Kadiş duasına derin bir bakış

Kadiş, Yahudi dua ritüelinde okunan Tanrı´ya en güçlü övgü duasıdır. Bu dua Aramice olarak yazılmıştır. Kadiş kelimesi, kutsama anlamında İbranice ´kadoş / kutsal´ kelimesi ile bağlantılı Aramice bir kelimedir.

Hessi ENNEKAVİ Kavram
17 Haziran 2026 Çarşamba

Kadiş duasının temel kısımları 1. Bet Amikdaş'ın yıkılma döneminde Büyük Meclis üyeleri tarafından, özellikle Tora dersleri sonrasında, halkın da katılımıyla hep beraber Tanrı’ya övgüler sunmak için formüle edilmiştir. Daha sonra kadiş, zamanla günlük ibadetlere de dâhil edilmeye ve 9. yüzyıldan itibaren sidurlarda da yer almaya başladı. 13. yüzyılda Haçlı seferleri sonrasında, Haçlıların barbarlıklarına isyan etmeden, Tanrı’nın takdirini kabullenmeyi simgeleyecek şekilde, kadiş duasını vefat edenlerin ruhunun yükseltilmesi amacıyla okuma geleneği ortaya çıktı. Bu minvalde,  aslında aynı temel üzerine kurulu dört tür kadiş oluştu. Bunlar,  okunma yeri ve amacına göre bazı metinler eklenip çıkartılarak okunmaya devam etti. Örneğin 'hatsi kadiş' çekirdek metinleri içeren beş cümleden oluşur ve tefilalardaki dua bölümlerinin geçişlerinde okunur. Bu metne “yee şeme...” ve “ose şalom...” cümleleri eklenerek yedi cümlelik 'yaslı kadişi' okunur. Buna da yeri gelince 'titkabal…' cümlesi, yeri gelince de “al Yisrael...” cümlesi eklenerek sekiz cümlelik 'kadiş titkabal' ya da 'kadiş derabanan' okunur.

Kadiş dua metinleri Aramice olarak yazılmıştır. Aramice 1. Bet Amikdaş yıkıldıktan sonra Babil'e sürülen Yahudilerin konuşmaya başladığı halk dilidir. Ancak kadişin Aramice olarak yazılmasının, basit halkın okuduğunu anlaması dışında daha derin nedenleri de vardır. Zohar’a göre melekler Aramice anlamaz, aslında Aramiceyi basit görüp kulak arkası ederler. Normalde tüm dilleri bilen ve dualarımızı dinleyerek onları adeta kendi süzgeçlerinden geçirerek Tanrı’ya ileten melekler, Aramice duyunca bununla pek ilgilenmezler ve müdahale etmezler. Bu şekilde Aramice dualar 'minyan/ 10 kişilik bir cemaatle' söylendiği takdirde doğrudan Tanrı’ya ulaşır. Çünkü minyan olan yerde Tanrı’nın Şehina’sı mevcuttur. Normalde melekler sürekli Tanrı’ya övgüler sunar. İnsanların kadiş kadar güçlü bir övgü duası söylemesini kıskanıp engelleyebilirler. Tüm bu sebeplerden dolayı kadiş Aramice olarak oluşturulmuştur.

Kadişe verilen cevap

Kadiş'in açılış cümlesi, Ezekiel 38:23'ten esinlenmiştir. Bu ilk cümle şöyledir: “Yitgadal ve Yitkadaş şeme raba/ O’nun büyük ismi yüceltilsin ve kutsansın.” Burada vurgulandığı gibi, Tanrı’nın ismini yüceltmek, kutsamak ve övmek Bene Yisrael'in dünyada var olma amacıdır. Aslında kadişin en önemli kısmı kadişe verilen cevaptır. Çünkü genelde kadiş metnini sadece hazan, rabi veya yaşlılar okurlar ve dinleyen cemaat de, her cümle sonunda 'amen' der. Ancak üçüncü cümleden sonra, yine amen'in ardından kadişe cevap olarak söylenen bir bölüm tüm cemaat tarafından bir ağızdan okunur; “yee şeme raba mevorah lealam ulalme almaya/ O’nun büyük ismi sonsuza kadar, ebediyen kutsal olsun.” Kim kadişe tüm gücüyle 'Kol Koho' cevap verirse, o kişinin hakkında 70 yıllık bile olsa oluşmuş kötü hükümler, önünde yırtılıp atılır denir. Buradaki 'kol koho; tüm gücüyle' terimi, hem güçlü bir konsantrasyonla, hem de güçlü bir sesle anlamına gelir. Burada vurgulanan 'koah/ güç' kelimesinin aslında çok derin simgeleri vardır. Koahın gematriası 28'dir. Buradan yola çıkarak, kadişe verilen cevap yedi kelimedeki toplam 28 harften meydana gelir. Sefarad âdetinde 28 harf yerine 28 kelime okuma geleneği vardır ki bu da beşinci cümlenin sonundaki 'damiran bealma'ya kadarki iki cümleyi de okumak şeklindedir. Bu kadişe cevap cümlesi, aslında İbranice “Şema Yisrael...” cümlesi sonrasında söylediğimiz “Baruh Şem Kevod Malhuto Leolam Vaed” cümlesinin Aramice karşılığıdır ve aynı anlamı ifade eder. Tora’da Yaakov, oğullarına beraha vermeden önce, onlara tarih boyunca başlarına gelecekleri anlatmak istemişti. Ancak Tanrı buna izin vermemiş ve Şehina Yaakov’u terk edince acaba çocuklarının bazıları bu bilgileri almaya layık değil mi korkusuna kapılmıştı. Ancak çocuklarının Tanrı’ya bağlılıklarını sorgulayınca, çocukları hep birlikte 'Şema Yisrael...' cümlesini söylemişti. O zaman Yaakov da şükranla “baruh şem kevod...” cümlesini söylemişti ki bu, kadişe verilen cevabın da karşılığıdır. Kadişe cevabın önemi şöyle anlatılır: insanın bin tane “barehu baruh şemo” söylemesi bir tane 'amen'e bedeldir, bin tane 'amen' söylemesi ise ancak bir “yee şeme rabaya” bedeldir. Kadişin söylenmesiyle Amaleklerin bu dünyadan yok edilmesine de katkıda bulunmuş oluyoruz. Nitekim kadişin ilk açılış cümlesinde “yitgadal veyitkadaş şeme raba” derken, buradaki 'yitgadal' kelimesi büyütülmek anlamını taşır.

Aşem’in ismini nasıl büyütebiliriz?

Tora’da Amaleklerin bahsinin sonunda 'yad, al kes YaH', 'el, Tanrı’nın tahtının üzerindedir' derken, burada hem Tanrı’nın ismi Y-H-V-H kısa yazılmıştır; 'Y-H', hem de Tanrı’nın tahtı 'Kise' kısa yazılmıştır; 'kes'.  Bunun simgesi, dünyada Amalekler var olduğu sürece, Tanrı’nın ismi de tahtı da adeta eksik kalacaktır. İşte biz Kadiş söyleyerek, bu eksikliğin giderilmesi konusundaki niyetimizi beyan etmiş oluyoruz. Kadişteki sayısal gizemlere geri dönersek,  kadişe cevaptaki yedi kelimede 28 harf olduğunu ve bunun 'koah/ kuvvet’in gematriasina karşılık geldiğini belirtmiştik ki, kadişe bu nedenle tüm gücümüzle cevap vermemiz gerekiyordu. Aynı zamanda bu yedi kelime ve 28 harf, Tora’da Bereşit’in ilk cümlesine de karşılık gelir; “Bereşit bara Elokim et aşamayim veet aarets” cümlesi de yedi kelime ve 28 harften oluşur. Bereşit’in ilk 42 harfi de aslında Ana Bekoah'daki Aşem’in 42 harfli isminin kodlanmış halidir. Nitekim bu yüzden Anna Bekoah söyleyince de ardından “baruh Şem kevod...” cümlesini söyleriz ki, bu da yine kadişe cevaba karşılık gelir. Kadiş metninde de bu 42 sayısına karşılık simgeler vardır. Kadişin ilk cümlesi dört kelimedir ve Aşem'in dört harfli ismi Y-H-V-H'ye karşılık gelir. Sonraki cümle on kelimedir ki bu da dört harfli ismin miluy açılımı harf sayısıdır. Kadişe cevaptaki 28 harf de, bu 10 harfli açılımın tekrar açılımının harf sayısına karşılık gelir ki, bunların toplamı da 4+10+28=42 eder. Yine yedi kelimelik bu cevabı takip eden yedi tane övgü ifadesi vardır ki, hepsi 've' bağlacı olan 'vav' harfiyle başlar. Vav harfinin gematriası altıdır. Yedi kelimedeki bu bağlaçlar 6×7=42'yi bize verir. 28 sayısı aynı zamanda ellerimizi açıp dua etmeyi de simgeler. 'El/ yad' gematriası 14'tür. İki el ×14 =28 eder. Kadiş metninde karşımıza çıkan 42 ve 28 sayılarının toplamı da 70'i verir ki,  bu da daha önce bahsettiğimiz, kadişe kuvvetle cevap vererek 70 yıllık hayattaki kötü kararların yırtılmasına işarettir. Kadişin ilk cümlesindeki dört kelime Aşem’in dört harfli ismine karşılık gelir demiştik. O zaman ilk iki kelime 'Yitgadal veyitkadaş' Aşem ismindeki Y ve H'ye karşılık gelir ki,  bu da Amaleklerden dolayı Aşem’in eksik kalan ismidir. 'Yitgadal ve yitkadaş'da toplam 11 harf vardır. Y- H'nin gematriası ise 15'tir. İkisini toplayınca 26 eder ki bu da Aşem’in dört harfli isim gematriasını tamamlar. Tanrı’yı övüp kutsadığımız zaman, adeta onun dünyada eksik bıraktığı yönü tamamlamış oluyoruz. Bu arada günlük üç tefilada yer alan tüm kadişlere katılıp, tüm cümlelere amen dediğimiz zaman, günlük olarak bir 'tsadikin ' söylemesi gereken 10 kadiş ve 90 ameni de yerine getirmiş oluyoruz. Bilindiği gibi tsadik kelimesi tsadi, dalet, yud ve kuf harflerinden oluşur. Bunların gematriyaları sırayla 90-4-10 ve 100’dür.  Bu da her gün bir tsadikin söylemesi gereken 90 amen, 4 keduşa, 10 kadiş ve yüz berahayı simgeler…

 Bunları biliyor musunuz?

*Rüzgârın Aşem’in kudretinin göstergelerinden biri olduğunu. Amidanın ikinci berahasında Aşem’i övüp kudretli ve her şeye kadir olduğunu belirtirken, rüzgâr estirdiğini özellikle vurguladığımızı. Aşem’in bu dünyada kudretini genelde rüzgâr gibi doğa olayları ile gösterdiğini. Nitekim doğanın devamı için rüzgârın çok önemli yönleri olduğunu. Buharlaşan deniz sularının denizler üstünde oluşturduğu yağmur bulutlarının, ancak rüzgârla ilerleyip suya ihtiyacı olan toprakların üzerine yönlendiğini. Rüzgârın denizlerde dalgalar yaratarak sudaki oksijenin havaya karışmasını sağladığını. Bitkilerde oluşan erkek tohumları rüzgârın uçurarak dişi çiçeklerin üzerine gelmelerini sağladığını. Böylece bitkilerin çoğalmasına yardımcı olduğunu. 

*BeneYisrael'in 40 yıl boyunca çölde gökten yağan manla beslendiğini. Manın manevi nitelikte bir yiyecek olduğunu ve bu nedenle vücutta herhangi bir artık bırakmadığını. Bu nedenle halkın ilk başta tuvalet ihtiyacı dahi duymadığını. Ancak daha sonra manla ilgili şikâyet edince, manın bu özelliğinde değişim olduğunu ve artık tuvalet ihtiyacının ortaya çıktığını. Bu bağlamda, Tanrı’nın sonradan bununla ilgili özel bir emir de verdiğini. Buna göre BeneYisrael’in, kampın dışında belirli bir yer ayarlamalarını ve tuvalet ihtiyacını orada gidermeleri gerektiğini belirttiğini. Kampların kutsal kalması gerektiğinden, artık şikâyet eden insanların bu yüzden koca kampın en dışında bir yere tuvalet ihtiyacı için gitmek zorunda kaldıklarını.

*Tora’da, BeneYisrael’e büyük zarar veren iki milletle ilgili iki farklı davranış şekli emredilmekte olduğunu. Bunlardan, yıllarca BeneYisrael'e ağır bir kölelik yaşatan Mısırlılar için, onlara minnettarlık duymamız ve zarar vermememiz gerektiğinin belirtildiğini. Oysaki sadece BeneYisrael’i günaha sürüklemeye çalışan, Midyanlılar için, onların yok edilmesi gerektiğinin belirtildiğini.  Torad’aki bu iki farklı yaklaşımın sebebinin şu olduğunu; Mısırlıların, BeneYisrael’e fiziksel olarak zarar vermeye çalıştığını, ayrıca ilk dönemlerde onları ülkelerinde misafir ettiklerini. Oysaki Midyanlıların, BeneYisrael’e manevi olarak zarar vermeye çalıştığını, onları günaha sürükleyip Tanrı’nın onlara karşı öfkelenmelerine yol açtıklarını.

*Hasidik düşünceye göre iyice yükselebilmek için düşmeye ihtiyaç olduğunu. Bu durumu, sporcuların yeterince yükseğe sıçramak için önce biraz çömelerek sıçramaya başlamalarına benzetebileceğimizi. Tora’da bu durumun başlıca örneklerinden birinin Yosef olduğunu. Yosef, babası Yaakov'un yanında belli bir statüde iken, vezirlik gibi yüksek bir mevkie gelmek için önce bir kuyuya atıldığını, sonra köle olarak satıldığını ve sonunda Mısır’da bir zindanın dibine atıldığını. Ama vakti geldiğinde, adeta sıçrama yaparak bir anda Paro'nun veziri durumuna yükseldiğini.

Sorularınız ve görüşleriniz için adresim [email protected]

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün