79. Cannes Film Festivali'nde hızlı başlangıç KALiTELi iKi FiLM

Bu yazımda henüz ikinci filmiyle yeteneğini kanıtlayan Charlene Bougeois-Tacquet´nin ´Bir Kadının Hayatı´ ve Avrupa´da üçüncü filmini yapan İranlı Asghar Farhadi´nin ´Paralel Hikayeler´inden bahsedeceğim.

Viktor APALAÇİ Sanat
20 Mayıs 2026 Çarşamba

19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı arifesinde gazetemizi matbaaya erken göndermek durumunda kaldığımız için, bu yazımda 79. Cannes Film Festivali’nin ilk iki gününde izlediğim iki ilginç filmi yazmakla yetineceğim. Ana yarışmanın ilk gününde gösterilen ‘Bir Kadının Hayatı / La Vie D’une Femme’ın şaşırtıcı başarısı yalnız 79. Festival’in en büyük sürprizleri arasında yer almayacak, benim gözümde kendisine ödül listesinde muhakkak yer bulacak bir film. Henüz ikinci uzun metrajlı filmini gerçekleştiren Charlene Bourgeois-Tacquet’nin bu başarılı hamlesiyle, genç Fransız kadın yönetmenlerin arasına gireceğine, ileride takip edilmesi gereken yönetmenlerden biri olacağına eminim. Film, başarılı, gerçekçi, insancıl, savaşçı bir hastane servis şefi olan profesyonelin, ailesiyle iş hayatını dengeli bir şekilde sürdürmek için sarf ettiği çabaya odaklanıyor. İşinde başarılı, sorumluluk sahibi, becerikli cerrah Profesör Gabrielle (Léa Drucker) hastalarına, ailesine ve hasta annesine bakmak için, sorunlara hep pozitif yönden yaklaşır. İyi yazılmış bir senaryo, aksamayan ve ilgiyi sürekli ayakta tutan bir mizansen, uyumlu ve başarılı bir oyuncu kadrosu ‘Bir Kadının Hayatı’nı kusursuz bir film yapıyor.

Festivalin ilk büyük sürprizi

Son derece gerçekçi, inandırıcı, hayatın acı gerçeklerini işleyen bu drama şu soruya cevap arıyor: “Gabrielle’in kendine kurduğu günlük hayat rutininde, beklenmedik olaylara yer var mıdır ?” 55 yaşındaki Gabrielle, kendini tamamen işine adamış bir kadındır. Cerrah ve bölüm başkanı olarak sürekli hareket içindedir ve sorumluluklarının ağırlığı altında ezilmektedir. Bir romancı olan Frida’nın (Mélanie Thierry) yazacağı kitap için, birkaç hafta boyunca bölümünde kalmaya gelişiyle, onu gözlemlediğinde dengesi sarsılır. Film, Profesör Gabrielle’in iki ameliyat arasında yaşadığı kaotik olayları özetleyen müthiş, baş döndürücü bir açılış sekansıyla başlıyor. Kendisine karşı ilgisiz olan bencil kocası Henri’yi (Charles Berling) her şeye rağmen seviyordur. Onu elde tutmak, özel hayatında eve döndüğünde yaşadığı stresler ve hastane krizi ortamında yaşamasına rağmen, sorunları çözme konusunda başarılıdır. 

Gabrielle’in çalıştığı devlet hastanesi çökmek üzeredir. Yine de bu istediği ve seçtiği bir hayattır. Aşk, arzu ve yaşlanma üzerine sorgulamalar yaparken, annesi Arlette’in (Marie-Christine Barrault) Alzheimer hastalığının ağırlaştığına tanık olur. Yazacağı roman için malzeme toplamak için gelen deneyimli yazar Frida onun dengesini bozar. Hiçbir şey yolunda gitmiyordur, ancak Gabrielle kolay pes edecek bir kadın değildir; zorlukları aşıp mutlu olmaya kararlıdır. Ancak kendisine ilgi duyduğunu belli eden Frida’ya uzun bir tereddüt sürecinden sonra yakınlaşmasıyla film bambaşka bir kulvara girer. İki kadın yaptıkları bir İtalya seyahatinde, kendini hayatın akışına bırakan Gabrielle’in Frida’ya yakınlaşmasıyla, ikili sıcak bir aşk ilişkisine kendilerini kaptırırlar. Alkolik kocasının ölümünden sonra hastalığı tırmanan Arlette’i bir bakım evine yerleştiren Gabrielle’e kız kardeşi: “Annemiz bizimle hiç ilgilenmezdi, sen bu fedakârlığa neden katlanıyorsun?” diye sorar. Kocası Henri, “Benden başka herkesi koruyor, arka çıkıyorsun” diye sızlanır. 

Bir Kadının Hayatı’nın yönetmen ve oyuncuları

‘Bir Kadının Hayatı’, lezbiyen konulu filmler arasında, Altın Palmiye Ödüllü ‘Mavi En Sıcak Renktir / La Vie D’Adele’in ardından gelen en başarılı ikinci Fransız filmi. Başroldeki iki kadının mükemmel vücutlarını teşhir ettikleri çok iyi çekilmiş sevişme sahnelerinde, görüntü yönetmeni Noé Bach’ın ustalığına tanıklık ediyoruz. Duygu yüklü senaryosunda Bourgeois-Tacquet mükemmel karakter tahlilleri yapmış. İşlerinde başarılı iki kadın (cerrah Gabrielle ve yazar Frida), bakıma muhtaç Alzheimer hastası bencil bir anne, güçlü karısının gölgesinde kalan bir koca olan Henri… Mesleğini ihmal etmemek için çocuk isteyen ilk kocasından boşanmak zorunda kalan Gabrielle, ikinci evliliğini yetişkin bir çocuk sahibi olan Henri ile yapar. Film birkaç sürpriz içeren, izleyiciyi ters köşeye yatıran müthiş bir final ile noktalanıyor. Film, hayatın acı gerçekleri, aile, fedakârlık, hastalık, demans gibi zorlu temaların hakkını veriyor. 

Film, Léa Drucker, Mélanie Thierry, Marie-Christine Barrault’dan oluşan üç kadın oyuncusunun tümüne verilecek En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’ne layık. Tam 20 yıl önce Cannes jürisi ‘Volver’in, aralarında Penelope Cruz’un da bulunduğu altı kadın oyuncusuna bu ödülü vermişti. Bu yıl ‘137 No.lu Dosya / Dossier 137’ ile ‘Velayet / Jusqu’a La Garde’dan sonra ikinci En İyi Kadın Oyuncu César Ödülünü kazanan Léa Drucker her role eldiven gibi uyma becerisini son filminde de gözlere seriyor. ‘137 No.lu Dosya’nın cesur, dürüst polis müfettişi Stéphanie ile ‘Bir Kadının Hayatı’ndaki cerrah Gabrielle’in yazgıları paralellik taşıyor. Her ikisi de işlerinde başarılı olmanın mükâfatını görmüyor, ihanete uğrayıp pes etmek zorunda kalıyor. 20 yaş daha genç olduğu Gabrielle’in hasletlerinden etkilenip kendisini bir aşk ilişkisine davet eden yazar Frida rolünde Mélanie Thierry, sakin ve güçlü performansıyla büyülüyor. Fransız aktrisin ‘Le Dernier Pour La Route’ ile kazanılmış bir César Ödülü var.

Alzheimer hastası anneyi oynayan Fransız sinemasının ağır toplarından 82 yaşındaki Oscar’a aday gösterilen Marie-Christine Barrault filmde başarılı bir demans hastası rolünde tecrübesini konuşturuyor. 68 yaşındaki sinema ve tiyatro oyuncusu Charles Berling filmin üç müthiş kadın oyuncusuna ayak uyduruyor. Festivalin merakla beklenen filmlerden biri, Cannes’in müdavimlerinden Asghar Farhadi’nin Fransa’da Fransızca yaptığı ‘Paralel Hikâyeler / Histoires Paralelles’idi.

Farhadi’nin Fransa’daki ikinci filmi

İran’da çalışamayan Asghar Farhadi yeni Fransız draması ‘Paralel Hikâyeler’ ile ülkesi dışındaki üçüncü filmini gerçekleştiriyor. İspanya’da çektiği ‘Herkes Biliyor / Everybody Knows’ (2018) öncesinde Fransa’da ‘Geçmiş / Le Passé’ye (2013) imza atmıştı. ‘Herkes Biliyor’ ile kariyerinin en sönük filmlerinden birini yapan Farhadi için, beklentilerin her zaman yüksek olduğunu son filmi kanıtlıyor. Farhadi, kültürler ve diller arası gezintisini sürdürdüğü ‘Paralel Hikâyeler’ ile Cannes Film Festivali’ne beşinci kez katılmış oluyor. İranlı yönetmen bu son filminin senaryosunun kalbine gelenekler, sırlar, ahlaki değerler gibi temaları yerleştirmeyi sürdürüyor. Gün boyunca komşusunu dürbünüyle röntgenleyen kahramanıyla filmi, Alfred Hitchcock başyapıtı ‘Arka Pencere / Rear Window’u akla getiriyor. Film bir caddenin iki yakasında oturan, birbirlerini tanımayan insanların kaderlerinin kesişmesiyle yaşanan bir seri garip olayı ekrana taşıyor.

Yaratma sancıları içinde kıvranan yazar Sylvie (Isabelle Huppert) dürbünüyle karşıdaki genç kadın Nita’yı (Virginie Efira) gözetler. Yeni romanı için ilham ararken çöp evde yaşamaya katlanan Sylvie yemeklerini konserve kutularından yemektedir. Oturduğu dairenin yarı ortağı olan yeğeni bu duruma son vermek için genç Adam’ı (Adan Bessa) teyzesinin hayatında yardımcı olması için işe alır. Nita, iki kardeş ses teknisyeninin stüdyosunda filmlerin ses kayıtlarını imal etme işinde çalışmaktadır. Evli olan ağabey Pierre (Vincent Cassel) ile gizli bir ilişki yaşarken, bundan haberi olmayan kardeşi Théo’nun (Pierre Niney) yakınlaşma tekliflerini sürekli reddetmektedir. Hapishaneden çıkan Adam’ın eve çeki düzen vermesinin yanında, Sylvie onun hayatını ve işini altüst edeceğinden habersizdir. Ta ki hayal ettiği kurgu, hepsini geride bırakana dek. Genç Adam, patroniçesini taklit ederek, dürbünüyle röntgenlediği Nita’nın hayatına girer, dolayısıyla Pierre ile Théo kendilerini farkına varmadan büyük bir komplonun içinde bulur.

Asghar Farhadi projesini şöyle açıklıyor: “Karşıdaki binadaki bir kadını gözlemleyen bir röntgenci, sesten yoksun bir görüntüyle yetiniyor. Bizi ilgilendiren şey ise bu fikri alıp, karakterlerimizin gözlemlediği kişilerin gerçeklerden ses çıkarmasını sağlamaktı. Bu nedenle yaratım üzerine bir düşünce yavaş yavaş kristalleşti. Sessiz görüntü ve ses arasındaki bu gidip gelmeler de nihayetinde tetikleyici oldu. Ve bu yaklaşıma dayalı bir film tasarlamam için bana yeterince ilginç göründü. Kardeşimle yazdığım senaryoyu güvendiğim kişilere okuttuğumda, hemen ‘Arka Pencere’ tepkisiyle karşılaştım. Bu referansı senaryo yazılımı ve mizansenimde hep göz önünde bulundurdum.”

Hikâye anlatımında bilinen becerisini sergilediği filmde Farhadi aksamayan mizanseni, filmin düşmeyen tansiyonuyla Cannes’da eleştirmenlerden geçer not aldı. Fransız sinemasının ağır toplarından oluşan oyuncu kadrosunda Isabelle Huppert, Virginie Efira, Vincent Cassel, Catherine Deneuve ve Pierre Niney var. Bu son aktör filmin ana temasını şöyle açıkladı: “Film, kurgunun fantezisinin gerçekle nasıl bir virüse dönüşebileceğiyle ilgili. Harika senaryolu filmin başlığı, birden fazla giriş noktası olan bir topluluk filmi olduğunu gösteriyor. Fransa’ya Farhadi ‘Geçmiş’ten 13 yıl sonra geri dönüyor.” Bu film Bénérice Béjo’ya Cannes’da En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazandırmıştı. İranlı yönetmen ‘Satıcı / Forushande’ filmiyle 2016’da Cannes’da En İyi Yönetmen seçilmiş, aktörü Shahab Hosseini En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü kazanmıştı.

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün