Çok başarılı iki tek kişilik oyun

Erdoğan MİTRANİ Sanat
3 Haziran 2026 Çarşamba

‘Uzun Mesafe Koşucusunun Yalnızlığı’

“Yalnız şu koşma işi olduğundan beri, birkaç aydır düşünmeye başladım. Bence bu kadar düşünmek çok saçma, yani yaşıyon sonuçta, ne düşünüp durcan. Ama işte sürekli koştukça bişiler oldu, koştuğumu unutup düşünmeye dalıyom, hop bir bakmışım yolu bitirip dönmüşüm bile.”                                                                                                                                    

Modern İngiliz edebiyatının önemli yazarlarından 1950’lerin ‘öfkeli genç adamlarından’ Alan Sillitoe, ikisi de sinemaya uyarlanan ilk romanı Saturday Night and Sunday Morning ve erken dönem kısa öyküsü The Loneliness of the Long Distance Runnerile tanınır. 1959’da yazmış olduğu bu öykü Türkiye'de ilk defa, ‘Uzun Mesafe Koşucusunun Yalnızlığı’ adıyla, eserin uyarlama ve sahneleme lisansını Londra'daki Rosica Colin Limited’den almış olan Tiyatro NOK tarafından sahneye uyarlanıyor.                  

Nottingham’da, küçük işçi mahallesinin kasvetli bir evinde yaşayan, geleceği belirsiz yoksul genç Colin Smith’e odaklanan tek kişilik oyunu uyarlamayı da yapmış olan Tufan Afşar yönetiyor. Işık tasarımını Ersin Yaşar, ses tasarım ve müziği Ahmet Sipahi üstlenmiş. Colin’i Erdi Güçlü canlandırıyor.                                                                                           

Bir fabrika işçisinin oğlu 16 yaşındaki küfürbaz ve sert mahalle çocuğu Colin, neşeli, muzip ve güler yüzlüdür; kendince kurnazdır; aklına geleni filtresiz söyler; yoksulluklarına ve sorunlarına rağmen anne babasını sever. Genelde başına büyük belalar açmayacak kadar aklı başında olmasına, sık olmasa da arada bir karıştığı olaylardan çoğunlukla sıyrılmasını bilmesine karşın, bir fırını soyduğunda yakalanarak ıslahevine gönderilir.                         

Gelecek korkusundan duygusal ve fiziksel olarak kaçabilmek amacıyla uzun mesafe koşusuna yönelen ve bu konuda başarılı olan Colin, hapsedildiği ıslahevinden özel proje kapsamındaki Essex Islahevine gönderilir. Kendisine ıslahhanedeki son altı ayını çok rahat geçireceğini ve kazandığı takdirde büyük bir geleceği olacağını söyleyen müdür, onun ıslahevleri arası kros koşu yarışmasına katılmasını ister. Tabii ki sevecen görünümlü müdürün asıl beklentisi, yönettiği ıslahhanenin yarışı kazanmasının getireceği halkla ilişkiler başarısıyla büyük prestij kazanmak ve mesleğinde daha yükseklere ulaşmaktır.

Yarış öncesi ısınma sırasında başlayan ve yarışın sonuna kadar süren ‘Uzun Mesafe Koşucusunun Yalnızlığı’, o güne kadar kendisine ve sınıfına dayatılan umutsuz yaşam hakkında hiç kafa yormamış Colin’in koşarken düşünmeye başlamasının ve giderek bilinçlenmesinin öyküsüdür. Fiziksel yeteneğinin ve durumunun farkında olan genç yeniyetme yarışa kesinlikle kazanacağını bilerek başlar ve kısa sürede tüm koşucuları geçer. Gunthrope Islahevinden tek olası rakibini de iyice arkada bıraktıktan sonra sekiz kilometrelik parkuru grubun çok önlerinde, keyifle tek başına koşmaya girişir. Koştukça sadece aradaki mesafe değil kendi düşünce yetenekleri de açılmaya başlar. Tesadüfen müdürün asıl amacını öğrenmiş olan Colin, yönetenlerin hep yönettiklerini sömürerek yükseldiklerini, yarışı kazandığı takdirde kendisi birazcık daha iyi şartlarla sürünmeye devam ederken adamın en tepelere doğru yol alacağını anlar. Bunu engellemeye kalkarsa bedelini yine kendisinin ödeyeceğini, müdürün ıslahhanedeki son altı ayını cehenneme çevireceğini fark etse de özgür ruhu, bağımsızlığın bedelini ödemeyi yeğler ve bitiş çizgisine yüz metre kala kasten durur…

‘Deli Bayramı’ ve ‘Finito. Yallah. Kış Kış. L*ve You’daki başarılı performansları ile keşfetmiş olduğum Erdi Güçlü, Tiyatro NOK’ta Tufan Afşar’ın yazıp yönettiği ‘Hartlepool Maymunu’nun müthiş etkileyici ‘maymun’unu da var etmiş, başarılı bir genç oyuncu. Erdi Güçlü, neredeyse 70 yıllık olmasına karşın güncelliğini ve tazeliğini korumuş bu çok sağlam öyküyle Tufan Afşar’a gidip “Bundan benim için bir oyun yapar mısın?” dediğinde Tufan, “Ben yaparım da, sen oynayabilir misin?” diye sormuş. Çünkü okur okumaz, bugünkü haliyle sahneye koymuş olduğu biçemi, Colin’i canlandıran oyuncunun monoloğunu izleyiciye anlatıcı oyuncu olarak değil, yarış boyunca koşarak söylemesi gerektiğini düşünmüş.              

Uyarlamasında İngiliz işçi sınıfının küfürbaz aksanını, İstanbul ya da Ankara varoşlarının kendine has diline ustalıkla yansıtmış. Parlak yönetmenlik çalışmasında oyun alanını bomboş bırakarak koşu parkuru olarak kullanmış, neredeyse tamamını çiğ ışık altında izlettiği oyunda ara ara Colin’in ruh hâlini müzikle, seslerle ve ışıklarla yansıtmış. Başarılı ışık tasarımında minimal dozda gölge kullanımı çok etkileyici. Erdi Güçlü oyun alanına girip birkaç dakika boyunca ısınma hareketleri eşliğinde izleyicilerle gevezelik ettikten sonra 70 dakikalık oyun boyunca koşuyor; koşarken de durmaksızın konuşuyor. Tabii ki sadece konuşmuyor anlatının kimi zaman komik, kimi zaman kızgın, kimi zaman hüzünlü her bir anını başarıyla canlandırıyor. Koşmak kolay iş değil, koşarak oynamaksa bayağı zor iş. En zoruysa konuşarak, oynayarak sahnede koşmak. Sahnede 8 kilometre ancak yerinde sayarak koşulabilir ki bu da zorun zoru. Güçlü, benzersiz bir enerji, olağan dışı bir beden kullanımı ve dört dörtlük bir oyunculukla finale vardığında, nefes nefese izlemiş olan seyirciler kadar soluksuz kalmıyor.

Sağlam bir metin, usta işi bir sahneleme ve benzersiz bir performans. Mutlaka izleyin derim. 5 ve 23 Haziran DasDas Açık Sahne’de. Kaçırırsanız gelecek sezon da devam edecek.

 

‘Aslında İyi Çocuk’      

“Ozan Güneri’yi öldüreceğim! Nasıl yapacağımı bilmiyorum… Yakmayı hiç düşünmedim, boğmayı da. Ama kesin öldüreceğim! Aslında iyi çocuk. Gerçekten.”

Cem Tuncer’in yazdığı, Ali Haydar Çataltepe’nin yönettiği, İrem Fıçıcıoğlu’nun sahne, Eren Uğurhan’ın ışık tasarımlarını, Can Birben’in müziğini yaptığı ‘Aslında İyi Çocuk’, Fact Tiyatro Go Unity yapımı. Oyun, 2026 Direklerarası Tiyatro Ödüllerinde yılın Tek Kişilik Prodüksiyon’u seçilmiş, Afife Ödüllerinde Atakan Akarsu’ya En İyi Erkek Oyuncu, Eren Uğurhan’a en iyi ışık tasarımı adaylıkları getirmiş.

Varlıklı ve yardımsever Ozan, Anlatıcı’nın kankası ve en yakın arkadaşı İlayda ile evlenmek ister. Anlatıcı, yemek yerken ağzını şapırdatan Ozan’ı biraz saf bulan, aslında gerçekten iyi çocuk olduğunu da düşünen İlayda’yı evlenme teklifini kabul etmeye ikna eder. Evlilik gerçekleştiğinde sık sık sevgili değiştiren Anlatıcı, İlayda-Ozan çiftiyle arkadaşlığını sürdürür. Bir süre sonra da asıl kendisinin İlayda’ya âşık olduğunu, üstelik bu aşkın karşılıksız olmadığını fark eder. Oyun seyirciyi Anlatıcı’nın belleğinde ve zamanda gidip gelen, öldürme / ölme takıntısından, kendine itiraf edemediklerinden, babasıyla ilişkilerine uzanan, çocukluğunda geçirdiği travmatik faciaya ulaşan bir yolculuğa çıkarır…  

Bildik temalardan oluşsa da Cem Tuncer’in eğlenceli, düşündürücü, zaman zaman da dozunda duygusal metni, ustalıkla işlenmiş akıcı yapısı ve derinlemesine incelenmiş karakterleriyle çok sağlam bir iş.                                                                                                             

Ancak ‘Aslında İyi Çocuk’u heyecan verici bir tiyatro deneyimine dönüştüren, Ali Haydar Çataltepe’nin dekoru ve aksesuarları birer karaktere dönüştüren, ateşi bile başarıyla sahneye getiren usta işi sahnelemesi, ışığın çok etkileyici kullanımı ve Atakan Akarsu’nun ritmi ve temposu hiç düşmeyen oyunculuğu. Akarsu, hikâye anlatıcılığıyla ‘stand up’ı başarıyla harmanlayan enerji dolu yorumunda oyunun başkişisini canlandırırken, çağcıl bir meddah olarak, mimikleri, sesi ve bedeniyle oyunun tüm karakterlerini ustalıkla var ediyor.

Sonuç olarak ‘Aslında İyi Çocuk’, iyi yazılmış, iyi sahnelenmiş, çok da iyi oynanmış bir oyun. Uzunca bir süredir sahnelerden uzak kalmış olan Atakan Akarsu’nun parlak dönüşü için bile mutlaka izlenmesi gerekir. 5 Haziran’da Baba Sahne’de olacak. Kaçırırsanız gelecek sezonda İstanbul ve Türkiye sahnelerinde,

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün