Bazen tarihin akışını büyük nutuklar, imzalanan antlaşmalar ya da kameralar önünde verilen sert mesajlar belirlemez. Bazen tarihin yönü, kimsenin bakmadığı bir yerde, bir otel banyosunda, bir tuvalet giderinde, bir örnek kabında değişir…
Kulağa tuhaf geliyor. Hatta ilk anda gülümsetiyor. Bir devlet başkanının dışkısı, idrarı, DNA’sı ya da geride bıraktığı biyolojik iz neden bu kadar önemli olsun?
Çünkü modern dünyada beden de bir arşivdir.
Ve o arşiv, yanlış ellere geçtiğinde yalnızca kişisel mahremiyet değil, devlet sırrı da açığa çıkabilir.
Trump’ın Ankara’daki NATO Zirvesi ziyareti sırasında gündeme gelen “tuvalet atıklarının Türkiye’de bırakılmayacağı, toplanıp ABD’ye götürüleceği” iddiası bu nedenle sıradan bir protokol ayrıntısı değildir. Resmi açıklamalardan çok basına yansıyan güvenlik bilgileri üzerinden konuşulan bu iddia, aslında çağdaş lider korumasının en mahrem alanına işaret eder: biyolojik iz güvenliği.
Bir başkanın telefonu korunur. Uçağı korunur. Yemeği, suyu, otel odası, toplantı masası, kullandığı bardak, dokunduğu yüzey korunur. Çünkü bütün bunlar potansiyel risk alanıdır. Peki ya bedenin bıraktığı izler?
İşte asıl soru burada başlar.
Bir liderin dışkısı yalnızca dışkı değildir. İdrarı yalnızca idrar değildir. Bu örnekler; mikrobiyomdan enfeksiyon izlerine, metabolik bozukluklardan ilaç kullanımına, hormonlardan böbrek fonksiyonlarına, kanama ihtimalinden ciddi hastalık belirtilerine kadar birçok konuda ipucu taşıyabilir. Elbette tek bir örnekten eksiksiz bir sağlık dosyası çıkarılamaz. Ancak istihbarat dünyasında çoğu zaman kesin teşhis değil, kuvvetli ihtimal yeterlidir.
Bu ihtimalin dış politikaya nasıl dönüşebileceğini anlamak için Trump’tan önce Hafız Esad’a bakmak gerekir.
1999 yılı. Ürdün Kralı Hüseyin’in cenazesi için Amman’a gelen Suriye Devlet Başkanı Hafız Esad’a özel bir tuvalet hazırlanır. Fakat bu tuvaletin gideri sıradan bir kanalizasyon hattına değil, gizli bir örnek kabına yönlendirilmiştir. Esad tuvaleti kullandıktan kısa süre sonra idrar örneği İsrail’e ulaştırılır ve laboratuvarda incelenir.
Burada küçük ama önemli bir düzeltme gerekir: Bu olay halk arasında zaman zaman “dışkı örneği” olarak anlatılsa da, güvenilir kaynaklarda esas örnek idrar olarak geçer.
Sonuç, İsrail açısından yalnızca tıbbi bir bilgi değildir. Esad’ın sağlık durumunun ağırlaştığı, ciddi hastalık işaretleri taşıdığı ve uzun süre hayatta kalamayabileceği değerlendirilir. Nitekim Hafız Esad, Haziran 2000’de ölür. Yani bu biyolojik örneğin alınmasından yaklaşık 16 ay sonra.
Bir idrar örneği, bir devletin zaman hesabına dönüşmüştür.
O yıllarda İsrail-Suriye hattında Golan Tepeleri, Lübnan, güvenlik garantileri ve olası bir barış anlaşması masadaydı. Hafız Esad İsrail açısından sert bir düşmandı; fakat aynı zamanda sistemi kontrol eden, sözünün devlet karşılığı olan, anlaşırsa arkasında durabilecek bir liderdi. Böyle bir aktörün sağlık durumunu bilmek, yalnızca bir insanın bedenini okumak değil, bir ülkenin yakın geleceğini okumaya çalışmaktı.
Eğer karşınızdaki liderin ömrünün sınırlı olduğunu düşünüyorsanız, diplomasinin ritmi değişir. Anlaşmayı hızlandırmayı düşünebilirsiniz. Beklemeyi tercih edebilirsiniz. Halefiyet krizine hazırlanabilirsiniz. Yeni aktörlerle temas kurabilirsiniz. Masadaki teklifin tonunu, sabrınızı ve baskı seviyenizi yeniden ayarlayabilirsiniz.
Bu yüzden Hafız Esad vakası bir casusluk anekdotundan çok daha fazlasıdır. Bedenin mahrem çıktısının, devlet aklının soğuk hesaplarına nasıl dahil edilebildiğini gösterir.
Modern istihbarat artık yalnızca konuşmaları dinlemek, belge ele geçirmek ya da uydu görüntüsü okumak değildir. Saç teli, bardak izi, tükürük, PCR çubuğu, otel lavabosu, kanalizasyon hattı, idrar ve dışkı da bu görünmez haritanın parçasıdır. Çünkü liderlerin sağlık bilgisi, özellikle merkezi otoritenin tek kişide toplandığı sistemlerde, ülkenin siyasi geleceğiyle neredeyse eş anlamlıdır.
Bunu bilen rejimler de kendi karşı önlemlerini alır.
Vladimir Putin’in yurt dışı gezilerinde bedensel atıklarının özel paketlerle Rusya’ya götürüldüğü; Kim Jong Un’un seyahatlerinde kendi kişisel tuvaletiyle hareket ettiği bilinir. Emmanuel Macron, Moskova’da Rusya tarafından yapılacak Covid testini kabul etmedi; gerekçe olarak DNA’sının Rus makamlarının eline geçmesini istemediği belirtildi. O meşhur uzun masa görüntüsü, yalnızca diplomatik mesafe değil, biyolojik güvenlik mesafesiydi.
Daha geriye gidildiğinde, Stalin döneminde Mao Zedong’un Moskova ziyaretinde dışkı örneklerinin analiz edilmeye çalışıldığı iddiası karşımıza çıkar. Arşivsel yönü tartışmalı olsa da, fikir çarpıcıdır: Liderin bedeni, rakip devletin merak ettiği bir coğrafyaya dönüşmüştür.
Bugün bu merak çok daha teknolojik bir zemine oturuyor. Pandemi döneminde şehirlerin atık sularından virüs takibi yapılabildiğini gördük. Bir kanalizasyon hattı, bir toplumun sağlık durumuna dair erken uyarı sistemi haline gelebildi. Böyle bir çağda, bir liderin biyolojik atığının istihbarat açısından değer taşıması artık bilim kurgu değildir.
Elbette burada sınırı doğru çizmek gerekir. Bir dışkı ya da idrar örneği “bu kişi şu tarihte ölecek” demez. Laboratuvar sonuçları yanılabilir. Örnek bozulabilir. Veri yanlış yorumlanabilir. Ama istihbarat kesinlikten çok olasılıklarla çalışır. Olasılık bazen yeterince güçlü olduğunda, devletler kararlarını ona göre biçimlendirir.
Trump’ın tuvalet atıkları etrafındaki tartışma da bu çerçevede anlam kazanır. Eğer böyle bir protokol uygulanıyorsa, mesele hijyen ya da abartılı koruma refleksi değildir. Mesele, liderin bedeninden geriye yabancı istihbaratın okuyabileceği bir iz bırakmamaktır.
Çünkü çağımızda bilgi yalnızca belgelerde saklı değildir.
Bilgi bedendedir.
Ve beden, susarken de konuşur.
Bir liderin hastalığı, kullandığı ilaç, bağışıklık durumu, DNA’sı, mikrobiyomu ya da fiziksel kırılganlığı; rakip devlet için paha biçilmez bir veri olabilir. Bazen bir ülkenin geleceğini anlamak için büyük meydanlara, resmi açıklamalara ya da diplomatik fotoğraflara bakmak yetmez. Bazen asıl sır, kapalı kapıların ardında bırakılan en mahrem izde saklıdır.
Hafız Esad vakası bu yüzden unutulmamalıdır. Çünkü orada bir tuvalet örneği, yalnızca bir sağlık işareti değil; diplomatik takvimi etkileyebilecek bir veri olarak görülmüştür. Bir beden atığı, devletlerin bekleme süresine, pazarlık hesabına ve gelecek senaryolarına dahil olmuştur.
Ve belki de en sarsıcı gerçek şudur:
Tarih her zaman zirve salonlarında yazılmaz.
Bazen tarih, o salonların arkasındaki en görünmez yerde; bir tuvalet giderinde sessizce akar.