Bu yıl 2541 film arasından seçilen 22 film ödül listesine girmeye çalışacak. Bunlardan 11´inin yönetmeni ilk kez Cannes´a katılacak. Bu yazımda yarışma filmlerinin özelliklerinden bahsedeceğim.
Mayıs ayının en önemli sanat etkinliği 79. Cannes Film Festivali salı akşam başladı. Festival, ödüllerin dağıtılacağı 23 Mayıs’a kadar devam edecek. Festival Direktörü Thierry Frémaux yarışmaya katılacak filmleri ilan ettiği basın toplantısında, bu yıl 141 ülkeden 2.541 filmin Cannes’da yer almak için müracaat ettiğini söyledi. Bunlardan 22’si ana yarışmada Altın Palmiye Ödülü’ne ulaşmaya çalışacak. Aralarında evvelce bu ödülü kazanan iki yönetmenin filmi var: Japon Hirokazu Kore-eda ve Rumen Cristian Mungiu. Başarılarını tekrarlamaları halinde bu iki yönetmenden biri, Cannes’ın ünlü ‘Çifte Altın Palmiyeli Yönetmenler Kulubü’nün yeni üyesi olacak. Evvelce bu festivalde sayısız kez ödül listelerine girmeyi başarmış, Pedro Almodovar, Asghar Farhadi, Andrey Zvyagnitsev, Lucas Dhont, Pawel Pawlikowski, Ryusuke Hamaguchi gibi dev yönetmenler seçkinin ağır topları olarak bu yıl da yarışa katılacak. Ana yarışmanın programının özeliklerine gelince… Ana seçkide ‘savaş’ı merkezine alan, değişik ülkelerden gelen altı film var. Laszlo Nemes ‘Moulin’de Fransız direniş hareketinin bir kahramanı olan Jean Moulin’in mücadelesini anlatacak. Belçikalı Lucas Dhont’un ‘Korkak / Coward’ında Paul Mescal’i I. Dünya Savaşı hendeklerinde çarpışırken göreceğiz. Fransız Emmanuel Marre ‘Notre Salut’de, Fransa’ya ihanet eden Mareşal Petain’in Vichy hükümetine girmeye çalışan Swan Arlaud’yu izleyeceğiz. Polonyalı Pawel Pawlikowski ‘Vatan’da II. Dünya Savaşı’ndan sonra harabe halindeki ülkesi Almanya’ya 1949 Goethe Ödülü’nü almak için dönen Thomas Mann’ın izini sürüyor. Sürgündeki hayatını Fransa’da geçiren Rus yönetmen Andrej Zvyagintsev ‘Minotaur’da Claude Chabrol’ün ‘La Femme İnfidele’inin remake’ini yapıyor. Küresel sinema sınırları zorlamaya devam ederken, 2026 seçkisi Hollywood’un yaratıcı krizine dikkat çekiyor. Festival uluslararası seslerin sinemayı nasıl yeniden şekillendirdiğini vurgulayarak özgünlük ve kültürel çeşitliliğin sektörü ileriye götürdüğünü kanıtlıyor.
“Seçki zeki filmlerden oluşuyor”
Bu yılki ana yarışma, eşi benzeri görülmemiş sayıda Fransızca filme ev sahipliği yapıyor. Asghar Farhadi’nin ‘Paralel Hikâyeler / Histoires Paralleles’i, Laszlo Nemes’in ‘Moulin’i, Ryusuke Hamaguchi’nin ‘Anidain / Soudain’i, Fransa’nın ortak yapımlardaki gücünü de simgeliyor. Ayrıca Léa Mysius, Charline Bourgeois-Taquet ve Jeanne Herry gibi üç güçlü kadın yönetmen Altın Palmiye için yarışacak. Thierry Frémaux 2026 seçkisinin en önemli özelliğinin, yapıtların senaryo ve mizansenleriyle ‘zeki’ filmlerden oluştuğuna dikkati çekti. Dikkatleri çeken diğer bir özellik Amerikan Sinemasının bu yıl Cannes’da temsil edilmeye pek sıcak bakmadığı. İki yıl önce ‘Anora’ ile Altın Palmiye Ödülü ile kucaklaşan Amerikan Sineması yıllardır Cannes’a üç-dört filmle katılıyordu. Bu yıl Hollywood festivale iki iddiasız film göndermekle yetindi: Ira Sachs’ın AIDS üzerine ‘Sevdiğim Adam / The Man I Love’ı ve James Gray’in ‘Kâğıt Kaplan / Paper Tiger’i.
2026 Cannes seçkisinin en önemli özelliklerinden biri 22 filmin 11’inin yönetmenlerinin ilk kez Cannes Film Festivali’ne katılacak olmaları. Bu, Cannes’ın sinema tarihindeki genç istidatları keşfetme ayrıcalığını sürdürmeye kararlı olduğunun bir göstergesi. Ancak geçen senenin programdaki altı kadın yönetmenine karşı bu yıl ana yarışmada beş kadın yönetmenin filmleri var. Bu yıl ana seçkinin en büyük eksiklikleri İngiliz, İtalyan, İskandinav ülkelerinin temsilcilerinin olmayışı. Ayrıca Latin Amerika’nın ve Afrika ülkelerinin de Cannes’da filmleri yok. Bu festivalden ödül almaya alışık İngiliz sinemasının ve II. Dünya Savaşı sonrasında Yeni Gerçekçilik Akımıyla büyük bir sıçrama yapmışken son yıllarda uluslararası arenada suskun kalan İtalyan sinemasının eksiklikleri hissedilecek. Hollywood etkisinin azaldığı, uluslararası bağımsız sinemanın gövde gösterisine soyunduğu 79. Cannes Film Festivali yine de dev isimleri bir araya getirecek. Amerikan sinemasının kısıtlı katılımına karşın, İspanya ve Japonya’nın ana yarışmada üçer filmle yer almaları festival tarihinde pek yaşanmayan bir şey.
Bu ağır toplara değinecek olursak, Cannes’a beklenti içinde gelecek yönetmenlerin başına İspanyol sinemasının yaşayan en büyük yeteneği Pedro Almodovar’ı koymak lazım. Fransa’da çok sevilen, Cannes’ın gözdeleri arasında sayılan, jüri başkanlığı yapmış Oscar ödüllü İspanyol usta, bu festivale altı kez katılmasına rağmen Altın Palmiye Ödülü’ne layık görülmedi. ‘Annem Hakkında Her Şey / Todo Sobre Mi Madre’, ‘Volver’ gibi başyapıtları büyük ödülü hep ıskaladı. İlk film kendisini En İyi Yönetmen yapmakla yetinirken, ikincisi tüm kadın oyuncularına 2006’nın En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü getirdi. Bu yıl katıldığı ‘Acı Noel / Amarga Navidad’ kendi hayatından esinlenen, anılarını ve gerçek olayları kurgusal ögelerle harmanladığı ‘otofiksiyon’ (otobiyografik kurgu) türünde bir film. İspanya’da vizyona giren ve çok iyi eleştiriler alan filmin şeytanın bacağını kırıp Almodovar’ı Altın Palmiye ile taçlandırıp taçlandırmayacağı merak konusu. Japon usta Hirokazu Kore-eda’nın, başta Altın Palmiye Ödüllü ‘Arakçılar / Manbiki Kazuko’ (2018) başyapıtı olmak üzere, aile olgusunu işleyiş biçimi sinemaseverler için çok ayrı bir yerde. Yönetmen bu kez ‘Kutudaki Koyun / Sheep In The Box’ da alışık olduğumuz sıcak aile dramlarının içine bir bilim kurgu teması da ekleyerek izleyicisini fazlasıyla heyecanlandırıyor.
Ülkesinde film çeviremeyen İranlı usta Asghar Farhadi Cannes’a evvelce beş kez katıldı. Bunlardan ‘Satıcı / Forushande’ kendisini 2016’da En İyi Senaryo yazarı, oyuncusu Shahab Hosseini’yi En İyi Erkek Oyuncu yaptı. ‘Geçmiş / Le Passé’ (2013) Fransız aktris Bénérice Bejo’ya En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü getirdi. Bu yıl Fransa’ya bu filmden 13 yıl sonra döndüğü ‘Paralel Hikâyeler / Histoires Paralleles’in oyuncu kadrosunda Catherine Deneuve, Isabelle Huppert, Virginie Efira, Vincent Cassel, Pierre Niney gibi dev Fransız oyuncular var. İspanya’da çektiği ‘Herkes Biliyor / Everybody Knows’tan sonra İran dışındaki bu son filmi için, “Farhadi söz konusu olunca beklentiler her zaman yüksektir” demekle yetineyim. ‘Saul’un Oğlu / Saul Fia’ ile sinema tarihinin Holokost konusundaki en özgün filmlerinden birinin yaratıcısı olan Laszlo Nemes, ‘Moulin’ filmiyle Cannes’daki iki ödülüne yenisini eklemeyi deneyecek. Film 2. Dünya Savaşı sırasında işgal altındaki Fransa’da direniş hareketini ekrana taşıyor.
Yarışmanın ağır topları
Hirokazu Kore-eda ‘Kutudaki Kuzu / Sheep in the Box’ta yakın gelecekte geçen oldukça duygusal ve felsefi bir hikâye anlatıyor: Çocuklarını kaybeden bir çift, büyük bir yas içindedir. Kayıplarının ardından son derece gelişmiş bir insan benzeri olan robotu oğulları olarak evlerine kabul etmeye karar verirler. Vatandaşı Ryusuke Hamaguchi ‘Aniden / Soudain’ adlı filminde Parisli bir huzurevi yöneticisi (Virginie Efira) ile kanser hastası Japon yönetmeni bir araya getiriyor. Film iki kadın arasındaki derinden etkileyici mektuplaşma üzerine. Japon usta filmini Paris’te çevirdi. Rumen Cristian Mungiu ‘Fiyord / Fjord’da, uzak bir Norveç köyüne taşınan Rumen-Norveçli bir ailenin, çocuklarına yönelik rahatsız edici davranışlar sergilediği şüphesiyle, kasaba halkının acımasız merceği altına alınmasını, doğan kaosu ve toplumsal baskıyı inceliyor. Film ‘bir karar alma aşamasında ne yapılır?’ sorusuna cevap arıyor.
Belçikalı Lucas Dhont ‘Korkak / Coward’da kamerasını I. Dünya Savaşı’na doğrultuyor. Cephe gerisindeki askerler morallerini yüksek tutmaya çalışırken, kendini kanıtlamak isteyen genç Belçikalı Pierre, moral yükseltmenin yolunu bulması istenen Francis ile tanışır. 1914’te geçen film, dönemin fotoğraf kalitesiyle çekildi. Ana yarışmadaki tek Alman yönetmen Marie Kreutzer ‘Nazik Canavar / Gentle Monster’da konser piyanisti Lucy, kocası Philip’in şiddetli tükenmişlik sendromunu hafifletmek umuduyla ailesini şehirden bir kır evine taşıyor. Ancak Lucy hayatını alt üst eden bir gerçeği keşfeder. En İyi Uyarlama Senaryo Oscar Ödülü’ne aday gösterilen ‘Emilia Perez’in senaristlerinden biri olan Léa Myrrus, ‘Gecenin Hikâyesi / Histoire de la Nuit’de, yönettiği filmin senaryosunu Laurent Mauvignier’nin bir romanından uyarladı. Fransa’nın kırsalındaki bir köyde geçen hikâye, bir aile ile komşularını merkezine alıyor.
Andrey Zvyagintsev ‘Minotaur’da 2022 Rusya’sında, bir taşra kasabasında, çalışanlarını işten çıkarmak üzere olan bir yöneticinin, eşinin kendisini aldattığını öğrenmesiyle girdiği psikolojik ve ahlaki çıkmazı anlatıyor. Genç İspanyol Rodrigo Sorogoyen ‘Sevilen Kişi / El Ser Querdo’da senarist olarak Isabel Pena, oyuncu olarak Javier Bardem ile işbirliği yapıyor. Filmin merkezinde ünlü bir yönetmen ile arasının açık olduğu, oyunculuk kariyerinde zorluklar yaşayan kızı var. Bir filmde birlikte çalışınca, ‘geçmişin ağırlığı aralarındaki kapamayan yaraların yeniden açılacak mıdır?’ sorusunu soran ilginç bir film içinde film. Ana yarışmaya sonradan eklenen Amerikan filmi ‘Kâğıt Kaplan / Paper Tiger’da James Gray, her zamanki gibi bir gangster draması anlatıyor. ‘Amerikan Rüyası’nın peşinde koşan iki kardeş şiddet dünyasında Rus mafyasının ağına düşüyorlar. Başrollerde prestijli Adam Driver ile Scarlett Johansson’u izleyeceğiz. Bu yazıda anlattığım tüm filmler için karar verecek jürinin başında, Cannes’da ilk kez jüri başkanlığı yapacak bir Güney Koreli olarak, Park Chan-wook var. Bu festivalde En İyi Yönetmen Ödülü, Jüri Ödülü, Teknik Ödül kazanmış olan Chan-wook ve jürideki arkadaşları, 22 film arasında kuyumcu titizliğiyle ödül listesini oluşturacaklar.