Yıllar önce, John Lennon´la birlikteliğiyle geniş kitlelerin tanıdığı Yoko Ono, aslında sanat dünyasında çok daha eski ve etkili bir hikâyenin sahibi. Bugün 93 yaşında olan Ono, halen aktif olarak üretmeye devam ediyor. Sakıp Sabancı Müzesi´ndeki ´İçses´ ve ´İçyapı´ başlıklı sergisi, sanatçının izleyiciyi, eserin bir parçası haline getiren dünyasını İstanbul´a taşıyor.
Özellikle altmış yaş ve üstü olanlar, Yoko Ono’yu John Lennon’la olaylı birlikteliğinden hatırlar. Savaş karşıtı bu iki sanatçı aktivistin yatak odalarında verdikleri pozlar, günlerce gazete sayfalarında boy göstermişti. Üstelik Beatles’ın dağılmasında rolü olduğu dedikoduları yayılınca -ki bu doğru değil- Ono, grup fanlarının tepkilerine hedef olmuştu. Bu serginin önemli taraflarından biri, Ono’ya kendi sanat tarihindeki yerine bakmamıza imkân vermesi. Çünkü O, Lennon’la tanışmadan çok önce üretmeye başlamış, sanatın sınırlarını sorgulayan ve izleyicinin konumunu değiştiren deneysel çalışmalar gerçekleştirmiş bir isim.
Serginin başlığını oluşturan ‘İçses’ ve ‘İçyapı’ kavramları, kökenini Ono’nun 1964 yılında Kyoto’da gerçekleştirdiği bir konser ve peşi sıra süregiden etkinliklerden alıyor. Söz konusu bu iki kavram yalnızca serginin başlığını değil, aynı zamanda Ono’nun sanat anlayışının da temelini oluşturuyor. ‘İçses’, sanat yapıtının izleyicide uyandırdığı zihinsel süreçleri; ‘içyapı’ ise görünürde olmayan düşünsel mimariyi ifade ediyor. Serginin küratoryal çerçevesi, Yoko Ono’nun Studio One ekibinden Jon Hendricks ve Connor Monahan, MUSAC (Museo de Arte Contemporáneo de Castilla y León) Direktörü Álvaro Rodríguez Fominaya ve Sakıp Sabancı Müzesi Müdürü Ahu Antmen tarafından oluşturuldu.

Bazı sergiler vardır ki, yazmakla anlatılamaz; bizzat gidip görmek gerekir. ‘İçses’ ve ‘İçyapı’ da onlardan biri; Ono’nun sanat pratiğini son senelerde en kapsamlı biçimde ele alan iki önemli etkinlikten biri olarak addediliyor. Sergi, sanatçının 1960’lardan bugüne uzanan şiir, desen, fotoğraf, video, heykel ve yerleştirme gibi farklı üretimlerini bir araya getiriyor.
Yoko Ono sizi eserleriyle bütünleşmeye davet ediyor
Sergiyi gezerken izleyeni duvarlardaki bazı ‘talimatlar’ karşılıyor: ‘Unut’, ‘Dokun’, ‘Hayal Et’, ‘Hisset’ gibi… Bir müzede genellikle eserlerin karşısında durur, bakar ve ne anlatmak istediğini anlamaya çalışırız. Yoko Ono ise, izleyiciye başka bir şey söylüyor: “Sadece bakma, bir şey yap. Hisset. Düşün. Hatırla. Hayal et. Hatta bazen eserin kendisini sen tamamla!”
Sergi alanında, yapıtlarla aramızda alışık olduğumuz o mesafe yok. Ono, izleyiciyi güvenli bir seyirci konumunda bırakmıyor. Ona göre, bir talimatı yerine getirmek, bir kâğıda birkaç kelime yazmak, bir nesneye dokunmak ya da yalnızca zihninde bir görüntü oluşturmak bile sanat deneyiminin parçasına dönüşebiliyor. Sanatçı, edilgen izleyici rolünü yıkıp her bir eseri tamamlamak ve kendi iç sesini keşfetmek üzere ziyaretçiyi sürecin merkezine koyuyor.
Bu yaklaşım aslında Ono’nun sanatının temelini oluşturuyor. 1960’lardan bu yana palet ya da keski yerine kavramları kullanan; çok farklı alanlarda çalışan Yoko, sanatının öncü isimlerinden biri. ‘İçses’ ve ‘İçyapı’da, altmış yılı aşkın üretiminden seçilen 67 yapıtı bir araya getirilmiş. Serginin kronolojik bir biyografi sunmak yerine farklı dönemlerdeki fikirleri bir araya getirmesi de onun işindeki sürekliliği görmemizi sağlıyor. Çünkü onun için bir fikir, yıllar sonra yeniden ortaya çıkabilir, başka bir biçime dönüşebilir ve izleyiciyle yeniden hayat bulabilir. Bunu anlamak için sergide biraz zaman geçirmek yeterli.

Sergiyi gezerken…
Bazı yapıtların insanı hiç beklemediği bir anda kendi iç dünyasıyla karşı karşıya bırakması şaşırtıcıydı. Bunun en güçlü örneklerinden biri ‘Benim Annem Güzel’ adlı çalışmaydı. Ziyaretçilerin anneleriyle ilgili bir şeyler yazmaları ve kâğıtlarını panoya bırakmaları isteniyordu. Ben de bir kâğıda, artık hayatta olmayan anneme duyduğum özlemimi yazdım. Kâğıdı panoya iliştirirken bunun yalnızca sergide yapılması gereken küçük bir katılım hareketinden ibaret olmadığını düşündüm. Bir anda kendi anım, kendi özlemim ve annemle ilişkim serginin bir parçasına dönüşmüştü. Yapıtı izleyicinin deneyimine açması, sanatçı ile izleyici arasındaki sınırı belirsizleştiriyor. Müze ziyaretçisi, bir süreliğine yalnızca eserleri izleyen kişi olmaktan çıkıyor; kendi hikâyesini de sergiye bırakıyor.

‘Sabah Işıkları’ ve ‘Nehir Yatağı’, ‘Dilek Ağacı’, ‘Işık Evinin Parçaları’, ‘Üç Höyük’, ‘Gökyüzü Merdivenleri’ ve ‘Onarma Parçası’ serginin dikkat çekici işlerinden. Bazen bir ışık, bazen bir boşluk, bazen de mekânın kendisi eserin parçası haline geliyor. Sanatçının mekânı deneyimin bir parçası olarak kullanması, sergi boyunca farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor. Serginin, Atlı Köşk’ten galerilere ve müze bahçesine yayılan yerleşimleri de bu ilişkiyi güçlendiriyor.
‘Şaşırt’, serginin deneyimlediğim şakacı işlerinden biriydi. Cam ve aynalardan oluşan bir tür labirenti andıran bu enstalasyonun içine girip ilerlerken nerede olduğunuzu ve gördüğünüz görüntünün size mi, mekâna mı ait olduğunu anlamaya çalışıyorsunuz. Çıkmak istiyorsunuz ama çıkamıyorsunuz. Ayna burada yalnızca yansıtan bir yüzey değil; algıyla oynayan bir araç.

Yoko Ono’nun sanatında barış, özgürlük, şiddet, kadınlık, hafıza ve insan ilişkileri gibi büyük meseleler var. Fakat bunları çoğu zaman büyük sloganlarla değil, küçük ve kişisel hareketlerle ele alıyor. Bir şey yazmak, bir şeyi onarmak, bir yere bakmak, bir başkasını düşünmek gibi… Bu yüzden, Ono’nun işleri ilk karşılaşmada fazlasıyla basit görünebilir. Ama biraz daha yakından bakınca o basitliğin altında izleyiciyi düşünmeye zorlayan bir alanın açıldığını gözlemliyoruz. .
Yetmiş yılı aşan kariyerinde Yoko Ono’nun hem bir sanatçı hem de bir aktivist olarak ortaya koyduğu üretim, sanatçı ile izleyici arasındaki sınırları sürekli yeniden kuran benzersiz güncelliğini bugün de koruyor.
Sergi, 27 Aralık tarihine kadar pazartesi günleri hariç her gün 10.00-18.00 saatleri arasında ziyaret edilebilir.