Einstein'ın Yahudilik ile ilgili görüşleri

Yahudilerden tarih boyunca neden nefret edildiği konusunda Einstein´ın Yahudi karşıtlığı ile ilgili düşüncelerinden alıntılar...

Yusuf BESALEL Perspektif
17 Haziran 2026 Çarşamba

Eski bir masal anlatarak başlamak isterim. Masal, politik Yahudi karşıtlığının temel nedenlerine dikkat çekmeye yarayacak.

Genç çoban, ata şöyle dedi: “Ayaklarınla yeryüzünü çiğneyen en soylu hayvansın. Huzurlu bir bahtiyarlık yaşamayı hak ediyorsun; eğer kalleş geyik olmasaydı, gerçekten de mutluluğun tam olacaktı. Ama koşuda seni geçmek için gençliğinden beri çalışıyor. Daha hızlı olması sayesinde su birikintilerine senden önce varıyor. Sen ve tayların benimle birlikte susuz kalırken, o ve kabilesi suyu büyük ölçüde içiyor! Bilgim ve kılavuzluğum, sen ve senin gibileri kederli ve küçültücü bu durumdan kurtaracak.”

Geyiğe duyduğu kıskançlık ve nefretle körleşen at, anlaşmayı kabul etti. Genç çobanın yular takmasına boyun eğdi. Özgürlüğünü kaybederek çobanın kölesi oldu. Bu masaldaki at bir halkı, genç çoban halk üzerinde mutlak kontrolü arzu eden bir sınıf ya da zümreyi, geyik de Yahudileri temsil ediyor. Bu masalda açıklanan durum, kişi ve milletlerin hayatlarında sık sık olur. Kısacası bu durumu, belli bir kişi ya da grubun hoşlanmama ve nefretinin etkili savunma becerisine sahip olmayan başka bir kişi veya gruba yönlendirilmesi süreci olarak adlandırabiliriz.

Geyik rolü niçin hep Yahudilere düşüyor?

“Geyik rolü niçin hep Yahudilere düşüyor? Yahudiler niçin sık sık kitlelerin nefretini çekti?

Çünkü neredeyse bütün ülkelerde Yahudiler var ve çünkü Yahudiler şiddet eylemlerine karşı kendilerini savunmak için yeterli sayıya sahip değil.

Yakın geçmişten birkaç örnek bu düşünceyi doğrulayacaktır. 19. yüzyılın sonuna doğru Rus halkı kendi hükümetinin zorbalığından rahatsızdı. Dış politikadaki aptalca hatalar sinirleri patlama noktasına erişinceye kadar gerdi. Bu uç noktada Rus yöneticiler, kitlelerin Yahudilere karşı nefretini teşvik ederek huzursuzluğun yönünü çevirdi. Böylece, Rusya hükümeti tehlikeli 1905 devrimini kanla boğdu.

Almanlar, yönetici sınıfının gizlice hazırladığı savaşı kaybettiklerinde, önce savaşı kışkırtmanın, sonra da onu kaybetmenin suçunu Yahudilere atmak için derhal girişimlerde bulundu. Yahudilere karşı yaratılan nefret, ayrıcalıklı sınıfları sadece korumakla kalmadı, aynı zamanda küçük, vicdansız ve küstah bir grubun, Alman halkını esaret altına almasına imkân verdi.

Yahudilere tarih boyunca yöneltilen suçlamalar onlara karşı işlenen vahşetleri meşrulaştıracak suçlamalar birbiri peşi sıra hızla gelişti. Kuyuları zehirledikleri ileri sürüldü. Dini ayin amacıyla çocukları öldürdükleri söylendi. Ekonomik hâkimiyet kurma ve bütün insanlığı sömürme yönünde sistemli bir çaba içinde olmakla suçlandılar. Onları aşağı insanlar olmakla, tehlikeli bir ırk olmakla damgalamak için uydurma bilimsel kitaplar yazıldı. Kendi bencil çıkarları için savaşları ve devrimleri kışkırttıkları iddia edildi. Asimile olma maskesi altında ulusal hayata sızarak milletlerin kültürünü tahrif etmekle suçlandılar. Kitleler, huzursuzluk ve karışıklık dönemlerinde nefret ve zalimliğe meyillidirler, oysa barış zamanında insan doğasının bu özellikleri kendini yalnızca sinsice belli eder.”

Yahudi kimdir?

“Yahudiler, kendine özgü belirli bir karakteri olan bir grup oluşturur; Yahudi karşıtlığı da, Yahudi grubunun Yahudi olmayanlarda ürettiği düşmanca tutumdan başka bir şey değildir. Bu normal bir sosyal tepkidir. Ancak bundan kaynaklanan politik istismar asla özel bir isimle adlandırılamaz. Yahudi topluluğunun özellikleri nelerdir? Önce Yahudi kimdir? En açık cevabı şudur: Bir Yahudi, Yahudilik inancını yerine getiren kişidir. İnancını terk eden Yahudi de bir Yahudi olarak kalır.

Yahudileri binlerce yıldır bir araya getiren ve onları bugün de bir arada tutan bağ, her şeyden önce insanlar arasında karşılık yardımlaşma ve hoşgörü idealiyle artan demokratik sosyal adalet idealidir. Yahudilerin en eski dini kitaplarında bile Hıristiyan ve Müslümanları da güçlü bir şekilde etkileyen, insanlığın büyük bölümü üzerinde iyi etkisi olan bu sosyal idealler öğretilir. İnsanlık için büyük bir iyilik olan haftalık dinlenme gününün kabul edilmesi burada hatırlanmalıdır. Musa, Spinoza ve Kral Marx gibi kişiliklerin hepsi, (benzemez olsalar da) kendilerini sosyal adalet idealine adadılar; onları bu zorlu yola sokan atalarının geleneğiydi. Yahudi geleneğinin ikinci karakteristik özelliği, entelektüel tutku ve ruhsal çabanın her biçimine gösterdiği büyük saygıdır. Bunun özel yetenekler bakımından zengin olmalarına değil, Yahudiler arasında entelektüel başarıya duyulan saygının, var olabilecek herhangi bir yeteneğin gelişimine uygun özel bir ortam yaratması olgusuna bağlı olduğuna inanıyorum.”

Baskının bir uyaran olması

“Dost ve düşmanları, Yahudileri genellikle, belirgin davranışları bir kuşaktan diğerine kalıtım yoluyla aktarılan içsel niteliklerin bir sonucu olan bir ırk olarak gördü. Bu düşünce, Yahudilerin binlerce yıl ağırlıklı olarak kendi toplumu içinde evlenmeleri olgusundan kaynaklanıyor. Yahudi toplumu, kendi geleneğinden ziyade belki de daha çok, dünyada gördüğü baskı ve düşmanlık sayesinde gelişti. Yahudi topluluğu yaklaşık olarak 16 milyon insan (1938’de), insanlığın binde birinden daha az. Hemen hemen bütün dünya üzerine dağılmışlar ve hiçbir biçimde bütün olarak örgütlü değiller. Yahudilerin bireysel üyelerinin başarılarının toplamı, bu başarıların önüne engeller çıkarılsa da, her yerde son derece önemli ve etkileyici.

Bu yüzden halkın aydınlanmasını istemeyenler, Yahudilerden nefret eder. Yahudi nefreti olanlar, dünyadaki her şeyden çok bağımsız entelektüel insanların etkisinden korkar. Günümüz Almanya’sında acımasız Yahudi nefretinin köpürmesinin temel nedeni bu. Naziler, Yahudileri yalnızca halkın hoşnutsuzluğunu onlardan ezenlerden uzaklaştırmaya yarayan bir araç olarak değil, aynı zamanda dogmayı eleştirmeden kabul etmeye zorlanamayacak, asimile edilemez, bu yüzden de kitlelerin aydınlanmasında ısrar ettiklerinden, var oldukları sürece onların otoritesini tehdit eden bir unsur olarak görüyorlar. Sorunun kalbine giden bu düşüncenin iktidarı ele geçirdikten kısa bir süre sonra Nazi rejiminin, kitapları gösterişli bir törenle yakılmasıyla ikna edici biçimde sunuluyor.

Politik yaşamda, birbirleriyle sürekli mücadele içinde olan, iki zıt eğilim bir arada. İyimser olan birinci eğilim, birey ve grupların üretken güçlerinin özgün gelişiminin esas olarak tatmin edici bir topluma götüreceği inancından ileri geliyor. Karamsar olan ikinci eğilim, birey ve grupların özgürce etkileşiminin toplumun yıkımına yol açacağını varsayar. Bu eğilim, toplumu yalnızca otorite, körü körüne itaat ve zorlama üzerine kurmaya çalışır. Bu eğilimin savunucuları, özgür grupların ve düşüncenin düşmanıdır. Üstelik Yahudi düşmanlığının politik taşıyıcılarıdır. Bu eğilim savunucuları, çeşitli gruplara düşmanlık silahının yanı sıra, Yahudi düşmanlığı silahını da zaten denediler.

Yahudi halkının binlerce yıldır var olmasını sağlayan direniş gücü, insanlar arası ilişkilerde Kutsal Kitap’taki doktrinlere bağlılığın doğrudan doğal bir sonucudur. Bir yerdeki Yahudi nefret edildiğinde veya haksızlığa uğradığında, değişken vicdanlı politikacılar bize karşı özünde dini nitelik taşıyan eski önyargıları aleyhimize politik planlar yapmak için harekete geçirdiklerinde, bunların bütün Yahudilerin kaygısı olduğu çok sık unutuluyor. Halkın buna benzer hastalıkları ve psikotik rahatsızlıkları, okyanuslar ve ulusal sınırlarla durdurulamadığından, ekonomik krizler ve salgın hastalıklar gibi etki ettiğinden; bu durum hepimizi ilgilendirmektedir.”

İsrail Yahudileri (1949)

“Bu ideallerden birisi; şiddet yerine anlamaya ve kendi kendini kontrol etmeye dayanan barıştır. Eğer bu idealle yüklüysek, şu anda Araplarla ilişkimizin bu idealden uzak olması nedeniyle, sevincimiz bir miktar kederli bir hal alır. Komşularımızla ilişkilerimizi, diğerlerinin müdahalesi olmadan çözmemize izin verilmiş olsaydı, bu amaca ulaşabilirdik. Çünkü barış istiyoruz ve gelecekteki refahımızın barışa bağlı olduğunun farkındayız. Yahudi ve Arapların, bölünmemiş bir Filistin’de barış içinde ve özgür olarak yaşamalarını başaramamış olmamızın sorumlusu, biz ya da komşularımızdan ziyade ‘Geçici Yönetim’dir. Eğer Filistin’deki İngiliz Yönetimi örneğinde olduğu gibi, bir ulus diğerlerine hükmediyorsa, bu ulusun adı kötüye çıkmış ‘Böl ve Yönet’ politikasını izlemekten sakınması çok zordur. Bunun daha açık bir ifadeyle anlamı şudur: kendilerine dayatılan boyunduruktan kurtulmak için bir araya gelmesinler diye, yönetilen halk arasında anlaşmazlık yaratmak. Boyunduruk çıkarıldı, ama anlaşmazlık tohumları meyvesini verdi ve bir süre daha dileyelim, uzun olmasın, zarar vermeye devam edebilir1.”

***

Albert Einstein (1879-1955)

Almanya’da doğmuş Amerikalı atom fizikçisidir. Gençliğinde çok parlak bir öğrenci olmamakla beraber, 1905’te Alman bilim dergisinde inceleme yazıları yazdı. Bunlar ‘Molekül Boyutlarının Yeni bir Belirlemesi’, ‘Işığın Dönüşüm ve Üretimini İçeren Bulgulayıcı bir Bakış Açısı Üzerine’, ‘Brown Devinimi Üzerine’, ‘Devinen Cisimlerin Elektrodinamiği Üzerine’, ‘Bir Cismin Eylemsizliği İçerdiği Enerjiye Bağlı mıdır?’ Bunların dördüncüsünde Einstein, kütle ve enerji arasındaki eşdeğerlilik konusundaki ilişkiyi anlatan ünlü E=mc2 formülüne yer verdi. Dönemin ünlü fizikçileri Lorentz, Minkovski, De Broglie ve Heissenberg’in kuantum kuramlarına ilişkin çalışmaları, Einstein’ın bilgilerinden etkilenmiştir. Einstein’ın Görecelik Kuramı hala tartışılmaktadır.

Einstein’ın 1921’de aldığı Nobel Fizik Ödülü ise, ışıl elektriğin incelenmesindeki katkılarından ötürüdür. Einstein, 1933’te Almanya’yı terk etmek mecburiyetinde olduğu zamana kadar üniversitelerde profesörlük de yaptı. Barışçıl bir hayat görüşünü savunan Einstein, çalışmalarının sonucu olan nükleer reaksiyonlarla elde edilen nükleer silahlara karşı çıktı. Princeton’da öldü. Mart 1999’da Time Dergisi Einstein’ı 20. yüzyılın en zeki insanı ilan etti2.

---

1 ‘Albert Einstein, Son Yıllarım’, Einstein’ın Kendi Sözleriyle Bilim İnsanı, Filozof ve İnsan Olarak Portresi, Çeviren: Ferhat İyidoğan, Kırmızı Kedi Yayınevi, 2013, S.237-245,S.248.S.265-266

2 ‘Ünlü Yahudiler’, Yusuf Besalel, Maraton Grafik, 1999, S.20.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün