“A Ğ A T A K I L A N L A R”

•Ancak Kanye West bu söylemini giderek Antisemitik bir boyuta çıkardı. Netanyahu´ya veya İsrail Devletine karşı eleştirel tutumunu, bütün Yahudilere karşı bir kin ve nefret haline getirmeye başladı. Sonunda öyle bir noktaya taşıdı ki, işte orada “Yok artık” dedim. Çünkü “I Love Hitler” diye şarkı yaptı. Sadece Gazze´ye destek ve Netanyahu ile İsrail devletinin yöneticilerine karşı bir söylemle sahneye çıksaydı, bu gece ben de orada olacaktım. Ama böyle konularda işi bir topluma, bir halkın tamamına karşı nefret söylemi haline getirdi mi, ben orada yokum. Ertuğrul Özkök – www.10haber.net

İzak BARON Diğer
3 Haziran 2026 Çarşamba
  • VİYANA’DA EUROVİSİON’U İZLERKEN ‘BANGARANGA’ - BİROL KILIÇ

Final anları geldiğinde büyük bir çoğunluk İsrail’in kazanmasını istemiyordu. Mesele artık yalnızca müzik değildi; salonun içine savaşların ve dünyanın vicdani yorgunluğunun gölgesi düşmüştü. Ama burada çok dikkatli olmak gerekiyor. Bir hükümete duyulan öfke, bir halkın tamamına yönelmez, yönelmemesi gerekir. Viyana, bunu en iyi bilmesi gereken şehirlerin başında gelir. Çünkü Viyana yalnızca bir kültür ve müzik başkenti değil; 20. yüzyılın birbirine düşman iki büyük ideolojisinin (Siyonizmin de Nazizmin de) fikir laboratuvarı olan şehirdir. Hıristiyan Sosyal Parti’nin kurucusu Viyana Belediye Başkanı Karl Lueger (1844-1910), Yahudi düşmanlığını açık bir siyasi dile dönüştürdü. Bu dil iki insanı zıt yönlerde şekillendirdi. Yahudi kökenli gazeteci Theodor Herzl (1860-1904), “Ben baştan aşağı Viyanalıyım” diyecek kadar sevdiği bu şehirde Lueger’in yarattığı atmosferden kaçış yolu aradı ve siyasi Siyonizmin kurucusu oldu. Öte yandan 1906’da Viyana’ya gelen genç Adolf Hitler, aynı Lueger’i model aldı. Lueger, Yahudiler hakkında şöyle demişti: “Yahudi düşmanlığı ancak son Yahudi yok olduğunda yok olacaktır.

Bütün bunları düşünürken aklıma 1992 yılı geldi. İstanbul’da, İspanya engizisyonundan kaçıp Osmanlı topraklarına sığınan Sefarad Yahudilerinin gelişinin minnetle ve sevinçle 500. yılı kutlanıyordu. Ben de davetliler arasındaydım. O gün verilen mesaj şuydu: İnsan bazen başka bir coğrafyada yalnızca hayatta kalmaz; yeniden insan olur. Bugün aynı tarihi Türkiye’deki Yahudiler 500. yıl kutlamasıyla andı; dünyanın başka ülkelerindeki Aşkenaz ve Sefaradlar ise Avrupa’daki soykırım anıtlarının önünde her yıl hüzünle toplanıyor. Ne çabuk unutuldu. Aradan 34 yıl geçti. Ve insan ister istemez soruyor: Müzik gerçekten insanları birleştirebiliyor mu yoksa artık herkes şarkıların içine kendi yarasını mı saklıyor?

Tamamı :https://www.cumhuriyet.com.tr/pazar-yazilari/viyana-da-eurovision-u-izlerken-bangaranga-2506487

 

  • BU AKŞAM NEDEN TARİHİ ‘YE’ KONSERİNE GİTMEYİP ARSENAL-PSG MAÇINI SEYREDECEĞİM? – ERTUĞRUL ÖZKÖK

Kanye West son zamanlarda İsrail karşıtı söylem ve eylemlere başladı.

Gazze’de yaşananları gördükten sonra bir sanatçının bu tür söylemleri yapması son derece normal.

Bu katliamlara karşı Gazze halkının yanında durmak, içinde insani duyguları kalmış her insan için normal ve doğru bir davranış.

Bir tür küresel vatandaşlık görevi bile diyebilirsiniz.

O tarafını ben de destekliyorum.

Ancak Kanye West bu söylemini giderek Antisemitik bir boyuta çıkardı.

Netanyahu’ya veya İsrail Devletine karşı eleştirel tutumunu, bütün Yahudilere karşı bir kin ve nefret haline getirmeye başladı.

Sonunda öyle bir noktaya taşıdı ki, işte orada “Yok artık” dedim.

Çünkü “I Love Hitler” diye şarkı yaptı.

Sadece Gazze’ye destek ve Netanyahu ile İsrail devletinin yöneticilerine karşı bir söylemle sahneye çıksaydı, bu gece ben de orada olacaktım.

Ama böyle konularda işi bir topluma, bir halkın tamamına karşı nefret söylemi haline getirdi mi, ben orada yokum.

Tamamı : https://10haber.net/yazarlar/ertugrul-ozkok/bu-aksam-neden-tarihi-ye-konserine-gitmeyip-arsenal-psg-macini-seyredecegim-707287/

 

  • ASKERÎ VE JEOPOLİTİK PERSPEKTİFTEN ABD/İSRAİL-İRAN SAVAŞI VE TÜRKİYE - Millî İstihbarat Akademisi

Rapor için:    https://mia.edu.tr/uploads/f/20052026_1.pdf

https://x.com/miaedutr/status/2056984337694744692

 

  • DEMOKRATLAR ARASINDA İSRAİL VE SİYONİZM KARŞITLIĞI - HİKMET MENGÜASLAN

Demokratlar arasında İsrail ve Siyonizm karşıtlığı geçici bir tepki veya 7 Ekim sonrası ortaya çıkan konjonktürel bir söylemden ibaret geçici bir durum değildir. Bu dönüşüm daha uzun vadeli, Demokrat kimliğiyle ilişkili, normatif ve siyasal yaklaşımın bir göstergesi olarak öne çıkmaktadır. Amerika Birleşik Devletleri’nin İsrail politikalarında kısa vadede köklü bir dönüş beklenmese de Demokrat Parti içindeki bu yaklaşım, Amerikan siyasi düşüncesindeki İsrail- Filistin meselesine yaklaşım biçimi ve küresel siyasetteki dengeler konusunda etki üretme potansiyeli taşımaktadır.

Rapor için : https://www.turkiyearastirmalari.org/wp-content/uploads/2026/05/r_202605_012.pdf

 

  • ABD/İSRAİL-İRAN SAVAŞI JEOPOLİTİK Mİ TEOPOLİTİK Mİ?
  • ABD/İsrail ve İran Savaşı’nın İsrail Kamuoyuna Yansımalar - DOÇ. DR. FERIT BELDER

Mart ayında gerçekleştirilen iki anket, İsrail’in ‘Kükreyen Aslan’ ismini verdiği İran savaşına yönelik toplumsal desteğin yüzde 80’in üzerinde olduğunu göstermektedir. İsrail nüfusunun yüzde 20’sine tekabül eden Arap yurttaşlar dışarıda bırakılıp yalnızca Yahudi yurttaşlar dikkate alındığında,bu oran yüzde 90’ı aşmaktadır. Bu durum; politik (sağ-sol) ve dini (seküler-ultra-Ortodoks)

yarılmaların kurumsal düzeyde, tarihsel olarak temsil edildiği bir politik ortamda ‘İran tehdidinin’ varlığına karşı bir ulusal uzlaşı olduğu argümanını tasdik etmektedir.

 

  • Kehanetin Gölgesinde Savaş: İsrail-İran Savaşlarının Teopolitiği PROF. DR. NUH ARSLANTAŞ

Bugün İsrail’de artık “Büyük İsrail” (Eretz Yisrael ha-Şlema) fikri, marjinal bir hezeyan olmaktan çıkmış, devlet politikalarına yön veren faşizan bir paradigma

haline gelmiştir. Tevrat’ı seküler hukukun üzerinde bir mülkiyet tapusu gibi gören bu köktenci yaklaşımda toprak, müzakere edilebilir bir siyasal alan değil, Tanrı tarafından sadece Yahudilere vaat edilmiş mutlak bir hak olarak kabul edilmektedir.

Raporun tamamı için  : https://orsam.org.tr/wp-content/uploads/2026/05/Ortadogu-Analiz-Mayis-Haziran-Cilt19-Sayi142.pdf

 

  • PETROL BORULARININ İSRAEL’DE NE İŞİ VAR? - İSAK DUENYAS

Petrol üretmeyen İsrael’de bugün bir kısmı hala faal olan, çoğu ise artık atıl durumda bulunan eski petrol boru hatları olduğunu biliyor muydunuz? Peki Ortadoğu’nun tarihini şekillendiren bu hatlar bugün de çalışıyor olsaydı, günümüzün kuvvetler dengesi acaba nasıl değişirdi?

Tamamı : https://www.turkisrael.org.il/single-post/petrol-borular%C4%B1n%C4%B1n-i%CC%87srael-de-ne-i%CC%87%C5%9Fi-var

 

  • Nuh Arslantaş 🇹🇷@NArslantas_Prof

Kaynak dil: İbranice

Başkan Isaac Herzog'un ( @Isaac_Herzog ) İsrail toplumundaki artan "kaba cehalet"e karşı uyarısı, ciddi bir dikkat gerektiriyor.

Dışarıdan bakıldığında, bu sorun artık toplumun "kenarlarında" sınırlı görünmüyor; giderek merkeze doğru kayıyor gibi görünüyor.

Bir toplumun gücü, yalnızca askeri gücüyle değil, aynı zamanda adalet duygusuyla, hukukun üstünlüğüne saygısıyla ve insanlara karşı tutumuyla da ölçülür.

 

Tora'da komşunun haklarına, yabancıları korumaya ve insan onurunu muhafazaya yapılan tekrarlanan vurgu, bugün her zamankinden daha ilgili görünüyor.

Bu bölgedeki İsrail'in uzun vadeli geleceği, Filistinlilere onurlu bir insan hayatı sunup sunamayacağına, adalete dayalı bir yaklaşımı benimseyip benimsemeyeceğine ve barış için gerçekçi yolları, iki devletli çözümü de içeren ciddiyetle yeniden değerlendirecek olup olmadığına bağlı olacak.

Bu, peygamberler geleneğidir. Ve dünya ulusları arasında, bu geleneği İsrail'deki Yahudi halkı kadar derinden anlayan az sayıda halk vardır.

Korku geçici bir güvenlik sağlayabilir. Ancak gerçek ve kalıcı güvenlik, yalnızca adalet üzerine inşa edilebilir: "Adalet, adalet peşinde koş." (Tesniye 16:20)

https://x.com/NArslantas_Prof/status/2058603161972043818

 

  • Gazze’nin Gölgesinde “Yılın Düğünü”: İsrail’de Kohenlik Krizi ve Çifte Standart Tartışması - Nuh Arslantaş

Kohenlerin evlilik hukuku etrafında yaşanan gerilimler yalnızca İsrail’e özgü değildir. Magazin dünyasından bağımsız olmakla birlikte, Türk Musevi cemaatinde de geçmişte benzer bir kohen evliliği vakası ciddi tartışmalara yol açmıştı. Neve Şalom başta olmak üzere çeşitli sinagoglarda uzun yıllar hazanlık (müezzinlik, duâhanlık) yapan A. Kohen, dul bir kadınla evlenmesi sebebiyle cemaat içinde ağır tepkilerle karşılaşmış, herem ilan edilerek cemaatten atılmıştı.

A. Kohen’in yaşadıkları, kohen statüsünün teorik bir fıkhî kategori olmaktan öte, bireylerin evlilik tercihleri, cemaat aidiyeti ve sosyal kabul süreçleri üzerinde doğrudan etkili olabildiğini göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Nitekim A. Kohen, cemaatten dışlandığını ve bir tür hereme maruz bırakıldığını ifade etmiş; ardından eşi ve kızıyla birlikte Beyoğlu Müftülüğü’nde kelime-i şahadet getirerek Müslüman olmuştu. Bu olay, Cumhuriyet dönemi Türkiye Musevi cemaati tarihinde Yahudi bir din görevlisinin ailesiyle birlikte Müslüman olması bakımından da istisnaî bir örnek olarak kayıtlara geçmiştir.

Öte yandan bu örnek ile Oşer Cohen–Eden Pines evliliği etrafında İsrail’de yaşanan tartışma, meselenin daha geniş bir Yahudi hukuk geleneği içinde değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Zira her iki olayda da mesele yalnızca iki kişinin evliliğinden ibaret değildir; asıl mesele, kohenlik statüsünün modern hayat, bireysel tercih, cemaat baskısı ve dinî otoriteyle nasıl çatışabildiğidir.

Tamamı : https://serbestiyet.com/featured/gazzenin-golgesinde-yilin-dugunu-israilde-kohenlik-krizi-ve-cifte-standart-tartismasi-240278/

 

  • Nuh Arslantaş 🇹🇷@NArslantas_Prof

İsrail Cumhurbaşkanı ( @Isaac_Herzog ) Isaac Herzog, İsrail toplumundaki “vahşileşmeyi” eleştirdi.

Cumhurbaşkanı bu vahşileşmeyi “toplumun kenarlarında” şeklinde tarif etse de, buradan bakınca mesele artık kenarda değil, merkeze oturmaya başlamış görünüyor.

Sıradan toplum üyesinden, makul olması beklenen akademisyenine kadar uzanan şiddet dili, İsrail toplumunun merkezine yerleşmeye başladı. Takip edenler, bunun artık bir vakıa olduğu gerçeğini teslim eder.

Cumhurbaşkanlığı Konutu’nda düzenlenen ödül töreninde konuşan Herzog, İsrail toplumunda süren bir “vahşileşme” sürecinden söz etti.

Herzog, “Bugün yalnızca birlikten bahsetmeyi isterdim. Fakat büyük bir üzüntüyle görüyoruz ki, şiddetin baş göstermesiyle sınırlı olmayan günlerden geçiyoruz. Toplumumuzun kenarlarında korkunç bir süreç sızarak ilerliyor: vahşileşme. Bu, yavaş ve rahatsız edici bir süreçtir; İsrail toplumunun ana akımına girmekle tehdit ediyor. Buna izin vermeyeceğiz” dedi.

Herzog konuşmasında ayrıca, “Buradan açıkça söylüyorum: Birlik insanlıkla başlar. İnsan onurunu, her insandaki Tanrı suretini korumak, inşa etmeye çalıştığımız bütün yapının temel şartıdır” ifadelerini kullandı.

Ancak asıl mesele tam da burada başlıyor. Filistinlileri ve Arapları insan onuruna sahip varlıklar olarak görmeyen; “Araplara ölüm”, “Yak, yak, köylerini yak” sloganlarını bir öfke patlaması değil, neredeyse toplu bir eğlence ritüeli hâline getiren; şiddeti, aşağılamayı ve yok saymayı siyasetin olağan dili hâline taşıyan bir kitleyle “insana saygı” merkezli bir toplumsal yapı kurmak giderek imkânsızlaşıyor.

Herzog’un uyarısı bu yüzden önemlidir; fakat eksiktir. Sorun artık yalnızca marjların taşkınlığı değil, merkezde başlayan ahlâkî çöküştür.

İsrail’in geleceğini belirleyecek olan da tam olarak budur: Gücün sarhoşluğu mu, yoksa insan onuruna dayalı adalet mi?

https://x.com/NArslantas_Prof/status/2058599335680434336

 

  • 7 EKİM’İN ARDINDAN: GERÇEKLER, İNKÂR VE ANLATI SAVAŞI – İSAK DUENYAS

Bilhassa 7 Ekim’den sonra medyada artık olağan karşılanan gerçek dışı, eksik veya taraflı haberlerin de ötesine geçen bu yazı nedeniyle İsrael hükümeti New York Times’a karşı hukuki süreç başlatılacağını açıkladı. Ancak şu ana kadar kamuoyuna açık biçimde mahkemeye resmen sunulmuş bir dava dosyası yok.

Eleştirilerin bir diğer odağı da New York Times gibi küresel etkisi olan bir gazetenin köşe yazıları ile haber dili arasındaki sınırı yeterince net koyup koymadığı: Köşe yazıları taraflı değerlendirmeler içerir. Haberler ise sadece gerçekleri aktarır. Buna rağmen Kristof’un yazısı birçok platformda sanki gerçek habermiş gibi yayımlandı ve paylaşıldı.

Amerikan tutucu National Review dergisi Kristof’un yazısını eleştirirken Carl Sagan’a atfedilen “Olağanüstü suçlamalar olağanüstü kanıtlar gerektirir” cümlesini kullanıp “New York Times’daki yazıda bunlar bulunmuyor” diyor. Kristof’un yazısında çok ciddi suçlamalar var, ancak o ciddiyette güçlü ve bağımsız hiçbir kanıt sunulmuyor. Bu, gazetecilikten çok politik ve duygusal etki yaratma amacıyla yazılan bir yazıya yakışır.

Bütün eleştirilere rağmen New York Times yazının arkasında olduğunu açıkladı. Fakat New York Post’a göre Nick Kristof’un kışkırtıcı İsrael suçlamaları New York Times içinde iç savaş başlattı: Bu gazeteye göre bazı çalışanlar “Artık [köşe yazılarından] utanmaktan bıktım” diyorlar.

Bu köşe yazısının zamanlaması da ilgi çekici: İngiliz parlamento raporunu 18 Mart 2026 da yayımlandı. Nicholas Kristof’un New York Times’daki köşe yazısı ise bir buçuk ay sonra, 7 Mayıs 2026’da sanki bir “denge unsuru” veya karşı anlatı gibi yayımlandı. Hamas’ın 7 Ekim saldırılarındaki cinsel şiddet iddialarının yeniden uluslararası gündeme taşındığı bir dönemde, New York Times’daki bu köşe yazısının zamanlaması tesadüf mü?

Tamamı : https://www.turkisrael.org.il/single-post/7-ekim-in-ard%C4%B1ndan-ger%C3%A7ekler-i%CC%87nk%C3%A2r-ve-anlat%C4%B1-sava%C5%9F%C4%B1

 

  • İSRAİL'İN HAVA SAVUNMASINA YENİ TEHDİT: UCUZ İHA'LAR - JAN-PHİLİPP SCHOLZ

İHA uzmanı Neri Zin, "En çok ihtiyaç duyduğumuz şey basit çözümler ve bunlara hemen ihtiyacımız var" diyor ve ekliyor: "Yeni sistemler geliştirmek için yıllarca bekleyemeyiz."

Zin'in girişimi de fiber optik İHA saldırılarını önlemeye yönelik çözümler üzerinde çalışıyor. Şirket özellikle küçük birlikleri korumayı hedefleyen ve araçlara monte edilebilen sistemler geliştiriyor.

Sistemin çalışma mantığı şöyle: Görsel ve termal kameralar çevreyi sürekli tarıyor. Elde edilen veriler özel olarak eğitilmiş yapay zeka sistemleri tarafından anında analiz ediliyor. Ardından hedef bilgileri silah sistemlerine aktarılıyor.

Zin, karar alma sürecinde hâlâ insan unsurunun bulunduğunu vurguluyor. Ancak çok tehlikeli ortamlarda belirli zaman aralıkları için otonom müdahalelere önceden izin verilebiliyor. Zin'e göre, şirketinin Avrupa dahil çok sayıda ülkede müşterisi bulunuyor.

Sonuçta İHA savaşı aynı zamanda ekonomik bir mücadele anlamına da geliyor. Bu nedenle çözümlerin ucuz olması gerektiğini belirten Zin, aksi halde ortaya absürt durumlar çıktığını belirtiyor: "Dün Emirlikler'den bir generalin geçen ayki İran savaşının maliyetlerinden söz ettiğini gördüm. Orada Şahid İHA'larını önleme füzeleriyle vurmuşlar. Bu füzelerin her biri sekiz milyon dolara mal oluyor."

Tamamı : https://www.dw.com/tr/i%CC%87srailin-milyarl%C4%B1k-savunmas%C4%B1n%C4%B1-ucuz-i%CC%87halar-zorluyor/a-77271684

 

  • 'YEŞİL KÂĞIT'TAN HOLOKOST’A: SOYKIRIMDA KAYBOLAN YÜZLERİN SERGİSİ BERLİN’DE - DONOGH MCCABE & MAJA KUNERT

“Faces of Remembrance: The Pictures of the Green Paper Roundup” sergisi, Avrupa çapında yürütülen bir işbirliği projesi olarak hayata geçirildi. Projede Yahudilerin Almanya’ya Karşı Maddi Talepleri Konferansı (Talepler Konferansı), Almanya’daki Fransız Büyükelçiliği, Paris’teki Memorial de la Shoah ve Fransız Kültürel Varlıkların İadesi ve Antisemitik Yağma Mağdurlarının Tazmini Komisyonu (CIVS) yer alıyor.

Memorial de la Shoah Direktörü Jacques Fredj, sergiyi kamuoyuna bir çağrı olarak değerlendiriyor: “Arşivlerinizin bir değeri var, onları bize emanet edin ve soykırım tarihinin korunmasına katkıda bulunun.”

Sergi 9 Temmuz 2026’ya kadar Berlin’de ziyaret edilebilecek. Liliane Ryszfeld ise sürecin tanıklık boyutuna dikkat çekerek şöyle diyor: “Bizim neslimiz yavaş yavaş yok olurken, umarım acı dolu aileler daha fazla belge bulur ve böylece tüm gerçekler gün ışığına çıkar.”

Tamamı : https://tr.euronews.com/kultur/2026/05/22/yesil-kagittan-holokosta-soykirimda-kaybolan-yuzlerin-sergisi-berlinde

 

  • Nuh Arslantaş 🇹🇷@NArslantas_Prof

Yahudiliğe göre kutuplarda ibadet

Los Angeles’tan İsrail’e yapılan bir uçuş sırasında, uçağın kaptan pilotunun Rabbi Azriel Auerbach’a uçuş rotasını gösterdiği bir fotoğraf paylaşılmış.

İbranice paylaşımda mesele özetle şöyle anlatılıyor: Uçuş rotası boyunca zaman farkı ve güzergâh sebebiyle neredeyse sürekli gündüz yaşanıyor; gece adeta “atlanıyordu”. Bu durum, Omer sayımının (Sefirat ha-Omer) ne zaman yapılacağı konusunda fılhi (halahik) bir sorun doğurmuş. Çünkü Omer sayımı normalde gece yapılır.

Pilotun Rav’a, uçağın Grönland üzerinden geçtiğini ve rotanın bu bölümünde aşağıda alacakaranlık (dimdumim) bulunduğunu söylemiş.

Bunun üzerine Rav Azriel Auerbach da gökyüzü hâlâ aydınlık olsa bile, uçağın bulunduğu yerin fıkhi açıdan “geceye girmiş” sayılabileceğine hükmetmiş. Böylece Omer sayımının ne zaman yapılabileceği meselesi çözülmüş.

Rabbi Azriel Auerbach, çağdaş Litvanya/Haredi dünyasının önde gelen hahamlarından biridir. Kudüs merkezli ultra-Ortodoks çevrelerde fıkıh otoritesi ile tanınır. Şabat meseleleri, tıp ve teknolojiyle ilgili dinî sorular, modern ulaşım ve zaman hesapları ile günlük dinî uygulamalar alanındaki fetvalarıyla bilinir.

İslamiyet'teki benzer durum

Benzer bir mesele İslam fıkhında da tartışılmıştır. Kutuplarda veya güneşin normal şekilde doğup batmadığı bölgelerde namaz vakitleri ciddi bir fıkhî problem doğurur. Çünkü namaz vakitleri normal şartlarda güneşin hareketlerine göre belirlenir; ancak kutuplarda bazen günlerce gündüz, bazen de günlerce gece yaşanır.

DİB Din İşleri Kurulu fetvasında böyle bir durumda İslam hukukunda “takdir” yöntemi uygulandığını belirtiyor. Yani vakitler doğrudan gözleme göre değil, hesap ve kıyas yoluyla belirlenir. Genellikle en yakın normal bölgenin namaz vakitleri esas alınır. Bazı görüşlerde Mekke-Medine vakitlerinin dikkate alınması veya 24 saatin makul şekilde beş vakte bölünmesi de önerilmiştir.

Bu yaklaşımın dayanaklarından biri “Deccal hadisi”dir. Rivayete göre bir günün bir yıl kadar uzun olacağı haber verilince sahabe namazın nasıl kılınacağını sormuş; Hz. Peygamber de “vakitleri takdir edin” buyurmuştur. Bu sebeple kutuplarda namaz tamamen düşmez; vakitler hesapla belirlenerek eda edilir. (https://kurul.diyanet.gov.tr/tr/fetva/vakitlerin-olusmadigi-yerlerde-namazlar-nasil-kilinir/0193c42d-4de1-7bf8-1891-709a565bbd8d?utm)

Benzer şekilde Diyanet’e göre, kutup bölgelerinde güneşin hiç batmaması veya doğmaması sebebiyle oruç vakitleri normal şekilde oluşmasa bile oruç yükümlülüğü düşmez. Bu durumda imsâk ve iftar vakitleri, şer‘î ölçüler dikkate alınarak “takdir” yoluyla, yani hesap ve kıyas esas alınarak belirlenir. Böylece Müslümanlar, en yakın normal bölgenin vakitleri veya uygun astronomik hesaplamalar doğrultusunda ibadetlerini yerine getirirler. (https://kurul.diyanet.gov.tr/tr/fetva/kutup-bolgelerinde-oruc-nasil-tutulur/0193c42d-72fa-7b8d-6d8a-c59cae1d4fae?utm)

#Yahudilik #Halaha #SefiratHaOmer #Omer #RabbiAzrielAuerbach #İsrail #Judaism #Halakha #Kutup #NamazVakitleri #Diyanet #İslamFıkhı #Fıkıh #DinlerTarihi #Şabat #Oruç #Takdir #DeccalHadisi #Greenland #Havacılık

https://x.com/NArslantas_Prof/status/2058278504341615035

 

  • ABD'DE SEÇİMLERİ BAŞLAMADAN BİTİREN İTTİFAK: İSRAİL LOBİSİ, YAPAY ZEKA VE KRİPTOCULAR

İsrail yanlısı gruplar, Kentucky’nin 4. Bölgesi'nde Cumhuriyetçi Kongre Üyesi Thomas Massie’yi koltuğundan indirmek için yaklaşık 8 milyon dolar harcayarak Amerikan tarihinin en pahalı Temsilciler Meclisi ön seçiminin yaşanmasına yol açtı.

Kripto para sektörüyle bağlantılı "Protect Progress" adlı grup ise Teksas’ın 18. Bölgesi'nde açık ara en çok para harcayan aktör oldu. Grup, uzun süredir görevde olan Demokrat Milletvekili Al Green'i koltuğundan etmek ve onun yerine çiçeği burnunda milletvekili Christian Menefee'yi getirmek için yarışa yaklaşık 5 milyon dolar akıttı.

Tamamı : https://gazeteoksijen.com/dunya/abd-secimlerinde-uclu-ittifak-israil-lobisi-yapay-zeka-ve-kriptocular-sahneye-cikiyor-277164

 

  • İsrail yol ayrımında... - Adelina Sfishta

Şimdi İsrail; Trump'ın kötü bir anlaşma yaparak, İsrail'i daha da zor duruma sokmasından oldukça tedirgin ve endişeki bir bekleyişte.

"İran Rejimin Güçlendirdik mi?" endişesi ile, Trump'ın İran'la yapacağı "ateşkes ve sonrasında barış anlaşmasını" kestirmeye ve Trump'ı yönlendirmeye çalışmaktan başka çare bulamıyor..

İsrail; "uranyum zenginleştirme sıfırlansın, bütün nükleer tesisler sökülsün" ve "İsrail'in belirecek tehditlere müdahale edebilme hakkı saklı tutulsun", maddelerinin anlaşma metnine dahil ettirmeye çalışmak en önemli hedefi haline geldi. Rejim değişikliği hayal olmuştu..

İran rejiminin ise, bunlara tamamen karşı olduğunu biliyoruz.

7 Ekim 2023 HAMAS saldırısı ile başlayan "sürecin" sonuna doğru geliyoruz...

Geri çekilip, soğuk kanlı bir değerlendirme yaptığımızda;

- İran'ın zayıfladığını ama Rejiminin güçlendiğini,

- HAMAS ve Filistin İslami Cihat paramiliter örgütlerin oldukça zayıfladığını ve İran'dan destek alabilme imkanlarının neredeyse sıfırlandığını,

- Hizbullah'ın hala İsrail'le savaşabilme yeteneğini koruduğunu.. Ancak, İsrail ile Lübnan- Aoun hükümetinin barış masasına oturması ve "ortak tehdit olarak" Hizbullah'ı görmeleri, Hizbullah'ın kendi ülkesinde de varlığını korumada oldukça zorlanacağını, İran'dan Hizbullah'a daha az destek geleceğini,

- Husilerin; büyük ölçüde varlıklarını muhafaza etseler de, İran'ın lojistik desteğine ihtiyaç duymaları nedeniyle, saldırı dinamiklerini korumada zorlanacaklarını,

- Irak seçimlerini İrancı kanat kazanmasına rağmen, ABD baskısıyla, ABD ile ılımlı politika izleyecek bir başbakanın Irak'ta hükümeti kurması ve bu hükümetin de İrancı Haşdi Şabi paramiliter unsurları devlet kontroluna alma çabasının artacağı, bunun da İsrail'e İrancı paramiliterlerin saldırılarını azaltacağı, gibi.. İsrail açısından olumlu gelişmeler olduğu da görülür..

Ama elbette, İran'ın "Rejimi Değişmedikçe" ve "İran Rejiminin nükleer silah yapabilme potansiyeli elimine edilmedikçe", İran'daki Rejimin ideolojik-milli hedef haline getirdiği, "İsrail'in yıkılması" fikri ortadan kalkmadıkça, İsrail için risk hala yerinde duruyor.

Tamamı : https://adelinasfishta.blogspot.com/2026/05/israil-yol-ayrmnda.html

 

  • İSRAİL FİLİSTİN ÇATIŞMASINI KUTSAL MEKAN ÜZERİNDEN YENİDEN DÜŞÜNMEK – KAREL VALANSİ

 

 

https://www.globacademy.org/israil-filistin-catismasini-kutsal-mekan-uzerinden-yeniden-dusunmek/

 

  • İSRAİL, İSTANBUL'DAKİ KONSOLOSLUĞU KAPATMAYI TARTIŞIYOR

https://www.bbc.com/turkce/articles/cy029gp7ld1o

 

  • İZMİR’İN SİMGESİ PALOMBO TİCARET, 96 YILDIR TARİHE TANIKLIK EDİYOR

Tarihi Kemeraltı Çarşısı’nın restorasyonu sonrasında büyük ilgi gören Abacıoğlu Hanı içinde yer alan ve 1930 yılında gıda toptancısı olarak başlayan yolculuğunu kefal balığı yumurtası (bottarga) ve tarama satarak sürdüren Palombo Ticaret, tarihe tanıklık etmeyi sürdürüyor. Tarihe saygı ödülü de verilen işletmenin 82 yaşındaki İzmirli işletmecisi Rafael Palombo, var olmaya devam edeceklerini ve bir süre sonra bayrağı kızına devredeceğini söyledi.

Tamamı : https://www.erhangulenc.com/haber/izmir-in-simgesi-palombo-ticaret-96-yildir-tarihe-taniklik-ediyor

 

  • BİR BODRUM HİKAYESİ: İNCİR, BADEM VE TAŞ DUVARLARIN HAFIZASI - SEMİH ADIYAMAN

Dönemin önde gelen isimlerinden, bir zamanlar Bodrum Belediye Reisliği de yapmış olan Avram Galante’nin ailesi için inanç, taş binalardan değil, bir araya gelen kalplerden ibaretti.

“Madem Havra bize uzak kaldı,” dedi ailenin büyüğü bir akşam yemeğinde, “biz Havra’yı evimize getiririz.”

Galante ailesinin Türk mahallesindeki geniş taş evinin en büyük odası, o günden sonra bambaşka bir amaca hizmet etmeye başladı. Duvarlarındaki incir ve badem çuvallarının kokusu, yerini yakılan mumların ve okunan duaların maneviyatına bıraktı. Artık Şabat akşamları, Galante ailesinin kapısı tüm cemaate açıktı. Ev, sadece bir yaşam alanı değil, göçlerin, savaşların ve zamanın yıpratamadığı bir dayanışma mabedi olmuştu.

Hemen arka sokakta kurulan “Talmud Tora” okulundan çıkan çocukların sesleri, Türk mahallesindeki akranlarının oyun seslerine karışırdı. Eski belediye reisi Avram Galante’nin torunu, ileride tüm bu kültürel mozaiği kağıda dökecek olan küçük Avram, belki de tarih sevgisini dedesinin evindeki o odada, duvarlara sinmiş çok dilli Bodrum fısıltılarından almıştı. Zamanla mezar taşları istimlak edilip yerini başka yapılara bıraksa da, o evin içindeki sükûnet ve Ege’nin birleştiren ruhu, Halikarnassos’un görünmez hafızasına çoktan kazınmıştı.

Tamamı : https://www.bodrumgundem.com/2026/05/26/bir-bodrum-hikayesi-incir-badem-ve-tas-duvarlarin-hafizasi/

 

  • OBJEKTİFİN ARDINDA: GERDA TARO – ONUR GAZİ

Gerta Pohorylle’in yaşamı, 1 Ağustos 1910’da Stuttgart’ta bir masal gibi başlamıştı. Doğu Avrupa’dan gelip kök salmış varlıklı bir Yahudi ailenin kızıydı. Babası Heinrich Pohorylle, sanata ve özgür düşünceye aşık vizyoner bir tüccardı. Onun sayesinde Gerta; İsviçre’nin elit yatılı okullarında kusursuz bir diksiyonla Fransızca ve İngilizce cümleler kuran, kortlarda tenis raketi sallayan, Paris modasını günü gününe takip eden o göz alıcı genç kıza dönüştü. Weimar Cumhuriyeti’nin sunduğu kırılgan ve kısa ömürlü özgürlük lüksünün tam kalbinde açan bir çiçek gibi...

Tamamı : https://www.tercuman.com/kultur-sanat/objektifin-ardinda-gerda-taro-2963

 

 

 

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün