7-9 Haziran tarihleri arasında Avrupa Yahudi Müzecileri Birliği (AEJM), yıllık konferansı için Polonya´nın başkenti Varşova´da bir araya geldi. Konuşmacılar arasında 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi Müdürü Nisya İşman Allovi de yer aldı.
Avrupa'daki üye müzelerin yanı sıra Amerika Yahudi Müzeleri Konseyi (CAJM), İsrail, Güney Afrika ve Brezilya’dan müze profesyonelleri de toplantıya katıldı.
Bu yılki konferansın ana teması ‘Yahudi Müzeleri ve İnsanlar’ oldu. Program, müzecilik dünyasının temel sorularını yeniden düşünmeye davet eden oturumlarla şekillendi: Biz kimiz? Hedef kitlemiz kim? Sergilerimizin, koleksiyonlarımızın ve anlattığımız hikâyelerin merkezinde kimler yer alıyor? Çalışmalarımızı etkileyen siyasetçiler, bağışçılar ve Yahudi topluluklarının üyeleri bizim için ne ifade ediyor?
Konferans boyunca öne çıkan temel düşünce, müzelerin yalnızca geçmişi anlatan kurumlar olmadığı, aynı zamanda geleceği şekillendiren alanlar olduğuydu. Tarihi koruma ve aktarma çabasının nihai amacı, gelecek nesillere anlamlı bir miras bırakmak olarak değerlendirildi.
Açılış konuşmasını gerçekleştiren Polin Müzesini Küratörü Barbara Kirshenblatt-Gimblett, müzelerin tarih boyunca sosyal alanlar olarak işlev gördüğünü vurguladı. Merak kabilelerinden günümüzün katılımcı müzelerine uzanan süreçte, insanların artık sergilenen nesneler değil, kendi hikâyelerini anlatan öznelere dönüştüğünü ifade etti. Günümüz müzelerinin, anlatıları tek taraflı olarak sunmak yerine, o anlatıların kahramanlarını sürece doğrudan dahil etmeye çalıştığını belirtti.
Müzelerin toplumsal dönüşümde oynadığı rol de konferansın önemli başlıkları arasındaydı. John Falk (ABD), Małgorzata Zając (Varşova) ve Annika Reichwald (Berlin) tarafından gerçekleştirilen panelde, bilgiye anında erişimin mümkün olduğu dijital çağda müzelerin ziyaretçilere nasıl benzersiz deneyimler sunabileceği tartışıldı. Katılımcılar, müzelerin en güçlü yanının insanları yüz yüze bir araya getirme kapasitesi olabileceğine dikkat çektiler.
Konferansın en sık vurgulanan kavramlarından biri ise güven oldu. Ziyaretçilerin müzelere duyduğu güvenin yanı sıra müzelerin ziyaretçilerine duyduğu güven de çeşitli oturumlarda ele alındı. Naomi Lubrich (Basel), Olga Melasecchi (Roma), Monika Koszyńska (Varşova) ve Barbara Staudinger (Viyana) ile yapılan tartışmalarda, müzelerin güvenilir bilgi sunma sorumluluğu ve teknolojik yenilikleri kullanırken etik sınırları koruma yükümlülüğü değerlendirildi.
Kurum içi güven konusu da gündemin önemli başlıkları arasındaydı. Özellikle siyasi açıdan zorlu dönemlerde çalışanların birbirlerine destek olmalarının, güvenli çalışma ortamları yaratmanın ve genç kuşakların önem verdiği refah ve iyi oluş konularını dikkate almanın gerekliliği vurgulandı. Bu başlıklar, Nisya İşman Allovi, Katarzyna Kulińska ve Natania Dan tarafından gerçekleştirilen oturumlarda ele alındı.
Konferansın kapanış oturumu ise müzecilerin neden bu işi yaptıklarını ve hangi değerlerin onları yönlendirdiğini sorgulayan anlamlı bir tartışmaya sahne oldu. Oturum, Mirjam Wenzel (Frankfurt) moderatörlüğünde gerçekleştirildi. Panele, Ukrayna'dan Anna Yamchuk, Londra’dan Candice Mendes da Costa, Brüksel’den Barbara Cuglietta ve Dariusz Stola katıldı.
Anna Yamchuk, savaş koşullarında ve sürekli tehdit altında bir müzeyi yönetmenin zorluklarını paylaşırken, Ukrayna’da bugün yaşanan trajediler devam ederken geçmişin acılarını anlatmanın ne kadar güç olduğuna dikkat çekti. Ona göre müzede çalışmak, aynı zamanda bir dayanıklılık ve direnç eylemi anlamına geliyor.
Londra ve Brüksel’den katılımcılar ise son yıllarda artan antisemitizm ve düşmanlık ortamının müzeler üzerindeki etkilerini anlattı. Güvenlik kaygılarının zaman zaman müzelerin fiziksel konum seçimlerini bile etkilediğini belirtirken, buna rağmen güvenlik önlemlerinin müzelerin temel misyonunun önüne geçmemesi gerektiğini vurguladılar.
Konferansta ayrıca, 7 Ekim sonrasında Yahudi müzelerinin karşılaştığı zorluklara ilişkin yeni bir araştırmanın sonuçları da paylaşıldı. Eylül 2025 ile Şubat 2026 tarihleri arasında AEJM ve Amerika Yahudi Müzeleri Konseyi (CAJM) işbirliğiyle gerçekleştirilen araştırma, Avrupa genelindeki 25 Yahudi müzesi yöneticisinin görüşlerini içeriyor.
Araştırma bulguları, antisemitik olaylarda belirgin bir artış yaşandığını ortaya koydu. Katılımcıların yüzde 60’ı dijital nefret söyleminde artış gözlemlediğini belirtirken, müzelerin yüzde 72’si sosyal medya üzerinden olumsuz görünürlük ve hedef gösterme ile karşı karşıya kaldığını ifade etti. Sonuçlar, Yahudi kültür kurumlarına yönelik çevrimiçi antisemitizmin giderek büyüyen bir sorun haline geldiğini gösteriyor.
Varşova’daki üç günlük buluşmanın sonunda öne çıkan en önemli mesaj ise dayanışma oldu. AEJM çatısı altında bir araya gelen müze profesyonelleri, zor zamanlarda birbirlerine destek olmanın, deneyim paylaşmanın ve güvene dayalı bir çalışma ağı oluşturmanın önemini bir kez daha vurguladı.
Barbara Kirshenblatt-Gimblett’in açılış konuşmasıyla başlayıp birlik başkanı Mirjam Wenzel’in yönettiği kapanış paneliyle tamamlanan konferans, müzelerin merkezinde her zaman insanların bulunduğunu ve müzeciliğin geleceğinin de bu insan ilişkileri üzerine inşa edildiğini bir kez daha hatırlattı.