Çifte Kavrulmuş: 10 yıllık bir seçki, 35 yıllık bir yolculuk

Karikatürist İzel Rozental, yeni kitabı ´Çifte Kavrulmuş´ ile son on yılın en çarpıcı karikatürlerini bir araya getirdi. Kendisiyle, yaklaşık 500 çizim arasından titizlikle seçilen bu albümün hikâyesini, mizah anlayışını, kızı Melis´le yürüttüğü yaratım sürecini ve 35 yıllık meslek yolculuğunu konuştuk.

Betül ÖZBERK Söyleşi
1 Temmuz 2026 Çarşamba

Kitabınızın adı çok hoşuma gitti. ‘Çifte Kavrulmuş’ ismi nasıl ortaya çıktı?

Kitabı oluşturma aşamasında dosyamda 500’ün üzerinde karikatür vardı. Dile kolay, on yıllık birikim! Bunların sadece dörtte biri kitaba girebilirdi. Seçim yaparken kriterler belliydi: On yıla damga vurmuş önemli siyasi olaylar ile güncelliğini koruyan iklim krizi, yapay zekâ, kadın hakları, demokratik özgürlükler, ırkçılık gibi süregelen sorunları işleyenler… Ancak aralarında öylesi çizimler vardı ki, bugünün koşullarında yayımlanmaları sakıncalı bulunabilirdi. Bu nedenle çok ince eleyip sık dokumak zorundaydım. Sonuç olarak, kitaba seçtiğim karikatürleri, ‘çifte kavrulmuş lokum’ kıvamına getirene kadar defalarca akıl ve mantık süzgecimden geçirmek durumunda kaldım. Kitabın adı da öyle çıktı.

Kapak tasarımını kızınız Melis’in yapmış olması çok güzel bir ayrıntı. Bu süreçte birlikte çalışmak size neler hissettirdi?

Bu ‘kâbusu’ ilk defa yaşamadım! Birkaçı hariç hemen bütün kitaplarımın kapak tasarımları Melis’e aittir. Kızım olduğu için değil, Melis’in işlerini çok seviyorum. Hele Kırmızı Kedi Yayınevi için tasarladığı şair kapakları harikadır! Bu kitabın hem kapağını hem de iç tasarımını a’dan z’ye üstlendi. Üstlenmek zorundaydı, zira kitabı yapmaya zorlayan kendisiydi. İyi grafik tasarımcılarla çalışmanın zorluklarını bilirim. İşi verdiğiniz andan itibaren gerisine karışma hakkınızdan feragat etmiş olursunuz. Ancak baba-kız ilişkisi öyle yürümüyor. Her defasında oldukça sancılı bir süreçten geçiyoruz. Neticede onun dediği oluyor ama nedense ben, işin sahibi olarak değil de babalık hakkımı kullanarak, söz sahibi olmaya çalışıyorum. Yani krizi çıkartan hep benim!

Otuz beş yıl boyunca karikatür çizmiş biri olarak, geriye dönüp baktığınızda bu kitabı hazırlamaya sizi en çok ne motive etti?

Dediğim gibi, Melis motive etti. Son albümüm ‘Karikatür’ 2016 yılında çıkmıştı. Öte yandan, Şalom’da çıkan ilk karikatürümden bu yana 35 yıl geçti. 2026 yılına girdiğimiz andan itibaren Melis ısrarla yeni bir albüm yapmam gerektiğini söyleyip durdu. Sonunda dayanamadım, “Al sen yap!” dedim ve 200 kadar karikatürü masasına bıraktım.

Bu kitapta karikatürlerin yanında kısa açıklamalar da var. Okurla biraz da sohbet etmek için mi bu yolu seçtiniz?

Doğrudur. Kitabın samimi olmasını istedim. Salt karikatürleri göstermek soğuk kaçacaktı. Bu kısacık açıklamalarla okurla hem duygularımı paylaşıyorum hem de ona zamanın unutturduğu bazı yaşanmışlıkları hatırlatıyorum.

Karikatürlerinizde ciddi meseleler var ama aynı zamanda ince bir mizah da hissediliyor. Sizce insanı gerçekten güldüren şey nedir?

Bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı olan Dr. İhan Ünlüer, aynı zamanda ünlü bir mizahçı ve karikatürcüydü. Bir röportajında, neden mizah yaptığını anlatırken verilen bir ilacı kamufle etmek için doktorların kullandıkları yöntemi örnek göstermişti. Hastaya ilacı bir içeceğin içinde verdiklerinde, kamuflaj vazifesi gören içeceğe ‘sıvak’ derlermiş. Ünlüer de, “Ben hekimliği anlatmak istediğim için mizahla ‘sıvak’ yapıyorum” diyerek mizahın bir tür kamuflaj olduğunu, tek başına mizah olamayacağını söylemişti.

Benim de karikatürlerim aslında ‘sıvak’tır. Onlar aracılığıyla kendimize gülmemizi sağlamaya çalışıyorum, kimi zaman acı acı da olsa…

35 yıl boyunca "Keşke bunu çizmeseydim" dediğiniz bir karikatür oldu mu? Ya da tam tersine "İyi ki çizmişim" dediğiniz bir tanesi var mı?

Yıllar önceki bir yazımda geçmişime yönelik bir muhasebe yapmış, hayatımdaki ‘iyi ki’lerin, ‘keşke’lerimden daha fazla olduğu için mutluluk duyduğumu belirtmiştim. Karikatürlere gelince durum daha parlak! İyi ki çizmişim dediğim karikatürlerin sayısı “ne iyi ki” çok fazla. Keşke bunu çizmeseydim dediğim karikatürlere ilk acemilik dönemlerimde rastlıyorum tabii. Ve evet, “ne iyi ki” onlar çok az...

Bugünün gençlerinin mizah anlayışıyla kendi kuşağınız arasında nasıl bir fark görüyorsunuz?

Galiba biz daha şanslıydık, internetimiz yoktu, yapay zekâ nedir bilmiyorduk! İnsan zekâsına hitap eden ince mizahı gazete ve dergilerde, televizyonda, tiyatro sahnelerinde izliyorduk. Halit Kıvanç, Altan Erbulak, Orhan Boran, Celal Şahin, Erol Günaydın, Haldun Taner, Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Devekuşu Kabare ve daha adını sayamayacağım kadar çok sayıda ustaların nüktelerini, ince esprilerini büyük zevk alarak, yavaşça, sindire sindire duyumsuyorduk.

Şimdiki gençlerin mizah anlayışını anlamakta güçlük çekiyorum. Sosyal medyada paylaşılanlara bakıyorum, içim sızlıyor! Her şey hızlı bir şekilde tüketilmek üzere tasarlanmış. ‘Fast food’ restoranlar gibi! Düşünmeye zaman da yok, gerek de! Bu durumda bırakın ince mizahı ve ironiyi, kaba saba absürt mizah dışında başka hiçbir şey bulamıyorsunuz.

Kitabınızı torunlarınıza ve geleceğe ithaf etmişsiniz. Bugün karşınıza ilk karikatürünü çizmeye başlayan genç İzel Rozental çıksa ona ne söylemek isterdiniz?

“Aman sen sen ol, sakın ola bu karikatür işlerine bulaşma!”

Şaka tabii, aslında harika bir soru! Genç İzel’e derdim ki, “Karikatür ve mizah ruh sağlığın için son derece önemli ilaçlardır, fakat dozunda kullanılınca. Kendinle dalga geçmeyi sakın ihmal etme. Herhangi bir kişiyi çizgilerin veya sözcüklerinle eleştirmeden önce onu anlamaya çalış. Empatiyi eksik etme. Konuya her yönden bak, derine kaz, bilgilen. Kimseye yaranmaya çalışma. Tarafsız olma, fikirlerini, düşüncelerini sonuna kadar savun, bunun için mizahı bir sıvak olarak kullanmaktan çekinme.”

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün