Hayat, her birimiz için bitmek bilmeyen büyük bir arena gibidir; yaşamla mücadelenin, kendimizi yeniden keşfetmenin ve gerçekleştirmenin arenası. Bu dinamik yapının içinde attığımız her adımda, hayatımızın her döneminde, mücadelemizi yönlendiren ve kaderimizi şekillendiren hayati kararlar alırız. Kimi zaman yeni bir iş kurup bilinmez bir denize yelken açmak, kimi zaman bambaşka bir ülkede, tamamen yabancı bir kültürde yeni bir sayfa açmak, kimi zaman da içinde bulunduğumuz ve bizi artık ruhsen tatmin etmeyen mevcut durumdan kurtulmak için kendimizi büyük yol ayrımlarında buluruz.
İşte tam o yol ayrımlarına geldiğimizde, içimizdeki o bitmek bilmeyen fısıltı mekanizması devreye girer. Kendi iç sesimizle, geceleri uykumuzu kaçıran derin ve yorucu bir sohbete dalarız: "Ya başaramazsam?", "Ya o yeni düzende tutunamazsam ve yabancı kalırsam?", "Bu işin içinden çıkmak benim için imkansızsa?" Bu şüphe dalgası içimizde büyüdükçe, haklı bir refleksle çevremize yöneliriz. Eşimizden, dostumuzdan fikirler alır, internette sabahlar, araştırmalar yapar, hatta profesyonel araştırma kuruluşlarının kapısını çalarız. Ancak bu yoğun çalışmaların sonucunda önümüze tek bir berrak tablo gelmez. Bir yanda umut dolu, parıl parıl veriler ve başarı hikayeleri dururken; diğer yanda karamsar senaryolar, devasa engeller ve kriz ihtimalleri çizen raporlar belirir.
İşte tam bu noktada, insanı içten içe kemiren, ruhunu felç eden o büyük sıkıntı başlar: Kararsızlık.
En Büyük Engel: Zihnimizdeki Gölge Senaryolar
Kararsızlık, insanı akıntıya kapılmış kuru bir yaprak gibi çaresiz ve yönsüz bırakır. Önümüzdeki karamsar tabloları ve risk analizlerini inceledikçe, içimizdeki o rasyonel ses bir süre sonra bizi koruma amacından sapar; bizi tamamen durduran, hareket edemez hale getiren bir bariyere dönüşür. Elbette riskleri hesaplamak, tedbirli olmak mantıklıdır. Ancak her riski bir felaket senaryosuna dönüştürmek ve olası negatif sonuçlara odaklanmak, hayatı ıskalamamıza neden olur. Fazla analiz, ne yazık ki eylemsizlik doğurur.
Hayat, net bir yön çizilmeden, sadece rüzgarın estiği yöne savrularak yaşanmayacak kadar kısa ve değerlidir. Kararsız kaldığınız her an, kendi hayatınızın direksiyonunu başkalarının manipülatif fikirlerine, dış dünyanın değişken rüzgarlarına ya da tesadüflerin insafına teslim edersiniz. Oysa yürümek, ne olursa olsun durmaktan her zaman daha fazla hayat ve enerji barındırır içinde. Yanlış bir karar bile kararsızlıktan fersah fersah iyidir. Çünkü yanlış bir karar size bir deneyim, bir ders, kendinizi tanıma fırsatı ve en nihayetinde yeni bir rota öğretir. Kararsızlık ise sizi olduğunuz yere, o bitmek bilmeyen belirsizliğin zifiri karanlığına çiviler.
Yaş Sadece Bir Sayıdır, Ruh Asla Yaşlanmaz
Bu zihinsel tıkanma durumunun yaşla, bulunulan dönemle ya da geçmiş tecrübelerin çokluğuyla hiçbir ilgisi yoktur. Yirmili yaşların başında da aynı kararsızlık tuzağına düşüp gençliğinizi heba edebilirsiniz, ömrün en olgun ve dingin döneminde de. Geçtiğimiz günlerde gerçekleştirdiğim bir sunumda, salondaki dostların gözlerinin içine bakarak tam olarak şu cümleyi kurmuştum:
"En büyük hapishane, insanın kendi zihninde inşa ettiği, duvarlarını korkularla ördüğü hapishanedir. Yaşınız ne olursa olsun, kendi içsel gücünüze ve potansiyelinize güvenerek daima başaracağınıza inanın ve verdiğiniz kararın arkasında dimdik yürüyün."
Geçenlerde bir sunumda konuşmamı bitirip büyük bir coşkuyla kürsüden indiğimde, yanıma gözleri umutla parlayan bir beyefendi yaklaştı. Bana öyle içten, öyle samimi bir sevgiyle sarıldı ve öptü ki, o an zaman durdu sanki. Kulağıma eğilerek aynen şöyle dedi: "Üstad, sana sonsuz teşekkür ederim. Ben 78 yaşındayım. Karımla birlikte şartlardan dolayı hayatımızı tamamen değiştirmek, çocuklarımızın yaşadığı başka bir ülkeye göç edip yeni bir düzene başlamak konusunda aylardır büyük bir kararsızlık ve korku içindeydik. Ama bugün seninle içimdeki o zindan kapandı, o hayali duvarlar yıkıldı. Kararımızı kesin olarak verdik, gidiyoruz ve şu an içimde hissettiğim o huzuru sana tarif edemem..."
İşte hayatın asıl mucizesi tam olarak buradadır! 78 yaşında, tüm konfor alanını, yılların getirdiği alışkanlıkları ve anıları geride bırakıp yeni bir hayata yelken açma cesareti gösteren o yürek, bize kararsızlık zincirlerini kırmanın yaşının olmadığını bir kez daha kanıtladı. Huzur, varılacak olan coğrafi hedefte değil, o kararı özgürce verebilme cesaretinin kendisindedir. İnsan, kendi adına karar verdiği an zincirlerini kırar ve özgürleşir.
Kendi Hikayenizin Kahramanı Olun
Sevgili dostlar, içimizdeki o sürekli olumsuz konuşan, engelleri devleştiren karamsar sesleri ve felaket tellallarını susturmanın vakti geldi de geçiyor. İçimizdeki asıl yapıcı gücü, yani inancı, vizyonu ve cesareti ayağa kaldırmak zorundayız. Karşımıza çıkan karamsar tablolar, önümüzdeki o aşılmaz sanılan dağlar, aslında zihnimizin bizi koruma güdüsüyle yarattığı illüzyonlardan, kendi kendimize vurduğumuz prangalardan ibarettir.
Hayat arenasında tribünde oturup dövüşenleri izleyen, başkalarının başarılarını ya da başarısızlıklarını seyrederek kararsızlıkla felç olan pasif izleyicilerden olmayın. Arenaya inin, tozunu yutun, kendi gücünüze güvenin, kararınızı verin, yönünüzü netçe çizin ve o yolda inançla, kararlılıkla yürüyün. Unutmayın, insanın bu dünyada ulaşabileceği en kutsal yer; kendi potansiyeline, iç huzuruna ve hayallerine korkusuzca sahip çıktığı o menzildir.
Zihninizdeki o hayali hapishanelerin kapılarını bugün sonuna kadar açın. Yolunuz açık, kararlarınız net, geleceğiniz her daim umut ve cesaret dolu olsun.
Sevgiyle kalın.