallıkla yansıtıyorlar, birbirine bağlı ama bir o kadar da birbirine karşı iki kanlı canlı insan olarak var ediyorlar. Kronolojiyi kıran metinde 9-10 yaşlarındaki çocukluk dönemlerini, yeniyetmeliklerini yönetmen Melih Salgır hem iki karakterinin ikizliğinin hem de düzenin aynılaştırmasının simgesi olarak, her iki oyuncusuna modelinden rengine tıpatıp aynı birer kostüm ve ayakkabı giydirmiş, Salih Usta’nın simetrisi nadiren bozulan hareket düzeni bu aynılaştırmayı daha da belirginleştirmiş. Buna karşın gerek kekelemesi gerekse sistemi durmaksızın sorgulaması ile ‘farklı’ Nexium’u oyun boyunca hep ‘farklı’ ışık renk ve tonlaması altında gösteriyor.
Usta işi metni, başarıyla yönetilmesi ve çok etkileyici oyunculuklarıyla ‘Kırıldığımız Yerde Bi’ Boşluk’, heyecan verici, çok zevkli bir keşif oldu. Yeni sezon için hazırlanmış bir çalışma; mutlaka izleyin derim…
Tiyatro CoLab’ın ilk oyunu ‘Hybris’

İpek Sarı’nın MÖ 3. yüzyılda Rodoslu Apolonios tarafından yazılan epik destan Argonautika’dan yola çıkarak yazıp yönettiği ‘Hybris’ Yunan mitolojisinde Altın Post’u ele geçirmek amacıyla Kolkhis’e giden Iason ile kralın kızı Medea’nın hikâyesini çağcıl bir yorumla sahneye taşıyordu.
‘Hybris’ mitolojide ve Yunan tragedyalarında insanın sınırlarını unutmasını, tanrılara kafa tutacak kadar kibirlenmesini ve haddini aşmasını ifade eder. ‘Hybris’, Medea ile Iason’un ortak tragedyalarının ilk dönemini çağdaş bir formda yenilemekten çok, ‘hybris’ kavramını bugünün dünyasına ayna tutacak şekilde yeniden yorumluyordu. Toplumsal düzen, kişisel arzuların, aşkın, hırsın ve özgürlük isteğinin aracılığıyla dönüşen ahlaki sorumluluk kavramını bireysel ve kolektif düzeyde tartışmaya açıyordu.
Karanlıkta başlayan ‘Hybris’te koronun nefes ve kürek çekme sesleri, Altın Post’un arayışındaki Iason’un Argonotlarla birlikte Kalkhilos Adasına ulaşmak üzere olduğunu haber veriyordu. Müthiş başarılı koro, sadece sözleriyle değil, beden kullanımları ritimleri ve kolektif hareketleriyle antik tragedya geleneğindeki yorumcu uyarıcı işlevini aşan bir ana karakter olarak öne çıkıyor. Medea hayatında ilk kez kaderini, ailesine bağlılığını ve kimliğini sorgulamaya başladığında koro ikiye bölünerek birbirinin antitezi iki koro şefiyle Medea’nın içsel çatışmasını dışa vuruyor. Medea’nın akıl, hafıza ve vicdani temsilcisi Büyü Tanrıçası Kirke kaderin bedellerini, düzenin sınırlarını hatırlatırken, Medea’nın tutkularının, arzularının, zincirlerini kırma isteğinin simgesi Denizler Tanrıçası Leukothea onu eyleme çağırıyordu.
Oyunun tüm başkişilerini ‘Hybris / Kibir’ yönlendiriyordu. Kehanetlere ve yerel otoriteye karşın, ‘hakkı olduğuna’ inandığı Altın Post’a zorla el koymaya çalışan Iason, kutsal emaneti kralın kızı Medea’nın aşkını fütursuzca kullanarak çalıyor. Hybris, ilahi otoriteyi tekeline almış, kendini tanrıların mirası, kızıyla oğlunu bu mirasın bir parçası olarak gören yarı tanrı Kral Aietes’te yansımasını buluyordu. Iason’la karşılaşana dek tanrısal görevlerine uygun yaşamış Medea’nın kendisi için bir şey yapmaya karar verdiğinde, iradesini tanrıların iradesinden üstün sayarak onlardan aldığı gücü aşkı için kullanmasının ve kardeşi Apsyrtos’u öldürmesinin sebebi de ‘hybris’idir. Kraliçe Lydia annelik adına tanrısal yazgıya lanet okuyor ve oğlunun acısını kendisine tattıran kızını, aynı acıyı katlanarak yaşaması için kibirle lanetliyordu. Kibirli olmayan tek karakter, ablasına sonsuz güvenen masum Apsyrtos ise Medea’nın yaptığı büyüyle tanrılara kurban ediliyordu.
Metni öne çıkaran yorumunda İpek Sarı oyunu dekorsuz, aksesuarsız boş bir alanda, benzer giysiler içindeki oyuncularla, törensel bir ritüel olarak yönetiyordu. Mutlaka keşfedilmeli.