“A Ğ A T A K I L A N L A R”

•İsrail askerî açıdan belki de tarihinin en güçlü dönemlerinden birini yaşıyor. Ancak aynı anda tarihinin en derin güvenlik paradokslarından biriyle de karşı karşıya. Gazze´deki büyük insani yıkım, sivillerin uğradığı ağır kayıplar, Lübnan ve Suriye´deki operasyonlar, İran´la tırmanan savaş ve uluslararası hukuk etrafındaki tartışmalar, askerî üstünlüğün siyasi güvenlik üretmeye yetmediğini gösteriyor. Daha da önemlisi, İsrail toplumunun kendisi de sürekli bir tehdit psikolojisi içinde yaşamaya devam ediyor. Mehmet Öğütçü – www.10haber.net

İzak BARON Diğer
22 Temmuz 2026 Çarşamba
  • YENİ ANTİSEMİTİZM YÜZÜ – ERSİN GÖZDE

7 Ekim saldırılarının ardından birçok ülkede antisemitik olaylar arttı. Yahudi okulları, sinagogları, işletmeleri ve bireyleri artırılmış güvenlik önlemleri almak zorunda kaldı. Üniversite kampüslerinde hararetli tartışmalar yaşandı ve bazı durumlarda Yahudi öğrenciler arasında korku oluştu. Bu gelişmeler, Ortadoğu'daki çatışmaların bölgenin çok ötesindeki Yahudi toplulukları için doğrudan sonuçlar doğurabileceğini gösterdi.

Bugün antisemitizm her zaman açıkça kendini göstermez. Komplo teorileri, sosyal medyada yanlış bilgilerin yayılması veya Yahudileri küresel olaylardan topluca sorumlu tutan dilin normalleştirilmesi yoluyla ortaya çıkabilir. Birçok durumda nefret dolaylı olarak ifade edilir, bu da tespit edilmesini zorlaştırır ancak zararlı etkileri de beraberinde getirir.

Özellikle endişe verici bir eğilim, ahlaki standartların seçici olarak uygulanmasıdır. İnsan acısı, milliyet, din veya etnik kökene bakılmaksızın eşit şekilde tanınmayı hak eder. Bir sivil nüfusa yönelik şiddeti kınarken, başka bir sivil nüfusa yönelik şiddeti görmezden gelmek veya küçümsemek, insan hakları örgütlerinin ve demokratik toplumların savunmaya çalıştığı evrensel değerleri baltalar. İnsan hakları ilkelerinin güvenilirliğini korumak için tutarlılık şarttır.

Tamamı : https://ersingozde.blogspot.com/2026/07/yeni-antisemitizm-yuzu.html

 

  • GRAHAM SON ZAMANLARDA NE İÇİN UĞRAŞIYORDU? – ERTUĞRUL ÖZKÖK

Lindsay Graham son zamanlarda bütün çabasını Orta Doğu’da barışın sağlanmasına harcıyordu.

Bu barışı da Trump’ın geçekleştirebileceğine inanıyordu.

Bunu destekleyen bir bilgi daha var.

Gece yemek sırasında ABD’den gelen kongre üyelerinin hepsi söz alarak konuştu.

Hemen hepsi Orda Doğu’da bir barışa ihtiyaç olduğunu ve Ankara’daki zirvenin bu bakımdan çok önemli olduğunu vurguladı ve Büyükelçi Tom Barrack’ın barış için yaptıklarını övdü.

Bu da bize Graham’la Kalın’ın sohbeti hakkında bir fikir veriyor.

Orta Doğu’da barışın sağlanması için de “Her tarafla konuşabilecek insanlara” ihtiyaç var.

Bu denklemde tabii ki en önemli aktörlerden biri Türkiye.

Sorun şu ki, Türkiye’nin İsrail ile ilişkileri en azından “Retorik” düzeyde çok kötü.

Herkes kendi iç politikasına yönelik mesajlarla toksik bir hava yaratıyor.

Ancak Hamas’ın 7 Ekim saldırısından beri bildiğimiz bir şey var.

İbrahim Kalın İsrail’in istihbarat başkanı ile de görüşebilen kişilerden biri.

Bu bölgede barışın sağlanması için belki de en önemli ve ilk adım Türkiye-İsrail ilişkilerinin düzeltilmesi.

Tabii ki Netanyahu bu siyasetini düzeltmediği sürece bunu sağlamak kolay olmayacak.

Tamamı : https://10haber.net/yazarlar/ertugrul-ozkok/lindsay-graham-olumunden-96-saat-once-ibrahim-kalinla-ne-konustu-721169/

 

  • İSRAİL, AMERİKA’YI NASIL KAYBEDİYOR? - YUNUS EMRE ERDÖLEN

2028 seçimlerinde aday olmayı düşünen eski Beyaz Saray Özel Kalem Müdürü Rahm Emanuel’in en sıkı İsrail destekçisi Demokrat olmasına rağmen ilk iş olarak İsrail’e gidip İsraillileri azarlaması ve “Somaliland uğruna ABD’yi kaybettiniz” demesinin sebebi de bu. Tövbe kapısı siyasi geleceğini karartmak istemeyen herkes için açık. Gazze meselesi Amerika’da artık siyasetçilere sorulan ilk ve en önemli soru.

Müslümanlarla solcuların el ele verip New York’tan Colorado’ya sosyalist belediye başkanlarının, Marksist Kongre üyelerinin seçilmesini sağladı.

Amerikan soluna yeni bir ruh kattı. Küreselleşmeye direnen Amerikan ulusalcılığını millileştirdi.

Siyaseti İsrail’in etkisi ve parasından kurtardı.

Bu yüzden İsrail’i destekleyen iş insanları panikle televizyon kanallarını, gazetelerini satın alıyor. Halkın görüşünü değiştirmek için ellerinden geleni yapmaya hazırlanıyorlar. Fakat bu pek işe yaramıyor. Kurulan her sandıkta halk Gazze pusulasına bakarak oy veriyor, İsrail’i destekleyen siyasetçilerin üstünü çiziyor.

Paranın ve lobilerin gücü sınırlı. Halkın tepkisi elitleri etkilemeye, etkilemediği elitleri ezip geçmeye başladı bile.

İşte Amerika tam o sınırın bir adım gerisinde.

Tarihi bir kırılma anına tanık oluyoruz.

Tamamı : https://serbestiyet.com/gunun-yazilari/israil-amerikayi-nasil-kaybediyor-244270/

 

  • TÜRK-İSRAİL REKABETİ VE YENİ ORTADOĞU'NUN OLUŞUMU - AL MAJALLA

Türk-İsrail rekabeti yapısal ve uzun süreli hale geldi ve Gazze'nin ötesine, Suriye'ye, Doğu Akdeniz'e ve küresel nüfuz alanlarına yayıldı. İsrail baskısının yeni hükümeti zayıflatabileceği ve kaosa veya doğrudan Türk müdahalesine kapı açabileceği Suriye'deki yanlış bir hesap, en büyük riski oluşturuyor.

Buna rağmen, ABD'nin rolü sayesinde yakın vadede bir doğrudan gerilim olasılığı düşük olmayı sürdürüyor. Trump, Erdoğan'ın kendisine duyduğu saygı nedeniyle “ben başkan olduğum sürece bu olmayacak” diye ısrar ediyor. Rekabet, Suriye'deki çatışmaları durdurma mekanizması gibi gerilimi azaltma mekanizmalarıyla yönetilebilir, ancak İran zayıflatıldıktan sonra yeni Ortadoğu'yu şekillendirmeye devam edecektir.

Türkiye şu anda askeri üretim kapasitesinin esnekliğinden ve Trump ile olan ilişkisinden faydalanırken, İsrail teknolojik üstünlüğüne, Batı ve Körfez’deki ittifaklarına güveniyor. Ancak gelecek, Gazze ve Suriye'deki gelişmelere ve Washington'un iki müttefiki arasında ne kadar denge kurabileceğine bağlı.

Bu rekabet sadece diplomatik bir anlaşmazlık değil, gelecekteki bölgesel düzenin şekli üzerine bir mücadeledir.

Tamamı : https://www.indyturk.com/node/780098/d%C3%BCnya/t%C3%BCrk-i%CC%87srail-rekabeti-ve-yeni-ortado%C4%9Funun-olu%C5%9Fumu

 

  • TÜRKİYE-ABD İLİŞKİLERİNDE İSRAİL FAKTÖRÜ VE NATO ZİRVESİNİN BELİRLEYİCİ ROLÜ – HAYDAR ORUÇ

Gazze ve Suriye üzerinden Trump’ı etkileyemeyeceğini anlayan İsrail, İran kartını ileri sürerek Trump’ı yanına çekmeye çalışsa da, Haziran 2025’te 12 Gün Savaşı’nda Trump’ın İran’ın nükleer tesislerini vurma emrini vermesine rağmen savaşa müdahil olmamasıyla yine hayal kırıklığı yaşamıştır. Ancak ne yapıp edip 28 Şubat’ta ABD’yi İran ile savaşa sokan İsrail, bu sayede uzun zamandır hayalini kurduğu gibi İran’da bir rejim değişikliğini başaracağını ve böylelikle bölgeyi de kendi istediği gibi tanzim edeceğini ummuştur. Ancak İsrail’in planları tutmamış ve İran halkı dini liderin öldürülmesine ters tepki vererek yönetiminin arkasında durmuştur.

İran savaşındaki kilitlenme, bir taraftan ABD’nin bölgeye yönelik bakışını yeniden değerlendirmesine yol açarken diğer taraftan İsrail ile müttefiklik ilişkisinin de sorgulanmasına yol açmıştır. İşte böyle bir dönemde Türkiye tekrar devreye girmiş, Katar ve Pakistan ile birlikte müzakerelerin kapısını açarak ABD ile İran arasında ateşkesin sağlanmasını mümkün kılmıştır. İsrail ise savaşın devamını isteyen tek ülke olarak yalnız kaldığı gibi Lübnan cephesindeki saldırılarına devam ederek, ABD ile İran arasındaki ateşkesin bozulması için elinden geleni yapmaya başlamıştır.

İsrail’in bu tavrı gerek Trump gerekse de Başkan Yardımcısı JD Vance tarafından defalarca eleştirilmiştir. Bölgede yaşananlar, İsrail’in yıllardır bölgede kendisine tehdit olan unsurlar söyleminin de ne kadar boş olduğunu göstermesi bakımından ziyadesiyle manidardır. Zira bölgedeki bazı aktörlerin İsrail’e tehdit olmasını bırakın, İsrail’in tüm bölge için tehdit oluşturduğu ve bölgedeki istikrarı bozan yegâne aktörün İsrail olduğu inkâr edilemez bir şekilde ortaya çıkarmıştır.

Bu durum, İsrail ile ABD arasında var olduğu söylenen sarsılmaz müttefiklik söylemini de zora sokmuştur. Zira İsrail, özellikle Netanyahu liderliğinde sürdürdüğü saldırgan ve uzlaşmaz politikalar nedeniyle ABD için taşınması mümkün olmayan bir yük haline gelmiştir. Hal böyle olunca Trump yönetiminin Türkiye gibi güçlü, uzlaşmacı ve bölgenin istikrarını önceleyen bir aktörle yol yürüme tercihinde bulunması kaçınılmaz hale gelmiştir. Ancak bu durum, İsrail’i iyice zıvanadan çıkarmış ve ABD’nin bölgedeki yegâne müttefikinin kendisi olduğunu/olacağını düşünen İsrail, Türkiye gibi ABD’nin bölgedeki diğer müttefikini itibarsızlaştırmak, hatta güçsüz düşürmek için sonu gelmeyecek entrikalara başvurarak hem kendi ikbalini hem de bölgenin istikrarını ateşe atmıştır.

Tamamı : https://kriterdergi.com/dosya-nato-ankara-zirvesi/turkiye-abd-iliskilerinde-israil-faktoru-ve-nato-zirvesinin-belirleyici-rolu

 

  • İSRAİL’DE ARTAN BEYİN GÖÇÜ: GEÇİCİ BİR SAVAŞ ETKİSİ Mİ, YAPISAL BİR KRİZ Mİ? - TUĞÇE ERSOY CEYLAN

7 Ekim sonrası yaşananlar kayda değer bir katalizör olsa da göç eğiliminin 7 Ekim’den önce belirginleşmiş olduğuna dikkat çekmek elzemdir. Netanyahu hükümetinin 2023 başında gündeme getirdiği ve yargının siyasallaşacağı gerekçesiyle kitlesel protestolara yol açan yargı düzenlemesi İsrail’in yüksek eğitimli ve küresel bağlantıları güçlü kesimlerinde ciddi bir kurumsal güven krizine neden olmuştur. Hükümetin “reform” diye sunduğu düzenlemelere karşı başlayıp zamanla Netanyahu karşıtı gösterilere evrilen Cumartesi protestolarının en görünür aktörleri arasında teknoloji çalışanları, doktorlar, akademisyenler ve girişimciler vardı. Dolayısıyla 7 Ekim’in ve sonrasındaki savaşın, sıfırdan bir göç eğilimi yaratmaktan ziyade mevcut siyasal ve toplumsal kırılmayı derinleştirdiğini söylemek yanlış olmayacaktır. İşte uzayan savaşla gelen yedek askerlik yükü, güvenlik belirsizliği ve yaşam maliyetindeki artış daha önce başlamış olan göç sürecini hızlandırmıştır.

Ne var ki İsrail açısından asıl sorun göç edenlerin sayısından çok profilidir. Ülkeden ayrılan doktorlar, mühendisler, teknoloji çalışanları ve yüksek eğitimli profesyoneller, İsrail ekonomisinin en stratejik insan sermayesi havuzunu oluşturan kesimdir. Bu nedenle yaşanan süreç klasik bir nüfus hareketinden ziyade seçici bir insan sermayesi kaybı olarak değerlendirilmelidir.

Tam da bu noktada İsrail’in uzun yıllardır övündüğü “Start-up Nation” modelinin paradoksu ortaya çıkıyor. İsrail ekonomisinin gücü doğal kaynaklardan veya geniş bir iç pazardan değil, yüksek eğitimli, yenilik üretebilen ve küresel ağlara entegre küçük bir insan sermayesi grubundan kaynaklanıyor. Yüksek teknoloji sektörü ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 18,3’ünü ve ihracatının yüzde 58’ini oluşturuyor. Ancak bu avantaj aynı zamanda önemli bir kırılganlık yaratıyor. Zira İsrail ekonomisinin en fazla ihtiyaç duyduğu kesimler, ülkeyi terk etme kapasitesi en yüksek gruplar.

İsrail siyasetinin son yıllarda sağa kaydığı, ultra-Ortodoks ve milliyetçi-dindar partilerin siyasal ağırlığının arttığı düşünüldüğünde, seçici göç bu dönüşümü hızlandırabilecek bir geri besleme mekanizması yaratabilir. Bu kesimleri göçe iten siyasal yapı onların gidişiyle daha da güçlenir; güçlendikçe daha da fazla göçe yol açar. Bu durumda ülkenin sadece ekonomik kapasitesi azalmayacak; toplumsal denge de bozulacaktır. Daha milliyetçi ve uzlaşmaz bir siyasal yapının güçlenmesi halinde bu dönüşümün İsrail’in bölgesel diplomatik hareket alanını daraltacağı da muhtemeldir.

Bu nedenle İsrail’deki beyin göçünü yalnızca 7 Ekim sonrası yaşanan geçici bir savaş etkisi olarak değerlendirmek eksik olur. Esas mesele güvenlik krizi, demokratik gerileme tartışmaları ve ekonomik modelin insan sermayesine aşırı bağımlılığının aynı anda kesişmesidir. Dolayısıyla İsrail’in karşı karşıya olduğu risk bugün “Start-up Nation”ın çökmesi değil; onu mümkün kılan insan sermayesinin ve yenilik ekosisteminin yavaş fakat seçici biçimde aşınmasıdır. Eğer mevcut eğilim kalıcı hale gelirse beyin göçü, ekonomik kapasite kaybı ile siyasal dönüşümün birbirini beslediği daha derin bir yapısal soruna dönüşme riski taşımaktadır.

Tamamı : https://www.aa.com.tr/tr/analiz/israil-de-artan-beyin-gocu-gecici-bir-savas-etkisi-mi-yapisal-bir-kriz-mi/4001096

 

  • Tuğçe Ersoy-Ceylan@TugceErsoyTugce

Yapılan anket, yazımda öne sürdüğüm göçün siyasi nedenini doğruluyor: “Netanyahu yeniden seçilirse 4 İsrailliden 1’i ülkeden ayrılmayı düşüneceğini söylüyor”

https://x.com/TugceErsoyTugce/status/2078324836837761150

 

  • HAARETZ: TÜRKİYE’YE F-35 SATIŞI ERDOĞAN’I SINIRLAYABİLİR

Yazıda, Türkiye’nin İsrail açısından “varoluşsal tehdit” oluşturduğu iddiasının uluslararası kamuoyunda geniş kabul görmediği, ancak İsrail içinde etkili olduğu belirtildi.

Türkiye’nin F-35 programına dönme ihtimalinin İsrail medyasında “panik havası” oluşturduğu ifade edilirken, bu tutumun İsrail açısından ters sonuçlar doğurabileceği savunuldu.

Yazıda, Türkiye’nin ABD liderliğindeki F-35 programına yeniden dahil edilmesinin Ankara’yı Washington’ın siyasi ve askeri denetim mekanizmalarına daha fazla bağlayabileceği söylendi.

Satışın ABD Kongresi’nin onayını gerektireceğine dikkat çekilen yazıda, bu sürecin Erdoğan yönetimini sınırlamak için bir araç olarak kullanılabileceği görüşüne yer verildi.

Haaretz yazarı, Fidan’ın sözlerinin Türkiye’nin dış politikasındaki genel yaklaşımı da yansıttığına işaret etti. Yazıda, iç kamuoyuna yönelik sert açıklamaların her zaman gerçek politikayla örtüşmediğine dikkat çekilerek, Erdoğan ile Netanyahu arasındaki ilişki “yüksek sesle konuş, kapalı kapılar ardında anlaş” sözleriyle özetlendi.

Yazıda ayrıca Erdoğan ile Netanyahu arasındaki karşılıklı suçlamalara rağmen, 7 Ekim saldırısından yalnızca birkaç hafta önce iki liderin New York’ta bir araya geldiği ve Türkiye ile İsrail arasındaki ilişkileri düzeltme arayışında olduğu hatırlatıldı.

Tamamı :https://haber.sol.org.tr/haber/haaretz-turkiyeye-f-35-satisi-erdogani-sinirlayabilir-411698

 

  • AHMEDİNEJAD’I CASUS YAPMA OPERASYONUNUN PERDE ARKASI - MARK MAZZETTİ, JULİAN-E. BARNES, FARNAZ FASSİHİ, RONEN BERGMAN / THE NEW YORK TİMES

Yakın çevresinden çalışma arkadaşının aktardığına göre, üç kez cumhurbaşkanlığı adaylığından men edildikten sonra İslam cumhuriyeti sistemine olan inancını kaybeden Ahmedinejad, mevcut sistem yürürlükte kaldığı sürece iktidara gelemeyeceği sonucuna vardı.

Çalışma arkadaşı, Ahmedinejad’ın olası bir savaş ve rejim değişikliği durumunda Amerikalılar ile İsraillilerin İran dışından, ülkeyi tanımayan bir muhalif figürü seçeceğinden ve İran’ın istikrarsızlaşacağından endişe ettiğini belirtti. Bir çalışma arkadaşına göre Ahmedinejad, çevresindekilere eski Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin gibi reformcu bir rol oynayabileceğini söylüyordu.

O dönemki istihbarat değerlendirmelerine vakıf olan iki İsrailli savunma yetkilisine göre, İsrail istihbarat servisleri bu süreçte Ahmedinejad ile İran rejimi arasında filizlenen çatlağı yakından takip ediyordu. Yetkililer, özellikle Ahmedinejad’ın, kendisini yeniden cumhurbaşkanlığına aday olmaktan men eden Ayetullah Hamaney ve diğer üst düzey isimlere karşı büyüyen öfkesinin dikkatle izlendiğini belirtti.

Ahmedinejad’ın eylemleri, İslam cumhuriyetini yabancı müdahalelerine karşı korumakla görevli olan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun istihbarat kanadında şüphe uyandırmaya başladı. İki Devrim Muhafızı mensubu ve davaya vakıf bir istihbarat yetkilisine göre bu şüphe, Ahmedinejad’ın 2017 yılında Trump’a ve daha sonra Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’a kamuya açık mektuplar göndermeye başlamasıyla büyüdü. Trump, her iki isme de övgüler yağdırmıştı.

Dört yetkiliye göre, İsrail’in bu yıl gerçekleştirdiği ve Ahmedinejad’ı ilk başta Muhafızların gözetiminden kurtaran hava saldırısının ardından, İran istihbarat servisleri onun İsrail ile olan bağlantısını araştırmaya ve parçaları birleştirmeye başladı.

Tamamı : https://gazeteoksijen.com/new-york-times/ahmedinejadi-casus-yapma-operasyonunun-perde-arkasi-282588

 

  • İSRAİL’İN DEVLET AKLI - MEHMET ÖĞÜTÇÜ

İsrail’in güvenlik anlayışını anlamadan Ortadoğu’yu anlamak mümkün değildir.

Holokost’un bıraktığı tarihsel travma, Avrupa’da yüzyıllar boyunca yaşanan antisemitizm ve 1948’den bu yana neredeyse kesintisiz devam eden savaşlar, İsrail’in devlet aklını tek bir ilke üzerine inşa etti:

Bir daha asla.

Bu nedenle İsrail’de hükümetler değişti, koalisyonlar dağıldı, liderler geldi geçti.

David Ben-Gurion’dan Golda Meir’e, Menahem Begin’den Yitzhak Rabin’e, Şimon Peres’ten Ariel Şaron’a, Ehud Olmert’ten Benjamin Netanyahu’ya kadar farklı liderler birbirinden oldukça farklı siyasi çizgileri temsil etti.

Ancak güvenlik doktrini değişmedi.

Çünkü İsrail’de güvenlik bir hükümet politikası değil, devlet politikasıdır.

Güvenlik ordudan ibaret değildir

İsrail’in en önemli başarısı güvenliği yalnızca askerî güç olarak tanımlamamış olmasıdır.

Savunma sanayii…

Mossad ve diğer istihbarat kurumları…

Üniversiteler…

Bilim ve teknoloji…

Yapay zekâ…

Siber güvenlik…

Su ve tarım teknolojileri…

Diaspora ile ilişkiler…

ABD başta olmak üzere stratejik ortaklıklar…

Bütün bu unsurlar aynı hedefe hizmet ediyor.

Yaklaşık on milyon nüfuslu (ki üç milyonu Arap asıllı) bir ülke, yüz milyonlarca insanın yaşadığı bir bölgede nicelik üstünlüğü sağlayamayacağını erken fark etti.

Bu nedenle kaliteye yatırım yaptı.

Bugün savunma teknolojilerinde, siber güvenlikte, yapay zekâda ve girişimcilikte ulaştığı seviyenin arkasında onlarca yıllık stratejik planlama bulunuyor.

Türkiye’nin İsrail’den alması gereken ilk ders de budur.

Devlet kapasitesi seçim dönemleriyle değil, nesiller boyunca inşa edilir.

İsrail askerî açıdan belki de tarihinin en güçlü dönemlerinden birini yaşıyor.

Ancak aynı anda tarihinin en derin güvenlik paradokslarından biriyle de karşı karşıya.

Gazze’deki büyük insani yıkım, sivillerin uğradığı ağır kayıplar, Lübnan ve Suriye’deki operasyonlar, İran’la tırmanan savaş ve uluslararası hukuk etrafındaki tartışmalar, askerî üstünlüğün siyasi güvenlik üretmeye yetmediğini gösteriyor.

Daha da önemlisi, İsrail toplumunun kendisi de sürekli bir tehdit psikolojisi içinde yaşamaya devam ediyor.

Füzeler…

İnsansız hava araçları…

Rehineler…

Sığınaklar…

Bitmeyen savaş ihtimali…

Bu tablo şu soruyu kaçınılmaz hâle getiriyor:

İsrail bugün gerçekten daha güvenli mi, yoksa daha güçlü olmasına rağmen kendisini daha güvensiz hisseden bir ülkeye mi dönüşüyor?

Askerî güç ile güvenlik aynı şey değildir.

Tamamı :https://10haber.net/yazarlar/mehmet-ogutcu/israilin-devlet-akli-720588/

 

  • ABD-İSRAİL EKSENİ GERGİN - NİLGÜN TEKFİDAN GÜMÜŞ

SAVAŞ uzadıkça da ABD-İsrail ekseninde yaşanan gerilimler iyice gün yüzüne çıkıyor. ABD, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara yönetiminden Lübnan’daki Hizbullah’a silah akışının kesilmesi için daha aktif olmasını beklerken Şam Yönetimi ise Suriye’nin güneyinde devam eden İsrail işgalinden rahatsız. Nitekim Axios haber sitesine konuşan yetkililere göre Trump, 9 Temmuz’da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile yaptığı telefon görüşmesinde İsrail’den Suriye ve Lübnan’daki askerlerini çekmesini isteyerek ‘Orada sizi istemiyorlar’ diyor.

Netanyahu ise bu ara neredeyse Trump’ın her planına karşı çıkıyor. ABD Başkanı’nın Türkiye’ye F-35 satma planına da karşı olan Netanyahu, Suriye ile ilgili talebe de yanaşmıyor. Önceki gün ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth ile konuşan İsrail Savunma Bakanı Israel Katz da Suriye, Lübnan ve Gazze’de kalmaya devam edeceklerini söylüyor.

ÖNCEKİ gün ise ABD Temsilciler Meclisi’nde İsrail ile yaşanan gerilime işaret eden sembolik bir oylama vardı. İsrail’e her yıl sağlanan 3.3 milyar dolarlık askeri yardımın tamamen kesilmesini öngören değişiklik önergesi oylanıyor. Cumhuriyetçiler yardımın sürmesinden yana oy verirken 212 Demokrat vekilden 103’ü İsrail’e yardımın kesilmesinden yana oy kullandı. Eskiden bu tür oylamalarda İsrail’e her türlü tam destek çıkarken özellikle de kasım ara seçimleri öncesinde Demokrat Parti içinde yaşanan bu İsrail kırılması dikkat çekici oldu.

Tamamı :https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/nilgun-tekfidan-gumus/abd-israil-ekseni-gergin-43242418

 

  • MESSİ VE RONALDO İLE İLGİLİ "SİYONİST" DESTEĞİ İDDİALARI NE KADAR DOĞRU? MESSİ'Yİ İSRAİL Mİ DESTEKLİYOR? - HAKAN KARAKOCA

İki isim için de doğrulanabilir ve teyit edilmiş bilgiler bu yönde. Anlatıldığı gibi ne Messi, çılgın bir siyonizm destekçisi ne de Ronaldo mazlum Filistin halkının Javier Bardem tarzı bir kahramanı.

İki isim de belli sponsorluklar boyutunda İsraille işbirliği yapıyor ancak Ağlama Duvarı ve Katz fotoğraflarının bağlamları ve gerçeklikleri kritik bir eşik gibi duruyor.

Yine de Messiciler ve Ronaldocular, sonrasında da hepimiz tüm gerçekler içinde kendi inandıklarımıza inanmaya devam etmeyi tercih edeceğiz.

Tamamı : https://onedio.com/haber/messi-ve-ronaldo-ile-ilgili-siyonist-destegi-iddialari-ne-kadar-dogru-messi-yi-israil-mi-destekliyor-1370858

 

  • Levent Baştürk@leventbasturk26

İsrail'de yayın yapan solcu gazete Haaretz'de "Messi ile Milei Arasında: Arjantin, Dünya Kupası’nda Nasıl İsrail’in Takımı Haline Geldi?" başlıklı bir yazı yayınlanmış.

Yazı, Dünya Kupası sırasında İsrail’de Arjantin millî takımına gösterilen olağanüstü ilginin ardındaki kültürel, sportif ve siyasi nedenleri ele alıyor. Tel Aviv sokaklarında Messi formaları, Arjantin bayrakları ve İspanyolca tezahüratlar görülüyor; binlerce kişi maçları toplu alanlarda büyük bir coşkuyla izliyor. Bu ilginin temelinde öncelikle Lionel Messi sevgisi bulunuyor. Barcelona yıllarından itibaren Messi’yi takip eden birçok İsrailli, 2022 Dünya Kupası zaferinin ardından yalnızca futbolcuya değil, Arjantin millî takımının tamamına bağlanmış durumda.

Arjantin’e duyulan yakınlığın başka kaynakları da var. İsraillilerin askerlik sonrasında Güney Amerika’ya yaptıkları uzun seyahatler, Buenos Aires’te ve ülkenin diğer bölgelerinde yaşadıkları deneyimler, Arjantin futbol kültürüyle güçlü bir bağ kurulmasını sağlıyor. “Chiquititas” ve “Rebelde Way” gibi Arjantin gençlik dizileri de önceki kuşakların dil ve kültürle tanışmasında etkili olmuş.

Son dönemde bu sportif ve kültürel yakınlığa siyasi bir boyut da eklenmiş durumda. Arjantin Cumhurbaşkanı Javier Milei’nin İsrail’e açık desteği, Netanyahu başta olmak üzere İsrailli siyasetçilerin Arjantin lehine açıklamalar yapmasını kolaylaştırıyor. Netanyahu, Milei’yi İsrail’in en yakın dostlarından biri olarak tanımlarken, Ben-Gvir ve Gideon Sa’ar da Arjantin’i açıkça destekliyor. Buna karşılık İspanya’nın Filistin’e yakın tutumu ve Lamine Yamal’ın Filistin bayrağı açması, bazı İsraillilerin Arjantin tercihlerini daha da keskinleştiriyor.

Yazı, iki ülke arasında sıcaklık, dayanışma ve toplumsal kriz deneyimleri bakımından duygusal bir benzerlik kuruyor. Özellikle 7 Ekim sonrasında Arjantin maçları, İsrailliler için ortaklaşa sevinme ve travmadan geçici olarak uzaklaşma fırsatına dönüşüyor. Bununla birlikte bazı taraftarlar, Messi futbolu bıraktığında bu yoğun ilginin önemli ölçüde azalabileceğini düşünüyor.

https://x.com/leventbasturk26/status/2078926257991938235

 

  • AŞK ŞARKILARININ AKDENİZLİ SESİ: DARİO MORENO - EBRU DEDEOĞLU

Dario’nun şöhreti birdenbire olmadı. İzmir’de çok genç yaşta başladı. Önce dümbelek gibi basit enstrümanlarla şarkı söylüyordu, sonra eline gitar aldı. Sokak aralarında Napoliten şarkılar söyledi, Türk çiftetellisini Yahudi İspanyolcasına uyarladı. Bar-Mitzva törenlerinde, bayramlarda, okul çaylarında, arkadaş toplantılarında sahneye çıktı. Daha 17 yaşında mahallesinde tanınan biriydi. Kendi kendine Fransızca öğrendi; Türkçe, Fransızca ve Ladino karışımı parçalar söyledi.

Tamamı :https://gazeteoksijen.com/yazarlar/ebru-dedeoglu/ask-sarkilarinin-akdenizli-sesi-dario-moreno-282650

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün