Özgür Fransa destanı

Antonin Baudry´nin ´De Gaulle Savaşı: Demir Çağ´ tarihi freskin ilk bölümü…

Viktor APALAÇİ Sanat
8 Temmuz 2026 Çarşamba

Film, mütevazı, kararlı, dürüst, hesapçı, acı çeken bir adam olarak tasvir edilen De Gaulle’ün Nazilere karşı direnişine ve II. Dünya Savaşı’nın az bilinen gerçeklerine ışık tutuyor. Fransa’nın işgaline karşı verilen mücadele bu cüretkâr doküdramada, De Gaulle ve direnişçi isyankâr lise öğrencileri üzerinden anlatılıyor.

‘LA BATAİLLE DE GAULLE: L’AGE DE FER’

Yön: Antonin Baudry

Sen. A. Baudry - Bénérice Vila

Gör: Giora Bejach - Pierre Cottereau

Müz: Wolker Bertmann

Kur: Rehman Nizar Ali - Katie Mcquerry

Oyn: Simon Abkarian - Niels Schneider - Benoit Magimel - Mathieu Kassovitz - Simon Russell

79. Cannes Film Festivali’nde prömiyerini yapan ‘De Gaulle Savaşı: Demir Çağ / La Bataille De Gaulle: L’age De Fer’, iki bölümden oluşan tarihi freskin ilk bölümü. Temmuz ayında vizyona girecek ikinci bölüm, ‘De Gaulle Savaşı: Adını Yazıyorum / J’écris Ton Nom’ başlığını taşıyor. Bu projenin başında 51 yaşındaki diplomat, yönetmen, senaryo yazarı Antonin Baudry var. İngiliz tarihçi ve akademisyen Julian Jackson’ın ‘Fransa’ya Dair Belirli Bir Fikir / A Certain İdea of France’ adlı kitabını Bénérice Vila ile birlikte sinemaya uyarlayan Antonin Baudry’nin biyografik, tarihi doküdramasının ilk bölümü Cannes’da çok beğenildi. Bu cesur sanatçının üzerinde beş yıl çalıştığı proje, cesur bir meydan okumayla, Fransa tarihinin önemli bir figürünü uzun zamandır kimsenin üstlenme cesaretini göstermediği bir ciddiyetle ekrana taşımış oluyor. Sağlam ve müthiş bir oyuncu kadrosuna sahip bu olağanüstü cüretkâr tarihi destan filmi, şüphe duymayı reddeden bir De Gaulle’e sesi ve duruşuyla hayat veriyor.

İlk bölüm, bir macera filmi, bir çizgi roman ve bir tarihi fresk arasında bir yerde, şaşırtıcı ve muhteşem bir başarı gibi duruyor. Mütevazı, kararlı, hesapçı, acı çeken bir adam olarak tasvir edilen De Gaulle filmlerinin ilk bölümünün en beklenmedik yönü, Antonin Baudry’nin filme kattığı komedi unsuru. Film gösterişli vurgulardan uzak, ancak kısa, ritmik sekanslarla, II. Dünya Savaşı’nın az bilinen gerçeklerine ışık tutuyor. ‘Özgür Fransa’ hayalinin gerçekleşmesinin öyküsü, Amerikalıların şimdiye kadar yaptığı hiçbir filme benzemiyor. Film, çoğu kişi tarafından bilinmeyen, ordusuz, desteksiz, ülkesine ve özgürlüğe sarsılmaz sevgisiyle Londra’ya ayak basan General De Gaulle’ün bir aziz olarak değil, bir asker olarak hikâyesini anlatıyor. ‘De Gaulle Savaşı’ bir hayalin gerçeğe dönüştüğü bir öykü olup, Amerikalıların artık yapmadığı türden bir süper prodüksiyon.

Çılgınlığın ve kararlılığın karışımı

Tarih dersi niteliğindeki filmde De Gaulle ile Winston Churchill’in güvensizlik ve hayranlıkla dolu karmaşık ilişkisini, Roosevelt ve Amerikalıların De Gaulle’e ‘sorumsuz bir Don Kişot’ gibi baktıklarını, Alman işgalini reddeden genç lise öğrencisi Fernand’ın Direniş Hareketi’ne katılan Yahudi bir kadına âşık olmasını, Dakar limanında yapılan, Hollywood savaş filmleri kadar etkileyici, Fransız-İngiliz saldırısı Bir Hakeim Muharebesi’ni görüyoruz. Sürekli müzikle desteklenen, kesintisiz bir şekilde ilerleyen, uyumlu oyuncu kadrolu bu popüler görsel şölen niteliğindeki filmin, Christopher Nolan’ın ‘Oppenheimer’ının dramatik gücüne sahip olduğunu söylemek mümkün. De Gaulle’ün Don Kişot havasına büründüğü ilk bölüm, sıkı bir biyografi, büyük görsel destanları sevenlere ilaç gibi gelecek bir film. Fransa’nın Nazi işgaline karşı verdiği mücadele, Winston Churchill ve müttefiklerle ilişkiler eşliğinde filmde, direniş ve özgürlük mücadelesi, liderlik ve kararlılık, savaş dönemi siyaseti gibi temaların hakkının verildiğini görüyoruz.

79. Cannes Film Festivali’nin en büyük sürprizlerinden biri, yarışma dışı olarak bir ‘Özel Seans’da gösterilen ‘De Gaulle Savaşı: Demir Çağ’ filmiydi. Aktifinde tek bir uzun metrajı filmi bulunmasına rağmen projenin yaratıcısı, filmin yönetmen ve senaristi Antonin Baudry, Ecole Polythechnique mezunu, diplomatlık yapmış, matematik ve çizgi roman alanlarında parlak bir geçmişi olan komple bir entelektüel. Irak Savaşı’nda diplomat olarak yaşadığı deneyimlerden esinlenerek ‘Quai D’Orsay’ adlı bir çizgi roman yazdı. 2019’da ilk filmi ‘Kurt’un Çağrısı / Le Chant Du Loup’yu yönetti. Bir denizaltıda geçen film, eşsiz bir işitme yeteneğine sahip genç bir denizaltıcıyı merkezine alıyor. İkinci filmi, pes etmeyi reddeden bir generali anlattığı ‘De Gaulle Savaşı’ projesi üzerine beş yıldan fazla çalıştı. 100 milyon Euro bütçeli, De Gaulle’ün savaş yıllarını konu alan film, ‘Özgür Fransa’ destanına yeni bir soluk getiriyor.

Haziran 1940’ta Nazi baskısı altındaki Fransa çöker ve ateşkesi imzalar. Kaosun ortasında, bir adam teslim olmayı reddeder. Tek başına bütün olumsuzluklara rağmen, bu tanınmayan general, geriye kalan bir hayali olan özgürlüğü kurtarmak için Londra’ya kaçar. Umudu azalmış, ordusu dağılmış, desteği kalmamış, ama ateşli bir inançla onun Fransa’sı silahlarını bırakmadı. Son bir kumar oynayarak, dünyayı Fransa’da savaşın ne bittiğine, ne de kaybedildiğine ikna etmeyi başarır. Yavaş yavaş uyguladığı strateji ile İngiltere’nin, Fransa ve Afrika’daki direniş savaşçıları onun etrafında birleşir: isyankâr lise öğrencileri, kararlı askerler bu başkaldırı hareketine katılır. İnançları, cesaretleri, özgürlük için duydukları yıkıcı arzu, önceden belirmiş gibi görünen tarihe meydan okur. Alman işgaline karşı direnen, Özgür Fransa Direniş Kuvvetlerine önderlik eden, Fransa’nın ve Avrupa’nın kaderin, değiştiren bu generalin adı Charles De Gaulle idi.

Ülkesi çöktüğü dönemde pek tanınmayan bir general olan De Gaulle, Fransa’nın savaşa devam etmesini savunarak Londra’ya kaçmıştı. İngiltere’deki müttefikleri ikna etmeye çalışırken, bir yandan da Fransa’da, Afrika’da ve sürgündeki Fransızlar arasında direniş hareketini örgütler. ‘Demir Çağ’ De Gaulle’ü sadece yüceltmekle kalmayıp, onun vatansever yönünü, aşırı büyük egosunu da gizlemeye çalışmadan, eksiksiz bir çalışmayla gözler önüne seriyor. Bu aydınlatıcı ve bilgilendirici filmde senarist ikilisi Antonin Baudry-Bénérice Vila ve başrol oyuncusu Simon Abkarian, De Gaulle’ün özelliklerinden biri olan dürüstlüğünü filmin biçimsel ilkesi haline getiriyorlar. İki yıldızlı kepi altında, yalnız bir figür olarak izlediğimiz De Gaulle’ün, inkâr edilmez etkileyici olan 2 saat 42 dakikalık ilk bölümde, 1940- 42 yılları arasındaki dönemde yaşadıklarına tanıklık ediyoruz. Afrika’da seyahat ederken gördüğümüz, II. Dünya Savaşı’nın gezgin şövalyesi figürü ile Don Kişot arasında kurulan paralellik filmde, Cervantes’in kitabında da bulunan bürlesk dokunuşlarla pekiştiriliyor

Avrupa’nın kaderini değiştiren adam          

İki bölümü beş saat sürecek bu ırmak film De Gaulle’ün ülkesinin en karanlık döneminde başlattığı direniş hareketini ve tarih sahnesindeki yükselişini anlatan bir savaş ve biyografi dramıdır. Film, Fransız general ile İngiliz Başbakanı Churchill arasındaki, bir dargın, bir barışık karmaşık ilişkiyi, bitmek bilmeyen karşılıklı sözlü atışmalar eşliğine perdeye taşıyor. Nefes kesen Bir Hakeim Savaşı’nı görkemli sahnelerle canlandıran filmde, General Pierre Koenig rolündeki Benoit Magimel ölçülü oyunuyla öne çıkıyor. Félix Kysyl tarafından canlandırılan Jean Moulin’in direnişçilerin lideri olarak Ulusal Direniş Örgütü’nün işlevi ilk bölümde pek öne çıkmıyor, ancak ‘Adını Yazıyorum’ devam bölümünde De Gaulle’e sağlanan destek daha önemli bir yer kapsayacak. İlk bölüm iki paralel hikâye anlatıyor: Fransa’nın Nazilere teslim olmayacağını dünyaya ilan eden ünlü generalin hikâyesi ve genç öğrenci direnişçi Fernand Bonnier’nin hikâyesi. Bu rolde genç aktör Florian Lesieur dördüncü filminde yaptığı çıkış ile filmin sürprizleri arasındaydı. 

Gerçek hayatta Fernand Bonnier, Amiral François Darlan’a (Mathieu Kassovitz) yapılan suikasttan sonra, henüz yirmisinde idam edilmişti. (Darlan 2. Dünya Savaşı başında Fransız Deniz Kuvvetleri Komutanı’ydı. Ancak Alman yanlısı Vichy rejimine hizmet ettiği için öldürülmüştü). Haziran 1940’ta işgal edilen Fransa büyük bir şok yaşamıştı. İnsanlar kendini yalnız hissediyor, Paris sessiz, kimse bir şey yapmaya cesaret edemiyordu. Kasım 1940’ta ilk direnişi, Fernand Bonnier’nin de aralarında bulunduğu lise öğrencileri gösterdi. Filmin ilk bölümünde Simon Abkarian tarafından zarafet ve hassasiyetle canlandırılan sürgündeki adam De Gaulle’ün portresini çizen, destansı ve iddialı bir tarihi fresk izledik. Simon Abkarian 1962’de Paris’in bir banliyösünde, Fransız-Ermeni bir ailede dünyaya geldi. Dokuz yaşında ailesiyle Beyrut’a taşındı, 17 yaşında Fransa’ya döndü. Tiyatro oyunculuğundan sonra Paris’te kendi tiyatrosunu kurdu. 1989’da sinemaya geçti, Atom Egoyan’ın ünlü ‘Arafat’ında oynadı. Yer aldığı 150’ye yakın film arasında en başarılı performansına De Gaulle’ü canlandırırken ulaştı.

79. Cannes Film Festivali programında II. Dünya Savaşı’yla ilgili filmler arasında, Thomas Mann’ın Almanya’ya dönüşünü anlatan Pawel Pawlikowski’nin ‘Anavatan / Fatherland’i, Vénissieux’deki 108 Yahudi çocuğun bir Katolik rahip tarafından kurtarılmasını anlatan Daniel Auteuil’ün ‘Üçüncü Gece / La Troisieme Nuit’si, Emmanuel Marre’ın büyükbabasının Vichy Hükümeti döneminde yaşadıklarını anlatan ‘Kurtuluşumuz / Notre Salut’sü, Volker Schlöndorff’ün Sovyet işgalini ve Almanya’nın yeniden birleşmesini anlatan ‘Klara’nın Ormanı / Heimsuchung’u, Laszlo Nemes’in Fransız Direnişinin sembol ismi Jean Moulin’in Lyon Kasabı Klaus Barbie tarafından işkence edilmesini anlatan ‘Moulin’i vardı. Cannes’da I.Dünya Savaşı sırasında geçen bir film de izledik. Belçika sinemasının bu festivalde ödüle alışık yönetmeni Lukas Dhont ‘Korkak / Coward’ ile kuralı değiştirmedi, iki genç acemi askeri canlandıran kahramanları, Valentin Campagne ile Emmanuel Macchia En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü paylaştı.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün