Geçen mevsimin en iyi oyunları - V

Erdoğan MİTRANİ Sanat
5 Ağustos 2026 Çarşamba

“Teatro dediyin nedir ki? İki kalas bir haves…”

‘Sersem Kocanın Kurnaz Karısı’

Cumhuriyet dönemi edebiyatımızın önde gelen yaratıcılarından, öykü ve oyun yazarı, öğretim üyesi, gazeteci Haldun Taner (1915-1986) çoğu çağdaş tiyatromuzun klasikleri arasına girmiş 14 oyunuyla sahnelerimize farklı bir soluk getirmiş, Türk epik tiyatrosunun öncülüğünü yapmış, Türkiye’nin ilk kabare tiyatrosunu kurmuştur.

Oyun içinde oyun anlayışıyla yazdığı ‘Sersem Kocanın Kurnaz Karısı’ (1969),

19. yüzyıl sonlarında Türk tiyatrosunun geçirdiği dönüşüm aracılığıyla Tanzimat Döneminde batılılaşmaya başlayan Osmanlı toplumunda değiştirilmesi beklenen geleneksel değerlerle, yeni Avrupai değerler arasındaki karşıtlığı ele alır. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan süreçte Ermeni tiyatrocuların önemli mirasından söz eden oyun, müthiş eğlenceli bir kurmaca olarak gelişirken, geleneksel seyirlikten modern tiyatroya geçiş serüvenini belgesel titizliğiyle ele alıp tiyatromuzun oluşum yıllarına ışık tutar.

İlk sahnelenmesinin ardından ödenekli tiyatrolarımızda defalarca oynanarak ödüller alan Sersem Kocanın Kurnaz Karısı yıllar sonra ilk kez yeniden bir bağımsız topluluk tarafından, DasDas Sahne yapımı olarak, Birol Tezcan’ın dramaturgisiyle Kadir Çevik’in yönetmenliğinde sahnelendi.

Oyun Tomas Fasulyeciyan’ın, II. Abdülhamit Gedikpaşa Tiyatrosunu yıktırdığında Molière’i Türk edebiyatına kazandıran isim Vali Ahmet Vefik Paşa'nın yanına sığındığı, geleneksel seyirliğimizin çok önemli sanatçısı, Küçük İsmail Efendi’nin de Paşa’nın himayesinde tiyatro yapmakta olduğu Bursa’da başlar. Molière'in hınzır güldürüsü ‘George Dandin’i, melodram olarak algılayan Fasulyeciyan’ın müthiş abartılı dramatik yorumu, Paşa’nın dönemin ruhuna uyarak azınlıklara, Fenerli Rumlara uyarladığı ‘Yorgaki Danadini’ ve Küçük İsmail’in tuluât yorumuyla Sersem Kocanın Kurnaz Karısı olarak üç kez sahnelenir. Gerçek yaşamda Fasulyeciyan’la İsmail aynı sahnede oynamamış olsalar da dâhiyane bir teatral çözümle, Fasulyaciyan’ın bilinçsiz Batı hayranlığının antitezi olarak tuluâtçı ortaoyuncu Küçük İsmail, topluluğa dâhil edilir.

Metni ustalıkla sahneye koyan Kadir Çevik orta oyununun boş meydan sahnesinde oynatarak, geçmişin değerlerini özümsemeden geleceğin tiyatrosunu var etmenin mümkün olmadığını düşüben Taner’e saygı duruşunda bulunuyor, İsmail’in sürekli seyircilerle iletişimi, Muammer Karaca’nın ya da Sururilerin güldürü anlayışına selam çakıyordu.  

Ermeni şivesinin doğru kullanıldığı, 2,5 saat süren oyun boyunca hiç aksamadığı ekip oyunculuğu kusursuzdu.

‘Birbirimizi Hiç Göremeyecekmişiz’

 

Avustralyalı yazar-yönetmen-oyuncu Tom Lycos ve Stefo Nantsou’nun 1996’da yazıp, yönettikleri ve oynadıkları ‘The Stones’ gerçek bir olaydan esinleniyor. Yazarlar oyun metnini, Melbourne'lu iki gencin otoyol üst geçidinden taş atarak bir üniversite öğretim görevlisinin ölümüne sebep oldukların vakayı soruşturan Victoria Polisinin rehberliğinde, manşetlere taşınan, kamuoyunu ikiye bölen davayı inceledikten sonra oyunun metnini oluşturmuşlar. Karakterleri kurgusal hâle getirerek dünyanın dört bir yanından benzer olayları da oyuna dâhil etmişler, hiç kimseye isim vermeyerek olayın evrenselliğini vurguladılar. Oyunu ‘Birbirimizi Hiç Göremeyecekmişiz’ adıyla, özgün metnin farklı ve sıra dışı bir yorumu olarak yöneten Taner Güngör, görselliği öne çıkaran çarpıcı yeni yorumunda henüz bu ayırımı algılayacak yaş ve deneyimleri olmayan iki kankayı farklı cinsiyetten iki kişiye oynatarak, evrensel boyutu daha da belirgin kıldı.

15 yaşında serseri ruhlu bir oğlanla ona hayran 13 yaşındaki kankasının yaramazlıklarının ters giden şakadan ölümcül bir faciaya dönüşmesi biraz klişe, sıradan gelse de yazarlar bu aşinalığı ustaca aşıyor. Çocukları sevimli tutarak, izleyicinin eylem hakkında kolaycı bir yargıya varmasını engelliyorlar, birkaç an içinde bir ömür boyu sürecek sorumluluk ve suçluluk duygularını keşfetmek zorunda bıraktıkları iki yeniyetmeyi, olgunluğun devasa, karmaşasıyla yüzleşmeye yöneltiyorlar.

Güngör metnin bu ayrıksı yorumunu ParibuArt’ın küçük salonunun bomboş oyun alanında, seyirciyi arkaya ve iki yana oturttuğu bir meydan sahnesinde yönetiyordu. Sadece ses, ışık ve hareketle tüm mekânların ve ayrıntıların var etmesi müthiş başarılıydı. Burak Birinci ile Şevval Ekmekçioğlu, kendilerinden yaşça çok daha genç iki kankayı büyük başarıyla var etti. Dur durak bilmeyen bedenleri, olağanüstü fiziksel ve seslendirme yetenekleri, inandırıcılıklarıyla hem çocuklara hem olaya dâhil olan polis, hakim, anne, mağdurun eşi gibi kişilere ustalıkla can verdiler.

Hem ‘taşı atan’, hem ‘taşın atılmasıyla mağdur olan’ karakterleri anlamaya yönelten sağlam metni ve son derece başarılı oyunculuklarıyla yılın en etkileyici işlerinden biriydi.

Farklı bir tiyatro deneyimi ‘Eşik’

 

Sertaç Sayın'ın yazdığı, konseptiyle rejisini Ozan Ömer Akgül’ün yaptığı ‘Eşik’, gerçekle temsilin, samimiyetle gösterinin birbirine karıştığı bir sahnede, seyirciyi sadece izlemeye değil, kendi eşiğinde durmaya, hikâyesiyle yüzleşmeye davet eden, toplumun dayattığı ezberlerin karşısında bireyin iç dünyasına ışık tutan bir oyundu.

Eşik siyah takım elbise giymiş iki genç adamın (Mehmet Küçükgünaydın ve Lütfi Can Bulut) seyirciye doğrudan “Biz, iki oyuncu, sizi bize maruz bırakacağız. Modern Sisifos'larız sizler de kayalarımız” diye hitap etmesiyle başlıyordu. Daldan dala konudan konuya atlayan anlatı kara komedi olarak gelişiyor, replikler birinden diğerine tenis topu gibi uçuyor, kimi zaman birinin başladığı tümceyi diğeri devam ettiriyor. Başlarda seyirciyi tedirgin ederek eğlendirmek amaçlı görünen geyik muhabbeti, dış dünyanın gerçekleri yavaş yavaş sahneye çekildiğinde sertleşmeye başlıyor, katman katman derinleşiyor. Sonlara doğru, biri ne bulduysa üst üste giyerken diğeri çırılçıplak soyunduğunda, bir yandan durmaksızın tıkınılan doymak bilmez tüketim çılgınlığını, diğer yandan, hak etmedikleri hâlde insanların açlık sınırının altında yaşamak zorunda bırakılmasını izlediğini fark eden seyircinin gülümsemesi dudaklarında donup kalıyor.

Bir sahne performansı olan ‘Eşik’i ustalıkla, inandırıcı bir stand-up doğaçlaması duygusuyla yöneten Ozan Akgül’ün oyuncu yönetimi kusursuzdu. Lütfi Can Bulut’un usta işi yorumu çok başarılı, Mehmet Küçükgünaydın çok sevimli, doğal, inandırıcıydı. Müthiş uyuşan kimyaları ve dur durak bilmez enerjileriyle etkileyici bir ikili oluşturmuşlardı.

Rufus Norris Zorlu PSM’de  

‘Satıcının Ölümü’             

Arthur Miller'ın Amerikan Rüyasının ardındaki kırılgan gerçekleri yansıtan Pulitzer ve Tony ödüllü 1949 tarihli başyapıtı, ‘Death of a Salesman / Satıcının Ölümü’ yaşlanmış seyyar satıcı Willy Loman'ın, yalanlar üzerine kurulmuş, başarısızlık, kimlik kaybı ve hayal kırıklıklarıyla dolu hayatının yıkılışını anlatır.

Yazıldığı yıllara ait toplumsal eleştirisi günümüzde geride kalmış da olsa, Miller’in derinlikli ve inandırıcı karakterleri, dantel gibi işlenmiş diyaloglarıyla Satıcının Ölümü aile içi ilişkileri draması olarak hâlâ başyapıt düzeyinde.

Satıcının Ölümü, ZorluPSM yapımı olarak, ünlü İngiliz tiyatro ve film yönetmeni Sir Rufus John Norris tarafından yönetildi. Olaylar genelde dört kişilik çekirdek ailenin içinde geçtiğinden çoğunlukla daha içe dönük, mahrem biçimde sahneye konulmuş metni Norris ve uluslararası yapım kadrosu, görkemli bir yapım olarak sahnelemeyi yeğlemişti. Sahnenin en derininden başlayıp seyirci sıralarına kadar uzanan, döner sahnenin tüm olanaklarıyla süzülürcesine hareket eden geniş yol görselliğe etkileyici bir derinlik aşılıyordu. Oyunun başında Willy’nin dönüşünün, finaldeyse ölüme / sonsuzluğa gidişinin, tek aksesuarlar olan sandalyeler aracılığıyla bu uzun yolda var edilişi olağanüstüydü. Çok başarılı toplu devinimleriyle on üç kişilik ensemble, mahrem, nerdeyse tek mekânlık öyküye müthiş bir görsel işitsel boyut kattı.

Norris’in oyuncu yönetimi kusursuzdu. Her türlü aykırılık ve farklı yorumdan yana olsam da bu modern klasiğe getirilmiş parlak ve etkileyici görünüme karşın, görkemli bir yorum yerine daha yalın, sade ve mahrem bir sahnelemeyi tercih ederdim. Tabii ki kişisel bir bakış ve karar siz seyircilerin.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün