Dünya Kupası'nda ırkçılık rezaleti

Canan NACAR Dünya
24 Haziran 2026 Çarşamba

2026 Dünya Kupası'nın ev sahipliği Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Meksika tarafından yapılmakta. Kağıt üzerinde bu organizasyon, futbolun evrensel ruhunu, farklı kültürlerin bir araya gelişini ve sporun birleştirici gücünü temsil ediyor. Ancak daha turnuva başlamadan ortaya çıkan bazı olaylar, futbolseverlerin aklına rahatsız edici sorular getirmeye başladı.

Çünkü sarı saçlı mavi gözlü bazı ülke vatandaşlarına “Amerika'ya hoş geldiniz” denirken, bazıları için kapıda uzun sorgular, şüpheli bakışlar ve aşağılayıcı uygulamalar yapılıyor.

Amerika yıllardır kendisini özgürlüklerin ülkesi olarak tanıtıyor. İnsan hakları, demokrasi, eşitlik ve fırsat söylemleri Amerikan dış politikasının en önemli araçlarından biri olarak kullanılıyor. Fakat iş uygulamaya geldiğinde dünyanın her insanına aynı gözle bakılıp bakılmadığı ciddi bir tartışma konusu olmaya devam ediyor!!

Son günlerde Dünya Kupası hazırlıkları kapsamında ortaya çıkan olaylar da tam olarak bu tartışmayı yeniden alevlendirdi.

Basına yansıyan bilgilere göre Afrika'da yılın hakemi seçilen ve diplomatik pasaport ile geçerli vizeye sahip olan Somalili hakem Omar Abdulkadir Artan, Miami Havalimanı'nda uzun saatler boyunca sorgulandıktan sonra ülkeye alınmadı ve geri gönderildi. Burada sorulması gereken soru şudur: Uluslararası düzeyde görev yapan bir FIFA hakemine yapılan bu muamele, gerçekten sıradan bir güvenlik prosedürü müdür, yoksa kişinin geldiği ülke ve sahip olduğu kimlik nedeniyle maruz kaldığı farklı bir yaklaşım mıdır?

Benzer şekilde Irak Milli Takımı'nın önemli oyuncularından Aymen Hussein'in Chicago'da saatler süren sorgulamaya maruz kaldığı iddiaları da gündeme geldi. Futbolcuların bir suçlu gibi muamele gördüğüne dair anlatımlar, sporun birleştirici ruhuyla taban tabana zıt bir görüntüler oluşturdu.

Daha da dikkat çekici olan ise Senegal Milli Takımı ile ilgili paylaşılan görüntülerdi. Oyuncuların uçaktan iner inmez apronda ayakta arandıkları, ayakkabılarını çıkarmaya zorlandıkları ve sıradan yolcuların dahi maruz kalmadığı güvenlik prosedürlerinden geçirildikleri basına yansıdı. Eğer bu uygulamalar tüm milli takımlara eşit biçimde yapılmıyorsa, burada artık güvenlikten değil ayrımcılıktan söz etmek gerekir.

Özbekistan Milli Takımı'nın kişisel eşyalarının ve cep telefonlarının polis köpekleri eşliğinde aranmasına ilişkin görüntüler de aynı soruyu gündeme getirdi. Neden bazı takımlar olağan prosedürlerle geçerken bazıları olağanüstü güvenlik önlemlerine tabi tutuluyor? Bu farklılığın nedeni nedir?

Amerika'nın güvenlik politikaları elbette tartışılabilir. Her ülke kendi sınırlarını koruma hakkına sahiptir. Ancak sorun tam da burada başlıyor. Güvenlik ile önyargı arasındaki çizgi bazen son derece ince olabiliyor.

Bir kişinin pasaportuna, ten rengine, adına veya geldiği ülkeye bakarak daha yüksek risk kategorisine yerleştirilmesi, modern dünyada açıkça ifade edilmese bile ayrımcılığın en yaygın biçimlerinden biridir.

Iraklı, Somalili, Senegalli ya da Özbek olmak bir insanı potansiyel tehdit haline getirmez. Fakat küresel sistemin bazı aktörleri hala dünyayı bu gözle okumaya devam ediyor olması endişe verici…

Amerika'nın geçmişi de bu konuda masum değil. Kölelik sistemi, siyahlara yönelik ayrımcı yasalar, Jim Crow dönemi, sivil haklar mücadelesi, 11 Eylül sonrasında Müslümanlara yönelik artan şüphecilik ve göçmen karşıtı politikalar; bütün bunlar Amerikan toplumunun tarihsel hafızasında derin izler bıraktı.

Bugün belki havaalanlarında "Sizi ten renginizden dolayı arıyoruz" diyen kimse yok. Ancak bazı insanların sürekli daha fazla sorgulanması, daha fazla kontrol edilmesi ve daha fazla açıklama yapmak zorunda bırakılması kurumsal önyargının hala yaşadığını düşündürüyor.

Bu durum yalnızca sporcuları etkilemiyor. Aynı zamanda Dünya Kupası'nın temel felsefesini de zedeliyor.

Çünkü Dünya Kupası, dünyanın bütün renklerinin eşit olduğu fikri üzerine kuruludur. Bir Senegalli futbolcunun, bir Alman futbolcudan; bir Iraklı hakemin, bir İngiliz hakemden; bir Türk taraftarın, bir Kanadalı taraftardan daha değersiz olduğu düşüncesi bu organizasyonun ruhuna aykırıdır.

İşin ironik tarafı ise şudur: Amerika dünyaya demokrasi ve insan hakları dersi vermeyi sever. Ancak aynı Amerika, kendi sınırlarında insanların kökenlerine göre farklı muamele gördüğü yönündeki eleştirilerle sık sık karşı karşıya kalır.

Belki de asıl soru şudur:

Eğer Dünya Kupası gerçekten dünyanın kupasıysa, neden dünyanın bazı insanları daha stadyuma ulaşamadan kendilerini savunmak zorunda kalıyor?

Eğer eşitlik gerçekten evrensel bir değer ise, neden bazı pasaportlar diğerlerinden daha fazla şüphe uyandırıyor?

Ve eğer sporun dili gerçekten ortak bir dil ise, neden bazı sporcular daha ilk adımlarında yabancı, istenmeyen ve potansiyel suçlu muamelesi görüyor?

2026 Dünya Kupası yalnızca sahadaki maçlarla hatırlanmayacak. Aynı zamanda Amerika'nın dünyaya nasıl davrandığının da bir sınavı olmaktadır.

Irkçılık, insanlığın ürettiği en ilkel ve en utanç verici düşüncelerden biridir. Bir insanı ten rengine, milliyetine, adına, pasaportuna ya da doğduğu coğrafyaya göre değerlendirmek; onun emeğini, karakterini ve insanlığını yok saymaktır.

Dünya yalnızca sarı saçlı ve mavi gözlü insanlardan ibaret değildir. Dünya; siyahıyla, beyazıyla, esmeriyle, Asyalısıyla, Arapıyla, Afrikalısıyla, Türküyle, Yahudisiyle, Hristiyanıyla, Müslümanıyla ve inançsızıyla birlikte güzeldir ve futbol da zaten bu çeşitliliğin en güçlü sembollerinden biridir.

Bir insanın değeri göz renginde değil, bakışında; ten renginde değil, yüreğinde; pasaportunda değil, karakterindedir.

Eğer bir ülke, dünyanın farklı renklerini ve kültürlerini aynı saygıyla karşılayamıyorsa, dünyanın en büyük organizasyonuna ev sahipliği yapıyor olması tek başına bir anlam taşımaz. Çünkü medeniyet; gökdelenlerin yüksekliğiyle, teknolojinin gelişmişliğiyle ya da ekonominin büyüklüğüyle değil, insana gösterilen saygıyla ölçülür.

2026 Dünya Kupası'nın geriye nasıl hatırlanacağını ise oynanan maçlar değil, insanların birbirine nasıl davranıldığı belirleyecek. Umut ederiz ki futbol, önyargılardan daha güçlü; insanlık ise ayrımcılıktan daha büyük çıkar. Çünkü dünyanın ihtiyacı olan şey daha yüksek duvarlar değil, birbirini insan olarak görebilen daha açık zihinlerdir. Ve unutulmamalıdır ki; hiçbir insan, saçının rengi ya da gözünün tonu nedeniyle diğerinden üstün değildir. İnsanları değerli kılan şey, insan olmalarıdır.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün