VİZYONDA
I Swear (Ağzımdan Kaçtı)
90'ların İskoçya'sında yaşayan John Davidson, ağzı bozuk ve sonu gelmeyen küfürler yağdıran, Tourette sendromu hakaret etmekten ibaret olan ve bu zorlukla ilginç bir şekilde baş eden bir genç. Yaşayacağı hayattan habersiz, hastalığı yüzünden senelerce okul ve aile evinde problemler yaşayan John, umudu kaybetmesine rağmen yeni bir yol çizmeye ant içer.
Oldukça duygusal, güldürdüğü kadar ağlatacak, gerçek olaylardan esinlenilmiş ve bir o kadar hakiki hissettiren, ilham verici bir hayat hikayesi.
Anlaşılamayan aksanlarla konuşan, zamanın tipik karakterleri, John'a yolculuğunda arkadaş olurken, bu uzun süreç seyirciyi de hayli keyifle içine çekiyor.
Eğitim, toplum ve politikadan etkilenen insanı, direkt olarak insan gözünden işleyen, içtenlik dolu ve sempatik bir anlatı. Duygusal klişeler ve yüzeysel pozitif hayat mesajları içeren alışılmış filmlerin aksine, sabırla zoru başarmanın ve toplumsal desteğin gerçeklerini yansıtan bir film ortaya çıkmış.
Robert Aramayo baş karakteri o kadar başarılı canlandırıyor ki, onunla beraber hissetmekten kendinizi alıkoyamıyorsunuz. Kazandığı bütün BAFTA ödüllerini hak eden bir performans sergiliyor.
Birleşik Krallık ve İskoçya sinemasının bu sene en ses getiren yapımlarından; ciddi derece komiklik ve umut verici bir yıkıcılıkla, hayatın içinden bu başarı öyküsünü izlemenizi tavsiye ederim.
DİJİTAL PLATFORMDA
The Meyerowitz Stories (New and Selected) – Netflix

Şehir karmaşasında, aile dinamikleri ve çalkantılı iç hayatları, senelerce derine atılmış ve birikmiş hislerle beraber yönetmek oldukça zor. İşlevsiz bir beraberlik tablosu çizen ve uzun süre sonra bir arada yaşamaya başlayan sanatkâr Meyerowitz'leri, bu zorluğun tam ortasında, hayatlarından bölümlerle takip ediyoruz. New York Yahudilerine has şiveleri, alıntı ve hareketleriyle, Hollywood ekranında esaslaşmış bir kültürden karakterler, kaotik aile ilişkilerini idare etmeye çalışıyorlar. Dönemsel durum hikayeleri, ince mizahı ve mükemmel performanslarıyla sizi içine çekerken, ailenin en küçük huy ve hareketleri bile ilginç gelmeye başlıyor. Ben Stiller ve Adam Sandler'i kardeş rolünde, Dustin Hoffman'ı da babaları rolünde görmenin verdiği çok ayrı bir tatmin mevcut. Yazan ve yönetmen Noah Baumbach ise, son 35 senedir Amerikan bağımsız sinemasının en içten ve hayattan kesitler içeren filmlerini çeken bir vizyoner. Performans, drama ve diyalog ağırlıklı, olay örgüsünü odağı yapmayan film, ailenin tuhaf ilişkilerini ve dahil oldukları rezillikleri yansıtmakta çok başarılı. Karakterlerin arasındaki çekime hakim olunca, hiç yaşamadığınız bir geçmişin parçası olup, acaba bu insanlar nasıl böyle olmuş diye hayal etmeden duramıyorsunuz. Adı artık çok iyi anılmasa da Woody Allen filmlerini akla getiren bir havası var. Komedinin trajediyle yan yana var olduğu, Hollywood'un en eğlenceli adamlarının ciddi ve çok yönlü karakterlere büründüğü yapım, kesinlikle izlemeye değer.
ARŞİVDEN (Disney +)
A Real Pain (Gerçek Acı) – 2025

Gerçek Acı, kara komedi ve Chopin senfonileriyle harmanlanmış bir aidiyet hikayesi.
Polonya uyruklu eski aile bireylerinin evini ziyaret etmeye yola çıkan yakın ama uzak iki New Yorklu kuzen, normal bir tatilden oldukça fazlasıyla karşılaşıyorlar.
Babaannelerin vefatı ile beraber araları açılan Benji ve David, zıt kişiliklerine rağmen hayat boyu dostluk kurmuş, ancak ortak bir travma ve David'in aile kurması sayesinde uzaklaşan bir ikili.
Benji itici, sorunlu ve tuhaf biri olmasına rağmen mizahı ve doğal yakınlığıyla, yoktan var ettiği insan ilişkileriyle tura imzasını atıyor. Tur rehberinin yapmacıklığı aksine sahici ve önemli bir tecrübe peşinde, kural tanımayan ve oldukça aşırıya kaçan hareketleriyle herkesi kendine çeken bir rol oynuyor. David ise içine kapanık bir aile adamı, aklı evde bıraktıkları ve Benji'yi kontrol altında tutmakta. Kuzenler aralarındaki kompleks geçmişi çözmeye çalışırken, kısa süreliğine etkiledikleri hayatların merceğinden, ilişkilerini turdaki insanların gözünden inceliyoruz.
Varşova ve Lublin'deki eski Yahudi semtini ve Majdanek kampını gezen grup, bir tek Holokost'un acılarına değil, Doğu Avrupa'daki bir zamanlar canlı Yahudi yaşamının kutlamasına odaklanmayı seçiyorlar.
Minnet ve kötülüğün çelişkisi karşısında, tek bir insanın gücünü hatırlatan yapım, mirasımıza bağlanmamızı, tarihimizi hatırlamamızı ve bu sayede anın değerini bilmemizi hatırlatıyor.
Jesse Eisenberg'in yönettiği, yazdığı ve başrolünü muhteşem aktör Kieran Culkin'le paylaştığı seyahat filmi, sana ait olmayan geçmiş acıları yaşamayı, ait olduğun ama hiç bulunmadığın bir ülkede turist olmanın ilginçliğini Amerikan Aşkenaz bir ailenin tarihinden işliyor.
Filmdeki kısa performansıyla etki bırakan Kurt Egyiawan, Rwanda soykırımından kaçıp Amerika'da Yahudi bir semtte aidiyet bulan ve bu yüzden inancını değiştiren birini canlandırıyor.
ARŞİVDEN
NO – 2012

Son zamanlarda, Güney Amerika uyruklu yönetmenlere ilgim arttıkça, bu kıtadan hikayeler anlatan daha az bilinen filmler bulma uğraşında, uluslararası övgü almış, bir eski bir yeni yapıt izleme ayrıcalığım oldu.
NO, tarihin en başarılı reklam kampanyasının gerçek hikayesi.
Şili'nin en kötü şöhretli lideri Auguste Pinochet'in 15 senelik iktidarını, neredeyse tek başına, günde sadece 15 dakika ile bitiren bir kampanya yaratan insanların adalet yolculuğu.
Hükümetin dünya politikasında baskı alması sonucu demokratik seçimlere giden ülke, Sí ve NO adlı iki opsiyon veriyor vatandaşına. Sí kampanyasına bütün gün reklam izni veren, sonucun çoktan belirlenmiş olduğunu ve oyların göstermelik olduğuna inanan devlet, her olasılığa karşı NO kampanyasına gecenin köründe minimal bir süre lütfediyor.
René Saavedra, ülkenin en büyük reklam ajansının en yaratıcı üyesi ve hayatını televizyon yoluyla tüketim çılgınlığını artırmaya adamış. İşinden kovulma ve takip edilme tehlikelerine rağmen, oğlu için daha iyi bir gelecek hayalinde ve inandığı bir sebep için işe koyuluyor. Takımı ile beraber bu kısıtlı süreyi iyi kullanmak için can çekişirken, politik gerçeklik, toplumsal değişim ve özgürlük arayışındaki bir milletin son çaresi oluyor.
Saavedra karakterini natürel ve eforsuz bir şekilde canlandıran ikonik Gael García Bernal'in en kaliteli rollerinden biri.
Yönetmen Pablo Larraín ise, Oscar toplayacağı Hollywood biyopikleri yapmadan önce, kendi ülkesinin en karanlık anını farklı bir yaklaşımla inceliyor.
Elde tutulan analog kamerayla, hareket halinde yakın çekimlerle ve bolca orijinal reklam yayınlarıyla eser ayrı bir anlatı mozaiği oluşturuyor. 80'lerin renklerini ve kamera kalitesini yakalayan görseller, zamanın ev ve iş hayatını sıcak bir yakınlıkla resmediyor. Düşük çözünürlüğe rağmen, ilginç kompozisyon ve kamera açılarıyla her karesini izletiyor. Kampanyayı an ve an takip etmek, reklamların üzerimizde olan etkilerini ve politikanın görünmez yüzünün işleyişini gözler önüne koyuyor. Gene keyifle akan, büyük sonuçlara yol açmasına rağmen, fazlasıyla günlük hayattan gelen bir hikaye.
DİJİTAL PLATFORMDA
Un Poeta – MUBI

Orta yaş krizi bitmek bilmeyen, başarısız şair Oscar, annesiyle yaşadığı evinden bir tek sarhoş olmak için çıkıyor. Duvarında asılı, erken yaşta ölen bir şairin portresiyle saplantılı, ülkenin bir sonraki en büyük yazarı olduğuna inanıyor.
Anlaşılamayan bir dahi olduğunun eminliğinde, herhangi bir işte çalışmayı ve hak ettiği ilgiyi görene kadar şiir yazmayı reddeden Oscar, etrafındaki herkesi bezdiren uysal tavrı ile milleti çıldırtıyor.
Sahneden akan çocuksu davranışları, boş bahaneleri ve yörüngesiz tavrıyla karakteri adeta benimseyen Ubeimar Ríos, şairi ustalıkla canlandırıyor.
Zar zor başladığı öğretmenlik işinde, gelecek vadeden bir yeteneğe rastlayınca, aile, okul ve şiir okulu arasında dönen karmakarışık bir üçgen beliriyor.
İstikrarla uzaklaştırdığı ailesiyle barışmanın uğraşında, her seferinde yıkılmasına rağmen, bir kez de olsun pozitif bir şey yapmaya çalışırken, daha da dibe batmakla yüzleşiyor.
Film camiasında "loser core" (kaybedenlerin sineması) olarak bilinen türün, buruk komikliğini benimseyen, senaryosuyla dikkat çeken bir yapım.
İzleme zevki yüksek, dram üstüne dram barındıran hem şefkat hem küçümseme duyguları uyandıran film, uzun bir uçak yolculuğunda kendini bir hayli izletti.
Sürükleyici tonu ve detaya olan inceliğinden çok etkilendiğim eser, bu ayın son önerisi.