Bu yazıya hazırlanırken ChatGPT´ye küçük bir iş verdim. Şalom´un web sitesine girip kendi imzamla yayımlanmış yazıları bulmasını ve eskiden yeniye sıralamasını istedim. Karşımda Şubat 2023´ten bugüne uzanan, yirmiyi aşkın yazı vardı. Listeye baştan sona bakınca belli bir örüntü ortaya çıktı: sivil toplum çalışmaları, Yahudi kurumları, geziler, eğitim programları, kültürel miras ve dijital kaynaklar. Birbirinden ayrı görünen bu başlıkların aslında yaptığım çalışmaların farklı parçaları olduğunu fark ettim.
Dijital kaynaklarla ilgili önceki yazılarımda sık kullandığımsefaria.org'un yanı sıra kendi hazırladığımjewish101.net veavierto.net gibi sitelerden söz etmiştim. Bu yazıda yine dijital dünyaya dönüyorum; ancak bu kez üç yeni deneyimin izini süreceğim: haziranda açılan bir site, yüksek lisans tezimi PDF'nin sınırlarından çıkarıp bir web sitesine dönüştürme ve farklı dillere çevirme denemem, bir de Ladino üzerine sürdürdüğüm dijital çalışma.

Daha önce anlatırken Sefaria'ya bir okur gözüyle bakmıştım. Tanah, Mişna, Talmud, Midraş ve çok sayıda yorum metnini aynı yerde, İbranicesi ve İngilizcesi yan yana, ücretsiz okuyabilmek başlı başına önemliydi. Fakat o yazıda üzerinde pek durmadığım başka bir özelliği daha var. Sefaria, kütüphanesini okurlara açmakla kalmadı; metinleri ve metinler arasındaki bağlantıları başka sitelerin kullanabileceği bir altyapıya dönüştürdü. Bunun için Sefaria'ya başvurmak veya özel izin almak gerekmiyor. Her metnin kendi lisans koşullarına uymak şartıyla, bu içerikler başka dijital çalışmalarda da kullanılabiliyor.
Bu altyapının neye dönüşebileceğini gösteren yeni bir örnek, geçtiğimiz haziranda duyurulanyochai.wiki. Site adını ikinci yüzyılda yaşamış Rabi Şimon Bar Yohay'dan alıyor. Yahudi geleneği Zohar'ı ona atfeder. Sitenin adresinde adın İngilizce yazımı kullanılıyor; okunuşu ise yine Yohay.

Yochai'yi geliştiren ekibin başındaki Zohar Atkins, projeyi tanıtırken matbaayla Sefaria arasında bir bağ kuruyor. Matbaa Yahudi kitaplığını ucuzlatıp taşınabilir hâle getirdi; Sefaria ise bu kitaplığı ücretsiz erişime açtı. Yochai'yi geliştirenlerin çıkış noktası ise şu: metne ulaşmak, tek başına öğrenmek için yeterli değil. Kitaplığın kapısından girmek başka, içindeki raflar arasında yolunu bulmak başka.
Yochai platformunda Tanah, Mişna, Talmud, Midraş, Kabala, Yahudi düşüncesi ve dua metinleri gibi başlıklar bulunuyor. Hahamlara yöneltilmiş dinî sorularla bunlara verilen cevaplardan oluşan responsa metinleri de kaynaklar arasında yer alıyor. Buraya kadar karşımızda Sefaria'ya benzeyen geniş bir dijital kitaplık var.
Fark, okumaya başlayınca ortaya çıkıyor. Metinlerin yanında, tarihsel ve düşünsel arka planı açıklayan notlarla okura yöneltilmiş sorular bulunuyor. Aynı metne klasik yorumlar üzerinden veya tarihsel bir bakış açısıyla yaklaşmak mümkün. Yochai'ye doğrudan soru sorulabildiği gibi belirli bir konu hakkında kaynak listesi, ders planı veya okuma programı hazırlaması da istenebiliyor. Atkins, bu çalışma biçimini soru sorarak ilerleyen dijital bir havrutaya, yani çalışma arkadaşlığına benzetiyor.
Sistemin arkasında binden fazla birincil kaynak bulunuyor. Bu kaynaklar 375 bin aranabilir metin bölümüne ayrılmış ve aralarındaki ilişkiler işaretlenmiş. Böylece bir metni açtığınızda o metinle birlikte, onunla yüzyıllardır konuşan başka metinleri de görebiliyorsunuz. Daha önce İngilizceye çevrilmemiş birkaç yüz metnin ilk çevirileri de proje sırasında yapay zekâ yardımıyla hazırlanmış.
Yochai uygulamasının verdiği cevapları elbette başka kaynaklardan kontrol etmek gerekiyor. Cevaplarının ötesinde beni ilgilendiren, bu sitenin nasıl ortaya çıktığı. Yochai platformunu Sefaria kurmadı. Sefaria, kütüphanesini ve altyapısını başkalarının yararlanabileceği biçimde açık bıraktı; başka bir ekip de bu birikimden yeni bir öğrenme ortamı geliştirdi. Bir dijital kaynağın değerini sunduğu içerik kadar, kendisinden sonra yapılacak çalışmalara açtığı alan da belirliyor.
Yochai platformunu denerken aklıma gelen ilk sorulardan birini yazdım. Aynı soruyu bir arama motoruna yönelttiğimde karşıma çoğunlukla bir bağlantı listesi çıktı. Yochai'da ise ilgili metinler kaynaklarıyla birlikte geldi; ardından konuyu başka bir açıdan düşünmemi sağlayan yeni bir soru belirdi. Konuşma bittiğinde elimde bir cevap değil, okumaya devam edebileceğim yeni bir yol kaldı.
Bu yaz kendi çalışmalarımda da yeni bir şey denedim. Geçtiğimiz haziranda Lund Üniversitesindeki yüksek lisans tezimi tamamladım. Tezin konusu İzmir Yahudileri ve İzmir Yahudi kültür mirasıydı. Çalışmayı İngilizce yazdım; ancak bitirdikten sonra yaptığım ilk iş onu Türkçeye çevirmek oldu. Bunun sebebi basit görünebilir ama üzerinde durmaya değer. Türkiye'deki Yahudi cemaatlerini konu alan akademik çalışmaların önemli bir bölümü İngilizce yazılıyor. Bu metinlerin yazarları bazen Türkiye'den ayrılmış, bazen de konuya dışarıdan bakan araştırmacılar oluyor. Sonuçta çalışmada anlatılan topluluk, kendisi hakkındaki metni okuyamayabiliyor. İzmir'i anlatan bir tezin İzmir'de kolayca okunamaması bana her zaman tuhaf gelmişti.
Çevirileri Claude ve Gemini gibi araçlardan yararlanarak hazırladım. Buradaki değişiklik araçların kalitesinden çok, çalışma biçimindeydi. Bir yıl önce bu işi sohbet eder gibi, paragraf paragraf yapıyordum. Metni veriyor, gelen çeviriyi düzeltiyor, ardından bir sonraki parçaya geçiyordum. Bu kez araçlardan biri ilk çeviriyi hazırladı, bir diğeri kavramları asıl metinle karşılaştırdı. Ben de özel isimleri, akademik terimleri ve çeviri sırasında ortaya çıkan anlam kaymalarını kontrol ettim.
Tez şimdimathesis.cekihazan.com adresinde bölüm bölüm okunabiliyor. İngilizce aslının yanında Türkçe, İsveççe, Hollandaca, İtalyanca, İspanyolca, Fransızca ve Almanca sürümleri bulunuyor.
Tezi sekiz dilde yayımlamamın nedeni daha geniş bir okur kitlesine ulaşmak değil, yapay zekâ destekli çevirilerin niteliğini karşılaştırabilmekti. Bu dilleri bilen tanıdıklarımdan çevirileri okumalarını ve kulağa yanlış gelen, anlamı değiştiren ya da doğal durmayan bölümleri işaretlemelerini istiyorum. Böylece araçların nerede hata yaptığını görmekle kalmıyor, hangi tür metinlerde ve hangi dillerde daha çok zorlandığını da anlıyorum.
Her dil farklı bir deneme alanı oluşturuyor. Akademik kavramlar doğru çevrilse bile cümlenin tonu kaybolabiliyor; özel isimler değişebiliyor veya İzmir'e özgü bir ifade, hedef dilde gereğinden fazla genelleştirilebiliyor. İlk bakışta düzgün görünen bir cümlede, asıl metindeki küçük ama önemli bir ayrım eksik kalabiliyor. Bu hataları, ilgili dili gerçekten bilen birinin okuması olmadan fark etmek her zaman mümkün değil.
Dolayısıyla bu çalışma, sekiz dilde kusursuz bir tez yayımlama iddiası taşımıyor. Benim için amaç, bugünkü çeviri araçlarının hangi noktaya geldiğini ve hâlâ nerelerde insan müdahalesine ihtiyaç duyduğunu görmek. Sonuçlar birkaç yıl öncesine göre belirgin biçimde daha iyi; bir-iki yıl sonra daha da gelişeceklerinden eminim. Ancak bugün için son okuma, verilen kararlar ve metnin sorumluluğu yine yazara ve çeviriyi kontrol eden kişilere ait.
Bu yaz üzerinde çalıştığım bir başka konu İzmir Ladinosu. Dili evde ve mahallede öğrenmiş, bugün yetmişli ve seksenli yaşlarında olan insanlarla görüşüyorum. Amacım bu görüşmelerden yola çıkarak İzmir Ladinosu üzerine küçük bir e-kitapçık ve bir web sayfası hazırlamak.
Bu çalışma, yaptığım görüşmelerden ibaret değil. American Ladino League'in çalışmaları ile eSefarad'ın pazar günleri düzenlediği Enkontros de Alhad buluşmaları, dünyanın farklı yerlerindeki Ladino konuşanları ve bu dil üzerine çalışan araştırmacıları bir araya getiriyor. Bu toplantılarda dil akademik bir konu olmanın ötesinde, hâlâ konuşulan ve kuşaktan kuşağa aktarılan canlı bir miras olarak karşımıza çıkıyor.
Rachel Amado Bortnick, Dr. Bryan Kirschen, Dr. Carlos Yebra López, Dr. Hannah Pressman ve Karen Gerson Şarhon'un bilgi ve deneyimlerinden yararlanıyorum. Babam Alberto Hazan'ın yanı sıra Daisy Braverman, Gloria Ascher ve burada adını tek tek sayamadığım birçok kişinin anlatıları, düzeltmeleri ve desteği de bu çalışmayı besliyor.
Ladinonun bugünkü meselesi sözlük eksikliği değil, sözlükler zaten var. Eksik olan, dilin gündelik hayatta nasıl kullanıldığının kaydı. Bir cümle hangi durumda söylenir, bir kelime İzmir'de ve İstanbul'da nasıl farklılaşır, bir atasözünün arkasında hangi aile hikâyesi vardır? Bu bilginin önemli bir bölümü kitaplarda değil, insanların hafızasında duruyor.
Yapay zekâ araçlarını konuşmaları yazıya geçirmek, farklı yazımları eşleştirmek ve aynı sözün başka kaynaklarda nerede geçtiğini araştırmak için kullanıyorum. Fakat bilen hâlâ karşımda oturan kişi. Bu nedenle sıra önemli: önce konuşan insanla oturmak, sonra araca iş vermek.
Hazırlayacağım e-kitapçık ve web sayfası çalışmanın ilk sürümü olacak. Tamamlanmış ve değişmez bir eser yerine, yeni kelimeler, anlatılar ve düzeltmeler geldikçe büyüyebilecek, açık erişimli ve geliştirilebilir bir çalışma başlatmak istiyorum.
Aynı düşünceyle bu yaz kendi sitelerimi de yenilemeye devam ediyorum.
Avierto.net, Yahudi dini, tarihi ve kültürü üzerine Türkçe kaynakları bir araya getiriyor. Sitede kitaplar, kavramlar, söyleşiler ve 368 internet sitesi için hazırlanmış Türkçe açıklamalar bulunuyor. İzmir Musevi Cemaati Vakfının dijital yüzü olanizmirjcc.org ise İzmir Yahudilerinin sinagoglarını, mahallelerini, mezarlıklarını, belgesellerini ve sesli turlarını topluyor.

Bir belgeyi taranmış hâliyle internete koymakla, içindeki kelimeleri aranabilir ve başka kaynaklarla ilişkilendirilebilir kılmak aynı şey değil. Bilgiyi ekrana koymak yetmiyor; önemsediğim, bulunabilir ve yeniden kullanılabilir olması. Hangi içeriğin hangi koşullarla kullanılabileceğini açıkça belirtmek de bu çalışmanın bir parçası.
Bütün bu dijital hıza rağmen fiziki kitap benim için hâlâ kıymetli. Dijital metin aranıyor, güncelleniyor ve başka dillere taşınıyor; kitap ise metnin belirli bir anda aldığı biçimi koruyor. Ekrandaki metin aradığımı daha hızlı bulmamı, raftaki kitap ise bulduğum şeyle daha uzun süre kalmamı sağlıyor.
Kitapların ve onları yayımlayan yayınevlerinin desteklenmesi gerektiğine bu yüzden inanıyorum. Kendi çalışmalarımda sıkça başvurduğum Gözlem Kitap ile Libra Kitap yayınevlerine de bu vesileyle teşekkür ederim.