Kendinizi buzdolabı karşısında bulduğunuz anda kendinizi kontrol etmeye çalışmak çoğu zaman neden işe yaramıyor?
Birçok insanın çok iyi bildiği bir andan bahsedelim bugün.
Kendinizi buzdolabının ya da mutfak dolabının önünde bulduğunuz o an.
Aslında gerçekten aç değilsiniz. Yine de bir şeyler yemeye başlıyorsunuz.
Ve arkasından hemen bir takım düşünceler geliyor:
"Neden yine bunu yaptım?"
"Daha iradeli olmam lazım."
"Neden kendimi kontrol edemiyorum."
"Galiba bu yemek işinin içinden hiç çıkamayacağım."
Çoğu insan bu durumun bir irade meselesi olduğuna inanıyor.
Ama ya gerçek öyle değilse?
Sorun İrade Değil, Karşılanmamış İhtiyaçlar
Özellikle yüksek sorumluluk duygusu olan, güçlü ve hayatın yükünü omuzlarında taşıyan kadınlarla yaptığım çalışmalarda gördüğüm şey çok farklı.
Bu kadınlar disiplinsiz değil.
Aksine, genellikle her şeyi bir arada tutan kişiler. Güvenilirler. Sorumluluk sahibiler. Herkesin dayanağı olan kişiler.
Ama tüm bunların altında başka bir şey daha oluyor.
Bedeniniz, sizin kendiniz hakkında ne düşündüğünüzle ilgilenmiyor. Sadece ihtiyaçlarınızın karşılanıp karşılanmadığına bakıyor.
Ve ihtiyaçlar karşılanmadığında, beden bir şekilde buna cevap veriyor.
‘Yeme Anı’ Aslında Sorunun Kendisi Değil
Çoğu insanın fark etmediği şey şu: Günün sonunda yaşanan o ‘yeme anı’ aslında sorunun kendisi değil. O, gün boyunca gelişen sürecin sonucu.
Gün içinde bedeniniz sürekli sinyaller gönderiyor.
Acıkıyorsunuz. Yoruluyorsunuz. Bir mola ihtiyacı hissediyorsunuz. Bunalmış hissediyorsunuz. Duygusal olarak bir şeyler hissediyorsunuz. Desteğe ihtiyaç duyuyorsunuz.
Bunlar rastgele değil. Bunlar bedeninizin sizinle iletişim kurma şekli.
Ama çoğumuz bu sinyalleri görmezden gelmeyi öğrenmişiz.
Devam ediyoruz. Yemeyi erteliyoruz. Dinlenmeyi erteliyoruz. Duygularımızı bastırıyoruz. "Kendimle sonra ilgilenirim" diyoruz.
Yani aslında gün boyunca kendimizi arka plana atıyoruz.
İhtiyaçları Göz Ardı Etmenin Farklı Yolları
Zaman içinde bunun danışanlarımda belirli şekillerde ortaya çıktığını görmeye başladım.
Bazı kadınlar sürekli kendini daha fazlasını yapmaya zorluyor.
Yorgun olsalar bile durmuyorlar. Sınırlarını sürekli aşıyorlar. "Biraz daha dayanırım" diyorlar. Ama beden bir noktada direnmeyi bırakıyor.
Bazıları yeterince beslenmiyor.
‘Sağlıklı yemeye’ çalışıyor ama aslında bedeninin ihtiyacından çok daha az yiyor. Ya öğünlerini atlıyor ya da sıklıkla geciktiriyorlar. Ve akşam olduğunda beden ‘yeterli enerji almadım’ diye kendini hatırlatıyor.
Bazıları duygularını içinde tutuyor.
Yoğun olarak hisseden, herkese duygusal alan tutan kadınlar bunlar. Ya duygularını ifade etmiyorlar, ya da duygularını sürekli halı altı yapıp günlük koşturmaca sırasında hissettiklerini tam olarak yaşamaya vakit bulamıyorlar.
Çoğunlukla herkesi dengede tutan, harmoniyi sağlayan olmaya devam ediyorlar. Ve görünürde "güçlü" kalıyorlar.
Bazıları ise tamamen tükenmiş durumda.
Dışardan ne kadar güçlü görünseler de içerde pili bitmiş bir kadın var. Enerjisi düşük ama buna alışmış. Yine de hayatına devam ediyor, es vermeden, dinlenmeden.
Sonuç Hep Aynı
Kısacası ihtiyaçlarınızı göz ardı etme şekli herkes için farklı olabilir. Ama varılan nokta, yani sonuç aynı.
İhtiyaçlar sürekli ertelendiğinde, birdenbire mucizevi bir şekilde yok olmuyorlar. Gittikçe birikiyorlar.
Ve günün sonunda beden artık nazikçe "ihtiyacımı alabilir miyim lütfen?" diye sormaktansa, çok daha güçlü ve bazen sert bir şekilde kendini ifade ediyor.
Gün içinde eksik kalanı telafi etmeye çalışıyor. İşte o anda yemek devreye giriyor.
Zayıf olduğunuz için değil. İradesiz olduğunuz için de değil.
Bedeniniz gün içinde alamadığını almaya çalıştığı için.
Bu belki:
Neden Kontrol Etmek İşe Yaramıyor
İşte tam bu yüzden, o kendinizi buzdolabı karşısında bulduğunuz anda kendinizi kontrol etmeye çalışmak çoğu zaman işe yaramıyor.
Çünkü mutfağa geldiğinizde aslında o süreç saatler önce başlamış oluyor. Ve siz "kendimi daha çok tutmalıyım, daha az yemeliyim" derken, aslında sürecin en son noktasına, sonuca müdahale etmeye çalışıyorsunuz.
Ama asıl değişim daha erken başlamalı.
Peki Ne Değişmeli?
Daha fazla kontrol etmeye çalışmak değil. Daha erken fark etmek.
Bedeninizi daha iyi dinlemek. Sinyalleri daha iyi okumak.
Bu kalıbı kırmak için, bir dahaki sefere kendinizi aç olmamanıza rağmen buzdolabı önünde "bir şey istiyorum ama karar veremiyorum" derken bulduğunuzda şunu deneyebilirsiniz.
Adım 1: Durun
Önce bir saniye durun. Videonun ‘pause’ düğmesine basar gibi. Bir derin nefes alın. Kendinizi durdurmak için değil, yavaşlamak için.
Adım 2: Sorun
Sonra kendinize şunu sorun: "Bugün alamadığım hangi ihtiyacımı burada arıyorum?"
Bu yemek olabilir. Dinlenmek olabilir. Duygusal destek olabilir. Bir mola olabilir.
Adım 3: Seçin
Sonra seçim yapın. Eğer hâlâ yemek istiyorsanız, yiyin.
Ama aradaki fark şu: Böyle yavaşlayıp bedeninizi dinledikten sonra yaptığınız seçim artık eskisi gibi tepkisel ve otomatik olmak yerine farkındalıkla bir seçim haline geliyor.
Asıl Kazanç: Kendinize Güven
Zamanla bu küçük değişimin yaratacağı çok önemli bir şey var. Tartıdaki sayıdan veya kıyafetleriniz içinde nasıl göründüğünüzden çok daha önemli bir şey: Kendinize olan güveniniz.
Çünkü yemekte aradığınız asıl ihtiyacı bulduğunuzda ve onu gerektiği gibi karşıladığınızda, artık yemek sizi kontrol ediyormuş gibi hissetmezsiniz.
Bedeninizi anlamaya başlarsınız.
Kendinizle savaşmayı bırakırsınız. Kendinizi hırpalamaktan vazgeçersiniz.
Bedeninizle harmoni içinde hareket etmeye başlarsınız.
Ve İlginç Bir Şey Olur
Gün içinde ihtiyaçlarınız karşılandıkça, akşam gelen o yoğun yeme isteği azalır.
O anlar daha sakin hale gelir. Daha anlaşılır. Daha yönetilebilir.
Bu Mükemmellik Değil, Dinlemek ve Anlamakla İlgili
Bu mükemmel olmakla ilgili değil.
Hiçbir zaman aç değilken yemek yememekle ilgili de değil.
Bu, yüzeyde gördüğünüz davranışın altındaki nedeni anlamakla ilgili.
Çünkü kendinizi suçlamayı bıraktığınızda, nihayet bedeninizin mesajlarını dinlemeye başlarsınız.
Ve dinlemeye başladığınızda, bedeniniz dikkatinizi çekmek için artık bu kadar yüksek sesle konuşmak zorunda kalmaz.