İki ilginç yeni topluluk İki ilginç yeni oyun

Erdoğan MİTRANİ Sanat
17 Haziran 2026 Çarşamba

Tiyatro CoLab’ın ilk oyunu ‘Hybris’

Kendi yazdığımız kaderi gerçekten taşıyabilir miyiz Kader mi karar verir, yoksa insan mı? Ve en önemlisi: Seçim yapmanın bedeline gerçekten hazır mıyız?”

Deney merakı, yaratıcı ruh ve kolektif üretimin çok sesliliği için 2025’te kurulan CoLab (Collaboration Laboratory) topluluğunun ilk oyunu ‘Hybris’, Yunan mitolojisinde Altın Post’u ele geçirmek amacıyla Kolkhis’e giden Iason ile kralın kızı Medea’nın hikâyesini çağcıl bir yorumla sahneye taşıyor.

İpek Sarı’nın MÖ 3. yüzyılda Rodoslu Apolonios tarafından yazılan epik destan Argonautika’dan yola çıkarak yazıp yönettiği Hybris’in yardımcı yönetmenliğini Aykut Sezgi Mengi, dramaturgisini Burcu Şişli, hareket ve ses tasarımını Mehmet Seven, ışık tasarımını Uğur Sönmez üstleniyor. 

Hybris sözcüğü mitolojide ve Yunan tragedyalarında insanın sınırlarını unutmasını, tanrılara kafa tutacak kadar kibirlenmesini ve haddini aşmasını ifade eder. Kibir, ihanet ve kader temaları etrafında şekillenen Hybris, Medea ile Iason’un ortak tragedyalarının ilk dönemini çağdaş bir formda yenilemekten çok, ‘hybris’ kavramını bugünün dünyasına ayna tutacak şekilde yeniden yorumluyor. Ahlaki sorumluluk, toplumsal düzen ve tanrısal yasa ile çatışmaya giren kişisel arzuların, aşkın, hırsın ve özgürlük isteğinin aracılığıyla sorumluluk kavramını, bireysel ve kolektif düzeyde tartışmaya açıyor.

Tamamen karanlıkta başlayan Hybris’te koronun nefes ve kürek çekme sesleri, Altın

Post’un arayışındaki Iason’un (Uğur Sönmez) Argonotlarla birlikte Kolkhis’e (oyunda Kalkhilos Adası) ulaşmak üzere olduğunu haber veriyor. Ezgi Ortagün, Kaan Yıldız, Oğuzhan Özdemir, Selin Yiğitkuş, Yağmur Yosun Gençer, Yiğit Temel ve Zehra Erdem’den oluşan koro, sadece sözleriyle değil, beden kullanımları, ritimleri ve kolektif hareketleriyle Antik Tragedya geleneğindeki yorumcu uyarıcı işlevini aşan bir ana karakter olarak öne çıkıyor.

Oyunun tüm başkişilerini Hybris / Kibir yönlendiriyor. Iason’un hybris’i Altın Post arayışını bir taht mücadelesinden çıkarıyor, cesaretinin sınandığı bir vicdan, kefaret ve inanç sınavına dönüştürüyor. Kehanetlere ve yerel otoriteye karşın, ‘hakkı olduğuna’ inandığı Altın Post’a zorla el koymaya çalışan Iason, kutsal emaneti kralın kızı Medea’nın aşkını fütursuzca kullanarak çalıyor.

Hybris yansımasını, ilahi otoriteyi tekeline almış, kendini tanrıların mirası, kızıyla oğlunuysa bu mirasın bir parçası olarak gören yarı tanrı Kral Aietes’te (Aykut Sezgi Mengi) buluyor.

Iason’la karşılaşana dek tanrısal görevlerine uygun yaşamış Medea (İpek Sarı), hayatında ilk kez kaderini, ailesine bağlılığını ve kimliğini sorgulamaya başlıyor. Sorgulama sırasında koro ikiye bölünüyor; birbirinin antitezi iki koro şefiyle Medea’nın içsel çatışmasını dışa vuruyor. Bir yanda Medea’nın akıl, hafıza ve vicdani temsilcisi Büyü Tanrıçası Kirke (Burcu Şişli) kaderin bedellerini, düzenin sınırlarını hatırlatırken, diğer tarafta Medea’nın tutkularının, arzularının, zincirlerini kırma isteğinin simgesi Denizler Tanrıçası Leukothea (Merve Karadenir) onu eyleme çağırıyor. Kendisi için bir şey yapmaya karar verdiğinde, Medea’nın iradesini tanrıların iradesinden üstün sayarak onlardan aldığı gücü aşkı için kullanmasının ve kardeşi Apsyrtos’u öldürmesinin sebebi tabii ki ‘hybris’idir. Ancak, kullanıldığının da bilincinde olan Medea, postu Iason’a vermeden önce, ona tanrıların önünde sadakat yemini ettiriyor. O yemin ki, sadakatin ihanete dönüşeceği ileriki yıllarda Iason’un ürkünç sonunu getirecektir.

Bir annenin gözyaşlarını tanrılardan üstün gören Kraliçe Lydia (Elif Gezgin) annelik adına tanrısal yazgıya lanet okuyor ve oğlunun acısını kendisine tattıran kızını, aynı acıyı katlanarak yaşaması için lanetliyor.

Kibirli olmayan tek karakter, ablasına sonsuz güvenen masum Apsyrtos (Mehmet Seven) ise Medea’nın yaptığı büyüyle tanrılara kurban ediliyor.

Antik tragedyaya biçimsel benzerliğine karşın ‘Hybris’, muktedirlerin dünyayı kana buladığı, masumların kimi zaman kitlesel olarak yok edildiği günümüzde yaşananları, özelikle özgür irade, adalet ve iktidar ilişkilerini açığa çıkarıyor.

Metni öne çıkaran yorumunda İpek Sarı oyunu dekorsuz, aksesuarsız boş bir alanda, benzer giysiler içindeki oyuncularla, törensel bir ritüel olarak yönetiyor. İkili sahnelerde bile çoğunlukla birbirinden çok izleyicilere bakarak konuşan Uğur Sönmez, Aykut Sezgi Mengi, İpek Sarı, Elif Gezgin ve Mehmet Seven minimal oyunculuklarına karşın, karakterlerini inandırıcılık ve doğallıkla canlandırmayı başarıyorlar. ‘Limonata’dan 15 yıl sonra, hiç yaş almamışçasına aynı gençlik, enerji ve tutkuyla sahnelere parlak bir dönüş yapan Sezgi Mengi umarım artık tiyatroya ara vermez. Sesleri, nefesleri, fısıltıları, ayak vuruşları, devinimleri ve ritmik beden hareketleriyle koro, usta işi ışık tasarımının da desteğiyle ‘Hybris’e müthiş etkileyici bir görsel işitsel boyut katıyor.

Arzu ve kibirle beslenen insanlığın Antik Yunan'dan günümüze değişmeyen doğasını, ihanet    

fedakarlık ve kanla beslenen iktidarların kırılganlığını, antik bir öyküyü, sağlam bir metin ve etkileyici bir yorumla çağcıl öğelerle yeniden ele alarak aktaran bu ilk çalışmasıyla CoLab kanımca parlak bir gelecek vadediyor. Hem oyunu hem topluluğu mutlaka keşfedin derim.

19 Haziran Pax Sahne, 24 Haziran Sahne Beşiktaş ve sezonda İstanbul sahnelerinde.                                            

Arçura Tiyatro’nın ilk yapımı

 ‘Abdullah Konuş’  

Sezonun başlarında kurulan Arçura Tiyatro’nun ilk yapımı ‘Abdullah Konuş’, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘Abdullah Efendi’nin Rüyaları’ öyküsünden hareketle, farklı bakış açısıyla yazılmış bir oyun. Sümeyye Özbay’ın yeniden yazdığı, dramaturgisini Pelin Temur ve Çınar Taşdemir’in yaptığı Abdullah Konuş’u Çınar Taşdemir yönetiyor. Işık tasarımı Eren Uğurhan’a ait; hareket tasarımını Çınar Taşdemir’le birlikte yapan Alperen Abdullah Türkekul gösterinin tek oyuncusu.

Tanpınar’ın düşle gerçek arasında gidip gelen özgün öyküsünde, anlatının gerçek mi, hayal mi, bilinç akışı mı, rüya mı olduğu fark edilmez. Meyhanede başlayan, arkadaşlarıyla geneleve, oradan tek başına ıssız bir mekâna giden Abdullah Efendi’nin hikâyedeki olayları yaşadığı mı kafasında mı kurduğu hiçbir zaman belli olmaz. Bu derin, yoğun ve karmaşık edebi metni sahne için yeniden yazan Özbay, Tanpınar’ın fantastik çağrışımlı, kimi zaman gerçekçi kimi zaman gerçeküstücü anlatısından çok daha somut bir yola girmiş, metni Abdullah’ın kâbuslarıyla hem yüzleşip hem uzak durmaya çalıştığı daha gerçekçi bir yüzleşme-kaçma dansına dönüştürmüş. Edilgin karakterin yerine, toksik bir ilişkiyi bitirdikten sonra ayrıldığı sevgilisini yeniden kendisine dönmeye ikna etmeye çalışan narsist, kibirli ve manipülatif bir Abdullah oturtmuş. Edebiyattan tiyatroya uyarlama yapılmasına karşı olmadığım gibi, özünü korumak şartıyla metnin dışına çıkılmasının da gerekli olabileceği kanısındayım. Ancak, Sümeyye Özbay’ın metninin, eli yüzü düzgün olsa da Tanpınar’ın kendine has şiirini, büyüsünü kaybettiğini ve özünü / ruhunu yansıtamadığı kanısındayım.

Abdullah Konuş’un metniyle ilgili bu çok önemli çekinceme karşın sahneleme ve yorumlama açısından çok başarılı bulduğumu da belirtmek isterim.

Dramaturgiye ve hareket düzenine de katılmış olan Çınar Taşdemir yönetmen olarak etkileyici bir iş çıkarıyor. Geleneksel meddahtan yola çıkarak, izleyiciyi fiziksel tiyatro ile anlatı tiyatrosunu ustalıkla iç içe geçiren bir görsel işitsel serüvene çağırıyor. Bu çağcıl meddah yorumunda, meddahın sandalyesi ve pastavı olarak tek bir iskemlenin, mendili olarak da giyilip çıkarılan bir tişörtün bu derece yaratıcı olarak kullanılması çok etkileyici. Direklerarası Seyirci Ödüllerindeki Tek Kişilik Performans ödülünü hakkıyla almış Alperen Abdullah Türkekul, hem sevdiğimiz, hem nefret ettiğimiz birçok kişiye hem de bizlere benzeyen, narsisizmle öz-nefret arasında gidip gelen Abdullah’a müthiş bir gerçeklik ve inandırıcılık katıyor. Bedenin kullanımının ve dur durak bilmeyen performansının enerjisi benzersiz.
Metin konusundaki ciddi fikir ayrılığımız bir yana, sahnelenmesi ve Abdullah Türkekul’un usta işi yorumu için izlenmeyi hak eden bir oyun.

17 Haziran 20.30 Koma Sahne, 22 Haziran 18.30 Moda Sahnesi ve gelecek sezonda İstanbul Sahnelerinde. 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün