Skandalın ekonomisi

Geçtiğimiz günlerde İstanbul, kariyeri boyunca tartışmalarla anılmış bir sanatçının dev konserlerinden birine ev sahipliği yaptı. Oteller doldu, uçak biletleri tükendi, taksiciler memnun kaldı, restoranlar gece yarısına kadar servis yaptı. Şehir ekonomisi kısa süreli bir bayram yaşadı. Peki, ama kutlanan tam olarak neydi? Müzik mi? Yoksa skandal ekonomisi mi?

Nur Şaul BARAKAS Ekonomi
3 Haziran 2026 Çarşamba

Sahnedeki isim, yıllardır yalnızca şarkılarıyla değil; Hitler’e yönelik övgü içeren açıklamaları, antisemit söylemleri, ırkçı çıkışları, kadınlara yönelik tartışmalı demeçleri ve toplumun farklı kesimlerini hedef alan ifadeleriyle gündeme gelen bir figür. Avrupa’nın birçok şehrinde konser düzenlemek giderek zorlaşırken İstanbul’da on binlerce insan tarafından karşılandı. Üstelik yalnızca bir konser için değil; adeta bir kültürel olay, bir toplumsal gösteri gibi.

İnsan ister istemez soruyor: Bunca şey yaşandıktan sonra neden hâlâ bu kadar ilgi görüyor?

Çünkü modern çağın en değerli para birimi artık itibar değil, görünürlük.

Eskiden insanlar ünlü oldukları için konuşulurdu. Şimdi konuşuldukları için ünlüler.

Bir düşünün. Her skandal, her tepki, her boykot çağrısı milyonlarca dolarlık ücretsiz reklam anlamına geliyor. Bir kişi ne kadar tartışmalı ise, sosyal medyada o kadar görünür oluyor. Ne kadar görünürse o kadar merak ediliyor. Ne kadar merak edilirse o kadar bilet satıyor.

Bu konserin en büyük kazananı belki de sanatçı bile değildi.

Kazananlar listesi oldukça uzun. Havayolu şirketleri kazandı.

Oteller kazandı. Restoranlar kazandı. Taksiciler kazandı.

Etkinlik şirketleri kazandı. Sosyal medya fenomenleri kazandı.

Konser alanının çevresindeki su satıcısından otopark işletmecisine kadar herkes kazandı.

Belki de tek kaybeden, kamusal hafızamız oldu.

Çünkü bugün geldiğimiz noktada sanatçının ne söylediğiyle değil, kaç kişinin onu izlediğiyle ilgileniyoruz. Bir insanın geçmişte yaptığı açıklamalar, yarattığı toplumsal zararlar ya da temsil ettiği fikirler ikinci plana düşüyor. Yerine tek bir ölçüt geliyor: “Trend oldu mu?”

Oldu. Öyleyse sorun yok. Ya da en azından öyleymiş gibi davranıyoruz.

Bu durum yalnızca bir konser meselesi değil. Bu, çağımızın ahlaki muhasebesinin nasıl değiştiğinin göstergesi. Tepki duyduğumuz kişileri aynı zamanda büyütüyor, eleştirdiğimiz figürleri ekonomik olarak daha da güçlendiriyoruz. Bir yandan kızıyor, diğer yandan bilet alıyoruz. Bir yandan protesto ediyor, diğer yandan paylaşım yapıyoruz.

Sonunda ortaya tuhaf bir denklem çıkıyor:

Skandal + Sosyal Medya + Merak = Rekor Hasılat.

İstanbul ise bu denklemin son durağı değil, sadece son derece başarılı bir durağı oldu.

Çünkü günün sonunda herkes eve döndü.

Bazıları konser anılarıyla. Bazıları yeni takipçilerle. Bazıları dolu kasa defterleriyle. Ve şehir, bir kez daha şunu kanıtladı:

Modern dünyada en kârlı sektör bazen müzik değil; tartışmanın kendisi.

Umuyorum bundan sonra, etik değeri yüksek, toplumlara örnek bireylerin hak ettikleri değeri göreceği ve alkışlandığı etkinlikler için ekonomimizi günlük olarak canlandırılır.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün