“Willy satıcı idi. Satıcı adamın hayatında dayanacak, temel olacak bir şeyi yoktur. Bir gülümseyişe bakar, bir cilâlı ayakkabıya. Gülümsemesine karşılık gülümsemediler mi işte o vakit dünyanın sonu gelmiştir. Ondan sonra başına iki delik, oldu bitti. Bu adamı kim kabahatli çıkaramaz. Satıcı adam hayal kurmaya mecburdur. Mesleğin icabıdır bu.” Arthur Miller
Arthur Miller'ın Amerikan rüyasının ardındaki kırılgan gerçekleri yansıtan 1949 tarihli Pulitzer ve Tony ödüllü başyapıtı, ‘Death of a Salesman / Satıcının Ölümü’ yaşlanmış seyyar satıcı Willy Loman'ın yalanlar üzerine kurulmuş, başarısızlık, kimlik kaybı ve hayal kırıklıklarıyla dolu hayatının yıkılışını anlatır.
Modern insanın sistem içinde kayboluşunu ve başarısızlık korkusunu ustalıkla yansıtan, hayaller, başarı arzusu ve aile bağları üzerine kurulu bu zamansız hikâye, Hira Tekindor’un çevirisi ve Rönesans’ın katkılarıyla bir Zorlu PSM prodüksiyonu olarak sahneye taşınıyor.
‘Satıcının Ölümü’nü National Theatre / Ulusal Tiyatro'nun sanat yönetmeni ve baş yöneticisi olarak 2015-2025 arasında görev yapmış, tiyatroya yaptığı hizmetlerden dolayı 2025’te Londra Tiyatro Derneği Özel Ödülü'nü alan 1965 doğumlu İngiliz tiyatro ve film yönetmeni Sir Rufus John Norris yönetiyor.
Yapımın Rufus Norris’in başını çektiği kadrosu ünlü uluslararası sanatçılardan oluşuyor. Dekor tasarımını ödüllü İngiliz sahne tasarımcısı Es(meralda) Devlin, kostüm tasarımını uluslararası tiyatro, opera, bale ve film sahne ve kostüm tasarımcısı Katrina Lindsay, koreografiyi ve hareket tasarımını İspanya-Venezuela kökenli eski dansçı, koreograf, yönetmen Javier De Frutos, ışık tasarımını İngiliz tiyatro, opera ve dans ışık tasarımcısı Oliver Fenwick, müziği Oğuz Kaplangı, ses tasarımını film, televizyon ve tiyatro alanlarında ödüllü besteci, söz yazarı ve ses tasarımcısı Adam Cork üstleniyor. İkinci yönetmen Lerzan Pamir.
Oyuncular: Halit Ergenç, Zerrin Tekindor, Fatih Artman, Kerem Arslanoğlu, Kubilay Karslıoğlu, Beyti Engin, Alize Edizyürek, Buse Kara, Defne Koldaş, İpek Türktan, Mert Aydın, Ömer Cem Çoltu, Talha Kaya.
Oyunculara replikleri olmayan, Ardel Biran, Atakan Büyükbaş, Can Çelik, Duygu Savaşçı, Fethi Arda Ergül, Gürdeniz Bursalı, Hakan Karaca, İsmail Keskin, Merve Tokgöz, Tuğçe Doygunel, Tufan Afşar, Ubey Gül, Yağmur Elif Şeber’den oluşan geniş ensemble eşlik ediyor.
Neredeyse 80 yıllık, Türkiye’de çok kez sahnelenmiş bir oyun olduğu için, konuyu spoiler vermekten çekinmeyerek özetleyeyim:
‘Satıcının Ölümü’, 63 yaşında seyyar satıcı Willy Loman’ın (Halit Ergenç) hiçbir şey satamadığı iş gezisinden erken döndüğü gün başlar ve Willy’nin son 24 saatine odaklanır.
Gerçeklerle yüzleşemediğinden hayal dünyasına sığınarak kurmaca bir geçmiş ve gelecek yaratan Willy, başarının çok çalışmakla değil, popülariteyle geleceğine inanmış, bu yanılgıyla kendini usta bir satıcı olarak görmüştür. Hiçbir zaman sandığı kadar başarılı olamadığından yaşlılık döneminde artık maaş bile alamamakta, sadece komisyonla çalışmaktadır. Başarının gerçek belirleyicisi olan doğal karizmadan yoksun bulduğu, yaşamını sürdürmek için sık sık borç aldığı komşusu Charley (Beyti Engin) varlıklı bir iş adamına, silik oğlu Bernard (Ömer Cem Çoltu) başarılı bir avukata dönüşmüştür. Büyük ümitler bağladığı kendi oğlu Biff’se (Fatih Artman) potansiyelinin çok altında işlerde, büyükbaş hayvancılık işletmelerinde, çiftliklerde çalışmak için liseyi bitirdiğinde evi terk etmiştir.
Eşi Linda'ya (Zerrin Tekindor) kendinden şüphe duyduğunu, evin son taksitiyle faturaları ödemekte iyice zorlanacaklarını itiraf eden Willy, yıllardır görmediği Biff’in hayatına yeniden yön vermek amacıyla eve döndüğünü öğrenir. Son zamanlarda girdiği ruhsal çöküşü, kendine ve etrafına söylediği yalanları fark ettiği halde her zaman destek vermiş Linda onu teselli etmeye çalışır. Willy belleğinde farklı bir dünyaya kaçar, bazen 17 yaşında evden ayrılıp Afrika ve Alaska'da elmas zengini olan, kısa süre önce ölmüş kardeşi Ben’in (Kubilay Karslıoğlu) hayaletiyle konuşmaya başlar, bazen de kendini Ben'e ve onları küçükken terk eden, maceracı ve gizemli babalarına benzetir.
Linda, Biff ve küçük oğlu Happy’ye (Kerem Arslanoğlu) Willy'nin kötüleşen akıl sağlığını, başarısız intihar girişimlerini anlatınca oğulları babalarıyla bir akşam yemeği için buluşma ayarlar. Linda’nın verdiği cesaretle daha iyi şartlar talep etmeye gittiğinde işten çıkarılan Willy, yemekte oğullarına artık işsiz olduğunu söyler. Geçmişin rahatsız edici anılarına dalar, yıllar önce onu Boston’da görmeye gelen Biff’in bir otel odasında kendisini metresi Kadın’la (İpek Türktan) yakaladığını, bu yüzden üniversiteye gitmekten vazgeçtiğini anımsar.
Happy ve lokantada tanıştıkları iki kızla çekip giden Biff akşam babasını bahçede bulur; ve artık kendilerine karşı dürüst olmaları gerektiğini, ne kendisinin ne de babasının asla büyük adamlar olamayacaklarını, Willy'nin popülerlik üzerine kurduğu hayatının yalan olduğunu kabul ederek Amerikan rüyasının bu çarpık versiyonundan vazgeçmesi gerektiğini söyler. Biff gözyaşlarına boğulurken Willy, ailesine 20 bin dolarlık hayat sigortası parası bırakmak amacıyla intihar etmeye karar verir.
Arabasıyla ölümcül bir kaza yaptığında cenazesine sadece ailesi, Charley ve Bernard katılır. Linda, yükümlülüklerinden nihayet kurtulduklarını, artık özgür olduklarını, evin borcunun ödendiğini, ama artık evde yaşayacak kimsenin kalmadığını söyler.
Günümüzde Amerikan rüyası Amerikan kâbusuna dönüştüğü için ‘Satıcının Ölümü’nün yazıldığı yıllara ait toplumsal eleştirisi artık çok geride kalmıştır. Ancak bir ‘Cadı Kazanı’ gibi her dem geçerli güncelliği artık kalmasa da Miller’in derinlikli ve inandırıcı karakterleri, dantel gibi işlenmiş diyaloglarıyla bir aile içi ilişkiler draması olarak hâlâ başyapıt düzeyinde bir metin.
Norris ve uluslararası yapım kadrosu, olaylar genelde dört kişilik çekirdek ailenin içinde geçtiği için çoğunlukla daha içe dönük, daha mahrem biçimde sahneye konulmuş Satıcının Ölümü’nü National Theatre’ın büyük prodüksiyonlarını aratmayacak görkemli bir yapım olarak sahnelemeyi yeğliyor. Devlin’in dekorunun merkezinde sahnenin en derininden başlayıp ilk seyirci sıralarına dek uzanan geniş bir yol var. Bu yolun döner sahnenin tüm olanaklarıyla süzülürcesine hareket hâlinde oluşu görselliğe etkileyici bir derinlik aşılıyor. Müziği Oğuz Kaplangı’ya koreografisi ve hareket düzeni Javier De Frutos’a ait çok başarılı toplu devinimleriyle 13 kişilik ensemble, mahrem, neredeyse tek mekânlık öyküye müthiş bir görsel işitsel boyut katıyor. Oyunun başında Willy’nin uzun yoldan dönüşünün, finalde ise ölüme /sonsuzluğa gidişinin, tek aksesuarları olan sandalyeler aracılığıyla var edilişi olağanüstü.
Norris’in oyuncu yönetimi kusursuz. Yıllardır sahnelerden uzak kalan Halit Ergenç sevgi dolu bir acımayla yaklaştığı Willy’ye neredeyse sempati duymamızı sağlayan etkileyici yorumuyla benzersiz oyunculuğunu bir kez daha kanıtlıyor. Yarattığı en nankör, en silik kadın karakterlerden Linda’yı Zerrin Tekindor ustalıkla edilgen fedakâr anne kişiliğinden sıyırıyor, başarıyla sağduyusuyla aileyi ayakta tutan temel direk olarak var ediyor. Oyunun en sorunlu, huzursuz ve en çekici kişisi Biff’i canlandıran Fatih Artman’ın müthiş etkileyici yorumuna karşın, ZorluPSM’nin artık çağın gerisinde kalmış ses düzeni kimi repliklerini seyirciye ulaştıramıyor.
Her türlü aykırılık ve farklı yorumdan yana olsam da bu metin için böylesine görkemli bir yorum yerine daha yalın, sade ve mahrem bir sahnelemeyi tercih ederdim. Tabii ki kişisel bir bakış ve karar siz seyircilerin. Ancak modern bir klasiğe bu parlak ve etkileyici bakış her hâlükârda izlenmeyi hak ediyor. 20, 21, 22 Mayıs ve 6, 7, 15, 16 Haziran ZorluPSM’de.
