Moris Sabaner'den Ahrida Sinagogu'nda zamansız bir yolculuk

Moris Sabaner´in altıncı kişisel sergisinin açılışı 10 Mayıs Pazar günü bir süredir restorasyonda bulunan Balat Ahrida Sinagogunda gerçekleşti.

Toplum
13 Mayıs 2026 Çarşamba

Çağdaş soyut sanatın dikkat çeken isimlerinden Moris Sabaner, son kişisel sergisinde yine izleyiciyi yoğun bir renk, doku ve katman dünyasına davet etti. Sanatçının önceki solo sergilerinde olduğu gibi bu sergide de güçlü yüzeyler, derinleşen katmanlar ve ışıkla kurduğu ilişki dikkat çekerken; bu kez çalışmaların merkezinde İstanbul’un çok kültürlü yapısı, kökler, aidiyet ve geçmiş ile bugünün iç içe geçişi yer aldı.

Sabaner’in eserlerinde şehir yalnızca bir fon değil; yaşayan, dönüşen ve hafıza taşıyan bir organizma olarak karşımıza çıkıyor. Sanatçı, her gün atölyesine giderken yaptığı vapur yolculuklarında gözlemlediği gün doğumu ve gün batımı renklerini tuvallerine taşıyor. Boğaz üzerinde sürekli değişen ışık, sis, yansıma ve gökyüzü tonları; eserlerde kimi zaman sakin, kimi zaman çarpıcı katmanlar halinde yeniden hayat buluyor.

Özellikle İstanbul’un farklı kültürleri yüzyıllardır bir arada yaşatan yapısı, sanatçının görsel dilinde önemli bir yer tutuyor. Geleneksel olan ile çağdaş olanı aynı yüzeyde buluşturan sanatçı, bazı işlerinde neon ışık kullanarak eserlerine farklı bir boyut kazandırıyor. ‘Roots’ ve ‘Reach’ kelimelerinin yer aldığı neon çalışmalar, köklerimizin doğuşunu, geçmişten bugüne uzanan gelişimini ve insanın hem aidiyet hem de ilerleme arzusunu simgeliyor.

Sanatçı ayrıca, topluluğunun yüzyıllardır yaşamlarını sürdürdüğü Beyoğlu, Balat ve Büyükada semtlerini, kapı formundaki tuvaller aracılığıyla yorumluyor. Bu çalışmalar yalnızca fiziksel mekânları değil; hafızayı, geçmişe açılan geçitleri ve kuşaklar boyunca taşınan kültürel izleri temsil ediyor. Kapılar, bir yandan eski İstanbul’un kaybolmaya yüz tutmuş ruhuna gönderme yaparken, diğer yandan geçmiş ile bugün arasında sembolik bir geçiş alanı oluşturuyor.

Sergide ilk kez tel yüzeyler üzerine gerçekleştirdiği çalışmalarda LED ışık kullanan sanatçı, ışığı yalnızca bir aydınlatma unsuru değil, eserin parçası olarak ele alıyor. Arkadan verilen LED ışıkların tel dokunun arasından süzülmesiyle oluşan görüntü, eserlerde hem fiziksel hem de duygusal bir derinlik yaratıyor. Katmanların arasından yayılan ışık, kimi zaman hafızayı, kimi zaman görünmeyeni ya da geçmişten bugüne taşınan izleri çağrıştırıyor.

Serginin mekân seçimi de bu anlatının önemli bir parçasını oluşturuyor. Yüzyıllardır ayakta duran Ahrida Sinagogu, serginin geçmiş ile bugün arasında kurduğu bağı güçlendiren sembolik bir alan haline geliyor. Tarihi yapının içinde yer alan eski kapılar, çağdaş neonlar ve LED ışıklarla birleşerek geçmiş, bugün ve gelecek arasında güçlü bir bütünlük oluşturuyor. Mekânın taşıdığı tarihsel hafıza ile sanatçının çağdaş anlatım dili iç içe geçerken, sergi yalnızca görsel bir deneyim değil; zamanlar arasında kurulan duygusal bir yolculuğa dönüşüyor.

 

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün