“Müzikalite—kelimelerin ritmi, sesleri, şiirselliği—benim için çok önemli, umarım Türkçe çeviride de bu yansır.”
Elizabeth Graver'ın, İstanbul'da Sefarad Yahudi bir ailede doğan, uzun ve çalkantılı hayatında renkli bir gezgin olan büyükannesi Rebecca’dan (née Cohen Baruch Levy) esinlenerek yazdığı 'Kantika' adlı romanı Türkçeye çevrildi. ‘Bir Sefarad ailesinin 'tarih' olmuş tarihi’ başlıklı yazım Şalom’un 7 Haziran 2023 tarihinde yayınlanmıştı. 27 Aralık 2023 tarihli sayıda yayınlanan röportajımızda ise yazar Elizabeth Graver’a Kantika romanının ne zaman Türkçe kelimelerle nefes alacağını sormuştum. Yazar Graver “Türkçe baskısı Everest Yayınları'ndan çıkacak. Sözleşmeyi imzaladım ancak yayın tarihi veya çevirmen hakkında henüz ayrıntıları bilmiyorum” diye cevap vermişti. Üzerinden yaklaşık üç yıl geçtikten sonra Kantika’nın Türkçe baskısı Everest Yayınları’ndan çıktı. Kitap, Seda Çıngay Mellor tarafından Türkçeye çevrildi. Türkçe metin 376 sayfadan oluşuyor. Yazar Elizabeth Graver ile Kantika'nın Türkçeye çevirisi hakkında konuştuk.
Kantika romanınızın Türkçeye çevrilmesi sürecinde, roman için ek bir çalışma yaptınız mı? Çevirmenle iletişiminiz nasıl oldu?
Çevirmen Seda Çıngay Mellor son derece yetenekli ve deneyimli biri; yayınevinin onu çevirmen olarak seçmesinden dolayı kendimi şanslı hissediyorum. Tarihler ve kültürel detaylar konusunda birkaç tutarsızlık yakaladı. Örneğin, karakterlerin elma çayı içtiğini yazmıştım – Türkiye'de seyahat ederken bana birçok kez ikram edilmişti – ancak çevirmen bunun çoğunlukla turistlere sunulan bir şey olduğunu ve romanımın bağlamına uymadığını belirtti. Titiz okuması sonucunda hem Türkçe baskı hem de İngilizce e-kitap ve gelecekteki basılı baskılar için bazı düzeltmeler yaptım.

Kantika’nın Türkçeye çevrilmiş olması sizin için ne ifade ediyor?
Hem kişisel olarak – çünkü Kantika'ya ilham veren anne tarafımdan dedem ve nenem Türkiye'de doğup büyüdüler – hem de kültürel ve tarihi olarak, İspanya'dan sürüldükten sonra Sefarad Yahudileri için önemli bir yuva olduğu için, bu öykünün Türkçe olarak sunulmasından dolayı çok heyecanlıyım. Dedem ve nenemin Türkiye'de derin kökleri vardı ve orayı çok seviyorlardı; ayrılmak zorunda kaldıkları için çok üzülmüşlerdi. Daha geniş bir anlamda, tarih, özellikle uluslar ve nüfusları yıllar ve on yıllar içinde değiştikçe, hızla kayboluyor. 20. yüzyılın başlarındaki bu tarih dilimini insanlara hatırlatmak önemli geliyor. Eski Osmanlı İmparatorluğu'nda Yahudiler, Müslümanlar ve Hristiyanlar arasında uzun bir süre birlikte yaşama ve zengin bir etkileşim dönemi olması da günümüz için hayati bir hatırlatma gibi geliyor. Romandaki Rebecca (büyükannemden ilham alan ana karakter), genç bir Yahudi kız olarak Katolik bir okula gitti; sınıf arkadaşları Hristiyan, Yahudi ve Müslümandı. Fransızca eğitim almıştı ama birçok dil konuşuyordu ve evinde karşılaştığı dünyaların ötesinde var olan dilsel, kültürel veya dini dünyalara geniş bir ilgi duyuyordu. Bu, o dönemin zorluklarını göz ardı etmek anlamına gelmez; çeşitli topluluklar için birçok zorluk vardı, ancak aynı zamanda birçok ortak nokta ve anlayış da mevcuttu.
Romanınızda Türkiye'de geçen zaman dilimlerinin Türkçe bilen okuyucuları nasıl etkileyeceğini düşünüyorsunuz?
Umarım bazı okuyucular kendi aile öyküleriyle bir bağlantı kurma ve onları tanıma duygusu hissederler. Diğerleri ise yeni bir şeyler öğrenebilir!
Kantika'nın yazarı olarak, Türk okuyucuların romanınızı okurken özellikle dikkat etmeleri gereken noktalar olduğunu düşünüyor musunuz?
Okuyucular kendi bakış açılarını getirecek; umarım hikâye onlarda yankı bulur. İstanbul'da yaşayanlar veya ziyaret edenler için, romanımın ilk bölümünün geçtiği Fener-Balat sokaklarında yürürken, kitabımın ortaya çıkardığı tarih katmanlarından bazılarını hissedebilmelerini çok isterim.
Romanınız Kantika'yı orijinal İngilizce dilinde okuyup değerlendirmiş bir eleştirmen olarak, Türkçe çevirisini okuma fırsatını sabırsızlıkla bekliyorum. Türkçe cümlelerde, İngilizce versiyonda hissettiğim aynı duyguları yakalayabilecek miyim acaba? Bu amaçla ayrı bir eleştiri yazacağım. Son sorum ise: Romanınızın Türkçe de dahil olmak üzere diğer dillere çevirisinde anlam ve duygu kaybı konusunda herhangi bir endişeniz var mı? Teşekkür ederim.
İngilizce versiyon hakkında yaptığımız sohbet için teşekkür ederim Neşe! Her çevirinin kendine özgü bir sesi olur ve bazı şeyler mutlaka kaybolur; bu işin doğasında var. Ama yetenekli bir çevirmen özü yakalayabilir. Müzikalite – kelimelerin ritmi, sesleri, şiirselliği –benim için çok önemli, umarım Türkçe çeviride de bu yansır. Maalesef Türkçe bilmiyorum, bu yüzden kendim değerlendiremiyorum, ama çevirmene güveniyorum. Her dilin kendine özgü yetenekleri olduğu için, belki de onun ortaya çıkarabildiği yeni şeyler bile olmuştur.