Yazın sonunda kendimizi neden daha dağılmış hissediyoruz?

Kontrolü kaybetmediniz, biyoloji konuşuyor.

Melis DOĞLU Yaşam
19 Ağustos 2026 Çarşamba

Yaz gerçekten bir anda gelip geçiyor, değil mi?

Bir bakıyoruz tatiller planlanmış, akşamlar uzamış, misafirler gelip gitmiş, çocuklar ya da torunlar evde daha fazla vakit geçirmiş. Belki seyahat etmişiz, belki daha çok sosyalleşmişiz, belki de sadece günlük hayatın ritmi tamamen değişmiş. Sonra bir sabah takvime bir bakıyoruz, ağustos ayı bitmek üzere. Ardından o tanıdık düşünceler geliyor: “Bütün düzenim bozuldu.” “Eskiden ne kadar disiplinliydim.” “Yine kontrolü kaybettim.” “Kendimi neden toparlayamıyorum?”

Eğer siz de böyle hissediyorsanız, öncelikle şunu söylemek isterim: yalnız değilsiniz. Ve hayır, bu illa bir irade eksikliği anlamına gelmiyor.

Yakın zamanda Davranış Değişimi ve Zihniyet (Mindset) Koçluğu sertifikamı tamamladım. Bu eğitim sırasında beni en çok etkileyen farkındalıklardan biri şu oldu: kendimizi daha az kontrollü ya da daha dağılmış hissettiğimiz dönemler, çoğu zaman karakterimizle değil, sinir sistemimizin ne kadar yük taşıdığıyla ilgili.

Yaz güzel olabilir, ama yine de yorucu olabilir

Yazı genellikle stresli bir dönem olarak düşünmeyiz. Sonuçta içinde tatil var, aile var, uzun sofralar, spontane planlar, keyifli akşamlar var. Ama keyifli olması, enerji gerektirmediği anlamına gelmiyor.

Çünkü beynimiz aslında öngörülebilirliği seviyor. Rutinler, düşündüğümüzden çok daha fazla zihinsel alan açıyor bize: Sabah ne zaman kalkacağımız belli, ne yiyeceğimiz belli, ne zaman spor yapacağımız belli. Birçok karar otomatikleşmiş oluyor; gün içinde daha az düşünüp, daha az karar veriyoruz ve bu da bize enerji bırakıyor.

Yaz geldiğinde ise hayat değişken hale geliyor: Uyku saatleri kayıyor, yemek düzeni değişiyor, planlar sürekli güncelleniyor, ev daha kalabalık oluyor. Bir gün denizdesiniz, ertesi gün misafir ağırlıyorsunuz. Fark etmeden zihnimizde onlarca küçük "açık sekme" oluşuyor: "Akşam ne yapacağız?" "Eve dönünce her şeyi nasıl toparlayacağım?" "Bu kadar fazla dışarıda yerken formumu koruyabilecek miyim?"

Belki de yaz sonunda dağılmış hissetmemizin nedeni yalnızca fiziksel yorgunluk değil; uzun zamandır çok fazla şeye uyum sağlamaya çalışıyor olmamız ve zihinsel yükün birikmiş olması. Ve işte tam bu noktada çoğumuz kendimize çok sert davranıyoruz: "Demek ki iradem zayıf." Oysa belki mesele hiç de irade değil. Belki mesele, sinir sistemimizin uzun zamandır yüksek kapasitede çalışıyor olması.

Sinir sistemimiz: Bedenin kraliçesi

Danışanlarımla çalışırken sık söylediğim bir cümle var: stres ve özdenetim pek iyi arkadaş değiller. Özdenetimi genelde bir kişilik özelliği gibi görürüz: bazı insanlar disiplinlidir, bazıları değil. Ama aslında bedenimiz bundan çok daha karmaşık çalışıyor. Stres arttığında, beynimizin uzun vadeli düşünebilen, plan yapabilen tarafı sessizleşiyor; yerine daha hızlı, daha dürtüsel, “Şu an biraz rahatlamak istiyorum” diyen bir sistem geçiyor. O rahatlama bazen tatlıda buluyor kendini, bazen “Boşver, eylülde yeniden başlarım” düşüncesinde. Bu bir karakter kusuru değil; uzun süredir taşıdığımız yükün doğal bir sonucu.

Çünkü sinir sistemimiz aslında bedenin kraliçesi gibi: Sindirimden uykuya, bağışıklıktan özdenetime kadar hemen her biyolojik sistemi o yönetiyor. Kraliçe tehdit altında hissettiğinde, ister bu tehdit gerçek bir tehlike olsun, ister taşan bir ajanda, misafir ağırlamak ya da "toparlanmam gerekiyor" baskısı, bütün krallık savunma moduna geçiyor. Onarım, büyüme ve uzun vadeli planlar rafa kalkıyor; öğün planlamak zorlaşıyor, tatlı isteğimiz artıyor, egzersiz gözümüzde büyüyor. Bunun anlamı başarısız olduğumuz değil; insan olduğumuz.

Ama kraliçe kendini yeniden güvende hissettiğinde işler değişiyor. Beden dinlenme, sindirme ve onarma moduna geçiyor; uyku kalitesi iyileşiyor, duygularımızı düzenlemek kolaylaşıyor, uzun vadeli hedeflerimize doğru yeniden ilerleyebiliyoruz. Özdenetim dediğimiz şey de çoğu zaman bu güvenlik hissinin üzerine inşa ediliyor. Yani mesele her zaman kendimizi daha çok zorlamak değil; bazen mesele, bedenimize yeniden güven hissini verebilmek.

Belki de ihtiyacımız olan şey daha fazla disiplin değil

Birçoğumuz çözümün kendimizi biraz daha sıkmak olduğunu düşünüyor. Ama yıllardır koçluk yaptığım kadınlarda şunu görüyorum: Özdenetimi yüksek görünen insanlar her zaman daha disiplinli değil. Araştırmalar da bunu gösteriyor: bu kişiler genelde daha fazla irade kullanmıyor; sadece sağlıklı seçimleri kolaylaştıran rutinler ve destek sistemleri kuruyorlar. Dinlenmeye zaman ayırıyorlar, sınır koymayı biliyorlar, her şeyi tek başlarına taşımaya çalışmıyorlar. Kendileriyle savaşmıyorlar.

O zaman belki de amaç daha güçlü bir iradeye sahip olmak değil; iradeden daha az şey talep eden bir yaşam kurabilmek.

Sorulması gereken soru "Nasıl daha disiplinli olabilirim?" değil; asıl soru "Şu anda gerçekten neye ihtiyacım var?" Dinlenmeye mi? Daha fazla desteğe mi? Bir yürüyüşe mi? Yoksa sadece durup nefes almaya mı?

Kendimizi biraz daha nasıl destekleyebiliriz?

Sinir sistemimizi desteklemek her zaman büyük değişiklikler yapmak anlamına gelmiyor. Bazen bu, birkaç dakika durabilmek, bir yürüyüşe çıkabilmek, biraz daha erken uyuyabilmek, yeri geldiğinde sınır koyabilmek ya da zihnimizde dolaşan düşünceleri bir kâğıda dökmek kadar küçük bir şeyle başlıyor. Son zamanlarda en sevdiğim uygulamalardan biri endişe günlüğü tutmak: her gün birkaç dakika ayırıp zihnimde dolaşan düşünceleri kâğıda dökmek; çözmek için değil, sadece sinir sistemimin onları bütün gün tek başına taşımak zorunda kalmaması için.

Amaç stresi tamamen ortadan kaldırmak değil; zaten bu mümkün değil. Amaç, bedenimize gün içinde küçük küçük şu mesajı verebilmek: “Güvendesin. Yalnız değilsin. Her şeyi tek başına taşımak zorunda değilsin.”

Kendinize başka türlü sorular sormayı deneyin

Yazın sonunda kendimizi suçlamak çok kolay. Ama belki bu yıl kendinize yepyeni sorular sorabilirsiniz: En son ne zaman gerçekten dinlendim? Ne kadar zamandır bir şeyler taşıyorum? Bedenim konuşabilseydi, şu anda benden ne isterdi?

Belki de sonbahara hazırlanmanın en güçlü yolu yeniden sıkı kurallar koymak değil de, uzun zamandır taşıdığımız yükleri fark etmek ve bizi her gün ayakta tutmaya çalışan sinir sistemimize biraz daha şefkatle yaklaşmaktır, ne dersiniz?

Çünkü bazen disiplin eksikliği gibi görünen şey, aslında sadece biraz daha desteğe, şefkate ve dinlenmeye ihtiyaç duyan bir sinir sistemi.

O nedenle, belki de bugün atabileceğiniz en küçük ve verimli adım, kendinize “Şu anda en çok neye ihtiyacım var?” diye sormaktır…

Çünkü bedeninizin sessiz kraliçesi bile, arada bir kendisine özen gösterilmesini hak ediyor.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün