“A Ğ A T A K I L A N L A R”

•İzmirli arkadaşım Rozi, geçtiğimiz günlerde LinkedIn hesabında İngilizce olarak güzel bir yazı paylaştı. Gözlem yapmayı ve keyfine yazmayı sevdiğini, gönüllü yürütülen bir yayında yazma fırsatı bulduğunda kendini buna teşvik ettiğini anlatıyor. Son olarak Kaminando y Avlando´nun Mansevos (Ladino´da “gençler”) yayınına katılmış. Yeni sayı da yakında çıkıyormuş. Yayının dili Ladino. Rozi´nin deyişiyle Ladino´yu anlamak ayrı, onu yazmak ayrı bir mesele. Tam bu noktada Claude´a başvurmuş, kendi deyimiyle “en yeni gözde meslektaşı”na. İngilizce kaleme aldığı bir müzik eleştirisi yazısını Ladino´ya çevirmesini istemiş. Sonuç editörlerini şaşırtmış. Onların yarı şaka yorumu, Claude´un pek çok Yahudi´den daha iyi Ladino bildiği yönünde olmuş. oCeki Hazan – www.avierto.net

İzak BARON Diğer
17 Haziran 2026 Çarşamba
  • Büyük pazarlık: ABD ve İran anlaşırken Ortadoğu değişiyor - Zeynep GÜRCANLI

 

ABD-İran anlaşmaya adım adım ilerlerken, İsrail’in rahatsızlığı da giderek artmakta;

 

Uzun yıllardır İran dosyasında belirleyici aktörlerden biri olan Tel Aviv yönetimi, ilk kez böylesine kritik bir müzakere sürecinin dışında kalmış durumda.

 

İsrailli yetkililer, anlaşmanın İran’a ekonomik nefes aldıracağını ve Tahran’ın bölgesel nüfuzunu yeniden güçlendireceğini düşünüyor. Ortaya çıkan yeni denklem, İsrail’in yıllarca süren çabayla oluşturduğu, İran’ın tamamen dışlandığı Ortadoğu tasarımından uzaklaşıldığını gösteriyor.

 

Ana muhalefet lideri Yair Lapid’in eleştirileri İsrail’deki genel havayı özetler nitelikte;

 

“Anlaşma İsrail’in savaş hedeflerinin hiçbirini gerçekleştirmiyor. Rejim yerinde duruyor, füze programı yerinde duruyor ve İran nükleer programını yeniden inşa edebilecek” diyen Lapid, süreci Başbakan Netanyahu’nun stratejik başarısızlığı olarak nitelendirdi, İsrail’in ulusal güvenlik konusunda “Washington’dan talimat alan bir ülke” konumuna sürüklendiğini de savundu.

Tamamı : https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/buyuk-pazarlik-abd-ve-iran-anlasirken-ortadogu-degisiyor/899792

 

  • İsrailli siyasi uzmanlar ve analistler: Olası ABD-İran anlaşması Tahran için siyasi bir zafer

 

İsrailli siyasi analist Ben Caspit, Maariv gazetesindeki yazısında, Hamas, Hizbullah ve İran karşısındaki askeri başarılara rağmen Başbakan Netanyahu'nun İsrail'i tehlikeli siyasi bir yenilgiye sürüklediğini savundu.

 

Caspit, bu yenilginin "Trump'a bel bağlamak, fırsatları kaçırmak ve tehditleri bir kenara bırakmakta" kendini gösterdiğini dile getirdi.

 

"Siyasi yenilgi askeri başarılardan daha büyük. Son yıllarda Hamas, Hizbullah ve İran'a karşı elde ettiğimiz askeri zaferlerin ötesine geçen tek olay, onlar karşısında aldığımız siyasi yenilgidir." ifadesini kullanan Caspit, Netanyahu'nun Trump'ın elinde rehin olduğunu ve İsrail'i de peşinden sürüklediğini belirtti.

 

İran'la olası anlaşmaya da değinen Caspit, şu değerlendirmelerde bulundu:

 

"İranlıların nükleer projeden veya uranyumdan vazgeçme niyetleri yok ve İran rejiminin şu an oluşturduğu tehlike bir yıl öncesine göre çok daha büyük. Bu, güçlendikleri anlamına gelmiyor, aksine önemli ölçüde zayıfladılar ama hayatta kaldılar. İranlılar artık korkmuyor ve asıl korkutucu olan da bu."

Tamamı : https://gazeteoksijen.com/dunya/israilli-siyasi-uzmanlar-ve-analistler-olasi-abd-iran-anlasmasi-tahran-icin-siyasi-bir-zafer-278806

 

 

  • Görünmez yurttaşlar 1- Uyuyan nefreti uyandırmamak için sessiz kalanlar - GÜLSEVEN ÖZKAN

 

Tarihi azınlık mahalleleri ve eski yazlık evlerin arasında bugün hala birlikte yaşam kültürünü korumaya çalışan insanların hikayelerini dinledik. Büyükada’da ortağıyla birlikte kafe işleten 40 yaşındaki Musevi bir işletmeci de son yıllarda artan toplumsal gerilim ve güvenlik kaygılarının hayatlarını nasıl etkilerini anlattı.

 

İsminin verilmesini istemeyen işletmeci, özellikle İsrail-Filistin savaşı sonrası sosyal medyada yayılan nefret söylemlerinin kendisini ve çevresindeki birçok Musevi vatandaşı tedirgin ettiğini söyledi.

 

40 yılı aşkın süredir Türkiye’de yaşadığını, askerlik görevini yaptığını ve kendisini bu ülkenin vatandaşı olarak gördüğünü belirten işletmeci, buna rağmen zaman zaman yalnızca kimliği nedeniyle “İsrailli” muamelesi gördüğünü ifade etti. “Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım ama bazı insanlar ayırt edemiyor. Gazze’de yaşananlardan sanki ben sorumluymuşum gibi konuşuluyor. Bu durum insanı kötü hissettiriyor” dedi.

 

Toplumdaki kutuplaşmanın arttığını düşündüğünü belirten işletmeci, özellikle İsrail konusu açıldığında tartışmaya girmemeyi tercih ettiğini söyledi. “Birinin fikrini değiştiremeyeceğim için kendimizi anlatmaya çalışmıyoruz. Ölüm yaşanmış bir konuda konuşmanın da bir yanı kalmıyor” ifadelerini kullandı.

Öte yandan Türkiye’de azınlıklar, antisemitizm ve toplumsal hafıza üzerine çalışmalarıyla bilinen araştırmacı-yazar Rıfat Bali de başta Yahudiler olmak üzere Rum, Ermeni ve Süryani topluluklarının tarihsel travmalar nedeniyle görünür olmaktan kaçındığını belirterek Türkiye’de azınlıkların en büyük kaygısının doğrudan devlet değil, toplum içinde giderek olağanlaşan nefret dili olduğunu söyledi.

 

Bali’ye göre Türkiye’de azınlık topluluklarının temel refleksi “Bize bir şey olmasın, rahatımız kaçmasın” anlayışı. Ancak politize olan ve aktivist kimliği taşıyan küçük bir kesim dışında azınlıkların büyük bölümünün sessiz ve görünmez bir yaşam sürmeyi tercih ettiğini belirtti.

 

Bali bunun temel nedenini, “Görünür olmamalarının yegâne sebebi Türkiye’de iktidarda hangi parti olursa olsun her zaman milliyetçi bir iklimin hâkim olması ve bu iklim içinde geçmişten bu yana süregelen "'Rumlara, Ermenilere pek güven olmaz, geçmişte bizi arkamızdan vurdular', ‘Yahudiler de siyonist İsrail’i destekliyor’ hissiyatının mevcudiyeti. Hep uyuklayan bu hissiyatı uyandırıp canlandırmamak için sessiz kalmayı tercih ediyorlar” şeklinde açıkladı.

 

Bali, nefret söyleminin özellikle dış politika krizlerinde yoğun biçimde ortaya çıktığını belirterek Türkiye-Yunanistan gerilimleri, Ermenistan-Azerbaycan çatışmaları ve İsrail-Filistin savaşlarının Türkiye’deki azınlık topluluklarını doğrudan etkilediğini ifade etti. Son dönemde ise en büyük baskıyı Yahudi toplumunun hissettiğini söyleyen Bali, “7 Ekim 2023 Aksa Tufanı Saldırısı’nın akabinde başlayan İsrail-Hamas savaşı nedeniyle Yahudi toplumu” diye konuştu. Sosyal medyada ve geleneksel medyada Yahudilere yönelik hedef gösterici dilin olağan hale geldiğini söyleyen Bali, bunun Türkiye Yahudileri üzerinde ciddi bir psikolojik baskı yarattığını kaydetti.

İsrail-Hamas savaşı sonrasında Türkiye Yahudilerinin yoğun bir baskı altında kaldığını ifade eden Bali, Türkiye Yahudi toplumunun resmi yayın organı olan Şalom Gazetesi ile Türkiye Hahambaşılığı’nın sürekli “İsrail’i kınama” baskısıyla karşı karşıya bırakıldığını söyledi. Yahudi kurumlarının yeterince sert açıklama yapmadığı yönündeki eleştirilerin ardından toplumun “siyonist” suçlamalarıyla hedef gösterildiğini belirten Bali, bu nedenle Yahudi toplumunun kamuoyu önünde sessiz kalmayı tercih ettiğini ifade etti. Buna rağmen devlet nezdinde Yahudilerin “Türkiye’ye bağlı, vatansever bir azınlık” olarak kabul gördüğünü belirten Bali, “Temel talepleri bir tufan halinde cereyan etmeye devam eden antisemitizm tezahürlerine 'dur' denilmesi, ancak bu Türkiye’nin toplumsal, kültürel şartları içinde gerçekçi bir talep değil” diye konuştu.

 

Azınlıkların devletle ilişkilerinde ciddi bir sorun yaşamadığını ifade eden Bali, Türkiye’nin dış dünyaya verdiği “güzellik” görüntüsünde azınlıkların sembolik bir rol oynadığını söyledi. Bu nedenle devlet katında zaman zaman pozitif ayrımcılığa maruz kaldıklarını belirten Bali, buna karşın nefret söyleminin cezasız kalmasının ve azınlık topluluklarının hukuki statülerinin hala net biçimde tanımlanmamış olmasının önemli sorunlar arasında yer aldığını vurguladı.

Tamamı :https://kisadalga.net/haber/arastirma/lozandan-bugune-gorunmez-birakilan-azinliklar-israili-kinayin-baskisi-altinda-turkiyede-yahudi-olmak-138184

 

  • Türkiye'nin masasındaki 'ertesi gün' planı: Haaretz Ankara-Tel Aviv arasındaki gerilimi yazdı

 

Türkiye, İran’ın bölge ülkelerine yönelik füze ve drone saldırılarından neredeyse tamamen yarasız beresiz kurtuldu. Türkiye’deki Amerikan üslerini hedef alan füzeler, üç kez NATO hava savunma sistemleri tarafından havada imha edildi.

 

Ankara bu saldırılara sert tepki gösterip kınasa da, Körfez ülkeleri gibi İran ile ilişkilerini tamamen koparmadı, Tahran'ı "düşman devlet" ilan etmedi ya da NATO’nun karşılıklı savunmayı öngören 5. maddesini işletme talebinde bulunmadı.

 

Ankara’daki bir hükümet araştırma enstitüsünde görevli kıdemli bir uzmanın Haaretz’e yaptığı değerlendirme, bölgedeki mevcut durumu net bir şekilde ortaya koyuyor:

 

"Bölgede ciddi bir stratejik vakum var. Körfez ülkeleri, güvenlikleri için tek bir süper güce, yani ABD’ye sırtlarını dayamanın kendilerine aradıkları güvenliği sağlamadığını bir kez daha anladılar."

 

Aynı uzman, Körfez ülkelerinin Trump ile kurdukları yakın ilişkilere, ABD’ye 1 trilyon dolar yatırım yapmalarına ve satın aldıkları devasa askeri teçhizata rağmen Amerikan taahhüdünü garanti altına alamadıklarına dikkat çekerek, "Hepsi bir tür şaşkınlık içinde ve yeni bir strateji arayışındalar. Bu durum tam da Erdoğan’ın elini güçlendiren bir zemin sunuyor" değerlendirmesinde bulundu.

Tamamı : https://gazeteoksijen.com/dunya/turkiyenin-masasindaki-ertesi-gun-plani-haaretz-turkiye-israil-arasindaki-gerilimi-yazdi-278499

 

 

  • İsrail'in uyguladığı 'trambolin ekonomi' nasıl sonuç verecek? -Burak Artuner

 

İki yıl süren Gazze işgalinin ardından Ekim 2025'te sağlanan ateşkes sonra İsrail ekonomisi, 2025 yılını yüzde 2,9'luk bir büyüme ile kapattı ve uluslararası kuruluşlar ülkenin 2026'da yüzde 5'in üzerinde bir sıçrama yapacağını öngördü. Ancak İran'a saldırı ve sonrasında yaşanan son gelişmeler, trambolinin bu kez beklendiği kadar yükseğe fırlatamayabileceğini gösteriyor.

 

İsrail Merkez İstatistik Bürosu’nun açıkladığı güncel verilere göre, İsrail ekonomisi 2026’nın ilk çeyreğinde yıllıklandırılmış bazda %3,3 daraldı. 2026'nın şubat ayında patlak veren İran ile doğrudan çatışma süreci ve karşılıklı balistik füze saldırıları, ekonomik çarkları yeniden yavaşlattı.

 

Sürekli alarm durumu ve güvenlik endişeleri nedeniyle İsrail'de hane halkı harcamaları ilk çeyrekte yüzde 4,7 azaldı. Kişi başına düşen ekonomik faaliyetlerde yüsde 4,5'lik bir gerileme kaydedildi.

Savaş ekonomisinin görünmeyen maliyetleri bulunuyor.

Yüz binlerce yedek askerin silah altına alınması iş gücü piyasasını etkiledi. Özellikle teknoloji şirketlerinde çalışan genç profesyonellerin aylarca cephede görev yapması üretkenlik kaybına yol açtı.

Turizm sektörü ise neredeyse durma noktasına geldi. Tel Aviv'den Kudüs'e kadar birçok bölgede oteller boş kaldı, uluslararası uçuşlar zaman zaman askıya alındı.

Savunma bütçesindeki hızlı artış da devlet maliyesi üzerinde ciddi baskı oluşturdu.

Tamamı : https://www.patronlardunyasi.com/israilin-uyguladigi-trambolin-ekonomi-nasil-sonuc-verecek

 

 

  • Yeni Ortadoğu’da iyi teklif ucuz teklif değildir - Ussal ŞAHBAZ

 

Her şeyden önce savaşın ne zaman biteceğini bilemiyoruz. ABD Başkanı Donald Trump yarın İran ile anlaşıp bu defteri kapatabilir. Ya da kasım seçimlerinden sonra İran’a daha büyük bir saldırı da yapabilir. Bunları bilmek mümkün değil. Başka bir bilinmeyen de İsrail’de sonbahardaki seçimlerin sonucunun ne olacağı. Sağ partilerden birinin kazanacağı kesin. Ancak Başbakan Benjamin Netanyahu ve çevresindeki aşırı sağcılar mı iktidarda kalacak, yoksa seçimden daha makul sağcılardan oluşan bir koalisyon çıkacak, bunu şimdiden kestirmek güç. Mesela şimdilerde Gadi Eisenkot adında bir muhalif lider ortaya çıktı. Adam 2019’a kadar Genelkurmay başkanıydı, oğlu 2023’te Gazze savaşında ölmüş; sağ partileri en çok destekleyen Fas kökenli Mizrahi Yahudilerinden; yani seçilmek için tüm şartları sağlıyor.

 

Bir kere bölgede İsrail’in askeri güdümünde bir “Pax Israelica” kurulamayacağı tescillendi. İsrail teknolojide ve askeriyede elde ettiği başarıyı uzun vadede bir hegemon haline gelecek seviyeye taşıyamadı. Hem ölçeği buna müsait değil hem de hegemonya kurmak “ahlaki” (İngilizcesi “moral”) unsurlar da içeriyor. Kaldı ki ABD ile İsrail’in ilişkileri de eskisi kadar garantili değil. Her şeyi kişiselleştiren Trump yakınlarda Netanyahu’ya, geçen sene kankası Elon Musk’a dediği gibi, “bir ipte iki cambaz oynamaz” dese şaşırmayız. Dahası, Trump’ın ABD’nin İsrail’in ve Körfez’in güvenliğini sağlama maliyetini tek başına karşılamasını ne kadar daha kabul edeceği de belirsiz. Tarihte yeterince geriye giderseniz, 1967’den önce ABD’nin İsrail’le kayıtsız şartsız müttefik olmadığını, 1980’lerden önce de Körfez’in güvenliğini İngiltere’ye ihale ettiğini görürsünüz.

Tamamı : https://www.ekonomim.com/kose-yazisi/yeni-ortadoguda-iyi-teklif-ucuz-teklif-degildir/899326

 

  • Demir duvardan demir kubbeye Siyonizm’i doğuran dinamikler, Son söz - Neşe ÖNEN

 

İsrail’in gelecekte karşılaşacağı en büyük sorun belki de tam burada ortaya çıkacaktır: Askeri üstünlüğünü korurken küresel meşruiyetini nasıl sürdüreceği sorunu. Çünkü Demir Kubbe roketleri durdurabilir, fakat küresel vicdan tartışmalarını tek başına durduramaz. Eğer İsrail yalnızca güvenlik merkezli devlet kimliğiyle hareket etmeye devam ederse, zamanla uluslararası alanda daha fazla yalnızlaşma riskiyle karşı karşıya kalabilir. Tarihte birçok devlet askeri olarak güçlü olduğu halde ahlaki ve diplomatik meşruiyet krizleri nedeniyle ciddi kırılmalar yaşamıştır. Bu nedenle İsrail’in gelecekteki mücadelesi yalnızca askeri güvenlik değil; güvenlik ile ahlaki meşruiyet arasındaki dengeyi nasıl kuracağı olacaktır.

 

Bugün gelinen noktada en çarpıcı gerçeklerden biri şudur: Demir duvardan demir kubbeye uzanan çizgi, modern çağda korkunun nasıl kurumsallaştığını göstermektedir. Çünkü İsrail örneğinde güvenlik yalnızca askeri ihtiyaç değil, tarihsel travmanın devlet biçimine dönüşmesidir. Ancak sürekli genişleyen güvenlik paradigması zamanla toplumları psikolojik kuşatma altında yaşayan yapılara dönüştürebilir. Devlet teknolojiyle korunabilir; fakat toplum aynı anda sürekli korku ve kuşatma hissiyle yaşamaya başlayabilir.

 

Belki de İsrail’in önündeki en büyük soru artık yalnızca “nasıl korunacağız?” sorusu değildir. Asıl soru, “sürekli korunma hâli içinde nasıl normal toplum olacağız?” sorusudur. Çünkü tarihin gösterdiği bir başka gerçek daha vardır: Hiçbir toplum yalnızca korkuyla sonsuza kadar yaşayamaz. Güvenlik devletleri güçlü olabilir; fakat kalıcı meşruiyet yalnızca askeri kapasiteyle değil, aynı zamanda siyasal çözüm üretebilme, ahlaki denge kurabilme ve insanlık duygusunu koruyabilme kapasitesiyle ayakta kalır. İsrail’in geleceğini belirleyecek asıl mesele de belki tam olarak budur.

Tamamı : https://www.egedesonsoz.com/demir-duvardan-demir-kubbeye-siyonizmi-doguran-dinamikler-son-soz

 

 

  • İsrail'in Avrupa ülkelerindeki seçimlere müdahalesi – Gürbüz Evren

 

ABD Başkanı Trump, İsrail Başbakanı Netanyahu’ya, “Senin yaptıkların yüzünden İsrail sevilmiyor” demişti.

İşte tam da sözlerden birkaç gün sonra İsrail hakkında yapılan uluslararası bir anketin sonuçları açıklandı.

PEW’in anketine göre, İsrail sevilmiyor.

Araştırmanın yapıldığı 36 ülke arasında sadece Hindistan, Kenya, Gana ve Nijerya’da İsrail’e olumlu bakılıyor.

Söz konusu 36 ülke genelinde yetişkinlerin ortalama yüzde 67'si İsrail hakkında olumsuz, sadece yüzde 25'i olumlu düşünüyor.

Anketin yapıldığı 10 Avrupa ülkesinin tamamı İsrail’e olumsuz bakıyor.

İsrail’e olumsuz bakan ülkelerin bazılarında oranlar şöyle:

Macaristan’da yüzde 54, ABD’de yüzde 60, Kanada’da yüzde 65, İngiltere’de yüzde 69, Avustralya’da yüzde 75, İsveç’te yüzde 78, İspanya’da yüzde 78, Japonya’da yüzde 83, Türkiye’de yüzde 97.

Bazı ülkelerde ise iktidar değişince İsrail’e bakış da değişiyor.

Tamamı : https://www.indyturk.com/node/778308/t%C3%BCrki%CC%87yeden-sesler/i%CC%87srailin-avrupa-%C3%BClkelerindeki-se%C3%A7imlere-m%C3%BCdahalesi

 

 

  • İsrail-Yunanistan Arasında Kültürel ve Akademik İş Birliği – Simge Hayal

 

İsrail ile Yunanistan arasındaki yakın ilişkiler, Doğu Akdeniz’deki klasik güvenlik ve enerji eksenli iş birliklerinin ötesine geçerek kültürel diplomasi, akademik entegrasyon, kolektif hafıza siyaseti ve teknolojik ortaklıklar temelinde çok katmanlı bir yapıya dönüşmüştür. Bu ilişki modeli, günümüz uluslararası ilişkilerinde üniversitelerin, kültürel kurumların ve kolektif hafıza mekanizmalarının dış politika süreçlerinde giderek daha merkezî bir rol üstlendiğini ortaya koymaktadır. Dolayısıyla İsrail-Yunanistan yakınlaşması, klasik diplomasi anlayışının ötesinde, kültürel ve akademik alanların jeopolitik stratejilerle iç içe geçtiği yeni nesil bölgesel ittifak biçimlerinden biri olarak değerlendirilmelidir.

 

İsrail ve Yunanistan, Doğu Akdeniz’in jeopolitik ortamında sadece stratejik işbirlikçileri olarak değil ortak bir geçmiş anlatısı zemininde hareket eden ve akademik-kültürel bağlarla da bu anlatılarını pekiştiren ilişkilere sahip iki komşu aktörlerdir. 2010 yılında Papandreou tarafından İsrail Milletler Korusu’na dikilen “Zeytin Ağacı”, 2012 yılında kültürel ve akademik iş birliği programlarıyla, üniversitelerden sinema salonlarına, müzelerden turizm merkezlerine uzanan çok boyutlu bir “duygusal coğrafyaya” dönüştürülmeye çalışılmaktadır.

Tamamı : https://www.turkiyearastirmalari.org/2026/06/08/yayinlar/analiz/israil-yunanistan-arasinda-kulturel-ve-akademik-is-birligi/

 

  • Mossad’ın Yeni Yüzü Roman Gofman/İsrail İstihbaratının Siyasallaştırılması - Nihal Akay

 

Netanyahu ise Gofman’ın atamasını 7 Ekim sonrası ortaya çıkan güvenlik tablosuyla gerekçelendirmiştir. Özellikle saha tecrübesi, kriz anlarında inisiyatif gösterebilmesi ve gizlilik anlayışındaki hassasiyet gibi özelliklerini öne çıkarmıştır. Ayrıca savaşın ilk saatlerinde evinden çıkarak Batı Necef’te Hamas’la doğrudan çatışmaya girmesine dikkat çekerek onun mevcut konjonktürde ihtiyaç duyulan liderlik profilini ortaya koyduğunu ifade etmiştir. Buna istinaden, Gofman’ın Mossad’ın başına getirilmesi, sıradan bir güvenlik bürokrasisi ataması olarak değerlendirilmemektedir. Zira bu tercih, 7 Ekim sonrasında yeniden şekillenen İsrail güvenlik mimarisinde, siyasi iktidar ile güvenlik bürokrasisi arasındaki ilişkinin niteliğine dair daha geniş bir dönüşümün parçası olarak görülmektedir. Bu yönüyle Gofman’ın, yalnızca askerî geçmişe sahip bir isim değil; Netanyahu yönetiminde istihbarat kurumlarının siyasetle daha iç içe geçtiği yeni dönemin sembol isimlerinden biri hâline geldiği söylenebilir. Nihayetinde; başta Türkiye olmak üzere bölge ülkeleri açısından bu atama, İsrail’in önümüzdeki dönemde daha güvenlik merkezli ve sert reflekslere dayalı bir çizgiyi takip edeceğine dair önemli işaretlerden biri olarak okunmaktadır.

Tamamı : https://www.turkiyearastirmalari.org/2026/06/11/yayinlar/portre/mossadin-yeni-yuzu-roman-gofman/

 

 

  • Nuh Arslantaş 🇹🇷@NArslantas_Prof

 

İsrail'de hafta içinde Meclis'e getirilen "Temel Yasa: Tevrat Öğrenimi" yasası tartışılmaya devam ediyor.

Yasa teklifi çarşamba günü yapılan ön okumada 43’e karşı 56 oyla kabul edilmişti.

İlk metnin daha da ileri gittiği, uzun süreli Tevrat öğrencilerinin statüsünü IDF askerleriyle eşitlemeyi amaçlıyordu.

Ancak sert eleştirilerden sonra bu açık karşılaştırmanın metinden çıkarıldı.

Fakat İsrail'de bazı kesimler tarafından geriye kalan ifade hâlâ tehlikeli görülüyor.

Metin, Tevrat öğrenimini Yahudi mirasında temel bir değer ve İsrail’de temel bir hak olarak ilan ediyor; ayrıca devletin, kendini uzun süreli Tevrat öğrenimine adayanları devlete ve Yahudi halkına önemli katkı sunan kişiler olarak gördüğünü söylüyor.

Jerusalem Post editör masası tarafından kaleme alınan yazıda,

İsrail’in “Tevrat Öğrenimi Yasası”nı geçirerek mukaddesatı pazarlık unsuruna dönüştürmeye çalıştığı belirtiliyor.

Yazıda, “Temel Yasa: Tevrat Öğrenimi” teklifinin ön okumadan geçmesinin, Knesset’in siyasi teslimiyetleri kutsal bir dille süsleme konusundaki uzun tarihinde en çirkin anlardan biri olarak hatırlanması gerektiği ifade ediliyor.

Başyazıda bu düzenlemenin Tevrat hakkında bir yasa olmadığı; güç, para ve kaçınma hakkında bir yasa olduğu vurgulanıyor. Askerlerin ve yedek askerlerin dayanılmaz bir ulusal yük taşıdığı bir anda, koalisyon krizinin askerlikten kaçınma için anayasal bir kalkana dönüştürülmeye çalışıldığı belirtiliyor.

Yazıda Tevrat’ın Haredi partilerin, onların hahamlarının veya siyasi aracılarının malı olmadığı, bütün Yahudilere ait olduğu ifade ediliyor. Tevrat’ın Yahudi hukukunu, hafızasını, kültürünü ve ahlaki tahayyülünü bin yıllar boyunca şekillendirdiği; bu nedenle onu seçilmiş ve ayrıcalıklı bir hayatı askerlik yükümlülüğünün dışında korumak için alaycı bir araç olarak kullanmanın kutsalın kirletilmesi anlamına geldiği dile getiriliyor.

Jerusalem Post editör masası, bu yasanın Tevrat’ı güçlendirmeyeceğini, aksine onu ucuzlatacağını savunuyor. Yazıda, kutsal dilin bir açık kapıya, bir halkın mirasının ise sektörel pazarlık unsuruna dönüştürüldüğü; Tevrat’ı önemseyen bir hükümetin onu askerlerle öğrencileri, yas tutan ailelerle siyasetçileri ve Yahudileri birbirinden ayırmak için kullanmayacağı belirtiliyor.

Yazı, Knesset’in bu tasarı yasalaşmadan ve bugün onurlandırıyormuş gibi yaptığı Tevrat’ı lekelemeden önce onu gömmesi gerektiği çağrısıyla sona eriyor.

https://x.com/NArslantas_Prof/status/2065363399681118620

 

  • Nuh Arslantaş 🇹🇷@NArslantas_Prof

KAMUS NAMUSTUR...

Biz yaşayan canlı dilimizi öldürmeye çalışırken, Yahudiler ölü dillerini diriltmeye çalışıyor...

Dil, sadece kelimelerden ibaret değil; bir milletin hafızası, düşünce dünyası ve geleceğe bıraktığı mirastır.

Diline sahip çıkamayan toplumlar, zamanla toplumsal afaziye sürüklenir; kendi hikâyelerini kendi kelimeleriyle anlatamaz hâle gelirler... Nitekim durumumuz da bu gibi...

İbrani Dili Akademisi’nin düzenlediği “Arşiv Gecesi” etkinliğinde, modern İbranice’nin doğuşu ve arşivlerin bu sürecin belgelenmesindeki rolü ele alınmış.

Modern İbranicenin kurucusu kabul edilen Eliezer Ben-Yehuda dönemi ve onun modern İsrail için İbranice’yi canlandırma çalışmaları üzerine uzmanlaşan araştırmacı Neta Dan, arşivlerde yaptığı incelemeler sırasında tarihin bazı yeni ayrıntılarını nasıl ortaya çıkardığını anlatmış.

Mesela 1960’lar ve 1970’lerde İbranice hakkında 250 önde gelen İsrailli şahsiyetle yapılan ses kayıtlarından birinde, İsrail’in kurucusu David Ben-Gurion ile eski başbakanlardan Menahem Begin, İbranice öğrenirken yaşadıkları zorlukları anlatmış.

https://x.com/NArslantas_Prof/status/2065311868462239936

  • Nuh Arslantaş 🇹🇷@NArslantas_Prof

İsrail’de aşırı dinci Haredilerin çıkardığı haftalık ha-Mişpaha (Aile) dergisi, Talmud Tora öğrencilerinin askere alınması, Haredilere yönelik yaptırımlar, bütçe kesintileri ve askerlik muafiyetinin kaldırılması tartışmalarına karşı protesto niteliğinde bir kapakla çıktı.

 

Dergi, “Tevrat’a zincir” kapağıyla hükümetin bu girişimini, Tevrat öğrenimine ve Haredi hayat tarzına yönelik bir baskı ve kuşatma politikası olarak değerlendiriyor.

https://x.com/AryeErlich/status/2062189213550825849

 

  • Kenan Çamurcu 🌐💙@Kenancamurcu

 

Yahudi nefretinin ne kadar hastalıklı olduğunu gösteren en ilginç örnek bu. Hani denmişti ya, Yahudiler kızları tünele hapsetti, sonra polis onları kurtarıp özgürlüğüne kavuşturdu falan. Yine yalandı.

Mevzu şu: New York, Monsey'deki Toras Emachu okulundan yaklaşık 70-71 kız öğrenci, 10 Haziran 2026 tarihinde Nyack Anma Parkı'na (Nyack Memorial Park) okul gezisine gitmişler.

Gezi sırasında öğrenciler, parkta bulunan büyük bir drenaj tünelini girmişler. Meraktan. Yaklaşık 800 metre boyunca yeraltı tünellerinde ilerlemişler.

Bir noktadan sonra yönlerini kaybetmişler. Ama tünel sistemi içerisinde ilerlemeye devam ederek kendi çabalarıyla farklı noktalardan (bir restoranın arkası ve çeşitli rögar çıkışları gibi) yüzeye çıkmayı başarmışlar.

Nyack Belediye Başkanı Joseph Rand, teknik olarak bir "kurtarma" operasyonu gerekmediğini, öğrencilerin kendi imkanlarıyla dışarı çıktıklarını söyledi.

Yine de yerel yetkililer ve polis, olay duyulur duyulmaz bölgeye intikal ederek öğrencilerin güvenli bir şekilde çıkış noktalarında bulunmalarını sağlamış. Yahudi kuruluşlarından temsilciler ve okulun yetkilileri de orada hazır bulunmuş o sırada.

Olayda iki öğrenci hafif şekilde yaralanmış (biri karın ağrısı şikayetiyle hastaneye kaldırılmıştır), geri kalanı sağlık durumları iyi bir şekilde ailelerine teslim edilmiş.

Fakat bu olay sosyal medyada ne komplo teorileriyle, ne yalanlarla aktarıldı değil mi? Türkiye'de de nevrotik, histerik ve acil psikiyatrik terapiye muhtaç Yahudi düşmanları ne hikayeler uydurdu.

Yerel yetkililer ve bazı Yahudi kuruluşları, bu masum okul gezisi olayının nefret söylemi için bir araç olarak kullanılmasını kınamış. Kınamış da neye yarar, akıl hastalarının tedavi edilmesi gerek, kınamayla olacak iş değil bu.

 

https://x.com/Kenancamurcu/status/2065754249292616155

 

  • Nuh Arslantaş 🇹🇷@NArslantas_Prof

HALVET....

 

İsrail'de, radikal dinci bazı cemaat hahamları tanklarda kadın askerler ile erkek askerler başbaşa kaldıkları (halvet oldukları) gerekçesiyle öğrencilerini tankçı kara birliklerine göndermeme kararı aldı.

Askerliği reddetmeyen, hatta orduyla entegre çalışan dinî Siyonist yüksek dini eğitim kurumlarından (yeşiva) bir kısmı daha kadınların tank birliklerine alınması gerekçesiyle öğrencilerini zırhlı birliklere göndermeme kararı aldıklarını duyurdu.

Daha önce 12 Hesder yeşivası böyle bir karar almıştı. 13'ünün daha almasıyla bu sayı 25'e çıktı.

Hesder yeşivası, İsrail’de özellikle dinî Siyonist çevrelerde yaygın olan, eğitim ile askerlik modelini birlikte yürütmeye çalışan din eğitimi kurumlarıdır. Bunlar, Tevrat ve Talmud eğitimi ile İsrail ordusunda askerlik hizmetini birleştiriler.

https://x.com/NArslantas_Prof/status/2066052167425839388

 

 

  • Claude ile Ladino Çeviri - Ceki Hazan

 

İzmirli arkadaşım Rozi, geçtiğimiz günlerde LinkedIn hesabında İngilizce olarak güzel bir yazı paylaştı. Gözlem yapmayı ve keyfine yazmayı sevdiğini, gönüllü yürütülen bir yayında yazma fırsatı bulduğunda kendini buna teşvik ettiğini anlatıyor. Son olarak Kaminando y Avlando‘nun Mansevos (Ladino’da “gençler”) yayınına katılmış. Yeni sayı da yakında çıkıyormuş.

 

Yayının dili Ladino. Rozi’nin deyişiyle Ladino’yu anlamak ayrı, onu yazmak ayrı bir mesele.

 

Tam bu noktada Claude’a başvurmuş, kendi deyimiyle “en yeni gözde meslektaşı”na. İngilizce kaleme aldığı bir müzik eleştirisi yazısını Ladino’ya çevirmesini istemiş. Sonuç editörlerini şaşırtmış. Onların yarı şaka yorumu, Claude’un pek çok Yahudi’den daha iyi Ladino bildiği yönünde olmuş.

Tamamı : https://avierto.net/claude-ile-ladino-ceviri/

 

  • İsrael’i protesto mu, Yahudi kültürünü dışlamak mı? – Nelly Barokas

 

Aktardığım bu iki örnekten de anlaşılabildiği üzere Batı’da İsrael karşıtlığının farklı boyutlara evrildiğini, bazı baskı unsurlarının güçlenmesi ve etkisiyle Yahudilikle ilintili her türden kültür ve sanat olayının engellediğini görüyoruz. Yahudi kültürü, müziği, tarihi ile ilintili etkinliklerin hedef alınması, sanatçıların dışlanması Yahudi toplumlarında ciddi bir güvensizlik oluşturuyor.

 

Son zamanlarda kültürel etkinliklerin hedef haline gelmesi, Yahudi toplumları tarafından yalnızca bir güvenlik meselesi değil, aynı zamanda aidiyet ve kabul görme meselesi olarak da algılanmakta.

 

Avrupa; “Meşru İsrael eleştirisi ile antisemitizm arasındaki çizginin nerede başladığını ve nerede sona erdiğini” sorgulaması gerekir. Bu soru Avrupa Yahudi yaşamının geleceği açısından önemli bir tartışma haline gelmiş durumda.

Tamamı : https://www.turkisrael.org.il/single-post/i%CC%87srael-i-protesto-mu-yahudi-k%C3%BClt%C3%BCr%C3%BCn%C3%BC-d%C4%B1%C5%9Flamak-m%C4%B1

 

  • Sürgüne giden kanepe – Ömür Tanyel

 

1938’de Naziler Viyana’ya girdiğinde Freud 82 yaşındaydı. Çene kanseri nedeniyle defalarca ameliyat olmuştu. Gitmek istemiyordu. Çünkü Viyana yalnızca yaşadığı kent değil, düşüncelerinin de yuvasıydı. Ancak Nazi rejimi için Freud yalnızca bir bilim insanı değil, aynı zamanda Yahudi bir entelektüeldi. Kitapları çoktan yakılmaya başlanmıştı.

 

Kızı Anna Freud, Gestapo tarafından sorgulandı, evleri arandı, banka hesaplarına el konuldu. Freud sonunda Londra’ya kaçmayı kabul etti. Rivayete göre Naziler, ülkeyi terk etmesine izin vermeden önce kendisinden kötü muamele görmediğine ilişkin bir belge imzalamasını istedi. Freud da kâğıda şu ironik cümleyi ekledi: “Gestapo’yu herkese gönülden tavsiye ederim.”

https://www.cumhuriyet.com.tr/cumhuriyet-pazar/surgune-giden-kanepe-2511934

 

  • Yossi Farro@FarroYossi

Kaynak dil: İngilizce

Bu gece, Knicks NBA Finalleri'ni kazandı.

Ve bu gece aynı zamanda 6/13 - Yahudilikte derin bir anlam taşıyan bir sayı, Tevrat'ın 613 emrini temsil ediyor.

Ama işler daha da güzelleşiyor.

Knicks'i ilk iki NBA şampiyonluğuna taşıyan efsanevi Yahudi antrenör Red Holzman, Knicks baş antrenörü olarak tam 613 galibiyetle koçluk kariyerini noktaladı.

Knicks numarasını emekliye ayırdığında, 613'ü seçtiler.

Mitzvahlarla aynı sayı.

Bu geceki tarihle aynı sayı.

İnanç. Tarih. Miras.

Bazen her şeyin nasıl tam bir döngü oluşturduğuna şaşırmamak elde değil.

https://x.com/FarroYossi/status/2066022485678571993

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün