Geçen mevsimin en iyi oyunları - II

Bu yazımda 29. İstanbul Tiyatro Festivali´nin son misafir oyunu ile festivale özel iki yerli yapımını ele alacağım.

Erdoğan MİTRANİ Sanat
14 Temmuz 2026 Salı

En Votre Compagnie - ‘New York Üçlemesi’ 

Kitapları kırktan fazla dile çevrilmiş Amerikalı yazar, şair, senarist Paul Auster’in aynı adlı kısa roman dizisinden 1983 doğumlu Fransız oyuncu, yazar, yönetmen Igor Mendjisky’nin uyarlayarak yönettiği, izleyicinin Auster’ı okurken hissettiği boşlukları, sessizlikleri ve satır aralarını yeniden keşfetmesini amaçlayan destansı ‘New York Üçlemesi’ festivalde Fransız En Votre Compagnie topluluğu tarafından sahnelendi. Avusturya kökenli New York Brooklyn Yahudi’si Paul Auster’de kendi yansımasını bulan Polonya kökenli Fransız Yahudi’si Mendjinsky, aralarla birlikte dört saat süren üçlemeyi insanlık hâlinin tüm temel temalarını, kimlik sorununu, yazmayı, yaratmayı, aşkı, kederi, yalnızlığı, dostluğu, başkalarını ararken kendini aramayı kapsayan varoluşsal bir metafizik arayış olarak ustalıkla yönetti.

Sanatsal silahlarından biri labirentler yaratmak olan Paul Auster’in bu bağlamda en iyi örneği, ‘Cam Kent’, Hayaletler’ ve ‘Kilitli Oda’dan oluşan New York Üçlemesi’, Brooklyn’le Manhattan arasında kimlik ve hakikat arayışındaki dedektiflerle ikizlerini, yazarlarla hayaletlerini iç içe geçirir. Hikâyeden hikâyeye, farklı karakterler benzer jestler ve aynı davranışlar sergiler, aynı kadın karakterini iki ayrı oyuncu canlandırır, tek bir aktör hem babayı hem oğlunu oynar, baba ile oğul daha sonra aynı isimle ama farklı birer kimlikle yeniden karşımıza çıkar. Anlaşılmazlık ve gerilim giderek coşkuya dönüşür, seyirci büyük bir keyifle kendini labirentte yoldan çıkmanın hazzına bırakır.

‘Cam Kent’

Rahatsız edici geçmişe sahip üniversite profesörü öz babası Peter Stillman tarafından öldürülmekten korktuğunu iddia eden Peter Stillman adında bir adamın Paul Auster adlı dedektifle karıştırdığı, yalnız yaşayan ve takma isimle popüler polisiye romanlar yazan Daniel Quinn soruşturmayı yürütmek için dedektifliğe soyunuyordu. Müfettiş Colombo'ya şaşırtıcı derecede benzeyen hayali arkadaşı Work’la birlikte Quinn, izleyiciyi mantığın çöktüğü ve daha gizemli hale geldiği bir labirente sürüklüyordu. Zaten kafa karıştırıcı öyküde, suları daha da bulanıklaştırmak istercesine oğul Peter’le baba Peter’i aynı oyuncu canlandırırken, oğulun karısı Virginia Stillman'ı iki ayrı oyuncu üstleniyordu.

‘Hayaletler’

 

Dedektif Beyaz, Dedektif Mavi’yi Paul Auster'a benzeyen, masasından neredeyse hiç ayrılmayan Siyah adlı adamı takip etmekle görevlendirmişti. Bu görev için kendisine tahsis edilen dairenin penceresinden, karşı dairede günlerini yazarak geçiren Siyah’ı yıllarca kimi, ne için gözetlediğini bilmeden izleyen Mavi delirmeye başlamıştı. Ta ki karşı binadaki daireye gizlice girip Siyah’ın da kendisini izlemek için tutulmuş bir dedektif olduğunu anlayana dek…

‘Kilitli Oda’ 

 

İlk iki bölümünün anlatımını, kendisinin canlandırdığı bir radyo sunucusuna emanet ederek üçlemenin iç içe geçmiş yapısına yeni bir katman ekleyen, meseleleri muzip bir zevkle karmaşıklaştırırken, çağcıl bir Virgilius gibi izleyicilere New York’un karanlık ve geniş ormanlarında rehberlik eden Igor Mendjinsky son bölümde anlatıcılığı bırakarak pek de ölmemiş bir adamın vasiyetinin uygulayıcısı olan oyunun başkişisi Ben’i canlandırıyor. Kendini, gizemli bir şekilde ortadan kaybolan çocukluk arkadaşı Fanshawe’in yayınlanmamış eserlerinin koruyucusu olarak bulan Ben, yazarın yerine geçiyor, el yazmalarını yayınlıyor, karısıyla evleniyor, çocuğunu evlat ediniyor ve giderek kendi hayatını kayıp adamın hayatına dönüştürüyordu.

 

****

 

Tarihi Kuveloğlu Hanı’nda ‘Çerkes Rıdvan’ın Dolabı’

 

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan dönemde tarihi konularda yazdığı fıkra, roman, hikâye ve incelemeleriyle tanınan renkli tarih yazarı, tarihçi Reşad Ekrem Koçu (1905-1975) ‘Aşk Yolunda İstanbul’da Neler Olmuş’ adlı kitabında, eski meddah defterlerinde bulduğu dört meddah hikâyesi anlatır. “Bir kahvehanede veya bir konakta, sinema ve tiyatronun, gazetenin ve dolayısıyla tefrika yazılarının bulunmadığı devirde birkaç gece boyunca anlatacak meddahlara basit bir not şeklinde kaydedilmiş” olan, sürprizlerle dolu bu hikâyeleri, defterlerden aktardığı, eskinin ‘one-man show’ yıldızlarının çalışma tekniklerine dair ilginç notlarla zenginleştirir.

Bu hikâyelerden biri ‘Çerkes Rıdvan’ın Dolabı’, Yemenici Güzeli Esnaf Mustafa ile Boğaz kıyısında bir yalıda yaşayan asil ve güzel İncili Hanım’ın masum aşk öyküsünü anlatır. Efendisinin gözdesi, İncili Hanım ile evlilik ve dolayısıyla özgürlük hayalleri kuran gösterişli köle Çerkes Rıdvan olayı fark ettiğinde durma el koyar, masumlar zindana atılır, itibarlar yerle bir olur, aşk bozulur...

Lara Lakay’ın proje tasarımını Yağmur Dolkun ve Tülin Özen’le birlikte yaptığı uyarlamada ‘Çerkes Rıdvan’ın Dolabı’, İstanbul’un merkezindeki Tarihi Kuveloğlu Hanı’nda canlı müzik eşliğinde yeniden doğuyordu. Bu yorumda 17. yüzyıl başı İstanbul’unu gündelik yaşamı, eğlence kültürü, toplumsal dinamikleri hayata dönüyor, hanın avluları, geçitleri, balkonları anlatının taşıyıcılarına dönüşüyordu. Olağanüstü bir fasıl heyetinin müziğiyle desteklenen Cem Zeynel Kılıç’ın çok başarılı meddah yorumu, izleyiciyi yaşayan bir hatıra albümünün sayfaları arasında gezdiriyordu.

***

‘Pera’nın Karanlık Odası’

İKSV Tiyatro Festivali’nin klasikleşmiş bölümü ‘İstanbul Mon Amour’ projesi bu yıl ilhamını Türkiye’nin ilk kadın stüdyo fotoğrafçısı Maryam Şahinyan’dan aldı. Şahinyan’ın Beyoğlu’nda görüntülediği karakterlerin izinin sürüldüğü tematik yolculukta semtin üç farklı mekânında geçen üç farklı oyunu izlemek, kentin yakın tarihini başarıyla anımsatan, tüm hikâyeleri tek bir anlatıymış gibi hissettiren müthiş etkileyici bir serüven oldu.

 ‘Bozmayın Çekiyorum’

 

Yolculuk Beyoğlu Spor Kulübü’ndeki sözsüz performans ‘Bozmayın Çekiyorum’ ile başladı. Maske ve kuklaları yapan Candan Seda Balaban’ın tasarlayıp yönettiği oyunda, yüzleri ve perukları kafadan geçirilmiş üç boyutlu masktan oluşmuş sekiz Ermeni madamın stilize devinimlerle antik bir körüklü fotoğraf makinesine dönüştüğü bu son derece yaratıcı gösterinin müthiş uyumlu ekibi aslında kadınlı erkekli bir gruptu.

‘Gaybubet Şehri’

‘Gaybubet Şehri’ni müziğini yapan Burçak Çöllü üç ayrı monolog hâlinde yazmış, Dramaturg Sanem Öge bu monologları ustalıkla iç içe geçirerek incelikli metinleri dantel gibi örmüş. Beyoğlu Sineması’nda izlediğimiz oyunu yöneten Öge, ipuçlarını zekice öne çıkararak üç ayrı zamanda geçen öykülerde zamansal farkları ustaca ayrıştırdı, sağlam oyuncu yönetimiyle kişilerin öykülerini başarıyla aktardı.

Türkiye tarihinin üç ayrı travmatik döneminden üç farklı kişinin öyküleri, kendileri gibi esnaf, her üç dönmede de fiilen aktif olan Türkiye’nin ilk kadın stüdyo fotoğrafçısı Maryam Şahinyan’la kurdukları ilişkiler üzerinden ustalıkla birleşiverdi. ‘Gaybubet Şehri’ azınlık olmanın, erkeklerin dünyasında var olmaya çalışmanın, bazen de sadece fark edilmek ve sevilmek ihtiyacının mücadelesini veren üç karakter üzerinden hem Türkiye’de farklı dönemlerde kadın olma hallerine hem de ‘öteki’ kavramına çok boyutlu bir bakış getirdi.

‘DEM’

Yolculuğun son durağı müzikhole dönüşmüş Metrohan’da, Tarık Yüce’nin yazdığı, Yiğit Sertdemir’in yönettiği ‘DEM’ oldu.

Her biri geçmişten kalan tek bir imgeyle, bir fotoğraf ya da sadece bir izle var olabilme mücadelesi veren üç kişiyi bir araya getiren oyunda herkesi ağırlayan ama kimsenin fark etmediği, müzikholün görünmeyen emekçisi Tuvaletçi Kız sanki oyunun belleğini taşıyordu. Zamanda ve kişilikler arasında geziniyor, bazen hayat kadını Emine’ye, bazen ‘Kadın’ın hesaplaşmaya çalıştığı annesine dönüşüyordu.

Bir gece baskınıyla arşivi, sahne kostümleri, kayıtları, notaları ve fotoğrafları yok edilen hafif kırık ‘Adam’ın sesinin ve şarkılarının var olduğunun tek kanıtı, Maryam’ın çektiği yüzünün göründüğü parçası yırtılmış gençlik fotoğrafıydı. Adam, kaybolan parçayla birlikte kaybolmuş sesinin ve belleğinin arayışındaydı. ‘Kadın’, hayattayken devamlı mutsuz ve öfkeli annesinin hiç görmediği zamanlarından, pişman olmadığı, ah etmediği, en güzel günlerini onsuz yaşadığı zamanlardan kalan, süslü iğnesiyle, kırmızı ruju ve gülümsemesiyle göründüğü tek fotoğrafı aramaktaydı.

Farklı karakterin anlatılarını iç içe geçiren ustalıklı metin, mekânı oyuncu gibi kullanarak seyircilerle de iç içe getirdi, benzersiz fasıl heyetinin, garsonları canlandıran yardımcı oyuncuların da varlığıyla müzikholü inandırıcı kılarak DEM’e interaktif boyut kattı.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün