17. Uluslararası İstanbul Opera ve Bale Festivali -2

Erdoğan MİTRANİ Sanat
24 Haziran 2026 Çarşamba

Ana teması bu yıl ‘Kadın Portreleri’ olan festivalin ikinci opera gösterisi de yine bir başka kadının yaşam ve ölümüne odaklanan, başrejisör Recep Ayyılmaz’ın emekliye ayrılmadan önce yönetmiş olduğu çağcıl ‘La Traviata’ yorumu oldu. Sıra dışı mizansenleriyle her zaman çağının ötesinde yer almış bu çok özel sanatçının İDOB repertuarında yer alan bu çok başarılı sahnelenmesinde bu kez üç misafir sanatçı, Azerbaycan Devlet Akademik Opera ve Bale Tiyatrosu’ndan Eyyub Qıiyev (Orkestra Şefi), İnara Babayeva (Soprano / Violetta) ve Ramil Kasimaov (Tenor / Alfredo) yer alıyordu.

 

Festivalin olmazsa olmazı, biletleri ilk günden tükenen ‘Saraydan Kız Kaçırma’, kahramanlık, aşk, özgürlük ve onur gibi evrensel temaları işlerken dönemin sosyal sınıf yapıları ve harem kültürü hakkında önemli izlenimler sunuyor, Türklerin kin tutmak yerine merhamete önem vermelerini de vurguluyordu. Caner Akın'ın sahneye koyduğu, orkestra şefinin Zdravko Lazarov, koro şefinin Paolo Villa olduğu operanın koreografisini Tan Sağtürk yapmıştı.

Festivalin son operası, hayat boyu içimizde yaşamaya devam eden, tüm zamanların en güzel ve en sevilen öykülerinden ‘Küçük Prens’in, her yaşta çocuğun kalbine dokunan bir çocuk operası olarak yapılan dünya prömiyeri oldu.

Festival kapsamında; 28 Mayıs-1 Haziran arasında düzenlenen 7. İstanbul Uluslararası Bale Yarışması’nın ödül töreni ve Gala Gecesi performansları da izlendi.

Festivalin tek klasik balesi, koreografileri dünyanın her tarafında büyük beğeni toplayan Paris Opera Balesi'ne katılan ilk Brezilyalı dansçı, konuk sanatçı Ricardo Amarante’nin koreografisini yaptığı ‘Kuğu Gölü’ oldu.

Geçen yazımda söz ettiğim, bizlere geleceğin önde gelen solistlerini tanıma fırsatı yarattığı için çok önemli bulduğum ‘Opera Studio Sezon Finali’ dışında programda son derece ilginç üç konser daha yer alıyordu:

‘Altın Çağın Kadınları’

Antik dünyanın altın çağlarında kadınlar hem mitlerin figürleri hem aşkın, bilgeliğin, direncin ve insan ruhunun en derin duygularının taşıyıcılarıydı. ‘Altın Çağın Kadınları’ başlıklı barok konserde sesleri Homeros’un destanlarında yankılanan, Sappho’nun şiirlerinde dile gelen kadınlar, mitolojinin büyülü dünyasından tragedyanın derin dramatik çatışmalarına uzanan bir yolculukta seyircinin karşısına çıktılar; bazen bir tanrıçanın kudretiyle, bazen bir âşığın kırılganlığıyla, bazen de kaderine meydan okuyan bir kahramanın cesaretiyle hikâyelerini anlattılar. Handel, Vivaldi, Purcell, Monteverdi, Gluck ve Rameau’nun eserlerini yorumlayan sopranolar Ceren Aydın, Esra Çetiner, Otilia İpek, Ayşe Şener Özmen ile mezzo soprano Esen Demirci’ye, Barok müzik uzmanı konuk İtalyan müzikolog orkestra şefi Guilio Prandi’nin yönetimindeki İDOB orkestrası eşlik etti.   

 

Suleika ‘Lied Akşamı’ 

Johann Wolfgang von Goethe’nin 1819 yılında yayımlanan ünlü şiir kitabı ‘West-östlicher Divan / Batı-Doğu Divanı’nın içinde yer alan en büyüleyici figürlerden biri olan Suleika, hem Doğu şiir geleneğinden esinlenerek yaratılan bir karakter hem de Goethe’nin hayatındaki Marianne von Willemer’in edebi yansımasıdır. Goethe’nin Doğu edebiyatına duyduğu derin hayranlık ‘Batı-Doğu Divanı’nın temel ilham kaynaklarından biri olmasının yanı sıra, ‘Suleika Kitabı’ bölümünde yer alan şiirlerinde, Marianne von Willemer’le aralarındaki duygusal ve entelektüel bağın izleri görülür.

Suleika'nın zarif karakterinin romantik dönemin en güzel liedlerinde hayat bulduğu Suleika ‘Lied Akşamı’nda Ahmet Sait Karabulut’un piyanosu eşliğinde Şili doğumlu konuk soprano Carolina Ullrich, edebiyat ile müziğin büyülü uyumunu seslendirdi.

 

‘Aurora’

‘Aurora’, gecenin en karanlık anının ardından doğan ilk ışıktır. Şef Burak Onur Erdem yönetimindeki Devlet Çoksesli Korosu’nun konseri bizleri gökyüzü aydınlanmaya başladığında ve başımızı her yukarı çevirdiğimizde hissettiğimiz o sonsuz ihtişama; evrenin büyüklüğünden insanın yalnızlığına, oradan da kendi yarattığı karanlığa uzanan bir yolculuğa çıkardı. Gülce Sevgen’in piyano, İlayda Sezen’in arp, Miraç Biçer ile Mehmet Çınar Yılmaz’ın perküsyonla eşlik ettiği konserde, evrenin sesi cam bardaklarla, Kuzey ışıklarının büyüleyici etkisi ışık tasarımıyla sahnede yeniden var edildi. Sadece ışığa değil; insanlığın demir ve silahla sarsıcı yüzleşmesine de tanıklık ettiğimiz bu yolculuk, Veljo Tormis’in ‘Demire Lanet / Curse Upon Iron’ eserinin Türkçe çevirisiyle seslendirilerek sahneye taşındı.

İDOB Modern Dans İstanbul Topluluğu (MDTİst) Festivale heyecan verici iki faklı programla katıldı.

 

‘Pinokyo.exe’

Erika Silgoner’ın koreografisini, Murat Gökçe Özücoşkun’un müzik tasarımını yaptığı ‘Pinokyo.exe: Çarpık Zamanlar için Bir Kukla’ Carlo Collodi’nin masalını teknolojik, gölgeli ve çağdaş bir dünyada yeniden kurguluyordu. Yalnız günlerini eski televizyonun karşısında geçiren yaşlı bir adam ile ona getirilen gizemli ‘sentetik çocuk’ arasında doğan beklenmedik bağ, bambaşka bir evrenin kapılarını aralıyor, devreler ve kodlanmış anılarla yaratılan bu yeni Pinokyo, durağan yaşam ritmini bozarak hem şiirsel hem de tedirginlik uyandıran bir dönüşüm yaratıyordu. Garip, gizemli ve hayali varlıkların yaşadığı bir dünyada, gerçeklik, kaçınılmaz, parlak ve distopik bir biçime dönüşüyordu.

(MDTİst)’in ikinci gösterisi toplumsal konuları ele alan içerikleri ve güçlü performanslarıyla müthiş etkileyici iki modern dans eserinden oluşuyordu.

 

‘Kız Doğdu / III’    

“Bir ortamda sessizlik olduğunda ‘kız doğdu’ denir bazen...” 

Doğumu hüzünle özdeşleştirilen tüm kadınlara ithafen yaratılan ‘Kız Doğdu / III’, kadınların toplumsal yaşamda karşılaştığı önyargıları, eşitsizlikleri şiddet temalarını ve kadın dayanışmasını sahneye taşıyordu.

Konsept ve koreografisi Aslı Öztürk'e müzikleri Ah! Kosmos’a ait yapımda, Ayyüce Uzunlular, Beste Demir, Ece Gül, Eylül Doğan, İlayda Kolaylı ve Nil Saraçoğlu’nun fiziksel sınırlarını en uç noktalara kadar zorladıkları performans, kadın bedeninin her zaman görmeye alışık olmadığımız bir formdaki gücüne, direnişine, dayanıklılığına ve dayanışmasına tanıklık ediyordu.

Bu modern bale, ilk olarak 2014’te İDOB MDTİstanbul Projesi kapsamında düet olarak yaratılmış, 2015 yılında Çıplak Ayaklar Kumpanyası çatısı altında farklı bir sahneleme anlayışıyla yeniden üretilmiş ve 2025’te Mimar Sinan Üniversitesi İstanbul Devlet Konservatuvarı Modern Dans Ana Sanat Dalı için genişletilerek altı kişilik bir grup işine dönüştürülmüştü. Günümüzde ‘Kız Doğdu / III’ adıyla bağımsız olarak sahnelenmeye devam ediyor.

 

‘Hiç Kuş Yok’

Konsept ve koreografisi Ferhat Güneş’e, müzik ses tasarımı Özge Arslan’a ait olan Hiç Kuş Yok’, dünya prömiyerini 17. Uluslararası İstanbul Opera ve Bale Festivali kapsamında yaptı.
Anna Viktoria Zasekes, Demet Aksular, Beril Şenöz, Destan Taştan, Gökçe Aksu, Gül Batırbaygil, Miray Bacı, Özge Arslan, Seçil Yenigün ve Tuğçe Ceylan’ın sahne aldığı yapım kadına yönelik şiddet ve toplumsal duyarlılık temalarına odaklanarak toplumdaki şiddet olaylarının yarattığı duyarsızlaşma, korku ve kayıp duygularını modern dansın diliyle ele aldı.

Hem ekibin müthiş başarılı bedensel enerjisi, hem Özge Arslan’ın canlı ses performansı çok başarılıydı:

“Birlikte teklik, teklikte çokluk.

Gel olalım biz… Ee biz? Bizz ne?

Şey ee… Biz? Biz? Biz.
Tecelli etsin vakit. Aşk zuhur etsin. 

Artık…

Artık ne sen kal ne ben.

Ne ben kalayım ne sen.

Ne sen ne ben…

Biz?

Ortalık kıyamet gibi… Koltuk kaldı geriye, eski!

Eteklerimiz uçtu, gazeteler de bunu yazdı. Geriye tek bir ses kaldı:

Hiç kimse anlamadı kimin ne anlattığını, ama hikâye çoktan kocaman, devasa duvarlarınıza yazılmıştı.”

(MDTİst)’in bu iki usta işi performansı, topluluğun Mezzo ya da Arte gibi kanallarda izlediğimiz üst düzeyde uluslararası modern dans topluluklarıyla rahatlıkla yarışacak seviyeye geldiğini bir kez daha kanıtlıyordu.

 

18. Uluslararası İstanbul Opera ve Bale Festivali’nde tekrar buluşmak ümidiyle…

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün