İREF Başkanı Niko Uzunoğlu'yla İstanbul Rumları, mübadele ve hafıza üzerine

Burcu SUNAR CANKURTARAN Perspektif
13 Mayıs 2026 Çarşamba

Daha önce de hakkında yazdığım ‘100. Yılında Nüfus Mübadelesi’ projemiz için ilk kapsamlı yurtdışı saha araştırmamızı gerçekleştirdik. Sekiz gün boyunca Atina, Selanik ve Serez’de, 1920’lerin başlarında Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden Yunanistan’a göç eden Rum mübadillerle konuştuk. Çoğu zaman duygusal olarak oldukça yoğun anlar yaşadık; sofraları paylaştık, kelimenin tam manasıyla birlikte gülüp birlikte ağladık. Anlatacak çok şey var. Edindiğimiz bilgileri uzunca yazılmış birkaç yazıda toplayabilirim belki; fakat hissettiklerimi, bir mübadil çocuğuyla ya da torunuyla ortak hislerimizi, konuşabildiklerimizin zorluğu bir yana dile getirmeye bile cesaret edemediklerimizi, samimiyetle içimizden geçenleri ifade ederken birbirimizi incitmemeye çalışmanın o incelikli bakışını, her şeyin özetinin son söylenen cümlede değil, son sarılmada saklı oluşunun kederini kelimelerle ifade etmem hayli zor. Rembetikonun acılı neşesinin, mübadele üzerine yazılmış onlarca roman olmasının sebebini artık daha iyi anlıyorum. Sanat; kabul etmeyi, yüzleşmeyi, açıkça söylemeyi göze alamadıklarımızı bağıra çağıra ifade etmenin en kestirme ve üstelik en büyülü yolu.

İçimde biraz daha demlendirdikten sonra, görüşmelerimiz hakkında yazmak için sabırsızlanıyorum. Bugünkü yazıyı ise Atina’dayken buluşma fırsatı bulduğumuz, kendi ailesi mübadil olmasa da akrabalarının mübadil olması sebebiyle, mübadeleye ilişkin hayli bilgisi olan Profesör Dr. Niko Uzunoğlu’na ayırmak istedim. Uzunoğlu’yla görüşmemiz, projemizin amacı açısından epey zihin açıcı oldu. Çünkü, aslında sadece Rum mübadillerle görüşmek üzere bir planlama içindeydik; İstanbullu Rumlar zaten ‘etabli’ yani ‘yerleşik’ sayılarak mübadeleden muaf tutulduğu için, projemize dahil değildi. Ancak, Türkiye’de ve Yunanistan’da çeşitli kuruluşlarla işbirliği yaptığımız için, doğrudan değilse bile dolaylı bir katkı alabilme düşüncesiyle İstanbullu Rumların Evrensel Federasyonu’na (İREF) da e-posta yazmıştık. Cevap doğrudan İREF Başkanı Niko Uzunoğlu’ndan gelince çok memnun olmuş, İREF’in İstanbullu Rumlarla ilgili projelerini dinlemek için iyi bir fırsat yakaladığımızı düşünmüştük. Öte yandan, saatlerce geç kaldığım randevuya nihayet gidip, Atina’nın Neratziotissa tren istasyonunda buluşup -elbette demleme değil poşet- çay içmeye başladığımızda, Uzunoğlu’nun ve İREF’in çalışmalarının çok katmanlı olduğunu fark etmek pek de uzun sürmedi. Türkiye’nin ve Yunanistan’ın siyasi, ekonomik ve toplumsal arka planı eşliğinde, sadece İstanbul Rumlarını değil, şaşırtıcı biçimde İREF’in mübadillerle ilgili çalışmalarını da konuştuk.    

Niko Uzunoğlu ve İREF           

Uzunoğlu, 1951 İstanbul doğumlu. Annesi ve babası, Kapadokya bölgesindeki, günümüzde Aksaray’a bağlı Güzelyurt, eski adıyla Gelveri köyünden. Dedesinin bir ayağı Göztepe’deki dükkânı sebebiyle halihazırda İstanbul’dayken, babaannesi de 1922’de iki oğlunu alıp İstanbul’a gelmiş ve kalmış. Böylece, aile mübadeleden muaf tutulmuş. Mübadil akrabaların yaşadıkları zorluklar, Uzunoğlu büyürken, ailede hep konuşulan konulardan biri olmuş; göç etmek zorunda kalmadıkları için kendilerini şanslı saymışlar. Diğer taraftan, İstanbul’daki hayat, başka açılardan zorlayıcı olmuş. Uzunoğlu, Türkiye vatandaşı olmalarına rağmen, devletin dışlayıcı tutumunu çocukluğundan beri, İstanbul Teknik Üniversitesi’ndeki öğrencilik yılları hariç, hep hissettiğini anlatıyor. 6-7 Eylül Olayları, Kıbrıs’la bağlantılı olarak 1960’ların başları ve 1974, nasıl pek çok Rum’un İstanbul’u terk etmeye karar verdiği tarihse, Uzunoğlu ve ailesi için de öyle olmuş. Kıbrıs Harekatı’nın ardından, tam da o sırada İngiltere’deki doktorasını bitiren Uzunoğlu, bir daha İstanbul’da yaşayamayacağını görerek Yunanistan’a yerleşmiş, arkasından da anne ve babası gelmiş.         

Ne var ki, böyle bir çırpıda yazmak kolay olsa da Yunanistan’a göç, artan siyasi ve toplumsal baskılar sebebiyle kendi iradeleriyle göç etmeyi tercih edenler için de her şeyin rayına oturduğu bir çözüm getirmemiş. Rum olsalar da neticede daha önce yaşamadıkları bir ülkeye gelmiş olmak, kültür farklılığı, çalışma ve oturma izinlerinin ve vatandaşlığın alınmasının zahmetli bir bürokratik süreç gerektirmesi, bu sebeplerle sigortasız çalışıp emekli maaşı sahibi olamamak gibi ekonomik zorluklarla mücadele, psikolojik olarak da göçenlerin üzerinde derin izler bırakmış. Uzunoğlu, bu sürecin özellikle kadınlar üzerindeki etkisinin yıpratıcılığına vurgu yapıyor.

İREF’in kuruluşunun arkasındaki motivasyonun çerçevesi de bu. İREF, İstanbul kökenli Rumlar için bir dayanışma zemini. İhtiyacı olan ailelere barınma desteği, aylık alışveriş desteği, ilaç desteği ve hatta cenaze işlemleri için destek veriliyor. Yunanistan’da okuyan İstanbul kökenli Rum öğrencilere burs sağlandığı gibi, lisanslarını Yunanistan’da tamamlayan gençlere, Türkiye’de yüksek lisans ve doktora yapmaları için de destek olunuyor. Uzunoğlu, bu bütçeyi bağışlarla oluşturduklarını, devletin katkısının çok az olduğunu söylüyor. Temel amaçları, İstanbul Rum nüfusunun yok olmaması. En azından İstanbul’da yaşamak isteyen gençler için İstanbul’a dönüş kapılarının açık tutulmasını arzu ediyorlar. Uzunoğlu’nun bakış açısı, geçmişi ve acıları unutup geleceğe bakmak değil; İstanbul kültürünü unutmamak, yaşatmak, anlatmak, öğretmek üzerine.

İREF, bir mübadil kurumu olmamasına rağmen, mübadeleyle ilgili de önemli çalışmalar yapıyorlar. Örneğin, Lozan tutanakları tamamen gönüllü çalışan kişilerin katkısıyla ilk kez geçtiğimiz haftalarda Yunanca’ya çevrilmiş. 2018’de Yunanistan’daki devlet arşivlerinde buldukları, Türkiye’deki tasfiye komisyonlarının tutanaklarını içeren arşivi fotoğraflamışlar ve bir kısmını dijital ortama da aktarmışlar. Yunan Milli Bankası’nda rastladıkları, mübadillere ödenecek tazminatlara ilişkin bir arşiv üzerine çalışma başlatmışlar. Etabli kayıtlarını dijitale çevirmişler. Yunanlıların İzmir’de 20. yüzyılın en önemli matematikçilerinden Konstantin Karatodori öncülüğünde kurmayı tasarladıkları, ancak 1922’de İzmir’deki olayların neticesinde eğitime başlayamayan üniversiteye ait bir arşiv üzerinde de çalışmışlar. Benzer konularda çevirdikleri kitaplar, hazırladıkları kitapçıklar var.  

Uzunoğlu buraya sığdıramayacağım kadar çok çalışmadan ve girişimden bahsediyor. Ben de son olarak ona şunu soruyorum: “Emekli olup köşenizde rahat edebilirdiniz. Bütün bunlar, neden?” Uzunoğlu şöyle cevaplıyor: “Neden?... Romantik bir nostalji hissim yok. Olayların folklorize edilmesine de karşıyım. Vazife duygusu… Aldığım eğitim… Bana yapılan ayrımcılıklar, haksızlıklar…”

Siz de yorumunuzu yapın

Tüm Yorumları Görün